Bir An Önce Okumazsanız Pişman Olacağınız 2018’in En Çok Ses Getiren 20 Kitabı

-
15 dakikada okuyabilirsiniz

Kitap okumanın en güzel mevsimindeyiz... Hazır sonbaharı geride bırakıp kışa adım atmışken, boş zamanlarımızı battaniye altında kitap okuyarak geçirebiliriz. Hele bir de bir yandan kahvemizi yudumluyorsak ve dışarıda da kar yağıyorsa... İşte, biz de bu keyfinize ortak olmak istedik ve sizin için geride bırakmak üzere olduğumuz 2018 yılının en çok ses getiren kitaplarını derledik.

Keyifli okumalar!

20. Suat’ın Mektubu - Ahmet Hamdi Tanpınar

Suat’ın Mektubu; Huzur romanının karakterlerinden Suat’ın, arkasında Mümtaz’a hitaben yazdığı bir mektup bırakarak intihar etmesini işler. Huzur’da bir paragrafı yer alan bu mektupta Suat açısından Mümtaz’ın anlatılması ve Suat’ın kendi içine dönerek kendisini açıklaması ilgi çekicidir. Bu yarım kalan eseri kitaplaştırmayı tercih etmemizin nedeni de Huzur romanıyla olan bu doğrudan ilişkisidir.
İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde bulunan Tanpınar Arşivi, Prof. Dr. Handan İnci’nin çabalarıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve İÜ Türkiyat Enstitüsü’nün iş birliğiyle dijitalleştirilmiştir. MSGSÜ bünyesinde kurulan “Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Araştırmaları ve Uygulama Merkezi” tarafından arşiv üzerinde çalışmalar devam ettirilmektedir. Suat’ın Mektubu, bu çalışmaların ilk ürünüdür.

19. Gölgeler - Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli’den İstanbul’a ve onun yazarlarına, şairlerine saygı duruşu: Gölgeler 
Karanlığın bütün gölgeleri yuttuğu bir İstanbul akşamı. Bütün sesler susmuş. Yalnızca gelip geçenlerin görmediği, duymadığı Gölgeler’in sesleri yankılanıyor sokaklarda. Son bir kez söylenen şarkı gibi, son bir kez yazılan şiir gibi, “son bakışta aşk”ta dile gelen sevda sözleri gibi… Gölgeler konuşuyorlar karanlıkta… 
Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Attilâ İlhan'ın gölgeleri... 
Şiirin tapınağı önünde vecd halinde bekliyor İstanbul, ona yeniden hayat verecek son kelimeyi…

18. Antik Çağlardan Günümüze Felsefenin Öyküsü - Kolektif

Merak, başlangıçtan bu yana insanlığı felsefe yapmaya itmiştir, hâlâ da itmektedir.” Büyük Yunan düşünür Aristoteles’in bu sözü bugün hâlâ geçerli. Muhtemelen yıllar sonra da geçerliliğini koruyacak. Hal böyleyken felsefe tarihi de düşünürleri, akımları, kavramları ve teorileriyle alabildiğine uzanan bambaşka bir evren. Hep kitap kendi kurallarıyla yönetilen bu evrene adım atmak isteyenler için eşsiz bir rehber sunuyor: Felsefenin Öyküsü.
Bu kitapta Yunan filozoflardan modern filozoflara kadar sayısız filozof, sayısız teori, sayısız soru ve sayısız yöntem sizleri bekliyor. Hem de birbirinden güzel illüstrasyonlarla birlikte! Felsefenin antik çağlardan başlayan uzun tarihini öğrenmek istiyorsanız baş ucunuzda Felsefenin Öyküsü’ne yer açın!

17. Anno Domini 2071 - Pieter Harting

“Buhar makinelerini ve elektrikli telgrafları, demiryollarını ve istimbotları, dağ tünellerini ve asma köprüleri, fotoğrafçılığı ve gazhaneleri, kimyada atılan muazzam adımları, teleskopları ve mikroskopları, dalgıç çanlarını ve havacılığı düşündüm; evet, yüzlerce şey daha zihnimde karmaşık biçimde sıralandı, hepsi de bugün ve geçmiş arasındaki devasa farklılığı gümbür gümbür ilan ediyordu.”
19. yüzyılda Londinia’da bir öğleden sonra rahat koltuğunda otururken aklını gelecek ve ilerleme üzerine çeşitli düşüncelerle meşgul eden anlatıcımız rüyasında, son yüzyılda gerçekleşen bilimsel gelişmeleri 6 asır öncesinde tahmin ettiği için bir kâhin gibi görülen, yaşadığı dönemde ise anlaşılamayarak büyücülük suçuyla zindana atılan filozof ve bilim insanı Roger Bacon’ı görür ve kendini bir anda 2071 yılının ilk gününde bulur.

16. Kar, Köpek, Ayak - Claudio Morandini

İtalyan Alplerinde bir vadi.
Kar fırtınaları, ormanlar ve taşlar.
Bu vadinin en uzak köşesinde, unutulmuş, yıkık dökük bir baraka.
Aksi, yaşlı, kafası hayli karışık ve yalnız –ama gerçekten çok yalnız bir adam.
Ve bir gün, beklenmedik bir şekilde kapısında peyda olan, düşük çeneli, biraz müstehzi, çokbilmiş bir köpek.
Sığınılacak tek liman doğa, bir anda nasıl en ölümcül düşmana dönüşebilir?
İnsan aklına, hafızasına gerçekten ne kadar güvenebilir?
Yalnızlık bir adamı ne kadar delirtebilir?

Dino Buzzati’nin günümüzdeki temsilcisi olarak gösterilen Claudio Morandini, tüm bu küçük, sakin, pastoral parçaları alıyor; çokça hayal gücü, biraz hüzünlü yalnızlık, çılgın halüsinasyonlar ve edebiyatın büyüsüyle harmanlıyor: Masal olamayacak kadar gerçek, gerçek olamayacak kadar büyülü bir roman Kar, Köpek, Ayak.

15. Babil'in Kadınları : Mezopotamya'da Toplumsal Cinsiyet ve Temsil - Zainab Bahrani

Babil'in Kadınları Antik Mezopotamya'daki hâkim kadınlık mefhumunu inceleyen hem tarihsel hem de sanat tarihsel bir çalışmadır ve bu topluma özgü, Batılı kurucu söylem tarafından inşa edilmiş kadınlık kavramına eleştirel bir yaklaşım getirmektedir.

Zainab Bahrani bu kültürün cinselliği ve toplumsal cinsiyet rollerini temsil üzerinden nasıl düşündüğünü çözümlerken, benzer birçok çalışmanın bağımlı olduğu eril iktidar/dişi tabiiyet gibi basit ikilikleri de sorunsallaştırıyor. Bu sayede, mevcut tanımların kadınların yaşanmış deneyimleriyle aslında örtüşmediğini, kadını eril öznelliğin nesnesi olarak konumlandırdığını göstermiş oluyor.

"Babil’in Kadınları toplumsal cinsiyet, göstergebilim, yapıbozum, psikanaliz ve tarihsel eleştiri bağlamındaki çağdaş eleştirel teorilerde zemin bulan kadınlık temsilleri hakkındaki bir çalışmadır ve bu alanlar, bir bütün olarak, sadece bu geçmiş kültürün araştırılmasını beslemekle kalmayıp aynı zamanda kendi payımıza geçmişi nasıl adlandırdığımızla yüzleşen metodolojik bir ağ oluşturur."

14. Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilim kurgunun iyi edebiyat da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtı.
Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag'ın işi ise yasa dışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları.
Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred'la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse'le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı.
İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?
Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.
Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.

13. Örümcek Ağı - Agatha Christie

Dışişlerinde gelecek vadeden saygın bir diplomatın karısı olan Clarissa sürekli düş kurmakta, varsayımlar üretmektedir. Yine bir gün, “Aşağıya indiğimde kütüphanede bir ceset bulursam ne yaparım?” diye düşünür.
Ve sonunda ne yapacağını görme şansını yakalar, bir ceset bulur… hem de evinin salonunda. Onu ortadan kaldırma çabası içinde, evindeki konuklardan kendisine destek vermelerini ve suç ortağı olmalarını ister. Ancak tam da cesedi yok edip,  katili araştırma çabalarına giriştikleri sırada bir polis müfettişi çıkagelir ve bu gizem dolu olayların başlangıcı olur.

12. Hayalperestler ve Günahkârlar - Matthias Göritz

Genç bir gazeteci, Alman sinemasının önemli figürlerinden biriyle bir röportaj yapma şansı yakalar, bu kişi, artık yaşlanmakta olan ve sektörün renkli simalarından biri olan bir yapımcıdır. Yapımcı, büyük bir hastalık ile mücadele etmektedir, bütün fikirlerini ve mal varlığını İkinci Dünya Savaşı’nın nasıl asılsız bir hikâyeye dayandırılarak çıkarıldığını anlatan “Gleiwitz“ adlı filme yatırmıştır. Ridley Scott’un rejisör koltuğunda olduğu bu filmde başrolü Nicole Kidman oynayacaktır. Proje çeşitli engelleri aşmaya çalışır ve basın film hakkında ön bilgi elde edebilmek için baskıyı gittikçe artırırken yaşlı adam genç röportajcı ile bir kedi-fare oyunu oynamakta, genç adam ise bu işten kendi çıkarlarına uygun bir sonuç elde etmeyi ummaktadır. Gerçekten Tarantino’ya tokat atmış mıdır? Ancak yapımcının hayatındaki sırlar zamanla bir bir ortaya çıkarken yaşlı adamla röportajcı arasında daha sonra bambaşka bir yöne evrilecek bir yakınlık da doğmaya başlar. Bu sürükleyici ve canlı diyalog romanında Matthias Göritz alışılmadık bir baba-oğul hikâyesi etrafında sinema endüstrisinde sanatın, izleyici kitlelerinin ve gerçeğin yerini heyecanlı bir üslupla sorguluyor.

11. Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu - Jaroslav Kalfar

Çocukken öksüz kalan, dede ve ninesinin Çek kırsalında büyüttüğü Jakub Procházka’ya, kendi halinde bir bilim insanıyken Çek Cumhuriyeti’nin ilk astronotu olması teklif edilir. Venüs’le Dünya arasında ortaya çıkan Chopra isimli bulut, gökyüzünü mora çevirmiştir. Yapacağı bu tek kişilik tehlikeli uçuş Jakub’a hem kahramanlık hayalinin gerçekleşmesi için hem de önceki rejimin muhbirlerinden olan babasının günahlarıyla yüzleşmesi için bir fırsat sunar. Bilinmeyene doğru yola çıkan Jakub, ardında hayatının aşkı Lenka’yı geride bırakmayı bile göze alır.
Derin Uzay’da yapayalnızken, Jakub bir hayal olabileceğinden şüphelendiği devasa uzaylı bir örümcekle karşılaşır. Zamanla yakın dost olan ikili zamanlarını sevginin, yaşamın ve ölümün doğası ile Nutella’nın lezizliği üzerine konuşarak geçirirler. Tüm bunlar Jakub’un görevini tamamlamasına, sağ salim Dünya’ya dönüp Lenka’yla ikinci bir şans elde etmesine yetecek midir?
Sürprizlerle dolu Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu galaksiler arası bir aşk, azim ve keşif seyahati.

10. Başka Karşılaşmalar - Adalet Ağaoğlu

Sadece kentlerle ilgili deneme ve değinilerden oluşmuyor aslında 'Başka Karşılaşmalar' ama bağımsız metinlerin satırları arasına sinmiş bir kent hassasiyeti de derinden derine sürekli hissettiriyor kendisini. Belki de bunun sırrını kitaba ismini veren o ilk kelimenin bizi alıp kıyısına götürdüğü tahayyül ikliminde aramak gerekir. Çünkü 'başka' kelimesinin büyülü dünyası, içinde gizledikleri kadar dışarıya açtıklarıyla da hep 'aşk'a doğru bir yürüyüşü getirir akla. Dediği gibi Adalet Ağaoğlu'nun, "İçimizde ürpertilerle hatırlayıverdiğimiz yerler vardır. Bir fotoğraftan, şöylesi bir esintiden, açılıp kapanan bir pancurdan, herhangi bir sözcükten ötürü sizde hemen o ân yine orada olma istediği uyandıran yerler. Bir kent, bir köprü üstü..." Âşinalıkların aşka dönüştüğü yerlerde de, "bir başka âlemden gelmiş gibi" olanların hatırası ürpertmez mi içimizi zaten?
Sadece Yeniköy, Büyükdere, Beykoz, Tarabya, Rumelifeneri, Emirgan gibi kentin Boğaz kıyılarına yakışan isimlerle bezeli semtlerinin hissettirdiği ürperti de değildir söz konusu olan. Evet, onlar Adalet Ağaoğlu metinlerinin mütemmim cüzü, ayrılmaz bir parçasıdır elbette ama en az onlar kadar Paris'i, Londra'yı, Atina'yı, Floransa'yı, Madrid'i ve elbette Viyana'yı da dahil edebiliriz bu içinden aşk geçen kelimenin anlam alanına. Bu açıdan bakıldığında, 'Başka Karşılaşmalar,' sanki alttan alta bir direnişe de çağırmaktadır bizi. Edebiyat adına, aşk adına, özgürlük adına bir direnişe.
"Uzun yaşıyorsak, uzun ölümler sayesinde yaşıyoruz" diyen de yazarımızdan başkası değildir çünkü...

9. Mahremiyet-Dijital Toplumda Özel Hayat - Eirik Lokke

Bir gün uyandığımızda, özel yaşam hakkının yok olduğunu görme tehlikesi var mı? 5 Haziran 2013’te, NSA çalışanı Edward Snowden’ın sızdırdığı bilgilere dayanarak The Guardian’da yayımlanan bir makale, gözetleme toplumunun artık distopik bir gelecek olmaktan çıktığını gösteriyordu. Peki, biz bu gerçeğin ne kadar farkındayız? İçerdiği sorunların ve yol açtığı sonuçların bilincinde miyiz?
21. yüzyılda artık, devletlerin resmi kurumlarının, sosyal medya şirketlerinin, bankaların vb. sunduğu dijital hizmetlerin tüketicileriyiz. Uluslararası terörizm tehdidinin yol açtığı korkunun tehlikeli yoldaşlığı, ülke güvenliğini öne sürerek izleme yapılmasına anlayış gösterme tutumuna yol açmıştır. Üstelik, özel yaşam hakkınızı korumak amacıyla, yaşamın tüm devrelerine sızan bu dijital ağların dışında analog bir yaşam sürmeye kalkmanın sonucu daha fazla dikkat çekmek olabilir; çünkü elektronik iz bırakmamaya çalışmak bir dolu angaryayı göze almak demek.
Mahremiyet: Dijital Toplumda Özel Yaşam, yeni teknolojilerin özel yaşamımızı nasıl doğrudan tehdit ettiğini açıklıyor. Kişisel verilerimizin kaydedilerek hem istihbarat örgütleriyle paylaşılması hem de ticari şirketlere pazarlanması sonucunda ihlal edilen özel yaşamımızı daha iyi koruyabilmek için ne tür yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu; hem mahremiyetin önemseneceği hem de faydalı dijital araçların ve hizmetlerin gelişmesini sağlayacak bir dengenin nasıl kurulacağını ele alıyor.

8. Günün Sonu Yok - Rachel Seiffrt

İngiliz yazar Rachel Seiffert, Günün Sonu Yok'ta sezgisel olarak anladığımız ama dile getiremediğimiz duyguları ve kırılma anlarını yalın bir dille aktarıyor.
İçine kapanık bir bilim adamı Polonyalı bir anne ve oğluyla yakınlık kuruyor, küçük bir çocuk kumsalda ölümle ilk kez karşılaşıyor, ailesine vakit ayıramayan bir anne yadırgadığı kızıyla iletişim kurmaya çabalıyor, yaşlı bir sosyalist Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesini hazmedemiyor, dünyadan soyutlanmış bir arıcının hayatı bir çocuk yüzünden alt üst oluyor, bir anne ve dört çocuğu savaştan kaçmak için bir yabancıya güvenmek zorunda kalıyorlar, Polonyalı genç bir kadın evi terk eden kocasını bulmaya Almanya'ya gidiyor.
Seiffert okuru aynı anda hem bir gözlemci gibi dışarıya konumlandırıp hem de kahramanlarının iç dünyasına çekebiliyor. Yazar bu öykülerde basit cümlelerle kahramanlarının duygu coğrafyasının beklenmedik karmaşıklıkta bir resmini çizmeyi başarıyor.

7. Cenevre Gölü'ndeki Olay - Stefan Zweig

Bir garsonun ızdırapla dolu karşılıksız aşkı; bir hizmetçinin bir baron ile olan tuhaf ilişkisi; cenevre gölü’nde beliren esrarengiz bir adam… Stefan Zweıg o benzersiz üslubuyla tutkuları, burjuvaziyi ve savaşın çözümlemesini yapıyor.

6. 21.Yüzyıl için 21 Ders - Yuval Noah Harari

21. yüzyılın en çok ses getiren düşünürlerinden Yuval Noah Harari, ilk kitabı Sapiens’te insanın nasıl önemsiz bir hayvandan dünyanın efendisine dönüştüğünü, ikinci kitabı Homo Deus’ta çarpıcı öngörüleriyle insanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu ele almıştı. 21. Yüzyıl İçin 21 Ders ise yüzyılımızın eşi benzeri görülmemiş teknolojik ve ekonomik kırılmalarıyla ve yaşanan aralıksız değişimlerle başa çıkabilmek için elzem soruları tartışmaya açıyor.
Tanrı geri mi dönüyor?
Bilgisayarlar ve robotlar insan olmanın anlamını nasıl değiştirecek?
Yalan haber salgını karşısında ne yapabiliriz?
Büyük Veri bizi sürekli izlerken, seçme özgürlüğümüzü nasıl geri kazanabiliriz?
Dünyayı anlayamıyorsak doğruyla yanlışı, haklıyla haksızı nasıl ayırt edeceğiz?
Ufkumuzu aşan, bütünüyle insan kontrolünün dışında dönen ve tüm tanrılarla ideolojilere gölge düşüren bir dünyada sağlam bir etik zemin bulmak mümkün mü?
Homo sapiens yarattığı dünyayı anlamlandırma yetisine sahip mi? Gerçekliği kurmacadan ayıran belirgin bir sınır kaldı mı?
Eşitsizlik ve iklim değişikliğinin açtığı dertlere milliyetçilik deva olabilir mi?
Eski anlatıların çöküp yerine yenilerinin gelmediği bir çağda ne tür becerilere ihtiyacımız var?
Harari bu ve benzeri çok temel soru(n)ları, her biri birbirinden kışkırtıcı ve derinlikli 21 bölümde ele alırken, daha önceki kitaplarında ortaya koyduğu fikirlere dayanarak siyasi, teknolojik, toplumsal ve varoluşsal zorluklara açıklık getiriyor.

5. Lyon'da Düğün - Stefan Zweig

Lyon’da Düğün Fransız Devrimi sırasında yaşanan kargaşa ve zulüm günlerinde ölüme yaklaşan insanlara umut veren bir aşkın hikâyesidir. 1793’te kentte kurşuna dizilmeyi bekleyen karşı devrimcilerin toplandığı hapishane tuhaf bir nikâha sahne olur. İki Yalnız İnsan, acı çeken iki çaresiz insanı buluşturur. Birinin yüreğinden kopan çığlık diğerininkinde karşılık bulurken, farkında olmadan birbirlerinin yıllar süren yalnızlığına son verirler. Wondrak ise yazarın savaş karşıtı yapıtlarından biridir. Bohemya’nın küçük bir kentinde çirkinliğiyle sürekli alaya maruz kalan bir kadın tecavüze uğradıktan sonra doğurduğu çocuk sayesinde yaşama tutunmuştur, ama patlak veren Birinci Dünya Savaşı yüzünden oğlunu askere alarak ondan koparmaları söz konusudur. Zweig bu öykülerde toplum dışına itilmiş karakterleri üzerinden insanlık durumunu analiz eder. Karakterlerinin başlarından geçenler “yazgı” değil, insanlığın iflasının sonucudur.

4. Fırtınada Yanacaksın - John Verdon

New York’un sessiz sakin kasabası White River’da bir keskin nişancı dehşet saçıyor ve öldürülen polisin telefonuna bir uyarı mesajı geliyor. Kimsenin kimseye güvenmediği soruşturmaya danışmanlık yapması için çağrılan Gurney'in ise elinde gizemli bir nottan başka bir şey yok.
Bir parktaki oyun alanında ayak tabanlarına üç farklı harf dağlanmış iki cesedin bulunmasıyla işler daha da karmaşık bir hal alırken yetkililerin resmi açıklamalarıyla ters düşen Gurney, kasabayı labirent gibi sarmış olaylar silsilesini tek başına çözmeye kararlı. Yaklaşmakta olan fırtına herkesi yakmadan cevaplaması gereken bir soru var: Bu akıl dışı bulmacada gözden kaçırdığı şey ne?

3. Kırlangıç Çığlığı - Ahmet Ümit

Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.
Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.
Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.
Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.
Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.
İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.
Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.
İşte bu yüzden geri döndüm...

2. Canım Kardeşim-Evden 677 Kilometre Uzakta - Mark Lowery

Hem eğlenceli hem de yüreğinizi sızlatacak unutulmaz bir roman.
On üç yaşındaki Martin ve kardeşi Charlie çok özel bir yolculuğa çıkmışlardı. Preston’dan 677 kilometre uzaktaki St. Bernards’a. Tren, otobüs, taksi… Ne şekilde olursa olsun oraya gitmeyi kafaya koymuşlardı; gidecek ve St. Bernards’taki limanı düzenli olarak ziyaret eden yunusu göreceklerdi. Peki, bu yolculuğun tek sebebi o yunusu görmek miydi?
Sürprizler ve maceralarla dolu bir yolculuktu bu. Martin kardeşine hayrandı fakat Charlie sıradan bir çocuk değildi. Milyonda bir rastlanacak türden birisiydi. Çok erken doğmuştu ve hayatta kalmasını kimse beklememişti. Esprili, karşı konulamaz ve fazlasıyla sıra dışı bir çocuktu… Bu nedenle Martin her an tetikteydi, özellikle de bu çılgın yolculuk boyunca. İyi bir ağabey olabilmek için elinden geleni yapıyordu ancak bu her zaman kolay değildi, özellikle de St. Bernards’ta onları bekleyen şeyin önemi düşünülünce…

1. Gelincik ile Serçe - Kristy Cambron

Yeni sanat galerisinin açılışı ve bir peri masalını aratmayan düğününün ardından Sera James, büyüleyici bir hayat sürmeye başlar. Ancak William Hanover’ın işlemediği bir suç yüzünden tutuklanmasıyla peri masalı bir kâbusa dönüşür. Sera ile William korku ve endişe savaşını verirken, Sera âşık olduğu adamın gerçekte kim olduğunu sorgulayacak, aradığı yanıtları ise geçmişte bulacaktır. 
Kája Makovský, 1939 yılında yarı Yahudi ailesini geride bırakarak Nazi işgali altında olan Prag’dan kaçmak zorunda kalır. Üç sene sonra İngiltere’de artık bir gazetede çalışan Kája, Nazilerin Londra’yı bombalamasının ardından Manş Denizi’nin karşı tarafında yaşanan korkunç olayları keşfeder. Bölgede binlerce Yahudi'nin katledildiğini öğrendiğinde ailesini kurtarmak için hayatını riske atarak vatanım dediği şehre geri dönmeye karar verir. Ancak şeytan boş durmayıp onun planlarını bozar ve Kája kendini korkularının merkezinde,  Terezin Toplama Kampı’nda bulur…
Umuda ve hayata tutunma hikâyesinde Sera ve Kája, yüreklerini saran inanca tutunacak ve sevdiklerini korumak uğruna sonuna kadar savaşacaklardır. Bu, geleceklerini yok saymak anlamına gelse bile…
Kelebek ile Keman’la gönlümüzde yer edinen Kristy Cambron, bu kez Gelincik ile Serçe’yle savaşın karanlık yüzünün çocuklardaki etkisini, kötü bildiklerimizin de içinde iyilik taşıyabileceğini yürek burkan bir dille anlatıyor…
“Gelincik ile Serçe bize bir kez daha Terezin Toplama Kampı’na 15,000 çocuğun gönderildiğini ve yalnızca yüzünün kurtulabildiğini dehşetle hatırlatıyor. Bu roman sevdiklerimiz uğruna neleri göze alabildiğimizi çarpıcı bir dille anlatıyor.”

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
aybukep

İnsanların yoğun ilgi gösterdiği şeylerden hep soğuyorum nedense

elifcee

Cenevre Gölü’ndeki Olay güzel mi acaba? Okuyan var mı?

gzm-ynklr

Liste için teşekkürler okumadıklarımı okuyacağım.

Başlıklar

AlmanyaAşkBilimÇek CumhuriyetiFırtınaİngiltereİntiharİstanbulKitapMarmara ÜniversitesiPolisPragQuentin TarantinoSavaşSinemaSosyal MedyaTercihTokatUzayYaşar KemalYunanistanali ağaoğluanneaşkolayoyun
Görüş Bildir