Görüş Bildir

nohut Haberleri

nohut ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. nohut ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

Popüler İçerikler

İstanbul'dan Kaçmak İçin Yakın Yerler; KIRKLARELİ
Kırklareli;Nazardan kaçırılmış doğası, zengin tarih ve kültür varlıkları, Karadeniz'deki uzun ve kimi yerde pudra tozu misali kumsallarıyla donatılmış dingin denizi, Rumelili hissedişi yüksek bal yürekli insanları, engin mutfağı ile bu lezzetlere ev sahipliği yapan pek çoğu doğanın koynunda yer alan lezzet duraklarıyla, İstanbul'un insanı boğan keşmekeşinden kaçmak isteyenler için eşsiz bir seçenektir.Keşfetmeye var mısınız ?KırklareliKırklareli Gezi Rehberi
Köşe Yazarları Bugün Ne Yazdı?
Gazetelerin köşe yazarları bugün neler yazdılar, gündemi nasıl gördüler? Günün öne çıkan makaleleri neler? İşte günün köşe yazarları... Tarhan Erdem’e reddiye | Ahmet Hakan | Hürriyet  TARHAN Erdem demiş ki:Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı olup başbakanlık ve parti başkanlığını bir arada götürmek istiyor.Bu anayasal yetki gaspıdır.Millet böyle bir anayasa ihlalini cezasız bırakmaz.Erdoğan bunun bedelini çok ağır öder. Yazının tamamını okumak için tıklayınız 1 Mayıs | Yılmaz Özdil | Hürriyet 1953’te Makedonya’da dünyaya geldi, Üsküp’te, henüz beş yaşındayken anavatana göçtüler, İzmir’e yerleştiler, Şemikler’e...Bizim göçmen muhiti Şemikler’e git, İsveç’e geldim zannedersin, hemen herkes sarışın, beyaz tenli, renkli gözlüdür. O da öyle, çakmak çakmak bakar. Yazının tamamını okumak için tıklayınız Sen kime hizmet ediyorsun Tayyip! | Emin Çölaşan | Sözcü Sevgili okuyucularım, Başbakanlık -yani Tayyip- önceki gün bir mesaj yayınladı. Ermeniler’den özür dilenen bu mesaj üstelik 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gününde servis edildi.Ermeni tehcirinin -zorunlu göçün- 99. yıldönümünde yayınlanan bu mesaj Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir yüz karası, utanç belgesi olarak yerini aldı. Yazının tamamını okumak için tıklayınız Eski Tabular Öldü, Darısı Yenilerine | Can Dündar | Cumhuriyet 23 Nisan gününün haberleri şunlardı:- Başbakan Erdoğan, 1915 olaylarıyla ilgili taziye mesajı yayımladı, “Acımız ortak” dedi. - Ataşehir’de 11 anaokulundan 520 öğrenci, topluca namaza götürüldü. - Meclis’te konuşan Pervin Buldan, “Sayın Öcalan’la başlatılan diyalog süreci artık müzakereye dönüştürülmelidir” dedi.- Başbakan’ın koltuğuna oturan öğrenci, törene başörtülü öğretmeni ile geldi. Yazının tamamını okumak için tıklayınız El kesesinden saltana | Nazlı Ilıcak | Bugün Ekonomi çevrelerinde konuşulan çok önemli bir konu var. Hükümet, 19 Nisan 2014'te bir yönetmelik yayınladı ve bedeli 1 milyar lirayı aşan yap-işlet-devret modeli yatırımlara Hazine garantisi verdi. Nedir bu projeler? Kuzey Marmara Otoyol Projesi'ni de içine alan 3. köprü, 3. havaalanı, Avrasya Tüp Geçit, Kanal İstanbul, şehir hastaneleri, İzmit-Gebze Köprüsü... Türkiye'nin durumu uluslararası piyasada sarsıldığı için, müteahhitler kredi bulamıyor. Hazine, onların borç yükünü üstleniyor, kredi bulmalarının önünü açıyor. Destek verilen bu kişilerin çoğunun 'havuz medyası' için kaynak transfer ettiği unutulmasın. Yazının tamamını okumak için tıklayınız Amaç sokakta ders vermek mi? | Fatih Altaylı | Habertürk 1 Mayıs'ın 'tatsız' geçeceğinin işaretleri bizim buralarda belirmeye başladı.  Biliyorsunuz, Habertürk'ün merkezi Taksim'de.  Her 1 Mayıs'ı 'içinde' yaşıyoruz.  1 Mayıs günleri binamızda gözyaşları içinde çalışıyoruz, gazeteye gelip gitmemiz bile imkânsıza yakın bir hal alıyor.  Bunun tek istisnası 2012 1 Mayıs'ıydı.  1 Mayıs'ın 'tatsız' geçeceğinin işaretleri bizim buralarda belirmeye başladı.  Biliyorsunuz, Habertürk'ün merkezi Taksim'de.  Her 1 Mayıs'ı 'içinde' yaşıyoruz.  1 Mayıs günleri binamızda gözyaşları içinde çalışıyoruz, gazeteye gelip gitmemiz bile imkânsıza yakın bir hal alıyor.  Bunun tek istisnası 2012 1 Mayıs'ıydı.  Yazının tamamını okumak için tıklayınız Erdoğan’ın veya herhangi birinin hataları yaptığı iyi şeyleri sıfırlar mı? | Amberin Zaman | Taraf Dün Ermeni soykırımının 99. yıldönümünü andık. Farklı bir anmaydı, çünkü bir gün önce bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti başbakanı ilk kez soykırıma uğrayan Osmanlı Ermenilerinin torunlarına taziye dileklerinde bulundu. Ermeni soykırımının Türkiye tarafından resmen tanınması, özür dilenmesi ve mağdurların mümkün ölçüde tazmin edilmesi gerektiğine inanan bir vatandaş olarak, beklentilerimden uzak olsa dahi, devletin yazılı bir açıklamayla ilk kez Ermenilerin mağduriyetini resmen tescillemesini önemsiyorum. Yazının tamamını okumak için tıklayınız Ulus milletten şikayetçi… | Bekir Coşkun | Cumhuriyet Hangi ulusal egemenlik?..Nohut kömür senden etkili…Seçim öncesi sobaları dağıttı “Beni seçince borularını alırsınız” dedi…Seçildi… Yazının tamamını okumak için tıklayınız  24 Nisan taziyesi- Türk toplumunun giriştiği kimlik ve tarih seferberliğinin sonucu | Ali Bayramoğlu | Yeni Şafak Resmi 24 Nisan taziyesi, kim ne derse desin, devlet dili ve tutumu açısından bir milat oluşturuyor. Gelinen nokta Türk toplumunun giriştiği kimlik ve tarihle ilgili bellek seferberliğinin ve bu yolda ürettiği meşruiyetin doğrudan ve tartışmasız sonucudur. Yazının tamamını okumak için tıklayınız 1915 taziyesi... Cesaretin siyaseti | Mustafa Karaalioğlu | Star Türkiye’nin birçok siyasi aktörü, birçok siyasi konusu, birçok sosyal meselesi, birçok merakı vardır ama 30 Mart akşamından beri konuştuğumuz netice itibariyle Erdoğan’dır. Ya Erdoğan’ı konuşuyoruz ya da Erdoğan’sız konuşamıyoruz. Gündemi böylesine yoğun ve aralıksız kuşatan, tartışma alanlarını ipotek altına alan başka bir lider olmadı. Erdoğan’ı farklı kılan şey sadece konuşulur olmayı başarmak değil aynı zamanda konuşulmaya değer olmaktır. Yazının tamamını okumak için tıklayınız Taziyeyle başlangıç | Okay Gönensin | Vatan Başbakan Erdoğan’ın, 24 Nisan açıklamasına yaygın olarak “taziye” adı verildi. “Taziye” kelimesi bir “özür” içermiyor ama “özür” kavramını dışlamıyor da. Taziyeye en sert tepkiyi gösteren milliyetçi sözcülerin söylediklerinin aksine, açıklamada o dönemde Anadolu’da yaşanmış bütün acılar da belirtiliyor. Yazının tamamını okumak için tıklayınız Tebrik ve Tereddüt | Cüneyt Özdemir | Radikal İlk işaret fişeğini Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek attı. “Benim yüzde yüz kasetim var” dedi. Ardından Başbakan Erdoğan “Benim, Cumhurbaşkanı’nın ve Genelkurmay Başkanı’nın kasetleri var” dedi. Şimdi böylesine iddialı demeçler karşısında elbette herkes bu kasetlerin kimin elinde olduğunu, nasıl çekildiğini merak ediyor etmesine ama kasetlerin içeriğini merak etmekten de kendini alamıyor. Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Penelope'nin Ornish Diyeti
TIP hekimi Dean Ornish tarafından geliştirilen Ornish Diyeti, vejetaryendir çünkü kolesterol içeren etler içermez. Dr. Ornish diyetinin temeli neredeyse tamamen yağdan vazgeçmekten ibarettir. Diyet, kırmızı et ve yağdan uzak tuttuğu için kısa vadede kalp rahatsızlarından da korunma sağlar. Ancak diyetin çok uzun süre uygulanması doktor kontrolüne bağlıdır. YAĞLARDAN UZAK DURUNSINIRSIZ OLARAK YENİLEN:Baklagiller: Bakla, mercimek, nohut, fasulye, soya Tahıllar: Pirinç, yulaf, buğday, darı, arpa, karabuğday Sebzeler: Patates, salatalık, domates, kabak, havuç, brokoli, tatlı biber, yeşillik Meyveler: Elma, portakal, şeftali, kavun, karpuz, ananas, vişne, ahududu, yabanmersini Çok olmayan miktarlarda yenilen: Yağsız süt ürünleri Şekersiz mısır gevreği Kraker Yumurta beyazları Yasak besinler Tüm et ve balık çeşitleri Tüm yağlar, margarin, mayonez Peynir Yağlı süt ürünleri Ceviz ve çekirdek Yumurta sarıları Avokado, zeytin Örnek diyet listesi :KAHVALTI: Peynirli taze meyve meyve suyu bir dilim kızarmış ekmek çay veya kahve (kafeinsiz).ÖĞLE YEMEĞİ: Yeşillikler ve salatalıkla süslenmis kuskus salatası közlenmiş patlıcan taze meyve. AKŞAM YEMEĞİ: Pilav (kahverengi pirinçten olacak) kabak salatası yeşillikler taze meyve.
Keban Barajı'nda Su Çekildi, Tarım Başladı
GÜNEYDOĞU Anadolu Projesi (GAP), Türkiye’nin gerçekleştirdiği yüzakı eserlerinden. ’Yedi Küpeli Gelin’ olan Fırat Nehri’ne yapılması planlanan 7 barajdan ilki Keban Barajı, 1974 yılında yapıldı. Fırat’a takılan ’ilk küpe’ olan Keban Baraj Gölü’nde bugün kuraklık nedeniyle sular iyice çekildi ve göl sahasında ortaya çıkan tarlalarda tarım yapılıyor. 40 yıl önce su tutan baraj gölünde balıkçılığa başlayan köylüler, suların çekildiği 170 kilometrekarelik alana şimdi traktörleriyle girip, fasulye, nohut ve karpuz ekmeye başladı. Elazığ’da 1974 yılında su tutmaya başlayan Keban Baraj Gölü’nde su kodunun 845’e ulaşması nedeniyle, baraj gölünün etrafında bulunan 675 kilometrekarelik tarım alanı sular altında kaldı. Elazığ’ın Ağın, Keban, Kovancılar, Palu ile Tunceli’nin Pertek ve Çemişgezek ilçelerinde baraj gölü etrafında yaşayan köylüler de tarımın yanı sıra gölde balıkçılığa başladı. Aradan geçen 40 yılda Keban Baraj Gölü, Fırat’ın azgın sularına gem oldu. Baraj elektrik üretimi ve sulamayla ekonomiye büyük katkılar sağladı. Ancak geçen yıldan itibaren etkili olan kuraklık nedeniyle Keban Baraj Gölü’ndeki su seviyesi hızla düşmeye başladı. Geçen yılın Nisan ayında 839 olan su kodu, bu yılın Nisan ayında 830’a indi. Kuraklıkla birlikte daha önce su altında kalan 675 kilometrekarelik alanda, suların çekilmesiyle 170 kilometrekarelik alanda tarlalar yeniden ortaya çıktı. SU ÇEKİLDİ, EKİM BAŞLADI Elazığ’ın Ağın, Keban, Kovancılar, Palu ilçelerinde Keban Baraj Gölü’ne kıyısı bulunan köylerde yaşayanlar suların çekildiği 170 kilometrekarelik alanda yeniden çiftçiliğe dönerek bu alanları ekmeye başladı. Köylüler bir zamanlar su ile kaplı alanlara, şimdi traktörleriyle girip önce buğday, arpa ekti. Bu günlerde de fasulye, nohut ve karpuz ekimi başladı. Balıkçılığı bırakanlardan Saim Sarıkaya, nohut ektiğini belirterek, 'Nohut ekiyoruz. Havalar kurak gittiği için, su seviyesi düştü. 6- 7 yılda bir böyle kuraklık yaşanıyor' dedi. 'ÇİFTÇİLİK YORUCU' Balıkçılıkla geçimini sağlayan Hayrettin Canpolat da, bir zamanlar suyla kaplı alana şimdi karpuz ektiğini belirterek şöyle konuştu: 'Asıl mesleğim balıkçılıktı, baraj gölüne su gelmeyince ne yapalım artık balık tutmak yerine karpuz ekiyorum. Daha önce geçimimi balıkçılıkla sağlıyordum, kuraklık nedeniyle su gelmeyince karpuz, nohut ekmeye başladık. Yetkililer zamanında suyun gelmeyeceğini söyleselerdi gecikmezdik. Alışık olmadığım için çiftçilik bana zor geliyor ve çok yorucu.' Mehmet Emin Demirkapı ise, hayvancılık yapmaya başladığını dile getirerek, 'Sular çekilince bu alanda, hayvanlarımı otlatmaya başladım. Baraj gölünde su olmadığı için onlara burada su veremiyorum. Bölgedeki bizlerin durumu bu yıl hiç iyi değil. Baraj gölü havzasındaki arazilerin tümüne ekim yapıldı. Artık nasıl yapacağız, biz de bilmiyoruz' diye konuştu. Fırat’ın 7 küpesinden ilki TÜRKİYE sınırları içerisinde 1263, toplam uzunluğu 2 bin 800 kilometre olan 720 bin kilometrekare toplama havzasına sahip olarak nitelendirilen Fırat Nehri üzerinde Türkiye’nin enerji ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan dev barajlar yaptırıldı. Eski başbakanlardan Süleyman Demirel’in kısa adı ‘GAP’ olan Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında ‘7 Küpeli Gelin’ olarak nitelendirdiği Fırat Nehri üzerinde Elazığ’da Keban Barajı, Malatya ve Elazığ’da Karakaya Barajı, Adıyaman ve Şanlıurfa’da Atatürk Barajı, Şanlıurfa’nın Birecik İlçesi’nde Birecik Barajı ve Gaziantep’te Karkamış Barajı yapılmış, nehrin sularını taşıyan birbirine paralel toplam 52 kilometre uzunluğundaki 2 Şanlıurfa tüneli ile su Harran Ovası’na ulaştırılmıştı. Türkiye’nin ilk dev yatırımı ELAZIĞ’ın Keban İlçesi’nde Fırat Nehri üzerinde 1965 ile 1975 yılları arasında elektrik üretimi amaçlı inşa edilen Keban Barajı, enerji açısından Türkiye’nin ilk dev yatırımlarından biri olarak görülüyor. Kurulduğunda Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 20’sini tek başına karşılayan baraj o dönem 9 milyar liraya mal oldu. Özellikleriyle Türkiye’nin, Atatürk Barajı’ndan sonra en büyük yapay gölü olan Keban Baraj Gölü, doğal göllerle bir arada sıralandığında Van Gölü, Tuz Gölü ve Atatürk Baraj Gölü’nün ardından 4’üncü sırada yer alıyor. Baraj gölünün Murat Nehri Vadisi boyunca uzunluğu 125 kilometre ve genişliği yer yer değişiyor. Keban baraj gölünde elektrik üretiminin yanı sıra su avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştiriliyor. Göl üzerinden feribotla Elazığ’ın Ağın, Tunceli’nin Pertek ve Çemişgezek ilçelerine geçiş yapılabiliyor. Keban barajı 8 tribün ile yıllık 6 milyar 200 milyon kilovat saat enerji üretme kapasitesine sahip. Baraj gölü altında kalan 212 yerleşim biriminde yaşayan yaklaşık 30 bin kişi de tahliye edilmişti. ÖZELLİKLERİ Gövde dolgu tipi: beton ağırlıklı kayşa Kurulu güç: 1.330 megawat Yükseklik: 210 metre Göl hacmi: 31.000 hektametreküp Göl alanı: 675 kilometrekare Şahismail GEZİCİ/ELAZIĞ, (DHA)
Kötü Beslenme Panik Atağa Neden Oluyor
Dengesiz ve kötü beslenme panik atak başta olmak üzere birçok psikolojik soruna neden olabiliyor. Dünyanın sonunun geldiğini düşündüren panik atak, beklenmedik bir zamanda ve hiç beklenmedik bir şekilde aniden ortaya çıkıyor. Panik atak nöbeti sırasında hasta, korku, kaygı ve bunalma gibi sorunları yoğun bir şekilde yaşıyor. Öyle ki hasta bayılacağını ve hatta hayatını kaybedeceğini bile düşünebiliyor. Geçirilen nöbet esnasında beyin bedene hükmedebiliyor. Örneğin düşünceleriyle nabzının yükselmesine neden olabilirken, sakinleşmeyi de sağlayabiliyor. Panik durumundaki insanın duygulanımlarındaki değişimler metabolizmada da sorunlar oluşturabiliyor. Aynı şekilde beslenme düzeninde yapılan bazı hatalar, psikolojik sorunlara ve akabinde de panik atağa neden olabiliyor. Aile Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Berna Çil, yanlış beslenme düzeninin neden olduğu psikolojik sorunlar hakkında bilgi veriyor. Yanlış beslenme panik atağı, panik atak metabolik hastalıkları tetikliyor Vücuttaki hormonlar bazı özel durumlarda daha fazla salgılanıyor. Heyecan ve korku durumunda salgılanan adrenalin, çarpıntı, nefes darlığı ve ateş basması gibi durumlara sebep oluyor. Panik atak hastaları normal şartlarda umursanmayacak konulara takılıp kalıyor. Sonrasında ise vücutlarındaki tansiyon ve şeker gibi hastalıkları tetikleyecek hormon salınımları başlıyor. Tüm bu metabolizmanın, yaşamın kaynağı olan besinlerin sindirimi sonucu oluşan maddeler tarafından çalıştırıldığını düşünürsek beslenmenin her hastalıkta olduğu gibi panik atakta da ne kadar önemli olduğu görülüyor. Yanlış beslenme alışkanlıklarının bazıları panik atakların sıklığını ve şiddetini artırıyor. Psikolojik bozukluklara karşı B vitamini Psikolojik bozukluklar genellikle;B1, B3 ve B12 eksikliği nedeniyle ortaya çıkıyor. B1 Vitamini; pirinç kabuğu, sebze-meyve, tam tahıl ürünlerinde bulunuyor. Eksikliğinde nörolojik sorunlara yol açabiliyo depresyona eğilimin artıyor. B 3 Vitamini; süt, peynir, yumurta ve et gibi ürünlerde bulunuyor. Sinir sistemi için önemli bir vitamin. B12 vitamini; karaciğer, böbrek ve ette daha fazla bulunuyor. Eksikliğinde nörolojik bozukluk ve hastalıklarla, depresyon oluşabiliyor. Bu nedenle vitamin ve minerallerden yeterli beslenmek, özellikle de depresyon eğilimli kişileride B grubu vitainlerden yeterli beslenmek sağlıklı ve kaliteli yaşam için büyük önem taşıyor. · Kafeinli besinleri fazla tüketmek: Kafein çarpıntıyı artıran ve uykusuzluğa sebep olabilen bir madde. Tüketim dozu alışkanlığa göre değişse bile 1-2 bardaktan fazla içilmemesi gerekiyor. · Her gün fast food beslenmek: Vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olabiliyor, kabızlığa yol açabiliyor, şeker metabolizmasını etkileyebiliyor. · Dengesiz ve yetersiz beslenmek: Vitamin, mineral, protein-yağ-karbonhidrat dengesizliklerine yol açabiliyor. · Yumurtanın beyazının tam olarak pişmeden tüketilmesi: Vücutta B vitaminlerinin atımını artırıyor. Bu da uzun vadede depresyon eğilimlerine neden olabiliyor. · Yoğurdun suyunun atılması: B vitamini kaybına yol açıyor. · Fazla karbonhidrat ağırlıklı beslenmek: Şeker metabolizmasında bozukluklara sebep olup paniğe neden olabiliyor. · Tek tip beslenmek: vitamin yetersizliğine neden oluyor.Panik atak yaşamamak için bu önerilere kulak verin:Günde 2,5-3 litre su için: Su vücuttaki tüm kimyasal olayların yapıtaşı. Bu nedenle su miktarındaki değişiklikler metabolizmaları etkiliyor. Böbreklerin etkin çalışabilmesi için, kabızlığın önlenmesinde, toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında rol alıyor.· Kola ve gazoz gibi bol şekerli ve kafein içeren içeceklerden uzak durun:Tansiyona, şeker metabolizmasına ve kalp atımına etki edip panik atağı tetikliyor.· Geleneksel tarz ya da Akdeniz beslenme tarzını tercih edin: Her öğünde her besin grubundan bulundurabilirsek vitamin ve mineral yetersizliği oluşması ihtimali azalıyor. Çorba ile başlanan geleneksel beslenmede kan şekeri dengeleri daha sağlıklı oluyor.· Glisemik indeksi yüksek besinlerden kaçının: Patates püresi, pirinç pilavı, beyaz ekmek, mısır gevreği, balkabağı, kraker gibi yiyecekler kan şekerinde ani düşürüyor ya da yükseltiyor. Bu durum da sinir sisteminde sorunlara neden oluyor.· Kahve ve demli çay içmeyin: Bu tip içecekler çarpıntıya neden olabiliyor.· Haftada 2-3 gün balık tüketin: Doymamış yağ asitleri açısından önemli. Kanser ve psikolojik hastalıklara karşı koruyucu olduğu düşünülüyor.· B vitamininden zengin besinleri yiyin: B vitaminleri sinir sisteminde etkin vitaminlerdir. Eksikliklerinde nörolojik ve psikolojik sorunlar oluşabiliyor.· Şeker ve şekerli gıdalardan uzak durun: Basit şeker içeren gıdalar tüketildiğinde kan şekerinde hızlı yükselmeler, sonrasında hızlı düşüşler yaşanabiliyor. Canınız şekerli bir tatlı istediğinde tercihiniz sütlü tatlı olsun.· 3 ve 3 ara öğün şeklinde beslenin: Açlık sürelerinin uzamaması, kan şekeri ve tansiyon dengelerinin korunması gerekiyor.· Mercimek ve nohut gibi kuru baklagillerle tam tahıllı gıdaları tüketin: Bu besinler B vitamini açısından zengin. Ayrıca kan şekeri dengelerine de destek oluyorlar.Psikolojik bozukluklar da beslenme bozukluklarına neden olabiliyor Her gün karşılaşılan kan şekeri düşüklüğü şeker yenmesi ya da uzun süre aç kalınmış ise beslenme desteğinin sağlanması ile düzeliyor ve kişi normale dönüyor. Ancak bu durum panik atak hastalarında “neler oluyor, ölüyor muyum, dünyanın sonu mu geldi?” gibi düşüncelere neden oluyor. Bu durumda da salgılanan adrenalinin şeker metabolizmasındaki etkileri nedeniyle panik ataklı kişilerde durum daha da zorlaşabiliyor.
Tarımı bırakan çiftçiler Soma’da madene gidiyor
Dünya Çiftçiler Günü’nün sadece adı var.  14 Mayıs  Dünya Çiftçiler Günü idi, ancak o gün Soma maden faciası tüm Türkiye’yi yasa boğarken resmi açıklamalara göre 301 maden işçimiz bu faciada yaşamını yitirdi. CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nün Soma Faciasınarastladığını anımsatırken, “14 Mayıs  Dünya Çiftçiler Günüidi, ancak o gün Soma maden faciası tüm Türkiye’yi yasa boğarken resmiaçıklamalara göre 301 maden işçimiz bu faciada yaşamını yitirdi. Madencilikleçiftçiliğin maalesef acı ortak bir kaderi var. Soma felaketinde ölenlerin çoğutarımdan ayrılan çiftçilerimiz idi! Türkiye’de tarımda istihdam edilensayısında hızla azalma yaşanıyor. Soma’daki madenlerde çalışanlar, Manisa’nın,Balıkesir’in, İzmir’in sulu tarım yapılmayan köylerinden gelen insanlarımızdanoluşuyor, hububat tarımı yapan bu çiftçiler yeterli gelir elde edemedikleriiçin maden ocaklarında çalışmayı tercih ediyorlar. Maalesef tarım vehayvancılıkla geçim giderek güçleştiği için insanlarımız topraklarını bırakıpyer altında çalışmaya madene gitmek zorunda kalıyorlar” dedi. Çiftçilerin ve tarım sektörünün içinde bulunduğu sorunları ayrıntılı olarak inceleyen UmutOran yazılı bir açıklama yaptı. CHP’li Oran’ın açıklaması şöyle:  Ekonomimiz ve toplumsal yapımızın temel direklerinden birini oluşturan tarım sektörü ciddi sıkıntılar içinde... 2003 yılında 70.8 milyon kişi olan toplam nüfus 2013’te 77 milyona çıkarken, 3 milyona yaklaşan kayıtlı çiftçi sayısı 2 milyon dolayına geriledi. Tarım ürünlerinde fiyat-girdi dengesinin üretici aleyhine bozulması tarımsal faaliyetlerden uzaklaşmaya yol açtı. Tarım alanlarındaki hızlı daralma ve tarımsal üretimde düşüşler yaşandı. Tarımın milli gelirdeki payı yıllar itibariyle düşerek yüzde 8’ler dolayına geriledi. Tarımın, bankacılık sektörüne olan kredi borç bakiyesi 2002’den bu yana 8 kat, batık kredi hacmi 7 kat büyüdü. Tarım sektörü ve çiftçilerimiz, birçok ciddi sorun ve tehditle karşı karşıya. AKP’nin seçim öncesi kırsal-kentsel oy dengesini kendi lehine kullanma kastıyla çıkardığı Büyükşehir Yasası da çiftçilerimiz için ciddi tehditleri içinde barındırıyor. Tarımın, kronikleşen yapısal sorunları yanında bu yıl don olayı ve kuraklık gibi arızi gelişmeler de hükümetin gerekli önlemleri almaması nedeniyle sektöre darbe vurdu. İnsanoğlunun varlığını sürdürebilmesi için en temel ihtiyaç olan gıdayı üreten çiftçiler dünyanın en zor ve değerli işini yapmaktadır. Tarımsal üretimin her aşamasında alın teri bulunuyor. Büyük sorunlara ve her türlü zorluğa rağmen çiftçilerimiz kar, yağmur, soğuk demeden, en zor doğa şartlarında bile halkın sofrasına gıda sunabilmek için çabalıyor. Ölen madencilerin çoğu tarımı bırakan çiftçilerdi  14 Mayıs  Dünya Çiftçiler Günü idi, ancak o gün Soma maden faciası tüm Türkiye’yi yasa boğarken resmi açıklamalara göre 301 maden işçimiz bu faciada yaşamını yitirdi. Madencilikle çiftçiliğin maalesef acıortak bir kaderi var. Soma felaketinde ölenlerin çoğu tarımdan ayrılançiftçilerimiz idi! Türkiye’de tarımda istihdam edilen sayısında hızla azalmayaşanıyor. Soma’daki madenlerde çalışanlar, Manisa’nın, Balıkesir’in, İzmir’insulu tarım yapılmayan köylerinden gelen insanlarımızdan oluşuyor, hububattarımı yapan bu çiftçiler yeterli gelir elde edemedikleri için madenocaklarında çalışmayı tercih ediyorlar. Maalesef tarım ve hayvancılıkla geçimgiderek güçleştiği için insanlarımız topraklarını bırakıp yer altında çalışmayamadene gitmek zorunda kalıyorlar.  Türkiye’nin ekonomik ve sosyal açıdan temel direklerinden birini oluşturan tarım sektörününyıllarca ihmali ve yanlış politikaların büyüttüğü sorunlar nedeniyleüreticilerimiz, büyük sıkıntı içinde.  AKP döneminde tarım sektörünün sorunları büyüdü. Tarımda girdi fiyatları ürün fiyatlarındançok daha hızlı arttı. Kredi faizlerinin yüksekliği de üretimin maliyetiniartırdı. Fiyat-girdi dengesinin üretici aleyhine bozulması tarımsal faaliyetlerden uzaklaşmaya yol açtı. Pazaraerişme ve rekabet gücü bulamayan üretici, tüccar ve tefecilere mahkûm oldu.Ürünlerini emeğinin karşılığı olan fiyatla değerlendiremeyen çiftçi giderekyoksullaştı. Bu faktörler tarım sektöründe önemli bir kan kaybı ve çözülmeyeyol açtı. 2003 yılında 70.8 milyon kişi olan toplam nüfus 2013’te 77 milyonaçıkarken, 3 milyona yaklaşan kayıtlı çiftçi sayısı 2 milyon dolayına geriledi. Fiyat-girdi dengesinin tamamen aleyhinegelişmesi nedeniyle üretici tarımsal faaliyetlerden uzaklaşmaya başladı, bazıillerde tarım alanlarının neredeyse yarısı artık ekilmiyor. 2002-2013döneminde tarım ürünlerinde ciddi üretim düşüşleri yaşandı. Tarımınmilli gelirdeki payı hızlı geriledi. Sektörün borçları katlanarak büyüdü. 2002itibariyle tarımda dış ticaret fazlası veren Türkiye’nin bu sektördekiihracat-ithalat dengesi 2003’ten itibaren aleyhe döndü, makas giderek açılmayabaşladı, sonuçta tarım ithalatçısı haline getirilen ülkenin bu alanda dışticaret açığı hızla büyüdü.  Çiftçi toprağını terk ediyor…  2002-2013 döneminde Türkiye’deki toplam tarım alanı yüzde 10.4 küçülerek 26.6 milyon hektardan23.8 milyon hektara geriledi. Buğday, arpa gibi tahıllar ile diğer bitkiselürünlerde ekili alanlar bu dönemde yüzde 12.9 küçülerek 17.9 milyon hektardan15.6 milyon hektara gerilerken, nadasa bırakılan alanlarla birlikte buürünlerde toplam tarım alanı yüzde 14 küçülerek 23 milyon hektardan 19.8 milyonhektara düştü. Aynı dönemde sebze bahçelerinin toplam alanı yüzde 13 küçüldü.Meyve, içecek ve baharatlar ile süs bitkilerinin toplam alanı ise yüzde 21büyüdü. Ancak 2002’e ilişkin verilerde süs bitkileri yer almıyor.  Hakkari’de toprakların artık neredeyse yarısı, Kars’ta üçte birden fazlası ekilmiyor…  Tarım alanlarındaki azalma bazı illerde rekor boyutlara ulaştı. 2002-2013 döneminde söz konusualanlar özellikle Hakkari’de yüzde 44, Kars’ta yüzde 38, Kastamonu’da yüzde 30azaldı. Bu dönemde tarım alanlarındaki küçülmede bu illeri sırasıyla Şırnak,Yozgat, Konya, Zonguldak, Diyarbakır, Osmaniye, Gümüşhane, KahramanmaraşErzurum, Malatya, Karabük, Ardahan, Edirne, Afyon, Erzincan ve Ardahan izliyor.  Temel ürünlerde ciddi üretim kaybı yaşandı…  Ekilen alanlardaki azalmaya bağlı olarak temel tahıllar, diğer bitkisel ürünler vesebzelerde ciddi üretim düşüşleri yaşandı. 2002 yılında 19.5 milyon ton olanbuğday üretimi, 2013’te 17.9 milyon tonla bunun yüzde 8 altında kaldı.2002-2013 döneminde patates, nohut, kuru fasulye, kırmızı mercimek üretimindeyüzde 20’nin üzerinde, tütün üretiminde yüzde 41, kütlü pamukta yüzde 11.5düşüş gerçekleşti. Bu dönemde üretimi hızla artan ürünler ise dane mısır ileayçiçeği. Aynı dönemde biber, pırasa, domates, karpuz, patlıcan, hıyar gibitemel sebzelerde de ciddi bir düşüş olduğu dikkati çekiyor.  AKP’nin niyeti tarımı sıfırlamak mı?  AKP’nin 2012 yılında çıkardığı 6360 sayılı  Büyükşehir Yasası ile Aydın, Balıkesir,Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ,Trabzon, Şanlıurfa, Van ve Ordu büyükşehir yapıldı; böylece büyükşehir belediyesayısı 30’a yükseldi. Büyükşehirlere bağlı ilçelerin sınırları içindeki köy vebeldelerin tüzel kişiliği sona erdirildi. Köyler, mahalleye dönüştürülerekbağlı olduğu ilçelerin belediyelerine bağlandı. Bu kapsamda “mahalle” yapılan16 bin 82 köy bulunuyor. 2012’de yüzde 77 olan kent nüfusu oranı bu Yasadansonra kâğıt üzerinde yüzde 91’e yükseldi. Köylerin !!mahalleye dönüştürülmesi; tarımsal ve hayvansal üretim faaliyetlerine ciddikısıtlar getirecek, toprakların kısa sürede el değiştirmesi, tarım dışıyatırımlara açılmasını, özellikle de orman köylerinin ranta açılmasınıhızlandıracak.  Büyükşehirlere dahil olan köylerde yaşayanvatandaşlardan beş yıllık bir geçiş döneminin ardından emlak vergisi, belediyevergileri, harç ve katılım payları alınmaya başlayacak; köylü, kendi yaşamalanı üzerindeki tüm yönetim haklarını yitirecek, köy alanlarının rantınınbelediyelere aktarılmasının yolu açılacaktır. Bu düzenleme, küçük çiftçiliğiyok edip, tarıma, ekonomiye ve sosyal yaşantımıza ciddi bir darbe vuracaktır!!. Tarım ambarı Türkiye’yi net tarım ithalatçısı yaptılar 2002-2013 döneminde tarım sektöründe ihracat 2.2 katlık bir artışla 1.8 milyar dolardan5.6 milyar dolara yükselirken, ithalat 1.7 milyar dolardan 7.7 milyar dolaraçıkarak yaklaşık 5’e katlandı. 2002 yılında tarım sektöründeki dış ticarettefazla veren Türkiye, izleyen yıldan itibaren açık vermeye başladı. 2002 yılındayüzde 103 olan ihracatın ithalata oranı, 2013’te yüzde 70 dolayına geriledi. 2003başından 2013 sonuna kadar olan 11 yılda Türkiye bu sektörde toplam 12.7 milyardolar dış ticaret açığı verdi. Türkiye, karkas et, kurbanlık canlı hayvan vesaman ithalatı ile ilk kez AKP döneminde tanıştı. Tarımın milli gelirdeki payı hızla geriliyor…  AKP’nin iktidarda olduğu 2002-2013 döneminde GSYH ortalama yüzde 4.9 büyürken,tarımdaki büyüme yüzde 2.1’de kaldı. Tarım kesiminin GSYH’de 2002’de yüzde 12dolayında bulunan payı, yıllar itibariyle sürekli gerileyerek 2013’te yüzde8.9’a düştü. 2002 yılında sabit fiyatlarla 72.5 milyar lira olan GSYH, 2013’te 122.4 milyara çıkarken,tarım sektörünün hasılası düşük büyümeyle 8.7 milyardan 10.9 milyara yükselebildi. Sektörün bankaları borcu çığ gibi büyüdü… AKP döneminde tarım sektörünün borçları da katlanarak büyüdü. Tarımın bankacılıksektörüne olan nakdi kredi borçlarının 2002 sonunda 4.1 milyar lira düzeyindebulunan bakiyesi 11 yılda yaklaşık 8 kat büyüyerek Şubat 2014 itibariyle 36.4milyar liraya yükseldi. Tarımın batık kredi borcu da bu dönemde 7 katlıkbüyümeyle 174 milyon liradan 1.3 milyar liraya yükseldi. Bir de don ve kuraklık darbesi… Tarımda yılların birikimi olan yapısal sorunların üstüne bu yıl yağışsız geçen kış mevsimi yüzünden yaşanan kuraklık ve yaygın don felaketinin darbesi de eklendi. Özellikle Güney ve Doğu Marmara, Kuzey Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ile Orta ve Doğu Akdeniz’de; başka deyişle Türkiye’nin büyük bölümünde etkili olacak kuraklıktan, tarım sektörü ciddi biçimde etkilenecek. Yurt sathında ciddi tarımsal rekolte düşüşü ve ekonomik kayıplar bekleniyor. Kuraklığın en çok etkilediği ürünlerin başında buğday geliyor. En temel ürün olan buğdayda !!üretimin Türkiye genelinde yüzde 25 düşmesi bekleniyor.!! Don felaketi ise kayısı, fındık, çay ve meyve üretiminde ciddi kayıplara yol açıyor. Çiftçiye ağır darbe vuran kuraklık ve don felaketinin faturasını, aslında üretici-tüketici zincirindeki tüm kesimler ödeyecek. Düşecek tarımsal üretim, ürün fiyatlarını artırarak gıda enflasyonunu körükleyecek. AKP ise yaşanan felakete karşı yüzeysel, göstermelik sözde önlemlerle yetiniyor. Tarım politikaları kökten değişmelidir… Tarımın ekonomik ve sosyal yapı açısından işlevini yerine getirebilmesi için sektörünsorunlarını çözecek, kısa, orta ve uzun vadeli doğru strateji ve politikalargeliştirilmelidir. Halkın besin güvenliği, sanayinin hammadde ihtiyacı ve dışpazarda karşılaştırmalı üstünlüğü gözeten politikalar benimsenmelidir. Sektörünyapısı çağdaşlaştırılmalı; çağdaş tarım bilimi ve teknolojisi sektöre gerektiğigibi uygulanmalıdır. Üretici aleyhine olan fiyat-girdi dengesini düzeltmekhükümetlerin öncelikli görevi olmalıdır. Üreticiler de verimli üretim yapacakbilgi ve teknoloji ile donatılmalıdır. Sektör, çağdaş işletmecilik anlayışına, ülkeekolojisi ve doğal kaynak potansiyelini verimli kullanan ekonomik bir üretimdesenine kavuşturulmalıdır. Tarımsal ürünlerin katma değeri yükseltilmeli, içve dış pazarlarla yeterince bütünleşmesi sağlanmalı, sektöre rekabet gücükazandırılmalıdır.  Daha çok politik çıkar kaygısıyla uygulanan ve sektördışı kesimlere kaynak aktarma mekanizmasına dönüşen, gerçek amacından sapmışdestekleme politikaları gözden geçirilmeli, sektörün büyümesi ve verimliliğiteşvik için yeniden düzenlenmelidir. Tarımın gelişmesi ve verim artışınahiçbir katkısı olmayan doğrudan gelirdesteği yerine, üretimi özendirici, piyasanın fiyat yapısını bozmayan, dışkoşullarla uyumlu, üreticiyi de tüketiciyi de koruyan seçici ve akılcı yenidestekleme politikaları uygulanmalıdır. Bu strateji ve politikalar,tarımın üretim ve verimliliğini artıracak, tarımsal kalkınma ve refah artışındaönemli yol almamızı sağlayacaktır. AKP, iktidarı boyunca tarımı adeta ekonomiye ve topluma yük gibi gördü. Oysa insanoğlunun varlığını sürdürebilmesi için en temel ihtiyaç olan gıda maddelerini üreten çiftçiler dünyanın en zor ve değerli işini yapıyor. Tarımsal üretimin her aşamasında alın teri bulunuyor. Çiftçinin emeği kutsaldır. Peki CHP neyi öneriyor, ne yapmalı? Tarım sektörünün güçlendirilmesi ve kırsal kalkınmanın sağlanması amacıyla öncelikleşu adımlar atılmalıdır: “Ülkemizi ithalata bağlı olmaktan kurtaracak, çiftçimizin refahını artıracak, insan odaklı vedoğayla dost bir politika izlenmeli. Tarımı öncelikli stratejik bir sektörolarak değerlendirerek köklü bir tarım reformu gerçekleştirilmeli. Tarım Bakanlığı yenidenyapılandırılarak, Tarım Piyasaları Düzenleme ve Destekleme Kurumu kurulmalı.Tarımda çalışan kadınlar ile gezici-geçici tarım işçilerinin yaşam standartlarıgeliştirilmeli. Tarımsal altyapı yatırımlarını hızla tamamlanmalı, 2023’e kadar 110 milyon dönüm arazitoplulaştıracak, 4 milyon dönüm sulama yatırımı yapılmalı. İleri seracılıktekniklerinin yaygın kullanımı, tohumluk, gübre, ilaç ve verimliliği artırıcıdiğer girdilerin akılcı kullanımı ve kalitenin geliştirilmesi desteklenerek,tarım sektörü modern işletmecilik yapısına kavuşturulmalı. Yüksek verimli vekaliteli tohum ve damızlık hayvan üretip çiftçilere dağıtılmalı, üreticilerdiğer ülkelere muhtaç olmaktan kurtarılmalı. Tarım teknolojilerinde dışabağımlı olmaktan kurtulmak için özel tarım tekno-merkezleri kurulmalı,buralarda kamu, özel sektör ve üniversitelerin işbirliği içinde çalışmasısağlanmalı. Dünya toplam ihracat pazarından daha fazla pay almak için yüksekkatma değerli, güvenli ve kaliteli üretim yapılmalı. Tarıma dayalı sanayilerigeliştirecek, Küçük Ölçekli Tarımsal Sanayi Siteleri, Organize Tarım Bölgelerive Organize Tarımsal Sanayi Bölgeleri kurulmalı. Fındık borsası Karadeniz’dekurularak, Fiskobirlik yeniden ayağa kaldırılmalı. Türkiye’de hayvancılığı öldürenithalat politikalarına son verilmeli. Doğru hayvancılık politikalarıylaküçükbaş ve büyükbaş hayvan varlığı artırılarak, ıslah çalışmalarıylaverimliliği yükseltilmeli. Kaba ve karma yem ihtiyacının yurtiçinden sağlanmasıiçin bitkisel üretim teşvik edilmeli, yem fiyatları ile süt ve et fiyatlarıarasındaki uygun parite korunmalı. Hayvan hastalıkları ortadan kaldırılmalı,Hayvan Sağlık Sigortası yaygınlaştırılmalı. Süt ve et işleme tesislerigeliştirip yaygınlaştırılmalı, özel sektörün girmediği bölgelerde, buçalışmalar kamu eliyle yapılmalı. Uygun faizli krediyle hayvancılık projeleridesteklenmeli.”