Sayıştay Haberleri

Sayıştay ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Sayıştay ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

ÖSYM, YGS Sınav Giriş Yerlerini Açıkladı
ÖSYM 2014 YGS giriş yerleri ne zaman açıklanacak? sorusunun cevabı ÖSYM YGS sınavına gireecek adaylar tarafından büyük bir heyecanla bekleniyor. ÖSYM 2014 YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) başvuruları YGS sınav giriş yerleri açıklamasında.YGS 2014 SINAV YERLERİNİ ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYIN 2014 YGS sınavı 23 Mart Pazar günü yapılacak ve Adaylar Sınav giriş yerleri ve sınav giriş belgesi bilgilerini 13 Mart 2014 tarihinden itibaren Aday işlemleri servisi ais.osym.gov.tr adresinden öğrenebilecektir. 2014 YGS sınavı aday işlemlerini aşağıdaki linke tıklayarak ais.osym.gov.tr adresinden öğrenebilirsiniz. Yükseköğretime Geçiş Sınavı; Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri olmak üzere 4 bölümden oluşur. Her bölümden 40 soru olmak üzere toplamda 160 soru sorulmaktadır. Sınav süresi, tek oturumda 160 dakikadan oluşmaktadır. Lisans Yerleştirme Sınavı'na girmeye hak kazanabilmek için herhangi bir puan türünde 180 puanın geçilmesi gerekir. Sınava giren adayın sınav sonuçları; YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5, YGS-6 olmak üzere 6 farklı puan olarak açıklanır. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) Tarihi, Saati ve Süresi: 23 Mart 2014 (Pazar), 10.00, 160 dakika Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) Başvuru Tarihleri: 21-30 Nisan 2014 LYS-1: Lisans Yerleştirme Sınavı-1 (Matematik) Tarihi, Saati ve Süresi: 15 Haziran 2014 (Pazar),10.00, 135 dakika LYS-5: Lisans Yerleştirme Sınavı-5 (Yabancı Dil) Tarihi, Saati ve Süresi: 15 Haziran 2014 (Pazar), 14.30, 120 dakika LYS-2: Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (Fen Bilimleri) Tarihi, Saati ve Süresi: 21 Haziran 2014 (Cumartesi), 10.00, 135 dakika LYS-3:Lisans Yerleştirme Sınavı-3 (Edebiyat-Coğrafya) Tarihi, Saati ve Süresi: 22 Haziran 2014 (Pazar), 10.00, 120 dakika LYS-4: Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (Sosyal Bilimler) Tarihi, Saati ve Süresi: 14 Haziran 2014 (Cumartesi), 10.00, 135 dakika 2014 ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME SİSTEMİ - GİRİŞ BELGESİ DÖKÜMÜ 2014 YGS sınavına çok az bir süre kaldı. YGS 'ye girecek adaylar sınav giriş yerlerini öğrenmek için gözlerini ÖSYM 'ye çevirmiş durumda. YGS 'ye girecek adaylar heyecanla sınav giriş yerlerinin açıklanmasını bekliyor. Peki 2014 YGS giriş yerleri ne zaman açıklanıyor? ÖSYM YGS giriş yerleri hakkında bir açıklama yaptı mı? 2014 YGS YGS sınavı ile ilgili tüm ayrıntıları bugun.com.tr 'den öğrenebilirsiniz. 2014 YGS giriş yerleri için sınava girecekler ÖSYM'den gelecek haberi bekliyor. 2014 YGS 2014 YGS giriş yerleri ÖSYM tarafından belirlendikten sonra YGS sınavına girecek adaylar ais.osym.gov.tr adresinden sınav yerini öğrenecektir. YGS sınavından ortalama olarak 10 gün önce giriş yerleri belirleniyor! Sınava girecek üniversite adayları giriş yerini rahat bir şekilde bakma imkanı bulmaktadır. Üniversite sınavına girecek öğrenciler sınav giriş yerlerinin ne zaman yayınlanacağı konusunu merak etmektedir. 2014 YGS giriş yerleri ne zaman açıklanacağına dair OSYM önceden herhangi bir tarih belirtmemektedir. Yükseköğretime Geçiş Sınavı; Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri olmak üzere 4 bölümden oluşur. Her bölümden 40 soru olmak üzere toplamda 160 soru sorulmaktadır. Sınav süresi, tek oturumda 160 dakikadan oluşmaktadır. Lisans Yerleştirme Sınavı'na girmeye hak kazanabilmek için herhangi bir puan türünde 180 puanın geçilmesi gerekir. ÖNLEM ALINDI Milli Eğitim Bakanlığı, paralel yapının seçimlere bir hafta kala yapılacak Yüksek Öğretime Giriş Sınavı'ndaki kaos planına yönelik önlem aldı. Yaklaşık 2 milyon öğrencinin gireceği sınav sırasında güvenlik önlemleri üst seviyede tutulacak. Yedek görevli sayısı çoğaltılacak. Usulsüz rapor alanlar hakkında kanuni işlem yapılacak. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), seçimlere bir hafta kala yapılacak Yükseköğretim Geçiş Sınavı'nda (YGS), bazı öğretmenlerin topluca izin alarak kaos yaratacağı iddialarına ilişkin önlem aldı. Yaklaşık 2 milyon üniversite adayı seçimlere bir hafta kala, 23 Mart'ta üniversiteye girişte birinci aşama olan YGS'ye girecek. KAMUOYU YANILTILACAK İddialara göre, sınav öncesi, bazı öğretmenler topluca izin alacak, sınav günü ise öğretmenlerden bir kısmının 'tehdit ve şantajlarla' görevlerini ihmal etmeleri sağlanıp, sınavın güvenli ortamda gerçekleştirilmesine engel olunacak. Soruların sızdırıldığına ilişkin haberler de medyada yer alacak. ÖNLEMLER ŞİMDİDEN ALINDI Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre MEB, kaos çıkarabileceğine ilişkin iddialarının ortaya atılması üzerine harekete geçti. MEB, iddialar üzerine, ÖSYM ile işbirliği halinde olası sorunları çözecek tedbirleri hayata geçirecek. Güvenlik önlemlerinin artırılmasından, yedek görevli sayısının çoğaltılmasına kadar bir dizi önlem ise şimdiden alındı. Bakanlık yetkilileri, sınav sonrasında da hukuka aykırı biçimde sınav görevlerini yerine getirmeyen veya ihmal edenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılacağını vurguladı. DEMİR PLANA KARŞI UYARMIŞTI ÖSYM Başkanı Ali Demir, 23 Mart'ta seçimlere bir hafta kalan yapılacak olan ve 2 milyondan fazla adayın gireceği YGS'de görev alacak bazı öğretmenlerle ilgili iddialar üzerine MEB'i uyarmıştı. Demir, MEB'e yazdığı yazıda, sınava girecek görevli öğretmenlerden belli bir kısmının sınava çok az bir zaman kala sınavda görev yapmayacaklarını beyan ederek görev iadesi yapacaklarına ilişkin iddialarla kamuoyunun ve adayların tedirgin edilmeye çalışıldığını ifade etmişti. Sınava giren adayın sınav sonuçları; YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5, YGS-6 olmak üzere 6 farklı puan olarak açıklanır. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) LYS-4: Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (Sosyal Bilimler) Tarihi, Saati ve Süresi: 14 Haziran 2014 (Cumartesi), 10.00, 135 dakika LYS-1: Lisans Yerleştirme Sınavı-1 (Matematik) Tarihi, Saati ve Süresi: 15 Haziran 2014 (Pazar),10.00, 135 dakika LYS-5: Lisans Yerleştirme Sınavı-5 (Yabancı Dil) Tarihi, Saati ve Süresi: 15 Haziran 2014 (Pazar), 14.30, 120 dakika LYS-2: Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (Fen Bilimleri) Tarihi, Saati ve Süresi: 21 Haziran 2014 (Cumartesi), 10.00, 135 dakika LYS-3:Lisans Yerleştirme Sınavı-3 (Edebiyat-Coğrafya) Tarihi, Saati ve Süresi: 22 Haziran 2014 (Pazar), 10.00, 120 dakika ÖSYM YILDA 40 AYRI SINAV YAPIYOR ÖSYM, her yıl onlarca sınav organize ediyor. Sadece geçen yıl 40 ayrı sınav gerçekleştirildi. Bunlardan bazıları şöyle: Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS), Lisans Yerleştirme Sınavı, Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS), Jandarma Astsubay Temel Kursu Giriş Sınavı, Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (YDS), Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS), Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS), Askeri Liselere Giriş Sınavı, Maliye Bakanlığı Mali Hizmetler Uzman Yardımcılığı Özel Yarışma Sınavı, Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES), Polis Akademisi Polis Meslek Yüksekokulları Öğrenci Adaylığı Sınavı, Sayıştay Başkanlığı Sayıştay Denetçi Yardımcısı Adaylığı Eleme Sınavı, Adalet Bakanlığı İdari Yargı Hâkim Adaylığı Yazılı Yarışma Sınavı.... Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), seçimlere bir hafta kala yapılacak Yükseköğretim Geçiş Sınavı'nda (YGS), bazı öğretmenlerin topluca izin alarak kaos yaratacağı iddialarına ilişkin önlem aldı. Yaklaşık 2 milyon üniversite adayı seçimlere bir hafta kala, 23 Mart'ta üniversiteye girişte birinci aşama olan YGS'ye girecek. İddialara göre, sınav öncesi, bazı öğretmenler topluca izin alacak, sınav günü ise öğretmenlerden bir kısmının 'tehdit ve şantajlarla' görevlerini ihmal etmeleri sağlanıp, sınavın güvenli ortamda gerçekleştirilmesine engel olunacak. Soruların sızdırıldığına ilişkin haberler de medyada yer alacak. Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre MEB, kaos çıkarabileceğine ilişkin iddialarının ortaya atılması üzerine harekete geçti. MEB, iddialar üzerine, ÖSYM ile işbirliği halinde olası sorunları çözecek tedbirleri hayata geçirecek. Güvenlik önlemlerinin artırılmasından, yedek görevli sayısının çoğaltılmasına kadar bir dizi önlem ise şimdiden alındı. Bakanlık yetkilileri, sınav sonrasında da hukuka aykırı biçimde sınav görevlerini yerine getirmeyen veya ihmal edenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılacağını vurguladı. ÖSYM Başkanı'ndan flaş YGS açıklaması ÖSYM Başkanı Ali Demir, Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nın (YGS) huzur ve güven içerisinde düzenlenmesi için her türlü tedbirin alındığını söyledi. ÖSYM Başkanı Ali Demir, ÖSYM'nin yaptığı sınavların huzur ve güven içinde geçmesi konusunda ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmalar yaptıklarını belirtti. 2 milyondan fazla adayın katılacağı sınavın sabahında, nüfus cüzdanını kaybeden bazı adaylar olabildiğini anımsatan Demir, bunların sınava girebilmesi için Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile ortak çalışma yaptığını anlattı. Demir şöyle konuştu: “YGS'nin yapılacağı 23 Mart Pazar günü sabah saat 07.00'den 10.00'a kadar il ve ilçelerdeki nüfus müdürlükleri açık tutulacak. Böylece kimliğini kaybeden adayların nüfus cüzdanlarını edinebilmelerine imkan sağlanacak. Adayların sınavda rahat sorularını cevaplayabilmesi için Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) yazı yazdık ve YSK ile işbirliği yaparak tüm il ve ilçelerdeki seçim mitinglerinin sınav sonrasına alınması için gerekli girişimlerde bulunduk. Bu konuda temas kurduğumuz tüm siyasi parti ilgilileri sınav saatlerinde adaylarımızı rahatsız edecek her türlü gürültüden kaçınacaklarını açıkça söylediler. Bilindiği gibi kanuna göre o zaman diliminde düzenleme yapma yetkisi İlçe Seçim Kurullarında. YSK kararı ile gerekli uyarıların yapılacağını düşünüyoruz.” MEB'den öğretmenler için hatırlatma istedik YGS'de yaklaşık 300 bin kişinin görev alacağını belirten Demir, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Bunlar sınav salonlarındaki salon başkanı ve gözetmenden, binalarda güvenliği sağlayan emniyet üyelerine kadar geniş bir alanda çalışıyor. Bu kadar çok görevlinin, adaylar, anne babaları ve tüm Türkiye için çok önemli olan bu sınavda, zamanında ve tüm sorumluluklarını yerine getirecek biçimde çalışması şart. Bunun için Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yaptık. Sınavda görev alacak olan öğretmenlerin sevk edilmesi, salonlara zamanında gelmeleri için hatırlatma yapılmasını istedik.' Olağan dışı bir durum yok Bakanlık bu konuya hassasiyetle yaklaştı. Şu an için olağan dışı bir durum yok. Olacağını da düşünmüyorum. Biz ÖSYM olarak, sınavın hazırlanması aşamasından sınav evrağının basılmasına, salonlara gönderilip sınav sonrasında geri getirilmesine ve sonuçların açıklanmasına kadar geçen her çalışmayı adım adım planladık. Eksiksiz uygulamaktayız. Sınavın huzur ve güven içerisinde düzenlenmesi için her türlü tedbir alındı. YGS'de sınav huzurunu bozacak, adalet ilkelerini engelleyecek hiç bir durum söz konusu değil. Adaylar ve aileleri sadece ÖSYM sitesinde yapılan duyurulara ve bilgilere güvensinler.” bugun.com.tr
'Hitler ve Mussolini de Seçimle Geldi'
Parti grubunda yerel seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, Hitler ve Mussolini örneğini verdi. Geçtiğimiz hafta yapacağı grup konuşması öncesi saldırıya uğrayan CHP lideri için bu hafta geniş çaplı güvenlik önlemleri alındı. Korumaları eşliğinde kürsüye yürüyen Kılıçdaroğlu, sözlerine hükümeti eleştirerek başladı. KIZDIRACAK BENZETME Konuşmasında seçim sonuçlarına da değinen CHP lideri 'Karşıdaki insana saygı göstermezseniz, siz hukuk devletinden uzaklaşırsınız. Hitler örneği vardır. Seçimle geldi. Mussolini örneği var. Seçimle geldi. Seçimle geldiler ne oldu? Bir süre sonra ben devletim demeye başladılar. Herşey benden sorulur demeye başladılar. Ne demek yani demeye başladılar. İnsanlık tarihi çok ağır bedelller ödedi. Bizim demokrasimizde de ağır bedeller ödendi. Başbakanlar gencecik çocuklar idam sehpalarına gönderildi. Hukukun üstünlüğü bu açıdan çok önemli bir kavramdır. Özellikle iktidardakiler bu kavramı öğrenmelidir' dedi. Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından satırbaşları; İktidardakiler hukuk devletini kavramış değiller. Ben size akademisyenlerin tanımlarını yapmayacağım. İpsala Kaymakamlığının internet sitesinde yazıyor. Hukuk devleti insan haklarına saygı gösteren bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her anlamda adaletli bir hukuk düzeni kurup geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve hukukun üstün kurallarına kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleriyle anayasanın bulunduğunun bilincinde olan devlete hukuk devleti denir. Yani hiçbir güç anayasanın üstünde değildir. İktidarlar yasalara uymak zorundadılar. Bu kavramı büyütmek ve geliştirmek zorundadır diyor. Başbakanlık koltuğunda oturan zatın hukuk devleti nedir bildiği yok. İpsala kaymakamlığının internet sitesine girsin oradan okusun öğrensin. 'KİMSE HUKUKUN ÜSTÜNDE DEĞİLDİR' Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti midir? Anayasaya bakacağız. İkinci madde laik sosyal bir hukuk devleti diyor. İkinci madde üstelik değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerden biridir. Yani olmazsa olmazdır. Değiştirilmesi için teklif dahi verilemez. Hukuk devletini anaysamızda bu kadar içselleştirmiş durumdayız. Hukuk devletinde kişiye göre yasa olur mu? Olmaz. Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Herkes hukuka tabidir. Üstünlerin hukuku yoktur hukukun üstünlüğü vardır. 'VERGİ ALIYORSAN HESABINI VERECEKSİN' Eğer bunu sağlarsak hukuk devletini yüceltmiş oluruz. Güçlüler haklı değildir, haklılar güçlüdür. Haklının güçlü olduğu devlet hukuk devletidir. Hesap vermek de hukuk devletinin temel kuralıdır. Yurttaştan vergi alıyorsan hesabını vereceksin. Hukuk devleti dayatmacı devlet değildir. Baskı kuran devlet değildir. Hepimizin ihtiyaç duyduğu bir devlet sistemidir. Peki siyasal partiler? Onlar vazgeçilmez unsurdur. Partiler vatandaşa giderler programlarıyla vaatleriyle giderler. Sandıklar Konur ve kazanılır. Birisi devleti yönetmek üzere gelir devlet olmak için gelmez. Arada dünya kadar fark var. Ben kazanırım gelirim devleti yönetirim. Devleti yönetmek için gelip devlet olan parti önce hukuk devletini yok eder. Çünkü hesap vermez. Peki devleti madem ki yönetecek bu. Madem böyle kurallar var. Devleti nasıl yönetecek? Onun da kuralı var. Anayasa devletin nasıl yönetileceğini ortaya koymuş. Madde 8'e göre yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. Yani sen devleti anayasa ve kanunlara uygun yöneteceksin. Ben kazandım oyumu aldım istediğim gibi yönetirim diyemezsin. Hukuk devleti buna engeldir. Bunu gücü kontrol etmek için getiriyor anayasa. Demokrasilerde güç mutlaka kontrol edilir. 'TÜRKİYE BU KAVRAMI UNUTMUŞ GÖRÜNÜYOR' Hukuk içinde kalarak adalet içinde kalarak ahlak içinde kalarak devleti yönetmesini sağlar. Hukuk devleti başlı başına hepimizin bilmesi öğretmesi ve anlatması gereken bir kavramdır. Türkiye bu kavramı büyük ölçüde unutmuş görünüyor. Kılıçdaroğlu salona koruma ordusuyla geldi... 'HİTLER VE MUSSOLİNİ ÖRNEĞİ VAR' Tarihe baktığımızda insanlık tarihinin hukuk devleti yolunda demokrasi yolunda ağır bedeller ödediğini görüyoruz. Seçimler iktidara gelip ben devletim diyenler oldu. İstediğini yaptılar. Sandık önemlidir ama tek başına demokrasi değildir. Karşıdaki insana saygı göstermezseniz siz hukuk devletinden uzaklaşırsınız. Hitler örneği vardır. Seçimle geldi. Mussolini örneği var. Seçimle geldi. Seçimle geldiler ne oldu? Bir süre sonra ben devletim demeye başladılar. Herşey benden sorulur demeye başladılar. Ne demek yani demeye başladılar. İnsanlık tarihi çok ağır bedelller ödedi. Bizim demokrasimizde de ağır bedeller ödendi. Başbakanlar gencecik çocuklar idam sehpalarına gönderildi. Hukukun üstünlüğü bu açıdan çok önemli bir kavramdır. Özellikle iktidardakiler bu kavramı öğrenmelidir. 'TÜRKİYE AĞIR ADIMLARLA SÜRÜKLENİYOR' Bizim demokrasimiz gelişiyor mu? Son 10 yıllık sürece bakalım. Demokrasimizin ayaklar altından kaydığını göyüroruz. Her gün bunu yaşıyoruz. Baskını arttığını gücün herşeye egemen olmak istediğini görüyoruz. Farklı bir rejimin içine Türkiye ağır adımlarla sürükleniyor. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Bugün size dokunmayan yarın dokunacaktır. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın asla dememeliyiz. Komşunuza arkadaşınıza haksızlık yapılıyorsa ona destek vereceksiniz. Aksi halde demokrasimizi güçlendiremeyiz. 'HUKUK DEVLETİ KONUSUNDA CİDDİ SORUNLARIMIZ VAR' Demokrasi kan kaybediyor derken birileri diyecektir ki muhalefet işte söylüyor. TBMM Başkanlığı koltuğunda oturan kişi yani TBMM Başkanı Anayasa'nın 138. maddesi çökmüştür yargı yoktur dedi. Yargı çökmüşse hukuk devleti konusunda çok ciddi sorunlarımız var demektir. Eğer esnaf dükkanında rahat para kazancaksa, sanayici rahat üretim yapacaksa, çiftçi rahat çalışacaksa, memur vatandaşa hizmet edecekse bütün bunları bir araya getiren hukukun üstünlüğüdür. 'HEPİMİZ BUNUN FARKINDAYIZ' Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu bütün yetkilerin bir elde toplandığı demokratik olmayan devlete totaliter devlet deniyor. İşin özü bu... Hak ve özgürlüklerin baskı altında olduğu bir devlet... Türkiye'de baskı altında mı.. Evet.. Medya istediğini yazamıyor. Havuz medyası oluşturuldu mu? Bütün yetkilerin bir elde olduğu doğru mu? Evet... Totatilter devlet inşası ağır ağır devam ediyor. Totaliter baskıcı devlet önümüzde ağır ağır inşa ediliyor. Hepimiz bunun farkında olmalıyız. Totaliter devletlerde hukukun üstünlüğü kadın erkek eşitliği olmaz. Adalet ve Kalkınma partisinden belediye başkan yardımcısı olmak istiyor kadınlardan yönetici olmaz diyor. Örfümüze aykırı diyor. İşte totaliter rejim. 'HÜKÜMET HESABINI VERMELİ' Totaliter rejimde iktidar hesap vermez. Sayıştay raporları niye gelmiyor? Gelirse duman olurduk diyorlardı. Neden gelmiyor? Çünkü totaliter rejimlerde bir kişinin söylediği olur. Göndermeyeceksiniz diyor orada bitiyor. Sayıştay raporlarıyla ilgili kendi paramızla ilan vermek istedik. Vatandaş vergisini ödüyorsa hükümet hesabını vermeli... Sadece bu cümle. Başbakanlık koltuğunda oturan zatın talimatıyla bu ilanımız yayınlanmadı. 'EE NİYE ÇIKMADI SİZDEN SES?' Dün beni meslek örgütleri ziyarete geldi. Siyasette daha yumuşak bir dil kullanılacakmış. Siz vergi veriyorsunuz, sendikalar iş verenler var, TBMM'ye bütçe yasası geliyor, sayıştay raporu gelmiyor, vergilerin nerede harcandığı gizleniyor, içinizden birisi çıkıp konuştu mu? Konuşmadınız. İşverenlere ait bir STK kalktı açıklama yaptı. Dedi ki, hukukun üstünlüğü yoksa yabancı sermaye gelmez. Doğru mu doğru... Yine o zevata sordum. Buna karşılık Başbakan ne dedi? Bunlar vatan hainidir dedi. Sizden bir ses çıktı mı? Çıkmadı... Ee niye çıkmadı sizden ses? Bu tür demokrasilerde korkunun egemen olduğu demokrasilerde altını özenle çiziyorum hiçbir yurttaşımın korkmasını istemem, sizin en büyük güvenceniz Cumhuriyet Halk Partisidir... Demokrasi konusunda elbette mücadele edeceğiz. O nedenle diyorum korkmayın yılmayın. Zalimin zulmüne boyun eğmeyin. 'TOTALİTER REJİM BUDUR' Totaliter devletlerde çifte hukuk vardır. Bir Cihan Kırmızıgül'e uygulanan hukuk vardır. Puşi taktı diye hapse girer. Bir de Rıza Sarraf'a uygulanan hukuk vardır. Hırsızlık yapar serbest kalır. Ergenekon ve Balyoz'daki gibi yüzlerce insanı hapiste tutarlar. Bir de Deniz Fener'indeki gibi hırsızları serbest bırakırlar. Totaliter rejim budur. 'BASKICI BİR REJİM İÇİNDE YAŞIYORUZ' Vatandaşlarıma seslendim yine sesleniyorum. Hırsızları koruyacak mısınız? Totaliter rejime geçerken ipuçları verildi bu topluma. Başbakanlık koltuğunda oturan zat televizyonlarda yasama ve yargı benim için ayak bağıdır dedi. Dün gelen zevata da söyledim, yasama ve yargı benim için ayakbağı diyordu sizin içinizden gıkını çıkaran oldu mu? Olmadı... Totaliter devlet budur. Yasama ve yargıyı arka bahçesi haline getirir. Medya için de aynı baskıyı yapıyor. Çıktı ne söyledi? Gazetecilere 'sizin tasmanızı ben çıkardım' dedi. Baskıcı bir rejim içinde yaşıyoruz. Bu sistem ağır ağır oluşturulmaya çalışılıyor. Siz hiç totaliter bir rejime gidilirken bir üniversitenin konuştuğunu gördünüz mü? 100'ün üstünde üniversite var. El pençe divan oturuyorlar. Bu üniversiteler mi özgürlük getirecek? Yeniden düşünmeliyiz. 'ORADA DA İNSANLAR VİCDAN SAHİBİ' Anayasa mahkemesini düne kadar göklere çıkardılar. Şimdi AYM bir numaralı düşman. İki karar verdi diye bir numaralı düşman oldu. AYM niye var arkadaşlar? Anayasaya aykırı uygulamaları iptal için var. Anayasadan okuyum size... 2010 yılındaki değişiklik bu. Anayasa mahkemesi kanunların, kararnamelerin ve TBMM içtüzüğünün anayasaya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler. Dendi ki bu yetmez. Bireysel başvuru hakkı getirelim. İyi... Bireysel başvuru hakkı da geldi. Niye getirdiler? İnsanlar AİHM'e gitmesin diye. AYM elimizin altında, dosyaları atarlar bir köşeye yıllarca bekler diye düşündüler. Ama öyle olmadı. Orada da insanlar vicdan sahibi. Onlar da düşünüyor. Anayasanın verdiği yetkiyi kullanıyor. Haber alma hakkını sınırlamak istediler. 'BUNLARIN UMRUNDA MI?' Çıktı Başbakan 20 Mart'ta dedi ki...'Twitter falan hepsinin kökünü kazıyacağız' Hadi kazı bakalım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gücünü gördü. Türkiye devletinin gücü hukuk devleti olmaktan geçer, baskıcı devlet olmaktan değil. Mahkemelere talimat verdi hemen twitteri yasaklayın dedi. Emrindeki mahkemelerden biri twitteri yasakladı. İtiraz geldi açacaksınız denildi. Ama TİB açmıyor. Anayasa Mahkmesine bireysel başvuru yapıldı AYM bunu açtı. Youtube'u da mahkeme kararı olmadan TİB tarafından yasaklandı. Hani hukuk devleti? Hepsi hikaye... Bunlar bu ülkede 76 milyon insanın gözü önünde olan şeyler. Avrupa ayağa kalkmış, demokratik ülkeler ayağa kalkmış. Totaliter bir demokrasi olamaz diyor. Genişlemeden sorumlu kişi böyle giderse Türkiye ile müzakereler askıya alınır diyor. Bunların umrunda mı? 'SEN VERGİ KAÇAKÇISI GÖRMEK İSTİYORSAN...' Baskıyı ve şiddeti önümüzdeki süreçte arttıracaklar. Twitter vergi kaçakçısıymış. O zaman gönderirsin müfettişlerini raporunu yazarlar. Asıl amaç o değil. Sen vergi kaçakçısını görmek istiyorsan koluna 700 bin liralık saati takan adama bakacaksın. Esnaf ve çiftçi kardeşime sesleniyorum. Sen vergi vermezsen maliye müfettişleri ensende boza pişiriyorlar. Ama 700 milyarlık kol saati alan adamdan bir kuruş vergi alınmıyor. Sen mi çok kazanıyorsun o adam mı? Sen mi vergi veriyorsun o adam mı vergi veriyor? BURHAN KUZU'YA AĞIR ELEŞTİRİ Tabi işin ilginç tarafı twitteri yasaklıyor ama kendisinin de hesabı var. Daha garip olanı bunların içinde Kuzu var bir tane. Anayasa Hukuk profesörü sözde. Nasıl almış o diplomayı araştırmak lazım. AYM'ye başvuru yapıyor başvurusunu da twitter aracılığıyla bildiriyor. Zekaya bak. Anayasa Mahkemesi bu yasağı iptal etti. Çünkü anayasaya aykırı. Anayasamız diyor ki, 26. maddede, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlığında, 'Herkes düşünce ve kanaatini söz yazı resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir'... Twitter yasağı neden kaldırıldı? İşte bunun için... Bütün çağdaş ülkelerde bu böyledir. Bu anayasanın vermiş olduğu bir güvencedir. Sen nasıl bütün Twitter'ı yasaklarsın. Anayasa Mahkemesi iptal etti diye 'örgüt' haline geldi dediler. Anayasanın 28. maddesi diyor ki, 'Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır'... Siz haber alma hürriyetini kesiyorsunuz. Yasak getiriyorsunuz. Yasak kalkınca da Anayasa mahkemesini en ağır dille suçluyorsunuz. Anayasa mahkemesinin HSYK kararı doğru ama zamanlama anlamında gecikmiş bir karardır. 'CEHALETİN BU KADARINA İLK KEZ TANIK OLUYORUM' Milli bir karar değilmiş diyor. Sen düne kadar her tür milliyetçiliği ayaklar altına alıyorum diyordun. Milliyetçiliğin de ne olduğunu bilmiyor. Adalet evrensel bir karardır. Bunun milliyetçiliği olmaz. Ahlak, hukuk her yerde evrenseldir. Kimse mahkemenin verdiği karara 'bu karar millidir gayri millidir' diyemez. Peki bizim insanımız niye AİHM'e gidiyor? Onların verdiği kararlar milli karar mıdır? Cehaletin bu kadarına ilk kez tanık oluyorum. Anayasamız uluslararası sözleşmeleri esas alır. Ama bunlar milletin kafasını bulandırmak için 'milli' kavramını uydurdular. Mahkeme kararlarının millisi gayri millisi olmaz. İşin özü budur. 'HUKUK DEVLETİNİ SAVUNACAĞIZ' Devletin otoriterleştiğini ifade ettim. Şimdi Mecliste yeni bir yasa görüşülüyor. Türkiye süratle bir istihbarat devletine dönüşüyor. Bir gazetede CHP milletvekilleriyle ilgili olarak MİT'in tuttuğu fişlemeler yayınlandı. Sorduk bu milletvekilleriyle ilgili neden fişleme yapıldı diye. Daha bu yasa çıkmamıştı üstelik. Şimdi yasayla fişlemeler meşru hale gelecek. Devlet istihbaratla değil bilgiyle ahlakla hukukun üstünlüğüyle yönetilir. Devleti istihbarat devletine dönüştürürseniz baskıcı bir yönetime dönüşürsünüz. İstihbarat özel olarak partiye gider. Almanya'da Gestapo'yu unutmayın. 2. Dünya savaşı öncesi Almanya'yı unutmayın. Gestapo yasaldı. Ama devlete istihbaratı yapmıyordu. Partiye yapıyordu. Aynı olay Türkiye'de yaşanıyor. İstihbarat partiye veriliyor devlete değil. Bu süreci hayata geçirmek istiyorlar. Yeni bir Gestapo kurmak istiyorlar. Bütün yurttaşlar dikkatli olmalı. Hukuk devletini savunacağız. Özgürlükleri savunacağız hep beraber. Türkiye'deki üç büyük devrimin altında CHP'nin imzası var. Cumhuriyeti kuran çok partili yaşamı getiren sosyal demokrasiyi getiren partidir. Dördüncü büyük devrimi de biz yapacağız. Özgürlük ve demokrasiyi getireceğiz. Baskılar gelecektir baskılardan yılmayacağız. Bize tek bir görev düşüyor çalışmak... Adım adım çalışmak...haberler.com
A Tipi Protokol Ve Jammer Facia Sonrasında Acıya Acı Katmış!
Soma madencilerinden Erdoğan'a yeni tanım:Bırakın özrü kibri dahi kabahatinden büyük A Tipi protokolle gelen jammer facia sonrasında acıya acı katmış!Jammer yüzünden GSM çalışmayınca aileler saatlerce ilçeler-hastaneler arasında yakınlarını aramışSoma'ya giderek acılı aileler ve kurtulan madencilerle görüşen CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, gözlemlerini basınla paylaştı. Umut Oran'ın açıklaması şöyle:Dün Soma'ya giderek acılı aileler ve faciadan kurtulsa bile gelecek kaygısına düşen madencilerimizle görüştüm. Yaşamını yitirenlerin aileleri büyük bir belirsizliğin içinde her şey muallak onlar için. Sadece ölüm aylığı bağlanması o aileler için bir güvence değil. Yaşadığına sevinemeyen kurtulan madencilerimiz ise haklı olarak 'İşsizlik Sigortası Fonu'ndan 3 aylık maaşımızın 2/3'ünü alacakmışız, niye tamamını almıyoruz da bir kısmını alıyoruz? Bundan sonra ne yapacağız peki, işyerinin kapatılmaması lazım, niye koşulları düzeltme yolunu görmezden geliyorlar' tepkisini gösteriyor. Türk madencileri neden ABD'deki, AB'deki, hatta Çin'deki standartlarda çalışamıyor, niye bunun koşullarını yaratamıyor hükümet?Sermaye 59 milyondan 5 milyon TL'ye düşürülüyorBu kömür ocağı 2006'da Ciner Holding'e, Park Enerjiye verilmiş ve 2009 yerel seçimlerinde burada çalışan 5 bin madenciye yine AKP'ye oy vermeleri yönünde baskı uygulanmış. Ama bu ocağın kömür kızışması denilen yangın, rüzgar akışının önlenememesi ve su basması nedenleriyle ciddi iş güvenliği riskleri var. Bu riskler karşısında buranın devredilmesi gündeme gelince Alp Gürkan bulunuyor ve Tilaga Madencilik burayı 2009'da devralıyor. Şirketin o zamanki sermayesi 59 milyon TL iken 2012 yılında şirket Soma Madencilik adını alıyor ve sermayesi 5 milyon TL'ye düşürülüyor. Hatta Alp Gürkan'ın Ocak 2014'te şirketin yönetim kurulu başkanlığından ayrılması da buradaki sıkıntıyı göstermektedir.Erdoğan ve Yıldız'ın jammerı paniği ve acıyı artırmışBir de özrü kabahatinden büyük diye bir deyim var Türkçede ama Soma'da madenciler buna bir de 'Kibri kabahatinden büyük'ifadesini de eklemişler. Çünkü 'kurtarma' amacıyla buraya, ocağın ağzına gelen ve çay-simit yiyip içerek zor günler geçiren Enerji Bakanı yanında jammerını da getirmiş. Maden yetkilileri içeriden çıkarılan her madencinin yaşadığı bilgisini vermiş ama kimin nereye götürüldüğünü açıklamamış yakınlarına, jammer yüzünden cep telefonları da çalışmamış. Kimse o panik ve acı anında bilgi alamamış ilçeler ve hastaneler arasında dolaşıp, feryat edip yakınlarını bulmaya çalışmışlar. Hatta Recep Tayyip Erdoğan gelince telefonlar Manisa'dan itibaren susturulmuş jammer yüzünden,  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geldiğinde de yüzünden aynı şey yaşanmış. Madenciler Erdoğan'a 'hem suçlu hem güçlü, kibri kabahatinden dahi büyük' diye sitem ediyor. Madem korkuyorsun, sinyal kesicinle 1500 korumayla, A Tipi protokolünle niye geliyorsun buraya ve insanların hayatını daha da güçleştiriyorsun? Danışmanının attığı tekme, kendisinin tokadı dışında Somalı madenciye ne faydası oldu?Öte yandan Soma'da Eynez Karanlıkdere kömür ocağında yaşanan ve tüm ülkeyi yasa boğan facia, çarpık bir tabloyu, eşi görülmemiş bir hukuksuzluğu ortaya çıkarmıştır.Madenler ve birçok alanda olduğu gibi devletin uhdesindeki işler taşeronlara, İhale Kanunu, İş Kanunu ve Yargıtay kararlarına rağmen yaygın hukuka aykırı biçimde verilmektedir.  Hükümetin işçi haklarını ihlal ve iş kazalarını artıran yaygın taşeronlaştırma uygulaması kapsamında, Soma'daki ocakta da ' asıl iş ' tanımındaki kömür çıkarma işi, mevzuata aykırı biçimde ve muvazaalı bir sözleşmeyle özel bir firmaya verilmiştir. Ocakta 301 işçimizin canına mal olan faciada asıl sorumlunun hükümet olduğu net biçimde ortaya çıkmıştır. Hükümet, bu olayda siyasi ve idari sorumluluk yanında, ilgili hükümet üyeleri hukuki sorumluluğundan kaçamaz.  Rödovans değil, muvazaalı biçimde hizmet alımıFacianın yaşandığı andan itibaren kamuoyuna yapılan açıklamalarda, ocağın rödovans yöntemiyle işletildiği söylendi. Rödovans, maden ocağının ruhsat sahibi tarafından hasılat paylaşımı karşılığında bir başkasına kiralanması yani işletme hakkı devridir. Oysa buradaki işletme yönteminin rödovans olmadığı sonradan ortaya çıktı. TBMM KİT Komisyonu'nda konuşan Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürü, madenin 'rödovans' değil 'hizmet alımı' yöntemiyle işletildiğini bizzat açıkladı.İhale usulsüz, işlem hukuksuz…Oysa kömür çıkarma işi, Kamu İhale Kanunu'nun 4. maddesinde sayılan hizmet alımına konu işler arasında yer almıyor. TKİ, yasada sayılan hizmet işleri arasında olmamasına rağmen, kömür çıkarma işini hukuksuz biçimde hizmet alımı yoluyla gerçekleştirmiştir.2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Kanunu da (madde 2/6) sadece yardımcı işler ile asıl işin teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir bölümünün alt işverene (taşerona) verilebileceğini hükme bağlıyor. Yasa maddesi gayet açık ; asıl işin kendisinin taşerona devredilemeyeceği hükme bağlanıyor. Taşerona devredilebilen yardımcı işlerde de asıl işveren, iş yasasından ve toplu sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumlu tutuluyor.Yargıtay da kamu kuruluşlarındaki taşeron uygulamalarıyla ilgili açılan çeşitli davalarda, asıl işlerin taşerona devredilemeyeceği, bu konularla ilgili hizmet alım sözleşmelerinin geçerli olmayacağı, taşeron işçilerinin işe iadesi, taşeronlar aracılığıyla çalıştırılan işçilerin kamu işçisi olduğu yönünde kararlar verdi. Çok sayıda taşeron işçisi açtığı davaları kazandı. Ancak hükümet, yargı kararlarını uygulamıyor.Soma'da facianın yaşandığı kömür ocağının ruhsat sahibi olan TKİ, kömür çıkarma işini, yani asıl işin tamamını, yasaya aykırı biçimde ve yasada sayılan koşullar olmadığı halde taşerona devretmiş, bunu da ihale sözleşmesi ile  perdeleme, kılıfına uydurma yoluna gitmiştir. Amacın bu yolla işçiyi koruyan mevzuatı arkadan dolanıp, ucuza kömür üretmek olduğu ortadadır.Özetle ; Soma'da başvurulan hizmet alımı sözleşmesi, İhale Kanunu'nda sayılan işler arasında kömür çıkarma yer almadığı için bu yasaya aykırı, hileli (muvazaalı) bir işlemdir. Ocaktaki taşeron uygulaması, kömür çıkarma işinin yardımcı iş değil, işletmenin asıl işi, temel faaliyet konusu olması nedeniyle de İş Yasası'na aykırıdır.  Her iki yasa da açıkça çiğnenerek muvazaalı bir alt işveren (taşeron) ilişkisi kurulmuştur.   Söz konusu yasalar ve Yargıtay kararlarına aykırı biçimde yapılan bu işlem tümden hukuksuzdur .Sayıştay'ın uyarısı dikkate alınmamıştır…TKİ ile Soma A.Ş. adlı şirket arasında yapılan sözleşmenin hukuksuzluğu Sayıştay raporu ile de sabittir. Sayıştay'ın Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Sınırlı Sorumlu Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi 2012  Raporunda, TKİ'nin bazı işlerinin ' yapım işi ' olmasına karşın, ' hizmet işi ' kabul edilerek ihale edildiğine dikkat çekiyor. 209 sayfalık raporda, hizmet alımı suretiyle işlerin görece daha uygun maliyetle yürütülmesi mümkün olmakla birlikte bunun İş Yasası'na aykırılığı ve idareye getireceği yükümlülüklere dikkat çekilerek hükümet uyarılıyor.Sayıştay raporunda 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2'nci maddesinin 6'ncı fıkrasında düzenlenen asıl işveren-alt işveren ayrımına atıfla; 'Bu husus, müessese aleyhine ücretlerini ve diğer alacaklarını alamadıkları gerekçesiyle çeşitli davaların açılmasına ya da müteselsil sorumluluk nedeniyle önemli tutarların ödenmesine neden olmaktadır' deniliyor. Bu işlemin hileli olduğunu tespit eden Sayıştay,asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluğuna dikkat çekiyor.Anayasa ihlal edilmiştir…Ülkemizde taşeron uygulaması, sendikasız, toplu sözleşmesiz, hatta İş Yasası dışında işçi çalıştırmanın bir aracı haline gelmiştir. Geçmişte bir istisna olan AKP döneminde ise neredeyse temel istihdam şekli haline gelen taşeronluk, çalışma hayatının esnekleştirilmesine, kuralsızlaştırılmasına yol açmıştır. 2002'de 358 bin olan taşeron işçisi sayısı, bugün 2.5 milyona ulaşmıştır. Kamuda, çoğu zaman yasaya aykırı biçimde 'hizmet alımı' adı altında kadrolu kamu çalışanı yerine taşeron tercih edilmektedir.  Yasaya göre ' işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren işler ' şeklindeki üç koşulun bir arada olması gerekirken, doğrudan ana faaliyet konusu olan işler taşeron aracılığıyla gördürülmektedir. Yıllık izin hakkı, kıdem tazminatı hakkı olmayan taşeron işçilerin ücretleri de güvence altında değildir. Taşeronlaşma sürecinde işçilerin sağlık ve güvenliklerine yönelik tehditler artmış, iş kazaları alabildiğine yaygınlaşmıştır. İş kazaları, taşeron şirketlerde çok daha yaygındır. Yüksek riske sahip madencilik sektöründe, TKİ'ye bağlı yeraltı kömür ocakları taşeronlara ihale edilerek, katliamlara davetiye çıkarılmıştır.Bu hükümetin ILO normlarına uygun güvenceli, kurallı ve sendikalı bir çalışma hayatı yerine esnek, güvencesiz, kuralsız bir işgücü piyasası yaratma girişimi, ülkemizi sosyal bir hukuk devleti olmaktan uzaklaştırmaktadır .Sorumlular kanun önünde hesap vermelidir…Soma'daki faciaya yol açan süreçteki hukuksuzluklar, yanlışlar ve ihmaller net biçimde ortaya çıkmıştır: Kömür ocağının ruhsat sahibi, yani asıl işvereni TKİ'dir. Kömür çıkarma işi rödovans değil 'hizmet alımı' adı altında özel sektöre ihale edilmiştir. Ancak TKİ ile Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında yapılan hizmet alım sözleşmesi muvazaalı ve hukuka aykırıdır. Hukuku arkadan dolaşıp mevzuattaki işçiyi koruyan hükümlerden kurtulma, insan hayatı pahasına maliyetleri düşürüp ucuz kömür üretme mantığı, 301 kişinin canına mal olmuştur. O kadar ailenin ocağına ateş düşmüştür. 432 çocuk babasız kalmıştır.Hukuken rödovans yoluyla verilen işletmelerde yaşanan iş kazalarından devlet ancak bilirkişi raporu sonucunda; hizmet alımı yoluyla özel firmalara verilen işletmelerdeki iş kazalarında ise devlet ve şirket doğrudan ve birlikte sorumlu kabul ediliyor. Ruhsat sahibi olan kamu, işletmeye daimi denetçi atamamış, iş güvenliği önlemlerini almamıştır. Soma A.Ş yöneticileri ile birlikte asıl işveren olarak TKİ yöneticileri de bu faciadan sorumludur. Hukuksuz devir işlemi ve yaşanan facia dolayısıyla TKİ'nin hem cezai, hem de hukuki anlamda sorumluluğu bulunmaktadır. TKİ, asıl işveren olarak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu'nda öngörülen önlemlerin alınmamasından da sorumlu ve suçludur.TKİ Enerji Bakanlığı'na bağlıdır. Ruhsatın asıl sahibi ve asıl devir işlemini gerçekleştiren Enerji Bakanlığı'dır. İşletmeyi denetlemekle görevli Çalışma Bakanlığı'nın müfettişleri, bu görevlerini ihmal etmişlerdir.Bu faciada, muvazaalı işlemlere izin veren, daha doğrusu bu işlemleri gerçekleştiren, denetleme görevini yerine getirmeyen hükümet doğrudan sorumludur. Hükümet, ölenlerin ailelerine maaş bağlamakla sorumluluktan kaçamaz. Facianın tüm sorumluları, soruşturmaya dâhil edilmeli ve hesabı sorulmalıdır.Yaşanan facia, öncelikle Enerji ve Çalışma Bakanlıklarının faaliyet alanına giren işlem ve uygulamalarla doğrudan bağlantılıdır. Siyasi sorumluluk gereği Enerji ve Çalışma Bakanları istifa etmelidir. Her türlü kamu taşınmazının devri ve tahsisinde 2012 yılında kendisini tek yetkili kılan Recep Tayyip Erdoğan'ın başsorumlu olduğunu da unutmamak gerekir. 
Özel Okullara Puan Sistemi Geliyor
MEB özel okulları A, B, C ve D olmak üzere gruplara ayıracak ve 5 yıldızlı oteller gibi yıldız verecek. Yüzme havuzu olanlar 30, ibadethanesi bulunanlar 20 puan kazanacak. Öğretmene iyi maaş + 30 puan. Dershaneden dönüşerek okullaşanların kategorisi D sınıfı. LYS’de başarıya + 35, ikramiye verene + 20 puan.Milli Eğitim Bakanlığı önümüzdeki günlerde özel okullarla ilgili önemli bir karara imza atıyor. Nuran Çakmakçı'nın Hürriyet'teki haberine göre Bakanlık, özel okulları A, B, C ve D olmak üzere gruplara ayırarak akredite edecek. Yani okullara 5 yıldızlı oteller gibi adeta yıldız verecek. Okullar, kriterleri e-okul üzerinden kendileri dolduracak, Bakanlık bunu valilik ve kaymakamlıklar aracılığıyla denetleyerek onaylayacak. Veliler, hangi okulun hangi kategoride olduğunu kurumun internet sayfasından görerek, karar verecek. Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, yatılı lise, fen ve sosyal bilimler liseleri ile meslek liseleri buna göre gruplandırılacak. Dershaneden dönüşerek okullaşanların kategorisi şimdiden belli: D sınıfı. TUVALETTEN 70 PUAN Yüzme havuzu olanlar 30, ibadethanesi bulunanlar 20 puan kazanacak. Müdürü ulusal ve uluslararası çalışmalara katılanlar 10’ar puan alırken, öğretmen maaşı brüt 3500 TL’nin üzerinde olan okullar da 30 puan kazanacak. Maaşları zamanında ödeyen, ikramiye veren okullar da 20’şer puan alacak. TEOG (Temel eğitimden orta öğretime geçiş) için Türkiye ortalamasının üstünde puan alan her kategori için artı 10 puan, LYS’lerde başarılı olan 35 puanı kazanacak. Tuvalet temizliği ve temizlik malzemeleri istenilen şartlara uygun olan anaokulları 130, diğer okullar 70 puan alabilecek. Öğrencilerin öğrenme stillerine göre eğitim veren okullar 20 puan birden kazanacak. ÜST KATEGORİYE TEŞVİK VAR Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, karara son noktayı koymak üzere. Sayıştay ve Maliye Bakanlığı yetkilileri ile görüşmeler tamamlandı. Sıra kararın yayımlanmasında. Okullar; fiziki standartları, yönetim ve organizasyonları, eğitim öğretim süreçleri ve destek hizmetleri olmak üzere 4 başlıkta tasnif edilerek, kategorileştirilecek. Okullara teşvikler bu kategorilere göre yapılacak. Okulların kategorisine ait sertifikalar, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nce düzenlenecek. Yeni okul açanlar Bakanlığın belirlediği kategorilere göre okul açacak. Halen var olanlar ise talep etmeleri halinde valilik ve kaymakamlıklara başvuru yapacak. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü ve Valilik, okulların gruplarının belirlenmesi amacıyla 3 kişiden oluşan ekip görevlendirecek. Ekipte okulun üyesi olduğu özel eğitim kurumları derneğinin bir temsilcisi ile Genel Müdürlük’te denetim yetkisine sahip en az 2 personel ya da 2 maarif mütfettişi yer alacak. Oluşturulan ekipten bir kişi ekip sorumlusu olacak. İnceleme ekibi en geç 30 iş günü içinde inceleme raporu doğrultusunda okullara standart alanlarına göre A, B, C veya D grubu olarak sertifika verecek. ÜST KATEGORİ İÇİN 3 AY Özel Öğretim Kurumları derneğine üye olmayanlar okulların incelemelerinde Genel Müdürlük’te görevli 2 personel veya 2 müfettişi görevlendirecek. Sertifika alanlar isterlerse 3 ay sonra standart alanlarına göre değişiklik talep ederek, sertifikalarını değiştirmek için başvuruda bulunabilecek. Ne, kaç puan Bağımsız okul binası olan anaokulları 130, ilk, orta ve liseler 120 puan Kütüphane: 50 puan Beden eğitimi salonunu: 40 puan Konferans salonu: 50 puan Yemek salonu: 20 puan Fizik, kimya ve biyoloji laboratuvarı 20’şer puan 20 yıl üzeri okullar 10 puan alırken 11-20 yıl arası olanlar 6, 1-10 yıl olanlar ise 3 puan alacak. Yüksek lisans yapmış eğitim personeli oranı yüzde 20’nin üzerinde olanlar: 20 puan Yöneticileri proje alanlar 10 puan, uluslararası projelere katılanlar 15 puan Öğrencilerin öğrenme stillerinin belirlendiği çalışmalar yapan: 20 puan Öğrencilerin gelişim ve ihtiyaçları ile bireysel özelliklerini tanımaya yönelik kararlar alan: 20 puan Eğitim teknolojilerini kullanan ilkokullar 40, diğer okullar 20 puan TEOG başarısı ortaokulda Türkiye ortalamasının üstü 5 eşit kademeye ayrılarak her kademe için artı 10 puan Ölçme değerlendirme analiz rapoları: 30 puan Öğrenci gözlem formları tutan: 40 puan Öğrencilerin bilgi ve becerilerinin ortaya çıkmasına yönelik çalışma yapan: 20 puan Lisanslı sporcu öğrencisi yüzde 41 oranında olan: 20 puan Okul spor takımı 5 ve üstünde olan: 20 puan Okulda otomatik yangın söndürme sistemi olan: 12 puan Z tipi yangın merdiven sistemi olan: 10 puan 3 ve daha fazla güvenlik görevlisini 24 saat sistemine göre çalıştıran: 25 puan Okulda tam zamanlı doktor bulunduran: 25 puan Her 350 metrekare kapalı alan için bir temizlik personeli çalıştıran: 20 puan Tuvalet temizliği ve temizlik malzemeleri istenilen şartlara uygun olan anaokulunda 130, diğer okullarda 70 puan Okul servis araçlarının yüzde 70’i 5 yaş altında olan: 20 puan Gıda hizmeti sunma göreviyle çalışan personele gıda güvenirliği sağlanması, insan sağlığının korunması ve gıdaya bulaşmalarını engellenmesi amacıyla düzenleme anaokulunda 30, diğer okullarda 15 puan Her ders öğretmenin kullanabileceği alanıyla ilgili eğitim materyali olan: 25 puan HANGİ OKUL KAÇ PUAN Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü tarafından verilen fiziksel standart alanlarına göre 1 yıllık geçici süre için A, B, C ve D grubu kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenleniyor. 1 yıllık süre içinde bu yönergelerde belirtilenler Genel Müdürlükçe/ maarif müfettişlerince yapılan denetim sonucunda düzenlenecek rapor doğrultusunda valiliğin uygun görüşü de dikkate alınarak okullara A, B, C ve D grubu sertifikları kurum açma izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile birlikte yeniden düzenleniyor. A grubu okullar: 850-1000 puan B grubu okullar: 700-849,99 C grubu okullar: 500-699,99 D grubu okullar: 499,99 ve altında puan alanlar VERGİDE İNDİRİME GENİŞ TEŞVİK Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin çalışmayı şöyle anlattı: “Bu kategorileşme ile çeşitli kriterler önem derecesine göre puanlanarak 4 alt standart bakımından okula bir puan verilmesi ve vergi muafiyet ve indirimleri, bina destekleri ile eğitim ve öğretim desteğini de içine alacak geniş çapta bir teşvik sisteminin bu ayaklar üzerine oturtulması hedeflenmiştir. Bu şekilde yapılacak bir kategorileşme çalışması bir akredetitasyon sisteminin de ilk ayağını oluşturacak ve bu da özel okulların standartlarını yükseltme gayesi ile daha fazla çalışmaları, eğitim ve öğretim kalitesine önemli katkılar sağlamaları sonucunu doğuracaktır.”Nuran Çakmakçı | Hürriyet
Cumhurbaşkanı Adayları Nerede Oy Kullanacak?
10 Ağustos Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan üç liderin hangi okulda oy kullanacağı belli oldu Tayyip Erdoğan, Üsküdar'da oy kullanacak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, oyunu Ankara’daki Çankaya İlköğretim okulunda kullanacak. Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan oyunu İstanbul’da Üsküdar Saffet Çebi ilköğretim Okulu’nda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çankaya Çukurambar’daki Arjantin İlköğretim Okulun’da, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Anıttepe İlköğretim Okulu’nda kullanacak. 'Ekmeleddin İhsanoğlu İstanbul'da, Selahattin Demirtaş Diyarbakır'da' Cumhurbaşkanlığının bir diğer adayları ile MHP ve CHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu İstanbul’daki Yeniköy İlköğretim Okulu’nda ve HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş ise oyunu Diyarbakır’da kullanacak. 'Cemil Çiçek, Necdet Sezer ve Mehmet Şimşek aynı sandıkta' TBMM Genel Başkanı Cemil Çiçek ise oyunu Ankara’nın Gölbaşı İlçesi’ndeki Şahin Sevim İlköğretim Okulu’ndaki 1137 numaralı sandıkta oy kullanırken, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, Eski İçişleri Bakanı Aldülkadir aksu ve birçok milletvekili de bu sandıkta oyunu kullanacak. 9- Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’de konutunun yakınındaki Şehit Teğmen Kalmaz İlköğretim Okulu’nda kullanacak. Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak oyunu Ankara’daki Turhan Dökmeci İlköğretim okulunda kullanırken, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ise oyunu Fethiye Kemal Mumcu Anadolu Lisesi’nde kullanacak. DSP Genel Başkanı Masum Türker ise oyunu TEB Ataşehir Ortaokulu’nda kullanacak.
'Profesyonel Orduya Geçilmeli, Bedelli Askerlik Kaldırılmalı'
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatıyla 2013’te askeri ve sivil bürokratlardan oluşturulan ekip, savunma reformuyla ilgili bir rapor hazırladı.Raporda, ordunun profesyonelleşmesi, bedelli askerliğin kaldırılması tavsiyeleri dikkat çekti. Cumhurbaşkanlığı’nın dün bir kısmını kamuoyuna sunduğu raporun önsözünde Gül, “Askeri güç olmaksızın büyük güç olunmaz.” dedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçtiğimiz yıl nisan ayında başkanlığını Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu’nun üstlendiği, eski MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Tahsin Burcuoğlu, Savunma Sanayii Müsteşar Yardımcısı Faruk Özlü, Kara Harp Okulu Dekanı Tuğgeneral Murat Yetgin, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim Daire Başkanı Hava Pilot Tuğgeneral Recep Ünal ile emekli Tuğamiral Doğan Bozkurt’tan oluşan bir ekip kurdu. Çalışma grubu yaklaşık bir yıl boyunca kapsamlı bir savunma reformu hazırladı. Raporun bir kısmı, dün Cumhurbaşkanlığı tarafından kamuoyuna sunuldu. Raporda göze en çok çarpan, bedelli askerlik uygulamasına son verilmesi yönündeki tavsiyeydi. Savunma reformuyla ilgili rapordan, yurtdışında çalışanların yabancı ülkelerdeki hak ve kazanımlarının korunmasını amaçlayan dövizli askerlik uygulamasına ise devam edilmesi yönünde bir görüş çıktı. Raporda ön plana çıkan diğer başlıklar şöyle: Genelkurmay, MSB’ye bağlanmasın: Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na (MSB) bağlanmasına karşı çıkıldı. MSB’nin yeniden yapılandırılması gerektiği fakat sivil uzmanların sayı ve yetkilerinin gereğinden fazla artırılmasının ‘politizasyona’ yol açabileceği belirtildi. MSB, Genelkurmay Başkanlığı ile kuvvet komutanlıklarını aynı kampüs içinde toplayacak, ABD’de veya Fransa’dakine benzer bir fiziksel mekân oluşturulması gerektiği de not edildi. Destekleme Fonu’nu asker kullansın: Raporda, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’nun sadece TSK’nın ihtiyaçları için kullanılması istendi. Hükümet daha önce çıkardığı kanun hükmünde kararname ile fonu MİT ve Emniyet’in de kullanımına açmıştı. Özellikle MİT’e fondan önemli kaynak tahsis edilmeye başlandı. Makine Kimya Endüstrisi (MKE) dönüştürülsün: MKE’nin, Anonim Şirket (AŞ) statüsüne dönüştürülmesi istendi. Ayrıca Savunma Sanayii’ni Destekleme Fonu’na (SSDF) devredilmesinin ve bu sayede kurum ile ilgili olarak yapılacak bütün düzenlemelerde Savunma Sanayii İcra Kurulu’nun yetkili olmasının temin edilmesinin uygun olacağı değerlendirildi. Profesyonel orduya geçilsin: Rapor, orduda profesyonelleşmenin önemine dikkat çekerken, bir süre daha zorunlu askerliğin devam edeceği düşüncesinden hareketle bazı önerilerde bulundu. Aktif olarak kullanılmayan erbaş ve er kadrolarının söndürülmesi istendi. Ceza İnfaz Kurumları’nın dış güvenliğinin Jandarma Genel Komutanlığı’ndan Adalet Bakanlığı’na devredilmesi; kara sınırları güvenliğinin sorumluluğunun ise İçişleri Bakanlığı’na devredilmesi önerildi. Acil müdahale gücü: Türkiye’yi çevreleyen tehdit ve risk ortamı ile ittifak sorumlulukları göz önünde bulundurulduğunda, TSK’nın NATO’da olduğu gibi göreve hazır bir ‘acil müdahale gücüne’ sahip olması ve bu güce kara, deniz ve hava kuvvetlerinden unsurlar tahsis edilmesinin uygun olacağı değerlendirildi. Kritik projeler tamamlanmalı: Özellikle beka kabiliyetindeki hava ve füze savunması ile elektronik harp gibi kritik projelerin bir an önce tamamlanması, TSK’nın sınır ötesinde askeri varlık bulundurabilecek şekilde stratejik intikal, üs bölgesi oluşturma gibi yeteneklerin kazanılmasının hayatiyeti vurgulandı. Denetim raporlarını ihtisas komisyonları incelesin: Savunmayla ilgili Sayıştay denetim raporlarının, TBMM’de uzman bir komisyon tarafından incelenmesi gerektiği belirtilirken, “Söz konusu raporlar TBMM’de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmektedir. Denetim raporlarının ihtisas komisyonları tarafından incelenmesi uygun olacaktır.” değerlendirmesinde bulunuldu. Emre Soncan, Zaman
Cumhurbaşkanı Gül'den Veda Mesajı: 'Tarafsızlığımı Titizlikle Korudum'
Görev süresi 28 Ağustos’ta dolacak olan Cumhurbaşkanı Gül, halka hitaben yayımladığı veda mesajında, “Millî iradenin temsilcisi, yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçildiğim Cumhurbaşkanlığı görevimde, öncelikle, Çankaya’nın kapılarını halkımıza açtım. Devleti ve Milleti kucaklaştırdım, kaynaştırdım. Anayasa’yı uygulama ve devlet kurumları arasında uyumu sağlama görevimi, en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştım” dedi. Görev süresi 28 Ağustos’ta dolacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, halka hitaben bir veda mesajı yayımladı. Cumhurbaşkanı Gül, mesajında şunları söyledi: “Aziz Vatandaşlarım, Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı olarak görev süremin sonuna gelmiş bulunuyorum. Bugün sizlere veda ederken, geçen yedi yılın samimi bir muhasebesini, değerlendirmesini de yapmak istiyorum. Millî iradenin temsilcisi, yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçildiğim Cumhurbaşkanlığı görevimde, öncelikle, Çankaya’nın kapılarını sizlere, halkımıza, açtım. Devleti ve Milleti kucaklaştırdım, kaynaştırdım. Anayasa’yı uygulama ve devlet kurumları arasında uyumu sağlama görevimi, en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştım. Yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarını her yıl düzenli olarak burada bir araya getirerek, diyalog ve uyumlarına katkıda bulundum. Siyasi kimliğime rağmen, tarafsızlığımı titizlikle korudum. Siyasi partilerimiz ile gündemdeki konularda düzenli temas ve istişare ettim. Hükümetlerimizle yakın işbirliği ve uyum içinde çalışmamın yarattığı sinerjinin, ülke refahına ve istikrarına önemli katkısı oldu. Yurt dışında da, devletimizi ve milletimizi, gücüne ve itibarına yakışır biçimde temsil ettiğime inanıyorum. Devlet organlarına ve toplumumuza verdiğim mesajlarda, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın gereklerine hepimizin azami özen göstermesini istedim. Millî birlik ve bütünlüğümüzün ancak böyle bir temel üzerinde daha iyi korunacağına güvendim. Aynı şekilde, insan haklarına saygının, eğitimde fırsat eşitliğinin, iyi yönetişimin, kadın-erkek eşitliğinin kalkınma ve demokrasinin gereği olduğu anlayışına öncülük yapmaya gayret ettim. Böyle bir anlayışın bölgemizde ve dünyada etkili olması için de telkinlerde bulundum. Siyasi hayatımın başından itibaren, Türkiye’mizin, Müslüman kimliğine sahip bir ülke olarak, demokrasiyi tüm unsurlarıyla en güzel biçimde hayata geçirmeyi başarmasının hem İslam âlemi, hem de dünya barışı için büyük bir kazanç teşkil edeceğine kuvvetle inandım. Dolayısıyla, Avrupa Birliği’ne katılım sürecimizi çok önemsedim. Sevgili Vatandaşlarım, Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak, evvelce görev yaptığım dönemlerde bizzat öncülük ettiğim ve uyguladığım siyasi ve ekonomik reformların devamına, Cumhurbaşkanı olarak da kuvvetli destek verdim. Bu çizginin sapmadan sürmesi için, 21. yüzyıla yakışan yeni bir Anayasanın en geniş katılımla hazırlanması ve mümkünse oydaşmayla benimsenmesi için birçok kere çağrılar yaptım. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin, denge-fren sisteminin demokrasimiz için önemini sık sık vurguladım. Seçim sandığının kutsal, halkın iradesinin demokrasinin temeli olduğunu söyledim. Ayrıca, demokrasinin diğer ilke ve değerlerinin önemini de hep hatırlattım. Demokrasimizin temeli olan kurumların zaafa uğratılmamalarının, aksine, güçlendirilmelerinin önemine hep işaret ettim. Hukukun üstünlüğü ile yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerinin, hiçbir şekilde zedelenmemesi için çalıştım. Aynı şekilde, fikir, din, inanç ve vicdan özgürlüğü, her zaman en üstte tuttuğum değerler oldu. Basının ve sosyal medyanın özgürlüğünü titizlikle gözettim; bunun ancak istisnai ve meşru hallerde sınırlanabileceği uyarısında bulundum. Siyasette ve medyada kimi zaman ölçüsüz biçimde sert ve kırıcı üslup kullanıldığında uyarılarda bulunmak zorunda kaldım. Bu nedenle, ülkemizin ulaştığı düzeye ve geleneksel ahlak ve adabımıza yakışan yeni bir siyaset üslubuna olan ihtiyacı sık sık dile getirdim. Ülkemizde uzlaşı kültürünün yerleşmesini çok arzu ettiğimi ve bu yönde gayret gösterdiğimi, eminim ki, takip ettiniz. Zor günlerde, sizlere güven ve sükûnet aşılamaya gayret ettim. Kutuplaşma ve rövanşizm, intikamcılık eğilimleri tespit ettiğim zamanlarda, bunlardan kaçınılmasını hep arzu ve telkin ettim. Zira vatandaşlarımızın benimsemiş olduğu, istisnasız bütün din, mezhep, inanç, düşünce ve kimliklerin çeşitliliğimizi, zenginliğimizi, ortak gücümüzü teşkil ettiğine samimiyetle inandım. Toplumumuzun bütün kesimleriyle bu doğrultuda diyaloglar, köprüler kurdum. Din ve ibadet özgürlüğünün temel hak ve özgürlüklerin ayrılmaz bir parçası olduğuna olan inancımla, laikliğin yanlış uygulanmasına son verilmesini her zaman savundum ve destekledim. Başörtüsü meselesinin ülkemizi bölmesine devletimizin en üst düzeyinde son verdiğimi gördünüz. İlk Cemevi ziyaretini yaptım, Alevi iftarlarına katıldım. Gayrimüslim vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgilendim, dini bayramlarını kutlamayı ihmal etmedim. Aziz Vatandaşlarım, Hatırlarsanız, yedi yıl önce ilk yurt içi seyahatimi bazı Doğu illerimize yapmıştım. Bu seyahatte halkımızın, şahsımda devletimize gösterdiği coşkulu muhabbet ve saygı beni derinden etkiledi. Kürt asıllı vatandaşlarımın tarihten kaynaklanan kültürel, insani, siyasi ve ekonomik sorunlarının çözümü için yapılan çalışmalara ilham ve destek verdim. Askerî vesayet ve darbe tartışmalarına son verilmesini sağlayan düzenlemeleri onayladım. Başkomutan sıfatımla, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları ve mensuplarının sorunlarıyla çok yakından ilgilendim. Ordumuzun modernleşmesine ve güçlenmesine büyük emek verdim. Savunma Reformu hazırlıklarına öncülük ettim. Şehit ve gazilerimize her zaman özel ilgi ve ihtimam gösterdim. Genel olarak uzun tutukluluk sürelerinden ve milletvekili, Genelkurmay Başkanı ve gazetecilerin tutuklanmalarından dolayı, yeri geldiğinde endişelerimi ve uyarılarımı kamuoyu ile açıkça paylaştım. Kamu yönetiminde devlete sadakatin, liyakat ve ehliyetin esas olması gerektiğini hatırlattım. Devlet sistemi içinde, Anayasa ve kanunlardan kaynaklanmayan herhangi bir dayanışma ve yapılanmaya müsaade edilemeyeceğini her zaman vurguladım. Aziz Vatandaşlarım, Cumhurbaşkanı olarak, ülke yönetiminde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin egemen olmasını arzu ettim. Bunun, demokratik yönetimin ve refahın temeli olduğuna dikkat çektim. Bu doğrultuda, Sayıştay’ın denetim yetkilerinin korunması konusunda titiz davrandım. Ayrıca, Devlet Denetleme Kurulu’nu, kamu vicdanı ve çıkarları doğrultusunda görevini yapması için, tarihinde ilk kez, bu derece aktif duruma getirdim. Ekonomide ise, siyasi istikrar-ekonomik büyüme ilişkisine verdiğim önemi hep vurguladım. Sürdürülebilir büyümenin gerekleri konusunda tavsiyelerde bulundum. Bu çerçevede, eğitimde kalitenin, bilimsel-teknolojik gelişmenin, girişimciliğin teşvikinin önemine sık sık dikkat çektim. Artık bilgi toplumuna dönüşmemizin gerektiğini söyledim. Önümüzdeki esas sınamanın ve kritik eşiğin, orta gelir tuzağına düşmemek olduğu konusuna dikkat çektim. Bu yönde ekonomik ve hukuki reformlar yapılmasında ısrar ettim. Ekonomik-sosyal hayatımızın temeli olarak gördüğüm işadamı, sanayici ve tüccarlarımız, işçi ve memur sendikaları, çiftçi, esnaf ve meslek kuruluşları, en sık temas ettiğim kesimler arasında yer aldı. 81 ilimize yaptığım ziyaretlerimde belediyeleri parti ayrımı yapmaksızın ziyaret ettim. Bu ziyaretlerimde halkımızın kardeşlik ve beraber yaşama duygularını hep teşvik ettim. Eşimle birlikte birçok sosyal sorumluluk projesine himaye verdik. Zengin kültür mirasımızın korunmasında da öncülük etmeye çalıştım. Her vesileyle çevrenin ve doğal hayatın korunmasında duyarlılık yaratmaya gayret ettim. Din âlimlerimiz ile sanatçılarımızı, fikir, bilim ve kültür insanlarımızı, üniversitelerimizi entelektüel ve manevi zenginliğimizin saygın temsilcileri olarak gördüm. Onlarla ve ayrıca gençlerimizle yakın diyalog içinde oldum, görüşlerinden faydalandım. Sevgili Vatandaşlarım, Devletimizi ve milletimizi yurt dışında da eşimle birlikte en büyük özeni göstererek temsil ettik. Ülkemizin dış politika hedefleri ve stratejik çıkarları doğrultusunda yoğun bir diplomatik faaliyet içinde oldum. Türkiye’nin diplomaside erdemli gücü temsil etmesi gerektiği inancıyla, bölge ve dünya barışına samimi katkıda bulunmayı amaçladım. Diğer yandan bu faaliyetlerimin ekonomi ve ticaretimizin, iş dünyamızın ihtiyaçlarına, ulaştırma ve enerji gibi stratejik alanlardaki çıkarlarımıza cevap vermesini sağladım. Yurt dışı seyahatlerimi iş adamı, tüccar ve müteşebbislerimizin projelerini, ihracatlarını, yatırımlarını değerlendirdikleri büyük seferlere dönüştürdük. Birçok ülkeye Türkiye’den yapılan ilk ziyareti gerçekleştirdim. Birçok ülkeden ilk kez devlet başkanı ağırladım. Dost ve müttefikimiz olan ülkelerin liderleriyle ilişkilerimizi en üst düzeyde pekiştirdim. 40 yıl aradan sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine büyük bir başarıyla seçilmemizin sevincini yaşadım. Konsey’e bizzat başkanlık ettim. Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecimizin aksamadan ilerlemesinde titizlik gösterdim. Komşu, dost, akraba ve soydaş ülkelerle sıcak ilişkilerimizi güçlendirerek korudum. Türk Dünyasıyla ve İslam Âlemiyle ilişkilerimizin en üst düzeye ulaşmasına katkıda bulundum. Kıbrıs davamıza desteğimi, ilk ve son ziyaretlerimi Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yaparak, kuvvetli biçimde ifade ettim. Dünyanın dört bir yanındaki Türk vatandaşlarıyla, gurbetçilerimizle, soydaşlarımızla her vesileyle yakından ilgilendim. Asya’daki büyük ekonomiler ve yükselen ülkelerle yeni ilişkiler geliştirdim. Afrika ve Latin Amerika gibi uzak bölgelere ulaştım. Başta Filistin ve Dağlık Karabağ olmak üzere bölgemizin kronik dış politika ihtilaflarında sorun-çözücü yaklaşımlar geliştirdim. Filistin davasına her zaman sahip çıktım. Bazı bölgesel iş birliği girişimlerine ve uzlaşı mekanizmalarına öncülük ve ev sahipliği ettim. Uluslararası forumlarda yaptığım çağrılarda, yoksulluk, uyuşturucu madde sorunu, kitle imha silahlarının yayılmasından, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, mezhepçilik, fanatizm, İslamofobi ve antisemitizme kadar küresel sorunlara ve tehditlere karşı insanlığın ortak mücadele vermesini teşvik ettim. Aziz Vatandaşlarım, Yedi yıl boyunca, her düşünceden, siyasi partiden, inançtan ve kimlikten, kadın-erkek, genç yaşlı vatandaşlarımın bana olan sıcak muhabbetini ve güvenini yakından hissettim. Gösterdiğiniz samimi muhabbet ve güven, Cumhurbaşkanlığı dönemimin bende kalan en aziz hatırası olacaktır. Yüce Meclise, Hükümetimize ve yargı oranları ile sivil toplumumuza benimle yaptıkları değerli iş birliği için içtenlikle teşekkür ediyorum. Ecdadımızın, devletimizin kurucularının, şehitlerimizin, kahramanlarımızın aziz hatıralarını bu vesileyle bir kez daha yâd ediyor, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum. Görevimden ayrılırken, Aziz Türk milletinin ve ülkemizin geleceğine olan inancımın tam olduğunu ifade etmek isterim. Şahsım ve ailem adına, hepinize Cenab-ı Allah’tan sıhhat ve selamet diliyorum. Gençlerimizin, çocuklarımızın gözlerinden öpüyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.”
İşçiden İşsizlik Fonu İçin Kesilen 246 Milyon TL Nerede?
SGK işçilerden kesilen milyonlarca lirayı İşsizlik Sigortası Fonu’na aktarmadı. Fonun kaybı 246 milyon lirayı buldu.İşçinin işsiz kaldığında tek dayanağı olan işsizlik sigortası fonuna yine işçiden kesilen milyonlarca liranın aktarılmadığı ortaya çıktı. Ancak Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) bunun takibini yapmadı. İŞKUR, SGK’yi suçladı. Cumhuriyet'ten Mustafa Çakır'ı haberine göre, işsizlik sigortası prim gelirlerine ilişkin yeterli kontrollerin yapılmaması nedeniyle fonun toplam kaybı 246 milyon lirayı buldu. Ayrıca mevzuata aykırı olmasına karşın İŞKUR’da birçok giderin de fon gelirlerinden karşılandığı belirlendi.Sayıştay’ın İŞKUR denetim raporunda, işçilerin işsiz kaldıklarında bir süre ücret aldıkları işsizlik sigortası fonuna ilişkin usulsüzlüklere dikkat çekildi. Rapora göre, işsizlik sigortası primlerini tahsil etmekle görevli olan SGK, İŞKUR’a eksik ödeme yaptı. Ancak İŞKUR’un gerekli takibi yapmaması nedeniyle bundan doğan alacağı hakkında bilgi sahibi olmadığı ve alacağın takibine ilişkin herhangi bir işlem yapmadığı ortaya çıktı. SGK tarafından tahsil edilen işsizlik sigortası prim gelirlerinin hesap edilebileceğine dikkat çekilen raporda, şöyle denildi:“Sonuç olarak yüzde 1’i sigortalı, yüzde 2’si işveren payı olmak üzere matrahın yüzde 3’ü tutarındaki 6 milyar 23 milyon 855 bin 789,92 TL’nin SGK tarafından fona aktarılması gerekmektedir. Buna karşın 2013 yılında fona toplam 5 milyar 850 milyon 24 bin 797.42 TL aktarıldığı, tahsil edilmeyen 173 milyon 830 bin 992,50 TL tutarındaki alacağa ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı ve bu tutarın muhasebe kayıtlarında yer almadığı görülmüştür.”Raporda, prime esas kazancın SGK’den yapılan tahsilat üzerinden hesaplanması ve bu hesaplamanın alacağın tamamı üzerinden yapılamaması nedeniyle, işsizlik sigortası devlet payı tutarının da eksik tahsil edildiği kaydedildi. Toplam 246 milyon eksik!Raporda bu durum şöyle ifade edildi:“Kurumun 2013 yılında tahsil etmesi gereken devlet payı tutarının 2 milyar 7 milyon 951 bin 929.97 TL iken Hazine’den toplamda 1 milyar 934 milyon 809 bin 608.09 TL tahsil ettiği görülmüştür. Açıklanan nedenlerle; işsizlik sigortası prim gelirlerine ilişkin yeterli kontrollerin yapılmaması nedeniyle fon kaynağında toplamda 246 milyon 973 bin 314.38 TL eksiklik olmuştur.”Mustafa Çakır | Cumhuriyet
Sayıştay Raporuna Göre Öğrencinin Parası da Kayıp...
Sayıştay’ın eğitim kurumlarına ilişkin raporları, öğrenciler üzerinden elde edilen gelirlerin nerelere gittiğinin belli olmadığını ortaya koydu.Sayıştay, öğrenciler üzerinden elde edilen milyonlarca liralık gelir üzerinde hiçbir denetimin olmadığını ortaya koydu. Cumhuriyet'ten Sinan Tartanoğlu'nun haberine göre, ÖSYM’nin düzenlediği sınavlar için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) okullarında kurulan başvuru merkezlerinde yaklaşık 10 milyon adaydan alınan işlem ücretlerinin “nerelere harcandığını” tespit edemeyen Sayıştay, ÖSYM’nin bankaların tahsil ettiği başvuru ücretlerini takip etmediğini, 2 gün içinde teslim alması gereken binlerce lirayı 7 gün bankada “unutarak”, faizsiz bankacılık yapan Kuveyt Türk’ün de aralarında bulunduğu 6 bankaya haftalık faiz kazandırdığını belirledi.Binlerce üniversite öğrencisinin kredi ve burs ücretlerini,“banka hesap numarası” bilgisine yer vermeden Ziraat Bankası’na yatıran Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun paraların iade edip edilmediğine bakmadığı ortaya çıktı. Suçlanan kurumların kendilerini “mevzuattaki boşlukla” veya “iş yükünün çokluğuyla” savunması ise dikkati çekti. MEB ile ÖSYM arasında 2006 yılında düzenlenen protokolle, ÖSYM tarafından yapılan merkezi sistemi sınavlarında her bir başvuru için okul müdürlüklerince alınacak ücretinin dağıtımına ilişkin esaslar belirlendi. Protokole göre her bir başvuru ücretinin yüzde 50’si okullarda, başvuru ve tercih işlemlerini yürüten personele ödenecekti. Kalan paranın yüzde 80’i tercih işlemlerinin yapıldığı okulların ihtiyaçları için, yüzde 20’si ise diğer okulların acil ihtiyaçları için kullanılacaktı.10 milyon adaydan 3 liraAncak söz konusu protokol 2011 yılında yürürlükten kaldırıldı ve yeni bir protokol hazırlanmadı. ÖSYM yılda yaklaşık 40 sınav düzenlemeye devam etti. Bu sınavlara yaklaşık 10 milyon aday başvurdu. Örneğin 2014 yılında her bir başvuru bedeli 3 TL olarak belirlendi. 10 milyon adayın ödediği 3 TL okul müdürlüklerince ya yürürlükten kaldırılan protokole göre toplanıp dağıtıldı ya da Sayıştay’ın tespitine göre “hiçbir düzenlemeye dayanmadan kullanıldı.”Sayıştay’ın bu tespitine karşı MEB’in gönderdiği savunmada ise “Alınan ücretlerin sarfı konusunda mevzuattaki boşluk sebebiyle tereddütler yaşandığı anlaşılmıştır” ifadeleri kullanıldı.Sınavlar bankalara kazandırıyorHer yıl düzenlenen yaklaşık 40 ÖSYM sınavına lişkin ücretlerin MEB ayağında nasıl usulsüz toplandığını belirleyen Sayıştay, sınav paralarınınÖSYM ayağında da sorunların yaşandığını raporlaştırdı. Sayıştay’ın ÖSYM raporunda, yaklaşık 10 milyon adayın bankalara yatırılması istenen sınav ücretlerinin yasaya aykırı olarak bankalarda bekletildiği, bu yolla bankalara para kazandırıldığı ortaya çıktı.Öğrencinin sırtından faizKamu Haznedarlığı tebliğine göre bankalarca tahsil edilen paraların iki işgünü içinde ÖSYM’nin hesabına aktarılması zorunluyken, ÖSYM ile 5 banka arasında imzalanan sözleşmelerin “paraların 7 gün içinde kurumun hesabına yatırılmasını” hüküm altına aldığı ortaya çıktı. Yasaya aykırı olarak hazırlanan sözleşmenin uygulanması aşamasında da “Anlaşmalı bankalardan mevcut tahsilatların 6-7 gün bloke edilerek sonrasında ÖSYM banka hesabına aktarıldığı, bu aktarımların ise kontrollerinin yapılmadığı” belirlendi.Hayalet burs!Sayıştay’ın Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) ilişkin raporunda ise yine üniversite öğrencilerine ödenen binlerce TL’lik burs ve kredi ödemeleri üzerindeki denetimsizlik ortayakonuldu. Buna göre KYK, üniversite öğrencilerinin burs ve kredilerini öğrencilerin banka hesaplarınayatırılmak üzere Ziraat Bankası’na yatırıyordu. Yapılan denetim sonucunda toplam paranın bankaya yatırıldığı ancak bankanın dağıtım için ihtiyacı olan öğrencilerin hesap numaraları bilgisinin bankaya verilmediği ortaya çıktı.Cumhuriyet