işkence Haberleri

işkence ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. işkence ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar
1992 yılında, başlarında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın bulunduğu JİTEM ekiplerince kaçırılıp, işkence edilerek öldürülen 27 yaşındaki Ayten Öztürk'ün katledilmesi babası Hıdır Öztürk tarafından kitaplaştırıldı. Ayten'in babası Hıdır Öztürk'ün moderatörlüğünde çok sayıda yazar, aydın gazeteci, bilim adamı ve sanatçının katkılarıyla hazırlanan kitap 'Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar' adını taşıyor. “Kızımın kaçırıldığını duyduğumda, bu işin devlet tarafından yapılabileceği ihtimalini aklımın köşesinden bile geçmedi. İlk başta birilerinin evlenmek amacıyla kaçırdığını düşündüm. Onunla aynı iş yerinde çalışan arkadaşlarından şüphelendik, hatta bunlar hakkında şikayetçi olduk” diye anlatıyor 27 Temmuz 1992’de kaçırılan ve 11 gün sonra cesedi Elazığ Asri Mezarlığı’na yakın bir arazide toprağa gömülü halde bulunan kızı Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk… Cesetle karşılaşma anını ise Ayten’in kız kardeşi Makbule Öztürk, şu kan donduran ifadeleri kullanarak anlatıyor: “Paramparçaydı ceset, burnu kopuk, kulakları kesik, gözleri oyuktu. Cesedin hiçbir tarafı ablama benzemiyordu. Donup kalmıştım… Önce annem hareketlendi; yüzünden kızını tanıyamayacağını anlamış olacak ki; ayaklarını incelemeye başladı. Gözleri ayak parmakları arasındaki küçücük bene takılınca yüreğimizi kanatan çığlığı kopardı. Bu arada diş doktoru nişanlım, cesedin ağzındaki dişleri inceledi, ‘Bu benim dolgumdur’ diye mırıldanınca, koroya dönüştü ağlamamız…” Yeşil’le tanıştırılıyor! Ayten Öztürk’ün kaçırılma süreci 1992 baharında başlar. Tunceli Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran, baba Hıdır Öztürk’e arar ve kızlarını da alarak alaya gelmesini ister. Baba, iki kızı Ayten ve Makbule’yi de alarak alay komutanlığına gider. Görüşmede sakallı ve zayıf, polis olarak tanıtılan bir kişi daha vardır. O da Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dır. Aile onun Yeşil olduğunu bilmez. (Ta ki 2006 yılında gazetelerde fotoğrafı çıkana kadar) Alay komutanı iki kızın bilgilerini alır, bunları Yeşil’e verir. Hayatının hiç bir döneminde 'Devlet baba'ya karşı gelmemiş olan aynı zamanda Tunceli Özel İdare'de valinin yanında şef olarak çalışan Hıdır Öztürk'e “devlete karşı gelmeme!” konusunda uyarı çekilen baba ve kızları alaydan ayrılır. Baba yıllar sonra o görüşmenin kızlarının “infaz” görüşmesi olduğunu gözyaşlarıyla anlatır. Kaçırılıp, öldürülür Bu görüşmeden iki ay sonra 32 yaşındaki Ayten Öztürk, çalıştığı fabrikanın önünden Toros marka beyaz bir araçla, 4 kişi tarafından 27 Temmuz 1992’de kaçırılır. Ve 11 gün sonra işkence edilmiş haldeki cesedi Elazığ Asri Mezarlığı yakınlarında toprağa yarı gömülü halde bulunur. Aysel Çürükkaya’nın kardeşi Un fabrikasında çalışan bir işçi olan ve legal-illegal siyasetle uzaktan yakından ilgili olmayan Ayten Öztürk’ün tek suçu ise! bir dönem PKK içerisinde yer almış ve sonra eşi Selim Çürükkaya ile örgütten ayrılmış olan Aysel Çürükkaya’nın kız kardeşi olmasıdır. Diyarbakır’daki JİTEM binasında işkence Tunceli Alay Komutanlığı’nda Yeşil’in “imha edilecekler” listesine eklediği Ayten Öztürk, kaçırıldıktan hemen sonra Diyarbakır’daki JİTEM binasına götürülmüş ve burada günlerce işkenceye uğramıştır. Ersever ve Aygan Yeşil’i suçlamıştı Ayten’in vahşi bir şekilde JİTEM tarafından katledilmesi, Cem Ersever’in “Tunceli’de Ayten Öztürk adlı kızı Yeşil ve ekibi kaçırıp öldürdü” ile İsveç’te yaşayan PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın “Tam olarak hatırlamıyorum, yaz ayıydı. Yeşil ve ekibi Ayten Öztürk’ü Diyarbakır şehitlikteki Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin yanındaki JİTEM’in kullandığı binaya getirdiler” açıklamaları ile vahşetin itirafıydı. Ajanlığı kabul etmeyince öldürdü Aygan’ın anlatımına göre Yeşil, Ayten’i Diyarbakır’a getirmiş ve “Çürükkayaların akrabası onunla işim var biraz” demişti. Aygan’a göre ajan olmayı kabul etmeyen Ayten’e Yeşil tarafından vahşi bir şekilde işkence uygulanmış ve sonunda öldürülüp gömülmüştü. Devletin kadrolu celladı, PKK içindeki ablasının intikamını Ayten’i öldürerek almıştı! Tunceli Alay Komutanlığı, Tunceli Valisi ve Yeşil ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı; ve Öztürk’ün acılı babası 22 yıldır kızı için yürüttüğü adalet savaşını ise hiçbir zaman bırakmadı. Ve acılı anne, kızının parçalanmış cesedini pazardan aldığı gelinlikle mezara verdi... Babanın sözleri Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesindeki Terör ve Şiddet Olaylarına ilişkin alt komisyonda konuşmuş ve “Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım’’ sözleriyle yankı uyandırmıştı. Acılı baba dönemin Tunceli Jandarma Alay komutanı ile görüşmesinin ardından kızının ortadan kaybolduğunu ve görüşmede ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğunu söylemişti. Murat Aydın / Cnnturk.com ****
Büyük İskender'in 2000 Senelik Sırrı Çözüldü mü!
Makedonya kralıyken kısa sürede Yunanistan 'dan Hindistan 'a kadar büyük bir imparatorluk kuran Büyük İskender 'in Milattan Önce 323 senesindeki ölümünün üzerindeki sırrın çözüldüğü ifade ediliyor. Bazı tarihçiler 32 yaşında ölen imparatorun eceliyle öldüğünü savunurken Yeni Zelanda'da Otago Üniversitesi'nde zehir bilimci Leo Schep, 2.000 sene kadar sonra ölümün üzerindeki sırrı çözdüğünü iddia etti. Schep, Büyük İskender'in zehirli bir şarapla öldürüldüğünü düşünüyor. Prof. Dr. Pat Wheatley ile birlikte yaptığı araştırmayı Clinical Toxicology dergisinde yayımlayan Schep, kullanılan zehrin muhtemelen Veratrum albüm (beyaz çöpleme) bitkisinden elde edildiğini bildirdi. Beyaz çiçekli bitkiden mayalanma suretiyle zehirli şarap yapılabileceği ifade ediliyor. Schep son derece acı bir tadı olan bu şarabın tatlandırıcılarla tatlandırıldığını düşünüyor. Büyük İskender'in zehirli şarabı içerek işkence gibi 12 gün geçirdiği, konuşamaz ve yürüyemez hale geldiği dile getirildi.
Uğur Mumcu Cinayeti 21 Yıldır Aydınlatılamadı
Türkiye'de araştırmacı gazeteciliğin öncüsü Uğur Mumcu tam 21 yıl önce bugün bir bombalı suikast sonucu aramızdan ayrılmıştı. Mumcu için bugün birçok kentte anma etkinlikleri düzenlenecek. Mumcu için ilk olarak başkentte saat 10.30'da Batıkent Uğur Mumcu parkında anma töreni düzenlenecek. Bombalı saldırının gerçekleştiği sokağa karanfiller bırakılacak. Ardından da sevenleri saat 14.30'da Cebeci Asri Mezarlığı'ndaki kabrini ziyaret edecek. Uğur Mumcu için sadece başkentte değil, başta İstanbul ve İzmir olmak üzere yurdun birçok merkezinde anma törenleri düzenlenecek. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu 24 Ocak 1993'te Ankara'da evinin önünde aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucunda yaşamını yitirmişti. Mumcu suikastı, ölümünün 21'inci yılında hala aydınlatılabilmiş değil.CNN Türk
İntihara Kadar Götüren Uğultu'nun Sırrı Nedir?
Dünyanın çeşitli bölgelerinde ve özellikle küçük yerleşim birimlerinde geceleri ortaya çıkan bir uğultu, etkilediği insanları çıldırtmak üzere. İngilizce'de ‘Hum' olarak tanımlanan uğultu, dünyanın en esrarengiz olaylarından biri olduğu gibi, insanları intihara sürükleyen bir işkence haline dönüşmüş durumda. Genellikle izole ve küçük yerleşim birimlerinde geceleri duyulmaya başlayan ve önüne geçilemeyen 'uğultu', dünyanın birçok köşesinde binlerce insanın sinirlerini iflas etme noktasına getirdi. İngiltere'nin Bristol kenti; ABD'nin New Mexico eyaletindeki Taos ve İskoçya'nın Largs kasabası, 'Hum' eziyeti çeken yerleşim birimlerinden sadece birkaçı. Bilim insanlarının yıllardır süren araştırmalarıan rağmen, gizemli uğultunun neden sadece belli bölgelerde, populasyonun belli bir kısmını etkilediği hala sırrını koruyor. İlk olarak 1950'li yıllarda ihbarları gelmeyen başlayan gizemli uğultu, ilerleyen yıllarda daha fazla bölgede düşük frekanslı, bir 'zonklama ve gümbürdeme' tarzı bir gürültü olarak daha fazla yerleşim biriminde duyulmaya başlandı. 'Hum' hakkındaki genel görüşler ise uğultunun genelde kapalı alanlarda duyulduğu ve geceleri gündüzlerden çok daha fazla hissedildiği. Ayrıca, şehirlerdeki gürültüyü içermeyen kırsal bölgelerde yaygın olduğu. 'BAZEN ÇIĞLIK ATASIM GELİYOR' İngiltere'nin Surrey kentinde yaşayan akustik mühendisi Geoff Leventhall'ın 2003 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, 'Hum' bulunan bölgelerdeki nüfusun sadece yüzde 2'si uğultuyu duyuyor. Bu gürültüye maruz kalanlar ise genelde 55-70 yaş arası insanlar oluyor. 'Hum' mağduru insanlar, gürültüyü 'rölantide çalışan bir dizel motoru' gibi tanımlıyor. İngiltere'nin Leeds kentinde uğuldamaya maruz kalan Katie Jacqures, BBC'ye, 'Bu bir nevi işkence... Bazen gerçekten çığlık atmak istiyorsunuz' yorumunda bulundu. Jacques, 'Geceleri çok daha kötüleşiyor... Uyumak zorlaşıyor çünkü arka planda sürekli bu sesi duyuyorsunuz. Sürekli dönüp duruyor ve kafanızı daha fazla bu sese takıyorsunuz' dedi. Duyma sorunu bulunmayan mağdurlardan birçoğu, şikayetleri dikkate alınmadığı zaman daha da sinirleniyor. Madurlar, baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, burun kanaması ve uyku bozukluğu gibi rahatsızlıklar çekiyor. BBC'ye göre, İngiltere'de bugüne kadar en az 1 kişi 'Hum' yüzünden intihar etti. 'HUM' BÖLGELERİ LiveScience sitesinin haberine göre, gizemli uğultuların ilk belirdiği yerlerden biri İngiltere'nin Bristol kenti. Kıyı şeridindeki kentte 1970'lerde bildirilen şikayetlerin sorumlusu olarak araç trafiği ve 24 saat çalışan fabrikalar gösterilmiş. ABD'nin uğultusuyla meşhur olan yeri ise Taos kasabası. İlk olarak 1991 yılında yerel halk düşük frekanslı, gümbürtü benzeri bir sesten şikayetçi olmuş. New Mexico eyaletinde yer alan Los Alamos Ulusal Laboratuvarı'ndan araştırmacıların yanı sıra, yerel uzmanların yaptığı inceleme bir sonuç getirmemiş. Araştırmacıların bugün uğultuların kaynağını belirmeye çalıştığı diğer yerleşim birimleri arasında Ontorio eyaltinin Windsor ve Avustralya'nın Sydney kenti sınırlarında yer alan Bondi bölgesi bulunuyor. Telegraph gazetesine konuşan Avustralyalılar, çaresizlikten ya fanlarını ya da müzik setlerini açık tutmaktan başka bir çözüm üretemediklerini belirtiyor. Bu çaresizliğin en büyük kurbanı ise ABD'nin Indiana kentinde bulunan Kokomo kasabası. Bir zamanlar 47 bin kişinin yaşadığı kasaba, 'Hum' nedeniyle 2003 yılında boşaltıldı. Adı Kokomo Hum'a çıkan kasabada yapılan araştırmalar, iki sanayi bölgesinin düşük frekanslı uğultuların kaynağı olabileceğini gösterdi. Ancak yerleşimciler geri döndükten sonra bazı kasaba sakinleri uğultu şikayetlerine devam etti. SEBEP NE? Hakkında birçok komplo teorisi üretilen ve bazıları tarafından gizli bir psikolojik silah olduğu iddia edilen 'Hum', inanması güç teorilerin doğmasına bile yol açmış durumda. Ancak araştırmacılar, gizemli olayın gerçek olduğunu ve uzaylıların Dünya'ya yolladığı ve sadece bazı insanlar tarafından algılanan sinyaller olmadığı konusunda emin. Kokomo Hum'da yapılan araştırmaların ardından, bilim insanları ana sorumluların sanayi bölgelerindeki ısıtıcı üniteleri, elektrik akım hatları, iletişim cihazları veya yüksek basınçlı gaz hatları gibi sanayi bögeleriyle bağlantılı kaynaklar olduğunu düşünüyor. Bir diğer teori, uğultunun sadece bazı insanlar tarafından algılanan, düşükfrekanslı elektromanyetik radyasyondan kaynaklandığı. Hatta, bazı insanlardan çok daha yüksek frekansları duyan insanların uğultuya maruz kaldığı vakalar da mevcut. Ortaya sürülen diğer teoriler ise okyanus dalgaları ve tektonik plakaların oluşturduğu sismik faaliyetlerden, askeri deney ve denizaltıların iletişimlerine kadar uzanıyor. Ancakhiçbiri kesin bir bulgu sunabilmiş değil. İngiliz araştırmacı Leventhall, gizemli olayın yakın zamanda çözülebileceğinden şüpheli. Leventhall, 'Bu 40 yıldır süren bir gizem. Daha uzun bir süre de böyle kalacağa benziyor' dedi.
Woody Allen'a Cinsel Taciz Suçlaması
Hikaye 1992 yılına kadar gidiyor. Ünlü yönetmen Woody Allen’ın evlendiği Mia Farrow ile evlatlık aldıkları Dylan, henüz 7 yaşındayken küçük kızın ve annenin iddiasına göre Allen’ın tacizine uğruyor. O dönem dava açan anne, yoğun baskılar ve sözlü saldırılar altında, küçük kızın da zarar görmemesi adına davayı geri çekiyor. Woody Allen’ın bu saldırıyı gerçekleştirip gerçekleştirmediği hukuk önünde net değil, keza kendisine açılan davalar da düştü. Ancak bugün, Woody Allen’ın evlatlık kızı Dylan, New York Times yazarı Nicholas Kristof’a kaleme aldığı bir mektubu ulaştırarak konuya yepyeni bir boyut kazandırdı. Dylan, yazdığı mektubunda Woody Allen’a Golden Globe ödülü verilmesine, Hollywood camiasına oldukça tepkili ve kendisi taciz iddialarını yinelemenin de ötesinde, ilk kez kamuoyu önünde konuşarak ‘iddia edilen’ tacize kendi penceresinden bir bakış sunuyor.Nicholas Kristof’un mektuba yazdığı önsözle başlayacak olursak, Kristof, davanın açıldığı 1993 yılında yaşananların Woody Allen’ın sevgilisi Mia Farrow’dan ayrılmasının ve Allen’ın evlatlık kızını taciz ettiği iddialarının manşetleri kapladığını, ancak bugün ilk kez olayın merkezindeki ismin, Dylan Farrow’un (yaşananlardan dolayı iki kez isim değiştirdi, önce Eliza, sonra Malone adını aldı) konuştuğunu yazıyor. Woody Allen’ın iddiaları reddettiğini ve hiçbir zaman ceza almadığını hatırlatan Kristof, masumiyet karinesine dikkat çekiyor. Ancak bu mektubu paylaşma gerekçesi olarak, Allen’ın Golden Globe hayat boyu başarı ödülü almasının ödülün uygunluğu tartışmasını alevlendirmesini gösteriyor, buradaki asıl meselesinin ise ünlü birinin hayatından ziyade bir cinsel istismar iddiasının varlığı olduğunu söylüyor. Kristoff, konu hakkında son günlerde bütün tarafların bir şeyler yazıp konuştuğunu, ancak olayın merkezindeki ismin ne düşündüğünü hiçbir zaman tam olarak duyamadıklarına dikkat çekiyor. Dylan’ın mektubunun tam metni şöyle: “En sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi? Cevap vermeden önce şunu bilmelisiniz: Ben 7 yaşındayken, Woody Allen benim elimden tutup beni evimizin ikinci katındaki kiler benzeri loş tavan arasına götürdü. Bana karnımın üzerine yatmamı ve kardeşimin elektrikli tren setiyle oynamamı söyledi. Ardından bana cinsel saldırıda bulundu. Yaparken benimle konuştu, iyi bir kız olduğumu ve bunun sırrımız olduğunu fısıldadı, birlikte Paris’e gideceğimizi ve filmlerinde yıldız olacağımı söyledi. Raylar üzerinde dolaşıp dururken o oyuncak trene baktığımı hatırlıyorum. Bugün bile hala, oyuncak trenlere bakmayı güç buluyorum. Hatırlayabildiğim süre boyunca babam bana hoşlanmadığım şeyler yapıyordu. Beni kendisiyle yalnız kalmam için sık sık annemden, kardeşlerimden ve arkadaşlarımdan uzaklaştırıp götürmesinden hoşlanmıyordum. Ağzıma başparmağını sokmasından hoşlanmıyordum. O iç çamaşırlıyken yatağa gidip yorganın altına girmek zorunda olmaktan hoşlanmıyordum. Çıplak kucağıma kafasını dayayıp nefes alıp vermesinden hoşlanmıyordum. Bu karşılaşmalardan kaçınmak için yatağımın altına kaçar veya banyoya saklanırdım ancak o beni her seferinde bulurdu. Bu normal olduğunu sandığım şeyler çok sık, çok rutin, çok yetenekli bir biçimde annemden gizlenerek gerçekleşiyordu ki, eğer annem bilseydi beni korurdu. Babaların çocuklarına böyle tutkuyla bağlandıklarını sanıyordum. Fakat tavan arasında yaptığı şey bana farklı geliyordu. Sırrı artık saklayamadım. Anneme, Woody Allen’ın bana yaptıklarını kendi babasının da ona yapıp yapmadığını sorduğumda, alacağım cevabı gerçekten bilmiyordum. Tetikleyeceği fırtınadan da haberim yoktu. Babamın, kardeşimle* cinsel ilişkisini kullanarak bana uyguladığı cinsel istismarı örtbas edeceğini bilmiyordum. Anneme, beni savunduğu için yalancı diyeceğini, ve onu benim kafama istismar düşüncelerini sokmakla suçlayacağını bilmiyordum. Hikayemi doktordan doktora, tekrar tekrar anlatmak zorunda bırakılacağımı, kavrayamadığım bir hukuk savaşı içinde yalan söylediğimi itiraf etmek için zorlanacağımı bilmiyordum. Bir noktada, annem beni oturttu ve bana yalan söylüyorsam başımın belaya girmeyeceğini, tüm söylediklerimi geri alabileceğimi söyledi. Geri alamadım. Hepsi gerçekti. Fakat güçlüler hakkındaki cinsel istismar iddiaları çok daha kolay düşüyor. Benim kredibiliteme saldırmaya hazır uzmanlar vardı. İstismar edilmiş bir çocuğu yakmaya hazır doktorlar vardı. (*-Dylan’ın üvey kardeşi Soon-Yi Previn, Mia Farrow’un önceki evliliğinden evlatlık. Woody Allen’ın o dönem reşit Soon-Yi ile 1992 yılında ilişkisi olduğu ortaya çıkmış, ikili halen birlikteler. Kanunen yasal üvey babası olmasa da Woody Allen, o dönem medyada Soon-Yi Previn’in üvey babası olarak telaffuz ediliyordu-zete) Bir ön duruşmanın babamın ziyaret haklarını elinden almasının ardından annem, Connecticut eyaletinin muhtemel suç bulgularına rağmen suçlamaları sürdürmeyi, savcının ifadesiyle “çocuk mağdurenin hassaslığı sebebiyle” reddetti. Woody Allen hiçbir suçtan ceza almadı. Bana yaptıklarının yanına kalması bütün büyüme sürecim boyunca aklımdan çıkmadı. Başka küçük kızların yanında bulunabilmesine izin verdiğim yönündeki suçluluk duygusu içimi kapladı. Erkekler tarafından dokunulmaktan ödüm patlıyordu. Yeme bozukluğu hastalığı gelişti. Kendimi kesmeye başladım. Bu işkence Hollywood tarafından daha kötü bir hale dönüştü. Değerli birkaç kişi (kahramanlarım) hariç herkes görmezden geldi. Belirsizliği tercih edip “Ne olduğunu kim bilebilir” demeyi ve hiçbir sorun yokmuş gibi davranmayı çoğunluk daha kolay buldu. Ödül törenlerinde aktörler kendisinden övgüyle bahsetti. İstismarcımın suratını her görüşümde -posterlerde, tişörtlerde, televizyonda – yalnız kalıp dağılana kadar panik halimi kontrol altında tutabildim. Geçen hafta, Woody Allen son Oscar’ı için aday gösterildi. Fakat bu sefer, dağılmayı reddediyorum. Çok uzun süre, Woody Allen’ın kabul edilişi beni susturdu. Ödüller ve onurlandırmalar, benim susmamı ve uzaklaşmamı isteyen kişilerin bir mesajıymış, bana yönelik kişisel bir azar gibi geldi. Fakat cinsel istismarları atlatan ve bana uzanan kişiler – beni desteklemek ve öne çıkma yönündeki korkularını paylaşmak, yalan söyledikleri iddiaları, hatıralarının kendi hatıraları olmadığı yönündeki suçlamaları – bana sessiz olmamam konusunda, sadece diğerlerinin bile susmamasını sağlamak adına, bir neden verdiler. Bugün kendimi şanslı sayıyorum. Mutlu bir evliliğim var. Muhteşem erkek ve kız kardeşlerimin desteği arkamda. Bir sapığın evimize getirdiği kaostan bizi kurtarma gücünü içinde bulmuş bir annem var. Fakat diğerleri hala korkuyor, hassaslar ve gerçeği söyleme konusunda mücadele veriyorlar. Hollywood’un gönderdiği mesaj onlar için önemli. Ya sizin çocuğunuz olsaydı Cate Blanchett? Louis CK? Alec Baldwin? Ya bu sen olsaydın Emma Stone? Veya sen, Scarlett Johansson? Beni küçük bir kızken tanıyordun Diane Keaton. Beni unuttun mu? Toplumun cinsel saldırı ve istismar mağdurlarını hayal kırıklığına uğrattığının canlı bir örneği Woody Allen. Kendi 7 yaşındaki kızınızın Woody Allen tarafından tavan arasına götürüldüğünü hayal edin. Adı anılınca hayatı boyunca baş dönmesi yaşayadığını düşünün. İşkencecisini kutlayan bir dünya hayal edin. Hayal ediyor musunuz? Şimdi en sevdiğiniz Woody Allen filmi hangisi?”Zete
Küçük Nazar'ı Kim Döverek Öldürdü?
MERSİN'de 9 yaşındaki Nazar Yıldız'ı işkence yaparak öldürdüğü iddiasıyla annesi 31 yaşındaki Serap Aldırmaz'ın tutuklu yargılanan sevgilisi 37 yaşındaki Ayhan Ataş suçlamayı kabul etmedi. Ataş'ın suçladığı küçük kızın annesi Aldırmaz hakkında yakalama kararı çıkartıldı. 2 yıl önce boşanan Hüseyin Yıldız ile Serap Aldırmaz çiftinin tek çocuğu olan Nazar Yıldız, birlikte yaşadığı babasının rahatsızlığı nedeniyle 10 günlüğüne annesine teslim edildi. Abdullah Günaydın İlköğretim Okulu 4'üncü sınıf öğrencisi Nazar, 4 Eylül 2013'de feci şekilde dövülüp işkence edilmiş halde, önce bir sağlık ocağına daha sonrada durumu ağırlaşınca Mersin Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne kaldırıldı. YOĞUN BAKIMDAN ÇIKAMADI Beyin kanaması geçirdiği belirlenen ve vücudunun büyük bölümünde dayak nedeniyle, morluklar tespit edilen Nazar Yıldız, solunum cihazına bağlanarak, yoğun bakımda tedavi altına alınmasından 13 gün sonra beyin ölümü gerçekleşti. Bunun üzerine baba Hüseyin Yıldız, çocuğunun organlarını bağışlama kararı aldı. Ancak, annenin de rızası gerektiğinden, organ bağışı hukuki engel nedeniyle 1 gün gecikti. Anne Serap Aldırmaz, polis kontrolünde hastaneye getirilerek organ bağışı için imza attı. ORGANLARIYLA HAYAT VERDİ Gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından Nazar Yıldız'ın böbrekleri ve karaciğeri İstanbul'daki 2 hastaya, gözleri ise Gaziantep'teki bir hastaya nakledilmek üzere alındı. Organ bağışı işleminin gerçekleşmesinin ardından küçük kızın cenazesi toprağa verildi. SUÇLAMAYI KABUL ETMEDİ Olayın ardından gözaltına alınan anne Serap Aldırmaz ifadesinin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, çocuğu dövüp işkence yaparak ölümüne neden olduğunu öne sürülen sevgilisi Ayhan Ataş ise tutuklandı. Olayla ilgili soruşturma başlatan Cumhuriyet Savcısı anne hakkında 'kasten yaralama' suçundan 5 yıla kadar, Ataş hakkında da 'kasten öldürme' suçundan ömür boyu hapis cezası istedi. Ataş, iddianameye geçen ifadesinde ise Nazar'ı defalarca dövdüğünü, saçlarını eline dolayıp kopardığını, sabaha kadar ayakta beklettiğini, falakaya yatırıp sopa ile dövüp, avuçlarının içine çakmak ateşi tuttuğunu anlattı. ANNESİ DÖVÜYORDU İDDİASI Mersin 5'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan ilk duruşmada ise tutuklu sanık Ayhan Ataş, suçlamaları kabul etmedi. Nazar'ı dövmediğini öne süren Ayhan Ataş, 'İddianamede anlatıldığı şekilde eylemlerde bulunmadım, maktule plastik sopa ile vurmadım, falakaya yatırmadım. Saçlarından tutup, duvara fırlatmadım. Sadece bir kaç tokat attım. Annesi kendisini sürekli dövüp işkence yapıyordu. Ben suçsuzum, tahliyemi istiyorum' dedi. Daha önce verdiği ifadelerdeki çelişkiler sorulan Ataş savunmasında şöyle dedi: 'Annesi benim bu şekilde ifade vermemem halinde çocuğu kendisinden alacaklarını söyleyerek, çocuğa yönelik eylemleri ben kendim yapmış gibi anlatmamı istedi. Kaldı ki annesi çocuğu bizim evimize getirirken de darp ettiğini biliyorum. Olay günü Nazar yere düşüp bayılınca kontrol ettim ağzından kan geliyordu. Ben sara hastası olabileceğini düşündüm, ancak annesi krem getirip vücudundaki morlukları kapatmaya çalıştı. Uzun kıyafet giydirip, kollarındaki morlukları kapatacağını düşünmüştü. Durumunun ağır olduğunu anlayınca, önce sağlık ocağına, daha sonra da üniversite hastanesine götürdük.' Küçük kızın babası Hüseyin Yıldız ise sanık Ayhan Ataş'ın yalan söylediğini ve kızını eski eşi ile birlikte işkence yaparak öldürdüğünü ileri sürerek ikisinden de şikayetçi oldu. HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKARTILDI Duruşmaya katılmayan anne Serap Aldırmaz hakkında yakalama emri çıkartıldı. Mahkeme heyeti, Serap Aldırmaz'ın, yakalanarak en yakın ağır ceza mahkemesinde olayla ilgili savunmasının alınmasından sonra serbest bırakılmasına ve Ayhan Ataş'ın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi. ANNE SEVGİLİYİ SUÇLAMIŞTI Kızı ölmeden önce gazetecilere ağlayarak açıklama yapan anne Serap Aldırmaz ise sevgilisini suçlamıştı. Ataş ile 1.5 yıldır birlikte yaşadığını anlatan Aldırmaz şöyle demişti; 'Kızımı da beni de sürekli dövüyordu. Makarna süzgeci ile defalarca vurdu. Bir de ince bir demir çubuk vardı onunla dövüyordu. Teni hassas olduğundan kızımın vücudu çabucak morarıyordu. Ayhan, bir keresinde yaptığından pişman olup ağladı ve kızımın yanına gidip özür diledi. Ama yine sonrasında dövmeye devam etti. Polisi arayacağımı söylediğimde ise çocuğumu öldürmekle tehdit etti.' Ali Ekber ŞEN/ MERSİN,(DHA)
9 Soruda Ali İsmail Korkmaz Davası
Ali İsmail Korkmaz'ın Eskişehir'deki Gezi olayları sırasında dövülerek öldürülmesine ilişkin davada 21 Ocak'ta Kayseri'de gerçekleştirilen 7. duruşma sonrası karar verildi. Mahkeme kasten öldürme suçu bulmadı.Davanın sanığı polis memurları Mevlüt Saldoğan 10 yıl 10 ay, Yalçın Akbulut 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanık fırıncılar Ramazan ve İsmail Koyuncu ile Muhammed Vatansever ise 6 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Fırıncı Ebubekir Harlar'ın 8 yıllık hapis cezası indirimlerle tahliyeye çevrildi. Amir polis memurları Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin'in ise beraatine karar verildi...Ölüm gününden bugüne neler yaşandı? Dava süreci nasıl gelişti? Taraflar ve aile neler söyledi? 9 Soruda…
Şakaydı Gerçek Oldu: 14 Kubat
Sevgililer Günü gelse de 14 Kubat şakası yapsak diye bekleyenlerin kim olduğunu düşünürken Turkcell’in yaptığı reklam hepimizi ters köşeye yatırdı. Firma yeni reklamında “14 Şubat bize uymaz dedik, #14Kubat’ı kutlamak istedik. Sevgililer Günü’ne inat bundan sonra kutlayacak daha eğlenceli bir günümüz var.” diyerek 14 Kubat şakası yaptı. Reklam filmi için hazırlanan şarkıyı Kubat seslendiriyor. Son dönemde internet fenomenlerini kullanan firma dijital mecralarda ses getirmeye devam ediyor. Şarkının sözleri şöyle: Günlerden 14 ŞubatAşk böcükleri her yerdeTam bi’ görmemiş staylaFace’te millet hep ilişkide Güllere 100 TL verinceAnladım bu gün bir işkenceLahmacun bile kalp şeklindeBu neyin kafası böyle Süslü püslü laflardan kurtulmak istiyorumBütün peluş ayıları, yok etmek istiyorumO kalpli balonları, patlatmak istiyorumBugüne on dört kubat, denilsin istiyorum Süslü püslü laflardan kurtulmak istiyoruzBütün peluş ayıları, yok etmek istiyoruzO kalpli balonlar var ya, bir bir patlatıyoruzBugüne on dört kubat, denilsin istiyoruz