Kürtaj Meclis Değil Bakanlar Kurulu Yolunda

 > -

Radikal / Her sözü bir cinayet! / Politika / YILDIRIM TÜRKER

Radikal / Her sözü bir cinayet! / Politika / YILDIRIM TÜRKER

Başbakan'ın kadınların karşısındaki teklifsizliğine alışığız da... Partisinin kadınları şu kadarcık rahatsızlık duymuyor mu?

Başbakan, hedefteki Kürtlerin yanına kadınları da oturtmuş olduğunu bu kadar fütursuzca dile getirmemişti. Uludere konusunda iyice çatallanan bir noktada her zamanki illüzyonist numaralarından birini sergileyen Başbakan’ın çok ciddi bir baskı altında olduğu anlaşılıyor.

Milyonların karşısında benzeri imparatorluklardan bu yana görülmemiş bir kibir performansıyla Uludere konusunda battıkça batan Erdoğan bir kez daha gündemi değiştirmek, bakın kuş uçuyor yapmak için ortaya attığı kürtaj meselesiyle kaçmak istediği uçurumdan baş aşağı sarkmıştır:

Haberin Tamamı İçin: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?a...

"Erkekleri Nah İlgilendirir" / AYŞE ARMAN

"Erkekleri Nah İlgilendirir"  / AYŞE ARMAN

Ayşe Arman ın Kürtaj da, sezaryen de politikacıların değil kadınların meselesi başlıklı yazısı paylaşım rekoru kırıyor.

Ben kadınım.

Bu topraklarda yaşayan bir kadınım.

Bu topraklarda yaşamak isteyen bir kadınım.
Bir kız çocuğu annesiyim.
Çocuğum da bu ülkede yaşıyor, bu ülkede yetişiyor.
Kalır mı, gider mi bilmiyorum.
Gelecek onun geleceği, kararı o verecektir.
Ama bu topraklar, sadece sizin değil, bizim de evimiz, yurdumuz.

*

Başbakanın, "Kürtaj cinayettir" açıklaması kanımı dondurdu.
Ben meseleye erkekler gibi bakamıyorum, "Gündemi değiştirmek için bu tür lafları etti" diyemiyorum.
Üzerinden atlayıp, o kadar kolay geçemiyorum.
Tamam bu ülke, günden güne muhafazakârlaşıyor.
Ama yine de böyle bir cümle duyunca, kanın donuyor.

*

KÜRTAJ BENİM MESELEM BAŞBAKAN'IN DEĞİL
Bu nasıl bir şeydir?
Nasıl bir demokrasidir?
Nasıl bir ileri demokrasidir!
Ben hamile kalıyorum ve ne yapacağıma ben karar veremiyorum, Başbakan veriyor...
Yok artık!
Kürtaj, benim meselem.
Kadınların meselesi.
Normal doğum da öyle, sezaryen de.
Bir erkek, Başbakan da olsa, kadını ilgilendiren konularda yorum yaparken iki kere, üç kere dikkat etmeli.
Daha hassas olmalı.

*

HANGİ KADIN TECAVÜZCÜSÜNÜN ÇOCUĞUNU DOĞURMAK İSTER
Bu ülkede, açın gazeteleri bakın, her gün kadınlara şiddet uygulanıyor, her gün kadınlara tecavüz ediliyor.
Kadınlar cinsel istismara uğruyor, aile içi şiddete maruz kalıyor.
Siz bir gün, Başbakan'ın şiddete uğrayan, tecavüze uğrayan kadınlar hakkında bu şiddette bir laf ettiğini duydunuz mu?
Kürtajı, Uludere'ye benzetiyor da...
Uludere hakkında, "Cinayettir" dediğini duydunuz mu?
Okudunuz mu?
Kulağınıza çalındı mı?
Evet, kürtaj bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmamalı.
Ama kim tecavüzcüsünün çocuğunu doğurmak ister?
Babası tecavüz etmiş, amcası tecavüz etmiş, üvey abisi tecavüz etmiş, dayısının oğlu tecavüz etmiş...
Öğretmeni tecavüz etmiş...
Bütün bir şehir tecavüz etmiş...
Tık yok.
Ama kürtaj cinayet... Miş!
Yok artık.
Sezaryen cinayet... Miş!
Yok artık.

KÜRTAJ KADININ HAKKI
İstemeden hamile kalmışsa kadın, o çocuğu doğurmak istemeyebilir...
Hakkı...
Nereden cinayet oluyormuş.
Kadının, kendisine yapılan haksızlığa, isyan etme, itiraz etme, önlem alma hakkı yok, öyle mi?
Bundan daha saçma bir şey olabilir mi?
Vazifemiz onun için hayatı kolaylaştıracak, kanuni, düzenlemeleri yapmak; onu, istemediği şartlarda olan, istemediği çocuğu doğurmaya zorlamak değil...
Kim o kadının ne, neler yaşadığını bilebilir?
Kim onun yerine karar verebilir?
Kim onu yargılayabilir?

Haberin Tamamı İçin: http://www.medyaradar.com/haber/medyagun...

Dr. Seda Sezer: Bebeğini Öldüreceğine Tecavüzcüsünü Öldürsün

Dr. Seda Sezer: Bebeğini Öldüreceğine Tecavüzcüsünü Öldürsün

Sağlık Bakanı'nın 'tecavüz bebeğine devlet bakar' açıklamasının ardından dün Tarafsız Bölge'ye katılan kadın aile hekiminin, 'bebeğini öldüreceğine tecavüzcüsünü öldürsün' sözleri geceye damgasını vurdu.

Kürtajın yasak olması gerektiğini ve kürtajın resmen cinayet olduğunu söyleyen Sezer 'Biz müslümanız diyorsanız kürtajdan uzak durun, kürtaj yasaklanmalı ve ceza yaptırımı gelmelidir. Anne yaşarken çocuğunu öldürmemeli. Tecavüze uğrayan kişi kürtaj yaptıracağına tecavüzü gerçekleştiren kişiyi öldürsün ikisi de cinayettir' dedi.

Haberin Tamamı İçin: http://gundem.milliyet.com.tr/aile-hekim...

Kürtaj cinayettir ve haramdır - Hayrettin Karaman

Kürtaj cinayettir ve haramdır - Hayrettin Karaman

İslam fıkıhı alanında Türkiye'de en yetkin isim olarak gösterilen Yenişafak yazarı Hayrettin Karaman, 'Kürtaj cinayettir, haramdır' dedi.

Karaman bugünkü yazısında şöyle diyor:

"Dindeki hükmü bakımından kürtaj, ananın veya bir başkasının maddî veya manevî müdahalesi ile cenînin rahimde veya dışarı çıkarılarak öldürülmesidir.

Cenîn, hâmileliğin ilk gününden itibaren hâmile kadının rahmindeki çocuktur.

Özellikle cerrahi tıbbın gelişmesinden önce ilkel yöntemlerle yapılan cenîn katli günümüzde, ameliyat ortamında ve -genellikle- doktorlar tarafından yapılmaktadır.

Tarihî geçmişi:

Kur'ân-ı Kerim'de ve hadîslerde -muhtemelen nadiren uygulandığı veya hiç uygulanmadığı için- cenînin kasten öldürülmesine temas edilmemiştir. Fıkıh ilmi oluştuğu ve kitaplaştığı zamanlarda (hicrî birinci asrın sonlarından itibaren) önce cezâ hukuku bahislerinde cenînin kasten veya kazâ ile öldürülmesi konuları ele alınmış, daha sonra (müctehid imamların yaşadığı ve icitihad faâliyetinin yaygın olarak sürdürüldüğü ilk dört asırdan sonra) doğumu önlemek üzere rahimdeki çocuğun belli bir süre içinde imhâ edilmesinin câiz olup olmadığı konusu tartışılmıştır.

Haberin Tamamı İçin: http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=31.0...

'Kürtajın sınırlanması geriye dönük bir adım'

'Kürtajın sınırlanması geriye dönük bir adım'

BBC Türkçe / Yeşim Yaprak Yıldız - Kürtaj tartışmasının uluslararası insan hakları hukuku açısından nereye oturduğunu ve olası bir yasal sınırlamanın kadın ve halk sağlığı açısından sonuçlarını Uluslarararası Af Örgütü’nün Sağlık Hakları Koordinatörü Rajat Khosla, dünya genelinde üreme sağlığı konusunda kampanya yapan Üreme Sağlığı Merkezi’nden Louise Finer ve İngiltere’de kürtaj hakkı üzerine kampanya yapan Abortion Rights Campaign grubundan Darinka Aleksic ile görüştük

Uluslararası Af Örgütü ve Üreme Hakları Merkezi ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda böyle bir adımın kadınların ve genç kızların sağlık haklarına erişiminin kısıtlanması ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan cinsel ve üreme sağlığı hakkının ihlali anlamına geleceğini belirttiler.

Başbakan Erdoğan yaptığı açıklamada kürtajın yasal süresinin dört haftaya indirilmesi ve kürtaja ancak annenin sağlık durumunu tehdit ettiği durumlarda başvurulması için çalışma yaptıklarını söyledi.

Ancak dört hafta sınırlaması Khosla da dahil birçok uzmana göre kürtajı fiilen yasaklamak anlamına geliyor. Dört haftalık gebeliklerde gebeliğin tespit edilmesinin güç olduğu ve istenmeyen gebelik durumlarında kadınların gebeliği fark edemeyeceği belirtiliyor. Bunun yanısıra, bu süre içinde cenin küçük olduğu için kürtajın başarılı olamaması ihtimali de söz konusu.

Kürtajı yasaklamanın ya da kısıtlayıcı yasal düzenlemeler getirmenin kadınlar üzerinde ağır sonuçları olabileceğini belirten Finer, eğer kürtaj hakkını kısıtlayan bir yasa çıkarılırsa kadınların güvenli olmayan kürtaj yollarına başvuracağını ve bunun da anne ölümlerine yol açabileceğini söylüyor.

Aleksic de, istemeden gebe kalan bir kadının gebeliği sonlandırmak için bir yol bulacağını ve kürtajın yasaklanması, kısıtlanması ve yüksek ücretlere tabi kılınması durumunda kadınların tehlikeli yöntemler seçmek zorunda kalabileceğini söylüyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporlarına göre dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon güvenli olmayan yöntemlerle kürtaj yapılıyor ve bunların çoğu kürtajın yasaklandığı ya da kısıtlandığı ülkelerde yaşanıyor. Kürtajın yasak olduğu ya da sınırlandığı ülkelerde sağlıksız koşullarda yapılan kürtajlar nedeniyle yılda yaklaşık 70 bin kadın hayatını kaybediyor.

Haberin Tamamı İçin: http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/201...

"Ben kürtaj oldum" / Dicle Canova- CNNTurk.com

"Ben kürtaj oldum" / Dicle Canova- CNNTurk.com

Her yere yetişilir

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama

Çocuğum beni bağışla…

(Edip Cansever- Mendilimde Kan Sesleri)

10 haftalıktı..

3-4 cm boyunda

Gözleri, kulakları, ayakları, elleri, parmakları vardı..

Kalp kasları gelişmişti. Cinsiyeti bile belliydi.

Anne karnında hareket etmeye başlamıştı.

O hareketleri hissetmek için beklerken, sonsuz bir sessizlik beni, onu, bizi esir aldı

Kalbi durdu. Gitti...

Benim kalbim de bir daha hiç öyle atmadı.

O soğuk oda, o beyaz ışık...

Anestezi. Derin uyku hali...

Aslında tam da acı denizinde dibe doğru batmaktı.

Uzun süre de dipte yaşadım.

Karar bana ait değildi..

Ama o kararı veren, vermek zorunda kalan birçok kadının da aynı siyah denizin dibine indiğini gördüm.

Hiçbir kadın kürtaj olmak istemez beyler...

Hiçbir kadın canından can koparılmasını güle oynaya kabul etmez beyler...

Her kürtaj bir zorunluluktur...

Her kürtaj bir travmadır

Her kürtaj duygusal erozyon ve kalp kırıklığıdır

Kürtaj deneyimi yaşayan hiçbir kadın bir daha asla eskisi gibi olmaz, olamaz..

Ama çözüm kürtajı yasaklamak değildir.

Ben size rakamlarla Türkiye’de, dünya’da tablo ne? Onu anlatmayacağım.

Gerçek hikayelerden konuşalım. Gelin gerçekçi olalım.

15 yaşında. Amcasının oğlu tecavüz etti...

Gebe kaldı...

Doğurmalı mı?

Psikolojik ve sosyolojik boyutu kaldırılabilir mi?

Bu ülkede o kadın bir daha mutlu olabilir mi?

O kadının psikolojisi,o bebeğe iyi gelir mi?

Babam kim? Demez mi derse duymak ister mi?

….

Aşık oldular, evlendiler...

Bilerek,isteyerek çocuk sahibi olmak için doktora gittiler

Herşey yolundaydı, hamilelik gerçekleşti..

12. haftada bebeğin bir özürü olduğu anlaşıldı.

Ne fark eder? Böbrekleri yoktu. Ya da kalbi delikti... Ya da down sendromu...

Ne fark eder?

Haberin Tamamı İçin: http://www.cnnturk.com/Yazarlar/Dicle.Ca...

Her Yıl Bir Uludere Yaratacaksınız! / Emre Aköz

Her Yıl Bir Uludere Yaratacaksınız! / Emre Aköz

Hükümete yakınlığıyla bilinen Sabah yazarı Emre Aköz, Başbakan Erdoğan ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ a açık mektupla seslendi.

İşte o yazı

Erdoğan ve Akdağ’a açık mektup

Başbakan Erdoğan ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ... Bugüne kadarki hizmetlerinizle sayısız hayat kurtardınız. Lütfen şimdi de vicdanınızın sesini dinleyin...
Mevcut kürtaj yasasına dokunmayın.
Aksi halde bu konuyla ilgili meydana gelecek ölüm, sakatlanma ve yaralanmaların siyasi sorumlusu olacaksınız.
Sizin teşbihinizi kullanayım: Her yıl bir Uludere yaratacaksınız.
Ne demek istediğimi anlatayım...
İstenmeyen gebelikler daima sorun olmuş, toplumun niteliğine (inançlar, eğitim, teknoloji, vs.) göre buna çeşitli çözümler bulunmuştur.
Mevcut yasayı değiştirdiğiniz... Yani kürtajı tamamen yasakladığınız ya da mesela 10 haftalık süreyi 4 haftaya çektiğiniz takdirde... Toplumumuzda olacakları tahmin etmek hiç de zor değil...
Hemen aklıma gelenleri sayayım:
1) Bir talep olağan-meşru yollarla karşılanmadığında, devreye nahoş çözümler girer.
Günümüzde kadınlar, doktor ve hemşire eşliğinde, hijyenik ortamda, uygun fiyata kürtaj olabilmekte.
Yasak, fırsatçılara yarayacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın: Hijyenik olmayan şartlarda çalışan, kulaktan dolma bir tıp eğitimi almış kişiler, gizli kapaklı biçimde, kıyıda köşede, fahiş fiyata kürtaj yapmaya başlayacak...
Bunun sonucu olarak ölüm, sakatlanma ve yaralanmalar meydana gelecek. Ve bütün bunların siyasi sorumlusu siz olacaksınız!

Haberin Tamamı İçin: http://www.medyaradar.com/haber/medyagun...

Herkes Kürtajı Konuşuyor: Sanat Dünyası Ne Dedi?

Herkes Kürtajı Konuşuyor: Sanat Dünyası Ne Dedi?

Kürtajın yasaklanması isteği, ilk söylendiği andan itibaren Türkiye'nin birinci gündemi haline geldi. Evlerden, kahvehanelere, sanat dünyasından, ekonomi ve politika dünyasına kadar herkes bunu konuşuyor. Peki sanat dünyası ne diyor?

Ayşe Kulin / Yazar

Kürtaj siyasilerin vereceği bir karar hiç değildir. Herhalde gündemi kaydırmak için böyle bir açıklamada bulundu Başbakan ama ağzından çıkanı mutlaka yerine getirmek istediği için şimdi bir de kürtaj adlı nur topu gibi bir çocuğumuz oldu. Türkiye‘nin kadınlarına yazık olacak. Çünkü hakikaten Başbakan’ın, siyasilerin emriyle olmuyor bu işler; istenmeyen çocuklar oluyor hayatta.

Fatma Tülin / Ressam

Çocuk doğurmak kadının hayatını doğrudan etkiler; emek ve zaman veren, yapmak istediklerini çoğunlukla geride bırakmak zorunda kalan ya da sürekli bir özveriyle her şeyi bir arada yürütmeye çalışan hep kadındır. Bu böyle olduğu için de, doğurmak istememek ya da istenmeyen bir hamileliği durdurmak, kadının en doğal hakkıdır. Toplum, din, siyaset, devlet, aile; hiçbir konuda kadının gövdesinin sahibi olamaz ve onun adına kararlar veremez. Aksini düşünmek insan haklarına aykırı ve ilkel bir bakıştır.

Gülsün Karamustafa / Ressam

Bu karar kesinlikle siyasilerin vereceği bir karar değildir. Tamamıyla kadının tasarrufudur kürtaj; kendi bedenini kendi kullanma hakkında sahiptir kadın.

Deniz Türkali / Oyuncu

Kadınların bedeni hakkında siyasilerin, erkeklerin söz söylemeye hakları yoktur. Bedenimiz bize aittir; kürtaj mı olacağız, hamile mi kalacağız, sadece sevişecek miyiz tüm bu kararlar bize aittir sadece. Kadınların bedeni kadınlara aittir; kürtaj olmak isteyen olur, olmak istemeyenler olmaz. Cinayet konusuna gelince; onlar önce kendi yaptıkları cinayetlerin hesaplarını versinler, bizim bedenlerimizle uğraşmasınlar.

Hümeyra / Oyuncu

Kadın ne yapacağını bilir, kendi kararını kendi verir. Muhafazakarlar benim kanımca kadın karşıtı insanlar. Döllenmeden dokuz aya kadar fetüsle kafayı bozmuşlar. Amerikalıaktör George Carlin’in bir lafı var, nedense hep doğmamışın peşindeler. Yaşayan bebekler istiyorlar ki ölü askerlere çevirebilsinler.

Görkem Yeltan / Oyuncu

Evrensel bir bakış yakalamayı hedefleyerek, bu mesele ile ilgili, bedenin özgürlüğünden yana olduğumu söylemek isterim.

Şebnem İşigüzel / Yazar

Başbakanın bu memleketteki kadın meselesine belden aşağı bakışını yadırgıyorum doğrusu. En az üç çocuk, kürtaja hayır, ne oluyoruz Allahaşkına? Siyaset dayatmaz, güzel şeyler vaad eder ve yapar. Bedenimiz bizimdir. Doğurmaya da aldırmaya da biz karar veririz.

Canan Şenol / Ressam
Biz kadınlar olarak kürtaj hakkımızı tartışmıyoruz. Siyasilerin bedenimizden ellerini çekmesini istiyoruz. Siyasiler kürtajı cinayet olarak nitelendirmek yerine, istenmeyen gebelikleri önleme konusunda bilgiyi ve ücretsiz malzemeyi ulaşılabilir hale getirsinler. Kadın bedeni üzerinde söz ve tasarruf hakkı sadece kadına aittir.

Sumru Yavrucuk / Oyuncu

Haberin Tamamı İçin: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/206632...

Sanatçılar Kürtaj Yasağını Tartışıyor - Bianet

Sanatçılar Kürtaj Yasağını Tartışıyor - Bianet

Bianet de kürtaj hakkında şair Küçük İskender, müzisyen Harun Tekin, yazar Ahmet Ümit ve İhsan Eliaçık, oyuncu Mert Fırat, Funda Şirinkal ve Pelin Batu, ressam Karolin Fişekçi ve sunucu Metin Uca'nın fikirlerini almış...

Küçük İskender: Bu iktidarı sokaktaki insan seçti

Hayatın pek çok alanında yasak geliyor. O yüzden maalesef şaşırmıyorum. Bağımsızlığını seven insanların yaşama alanı giderek daha da daraltılıyor.
Bana göre İslam Cumhuriyeti'ne doğru gidiliyor. Tencerenin altı yakıldı ve artık yemek pişiyor.
İktidar seçimle geldi ve bu gibi icraatlar bu partiye oy verenlerin seçimi. Ben aslında iktidara değil halka kızıyorum. Onlar bazı şeyleri istemese iktidar zaten yapamaz. Bu tablo karşısında iktidarla değil, sokaktaki insanla meselemiz var demektir.

Karolin Fişekçi: Bedeni hakkında nihai karar kişinindir

Bence kürtaj hiçbir kadının yaşamak istemeyeceği bir şey, bunu da kadınlar çok isteyerek yaptırmaz ama bazı zorunluluklar dahilinde oluyor. Kürtajın bir doğum kontrol yöntemi gibi olmasına, nasılsa kürtaj var gevşekliğine karşıyım.
Fakat bedeni hakkında nihai karar verme hakkı kişinin kendisinde olmalıdır. Bu iş en çok mali durumu yetersiz ve baskı altındaki kadınları vuracak. Yasaklanırsa illegal, özel ve pahalı şekilde yine yapılır. İmkanı olmayan yaptıramaz, belki de eski ilkel yöntemlerle çeşitli şeyler denerler ve bu da ciddi problemlere yol açar. Ya da cami duvarına bırakılmış daha çok çocuk, namus cinayetleri kurban gitmiş daha çok kadın olabilir.
Şunu bir kere daha söyleyeyim, ben kişisel olarak kürtaj yaptırmak istemem; bedenime, ruhuma bunu yapmak istemem.

Mert Fırat: Sözde "ahlak" dayatması

Madem bu konuyu cinayet bağlamında değerlendiriyorlar, dört hafta sınırlaması da kadına yönelik cinayettir. 40 güne kadar olur, bir aydan önce olur gibi söylemler çok tutarsız. Bu aslında tamamen cenin üzerinden siyaset yapılmasıdır. Bu belirli bir yaşayış ve sözde "ahlak" dayatmasıdır. Bu ve bunun gibi yasalar dayatılmak istenen belirli bir hayat tarzına işaret ediyor.
Bence politik ve belirli tepkiler almak için belli bir tabana oynuyorlar. Bu konunun gündem değiştirmek için planlandığını düşünüyorum. Kürtaj kadının kendi seçimidir.
Hükümete halkın yüzde 50'si oy vermiş, mecliste belli bir sandalye sayısını yakalamış, güç sağlamışken bir gecede karar verip ertesi gün yasa çıkarabilecekleri bir hale geldiler. Karşı durulmalı, örgütlenilmeli, ama aklıma spesifik bir eylem fikri gelmiyor. Elimizden geleni yapmalıyız.
İnsanlar şapkalarını önüne koyup düşünmeliler, biz hükümetin bizi yönetmesini mi, yoksa şekillendirmesini mi istedik? Bizi yönetmekten çok yeni tip bir insan yaratmak istiyorlar.
Ben bu kadar ahlakçı bir devlet görmedim, gerçi buna ahlakçılık da denemez. Hani uzun zamandır giden bir muhafazakarlık var ya, o işte; bakalım nereye gidecek.

Harun Tekin: Bu yasağa karşıyım

Konunun gündeme geliş biçimine ve zamanlamasına bakınca buna tartışma demekte zorlanıyorum. İktidarın konuya daha ziyade "bunda tartışılacak ne var, kürtaj cinayettir" pozisyonundan baktığını üzülerek görüyorum. Doğmuş çocuklara nasıl bir hayat sunuluyor da bir anda doğmamış çocuklara dair bu kadar tutkulu bir irade beyanıyla karşılaştık, açıkçası anlamakta güçlük çekiyorum.
Güç sahibi erkeklerin kendi aralarında konuşup bu konuyla ilgili bir karar alacakları görülüyor, oysa kadınların rızası olmadan, görüşü alınmadan yapılacak bir yasal değişiklik hiç sağlıklı olmayacaktır. Kaldı ki kürtaj yaptırmama hakkı zaten hali hazırda var, diğer seçeneği ortadan kaldırmaktan bahsedildiğini unutmamalı.
Ben bu yasağa karşıyım, toplumun bu yasağa karşı olan kesimlerinin de olabildiğince güçlü bir şekilde ortak bir ses çıkarması gerektiğine inanıyorum. Ama daha önemlisi, kürtaja karşı olup bir yandan da demokrasi ile ilgili bir duyarlılığa sahip kişi ve kurumların da bu konunun oldu bittiye getirilmesine karşı bir pozisyon almalarının çok kritik olduğuna inanıyorum. Çünkü bu konu sadece bu konudan ibaret değil, ve bir ülkedeki rejimin adını ve niteliğini herkesi ilgilendiren kararların nasıl alındığına bakarak tespit edebiliriz.

Haberin Tamamı İçin: http://www.bianet.org/bianet/ifade-ozgur...

Pınar İlkkaracan: İslamiyet'te kürtaja izin var

Pınar İlkkaracan: İslamiyet'te kürtaja izin var

İlkkaracan: "Hanefi mezhebi 120 güne kadar izin verirken, Maliki ise 40 gün der. Çok açık, İslam'da kürtaja izin var"

Konu, Başbakan Erdoğan'ın sözleriyle gündeme gelen ve Sağlık Bakanlığı'nın çalışmasını başlattığı kürtaja yasak.

Konuşan ise, Newsweek'in 'Dünyayı sarsan 150 kadın' listesinde yer alan Doç. Pınar İlkkaracan.

BM Kadının Statüsü Komisyonu'nda Türkiye'yi defalarca temsil eden, 200'de Peter-Patricia Gruber Uluslararası Kadın Hakları Ödülü'nü alan İlkkaracan, Akşam gazetesinden Özlem Akarsu Çelik'e konuştu.

  • Erdoğan'ın kürtaja karşı çıkmasının sebebi dini inancı mı?

Ben inançlı bir insanım ve şunu biliyorum, bütün bunların İslamiyet ile uzaktan yakından ilgisi yok. İslamiyet kadın düşmanı bir din değildir. Bu tartışmayla kadın bedeni üzerinden siyaset yapılıyor. Nasıl daha önce başörtüsü konusunda kadınlar siyasete malzeme yapılarak mağdur edildilerse şimdi de kürtaj üzerinden bu yapılıyor.
- İslam, kürtaja izin veriyor mu?

Cenin; rahme düştüğü andan itibaren canlı mıdır, ne zaman canlanır? Bu konuda farklı fıkıhlar var. Örneğin Türkiye'de yaygın olan Hanefi mezhebi 120 güne kadar kürtaja izin verirken Maliki mezhebi ise '40 gün' der. Çok açık, İslam'da kürtaja izin vardır.

Haberin Tamamı İçin: http://www.ensonhaber.com/pinar-ilkkarac...

Acımasız Kürtaj Gerçekleri / Mutlu Tönbekici

Acımasız Kürtaj Gerçekleri / Mutlu Tönbekici

Dünya Sağlık Örgütü’nün tahmini verilerine göre dünyada her yıl uygulanan 46 milyon “isteyerek gebeliği sonlandırma işleminin” (kürtaj) 20 milyon kadarı güvenli olmayan koşullarda uygulanmakta ve bunların sonucunda yaklaşık 80.000 kadın yaşamını yitirmektedir. Bu ölümlerin tamamına yakın kısmı yasaların kürtaja izin vermediği veya aile planlaması hizmetleri sunumunun yetersiz olduğu ülkelerde meydana gelmekte.

  • Yasal adı Türk Ceza Kanunları’nda “çocuk düşür(t)me”, Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun’da ise “gebeliğin sonlandırılması”.

  • Türkiye’de kürtaja ilişkin hukuki düzenlemelerin gelişimi “tamamen yasak”, “tıbbi zorunluluklar halinde serbest” ve “10. haftaya kadar serbest” şeklinde üç aşamalı.

  • 1923-1965 arası tamamen yasak dönemi: Gebeliği sona erdirme her ne sebepten olursa olsun tamamen yasak! Kürtajın yanında gebeliği önleyici tedbirler (doğum kontrol yöntemleri) de bu dönemde yasaklanmış. Hatta propagandasını dahi yapmak yasak. Yani her şekilde doğurman isteniyor! Hatta altı çocuğu hayatta olan kadınlara devlet tarafından para ödülü veya madalya veriliyor. Çıkış noktası, dönemin doğumların artmasını destekleyen nüfus politikaları. Ancak gayet iyi biliniyor ki o dönemde de kürtaj yapılıyor.

  • 1965-1983 arası geçiş dönemi: İzlenen doğum yanlısı politikalara bağlı olarak 1955-1960 yılları arasında nüfus artışının en yüksek seviyeye çıkması ve bunun yol açtığı sosyal ve ekonomik sorunların, kadın ve çocuk sağlığının gündeme gelmesi sonucu doğum kontrol yöntemlerine izin veriliyor ve yalnızca “gebeliğin ana hayatını tehdit ettiği veya edeceği, ceninin gelişmesini imkânsız kılan veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyet teşkil edecek hallerde” kürtaja izin veriliyor. Tıbbi zorunluluklar dışında gebeliğin sonlandırılması halen yasak. Propaganda yasağı ile para ödülü/madalya uygulaması da kaldırılıyor. Ancak gayet iyi biliniyor ki bu dönemde de kürtaj yaygın bir şekilde yapılıyor.

  • 1983-2012 Sınırlı Serbesti Dönemi: Gebeliğin sonlandırılması eylemleri belli şartlara bağlı olarak suç olmaktan çıkartılıyor. “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir” hükmü ile kürtaj, Türk Hukuku’nda yasal oluyor. Gebelik süresi on haftadan fazla ise, ancak annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde, gerekçeli rapor ile kürtaja izin var. Tecavüz sonucu gebe kalınmışsa 20 haftaya kadar izin var. (Kaynak: İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans Programı Öğrencisi Ayşe Aydın Şafak’ın çalışması)

Haberin Tamamı İçin: http://home.gazetevatan.com/kategori_yaz...

Mine G Kırkkanat - G Noktası

Mine G Kırkkanat - G Noktası

«G» NOKTASI
Başbakan Erdoğan’ın « kürtaj », « sezaryen » ve « nekrofili » konusunda sergilediği uzmanlığı, yurtdışından izlemek, inanın bana, yurtiçinde duymaktan daha dehşet verici!

Bir başbakandan beklenmeyecek konularda, böylesine ağır konuşması; ülkemizi düpedüz « geri kalmış » ve ekonomik ya da sosyal düzeyi ne olursa olsun, entellektüel düzeyde üçüncü sınıf gösteriyor.

Türkiye’de aşırı sezaryen yapıldığı, kürtaja daha az başvurulacak biçimde doğum kontrolü gerektiği, doğrudur. Ama bu işlerle Sağlık Bakanı ilgilenir, Sağlık Bakanı önlem alır. Çok çocuk isteyen Başbakan’ın ağzından kürtajın, sezaryenin eleştirisini ve kimi politikacılar hakkında « nekrofil » suçlamasını duymak, fazlasıyla Afrika cumhuriyetlerini andırıyor. Tehdit içeriyor, korku salıyor.

Haberin Tamamı İçin: http://www.mgkmedya.com/yok-paha-var-mez...

Kürtaj - NAZLI ILICAK - Sabah

AK Parti Kadın Kolları Kongresi'nde, Tayyip Erdoğan, birdenbire ortaya kürtaj meselesini attı. Konunun üzerinde durmayacaktım ama, yasa hazırlıklarına başlandığını duyunca fikrimi söylemek gereğini hissettim.
Kürtajın yasak olması, anne ölümlerinin artması anlamına gelir.
Çünkü, bebeğinden kurtulmak isteyenler, ölümcül metotlara başvuracaktır.
Özellikle muhafazakâr ve maddi imkânı dar olan kişiler açısından bu risk daha da fazladır.
Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler ya da Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göz atmasını tavsiye ederim.
Sadece dini referansla değil, ahlâki bir tavır olarak da, kürtaja karşı çıkanlar var. Bence sorun, ailelerin ve özellikle kadınların terc...

Haberin Tamamı İçin: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/...

İslam’da Kürtaj / Ahmet Hakan

Hayrettin Hoca fetvayı vermiş.
Demiş ki:
İslam'da kürtaj haramdır.
Amenna!

MESELE NEDİR? DERT NEDİR?
Tamam!
İslam'a göre kürtaj haramdır.
O halde soralım:
Türkiye'de herkes zorla ve zorbalıkla bu harama mı bulaştırılıyor?
Yine soralım:
Türkiye'de bu harama el sürmeden yaşamak isteyenlerin önünde engeller mi var?
Yine soralım:
Bu memlekette kadınlara zorla kürtaj mı yaptırılıyor?
Yine soralım:
Türkiye'de isteyen her birey, kürtajdan uzak duramıyor mu?
Yine soralım:
"Kürtaj istemiyorum" diyenin önünde bin türlü engel mi var?
O halde...
Nedir mesele? Dert nedir?


İSTİYORLAR Kİ HERKES KENDİLERİ GİBİ YAŞASIN
Dert şu:
Kişisel hayatlarında kürtajdan uzak duranlar, bu tercihlerinin herkes tarafından uygulanmasını
istiyorlar.
İstiyorlar ki:
Herkes kendileri gibi yaşasın, herkes kendileri gibi uygulasın, herkes kendileri gibi inansın,
herkes kendileri gibi yorumlasın, herkes kendileri gibi olsun.
Dikkat!
Bunu temenni etmiyorlar. Ya ne yapıyorlar?
Yasalar çıkararak, yasaklar getirerek yapmak istiyorlar bunu...
Yani zorla, zorlayarak...


Nedir bunun anlamı?
Şudur:
Bir zamanlar ağızlarını her açtıklarında sadece "herkes inandığı ve istediği gibi yaşamalı"
cümlesini söyleyenler, bugün artık "herkes bizim gibi yaşamalı" demeye başladılar.
Yani?
İstedikleri ve inandıkları gibi yaşamak kesmiyor artık onları...
Başkalarının hayatlarına da müdahale etmek istiyorlar.
Tabii bir zamanlar kendi hayatlarına müdahale edildiğinde nasıl şahlandıklarını tamamen
unutarak...

Haberin Tamamı İçin: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/2066...

velev ki günah! -ayşe düzkan :: www.sendika.org

akp’nin kürtajla ilgili ilk konuşması değil bu; birinci hükümetin ilk günlerinde milletvekili zeynep karahan, bir televizyon programında tıpkı abd’deki kürtaj karşıtı hareketin terimleriyle “yaşam hakkı”nı savunmuştu. yani uluslararası bir kampanyayla karşı karşıyayız.

başbakanın sezaryen ve kürtajla ilgili sözleri birçok şey düşündürüyor.

şu sezaryen konusuyla başlayalım. açıkçası bunun bir dil sürçmesi olduğunu düşünmekle birlikte yine de üzerinde durulmaya değer buluyorum.

türkiye’de doğumu sırasında sezaryen yapılmadığı için ortaya çıkan sorunları ömrü boyunca yaşayan binlerce insan var. buna karşılık, hiçbir tıbbi gereklilik yokken sezaryen uygulanmış binlerce kadın olduğunu da biliyoruz.

başımdan geçti, ona dayanarak söylüyorum, normal doğum, öyle böyle değil, fevkalade sancılı bir süreç ve birçok kadın o aşamada çocuktan da, doğurmaktan da vazgeçme noktasına geliyor ve fikri sorulsa tabii ki anestezi altında yapılan sezaryeni tercih eder. (doğumhanelerde “allah senin belanı versin mustafa/hasan/berke! bir daha…” diye bağıranların olması, kadınların annelik tercihinin ne kadar gönüllü olduğu üzerine de düşündürür bizi) ancak normal doğum çok doğal bir iş, bittiğinde kalkıp dans bile edebilirsiniz. sezaryen ise her ameliyat gibi nekahet dönemi ve bir sürü masrafı olan bir işlem. özel hastanelerde ve özel sağlık sigortalarının geçerli olduğu hastanelerde uzun bir süredir gerekli gereksiz durumlarda sezaryen uygulanıyor. oysa epidural iğnesiyle acısız normal doğum yapmak da mümkün.

sezaryen işleminin hastadan ya da onun sigorta kuruluşundan para sızdırmak amacıyla hiç gerekmediği hallerde uygulanmasına, epiduralle güle oynaya doğum yapıp ertesi gün evinin yolunu tutacak bir kadının bir hafta hastanede kalmasına birçok hekim de karşı. her insanın hakkı olan sağlık hizmetlerini satmaya başladığınızda parası ve sosyal güvencesi olmayan ebe bile bulamadan doğurur, gerekmeyen durumlarda da sezaryen uygulanır. başbakan bunu mu kastetti bilmiyorum ama hastanelerin ticarethane olmasına karşı çıkanlar arasında görmedik kendisini.

buraya kadar sıkılmadan okuyabildinizse şu kürtaj konusuna gelelim.

kürtaj hakkı, dünyanın birçok yerinde kadın kurtuluş hareketinin ilk taleplerinden. fransa’da, tanınmış kadınların kürtaj olduklarını açıklamalarıyla başlayan kürtaj hakkı mücadelesi ikinci dalga feminizmin ilk eylemlerinden biri oldu. hıristiyanlığın, özellikle de katolikliğin kürtaj karşısındaki tavrı başta polonya olmak üzere birçok ülkede kiliseyle kadın hareketini karşı karşıya getirdi. abd’de kürtaj karşıtları klinikleri bastı, hekimleri tehdit etti. feminist sağlık görevlilerinin kürtaj olmak isteyen kadınlara yeraltında yardımcı oldukları eyaletler var. kürtaj hakkı, birleşmiş milletler vb uluslararası kuruluşlarda “medeniyetler çatışması”nı ortadan kaldırdı, vatikan ve iran bu konuda işbirliği yaptı. akp’nin ise kürtajla ilgili ilk konuşması değil bu; birinci hükümetin ilk günlerinde milletvekili zeynep karahan, bir televizyon programında tıpkı abd’deki kürtaj karşıtı hareketin terimleriyle “yaşam hakkı”nı savunmuştu. yani uluslararası bir kampanyayla karşı karşıyayız.

bugünkü yasal düzenlemede evli bir kadın kürtaj yaptırmak için kocasının onayını almak zorunda. ama evli bir adam çocuğunun altını değiştirmek, çocuğu gece uyandığında bakmak, tuvalet eğitimini yaptırmak, mamasını yedirmek, gece kalkıp üstünü örtmek, banyo yaptırmak, tırnaklarını kesmek, saçını taramak, sabahları hazırlayıp yuvaya götürmek (listeyi uzatmıyorum, henüz üç yaşındayız) zorunda değil. yaşı on sekizden küçük olan bekâr bir kız kürtaj yaptırmak için babasının onayını almak zorunda. ama bir baba kızını mutlu etmek, özgür kılmak, meslek sahibi yapmak… zorunda değil. ancak yaşı on sekizin üzerinde bekâr bir kadın kimseden izin almadan kürtaj yaptırabiliyor.

kadınların ne zaman, ne şartlarda çocuk sahibi olacaklarına kendilerinin karar vermesi, özgür olabilmelerinin, nefes alabilmelerinin önemli bir koşulu. kürtaj mücadelesinin kazanıldığı günlerden bu yana “korunma”nın hem yöntemleri hem de amacı çeşitlendi. başta aids olmak üzere cinsel yoldan bulaşan hastalıklar birçok kadın ve erkeğin gözünü haklı olarak istenmeyen hamilelikten daha fazla korkutuyor. (türkiye’nin ilk aids vakalarından birinin eşinin virüs bulaştırdığı bir ev kadını olduğunu hatırladınız mı?)

istenmeyen gebeliklerin engellenmesi için yaşı, medeni durumu ne olursa olsun her insanın korunma konusunda bilgiye ve bedava malzemeye ulaşabilmesi gerek. ama bu da -zihniyetin yanı sıra- bütçe sorunu. oysa tüp bebek vb. tekniklerin gelişmesine büyük bütçeler ayrılıyor, bunlar sgk tarafından da destekleniyor. çünkü hakim zihniyet, başbakanın üç çocuk ısrarının da ötesinde, herkesin kendi genlerini taşıyan çocuklara sahip olması yönünde.

Haberin Tamamı İçin: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=...

Rahmimizde, kalemimizde dış mihrak arayanlara... Oya Baydar

T24 - Rahmimize, bedenimize, yatak odalarımıza, aile planlamamıza, cinsel tercihlerimize varana kadar bütün toplumun, ama özellikle biz kadınların mahremine, özeline ve özgürlüğüne kendi değerleri ve doğruları adına müdahalede beis görmeyen Sayın Tayyip Erdoğan İstanbul kongresi şovunda kürtajı cinayet ilan ederken, en az üç çocuk diye tuttururken, buyruğunun nedenini bu milleti dünya sahnesinden silmek isteyen bir planın varlığıyla açıkladı. Ona göre, dış mihraklar nüfusumuzun çoğalmasını istemiyorlardı ve kürtaj da bu menfur emellerin araçlarından biriydi.

AKP yandaşları, Tayyip Bey’in hayranları ve müritleri bile bu sözleri ne yapacaklarını, nereye uyduracaklarını şaşırmış görünüyorlar. Bu epeyce sorunlu ve sözleri tevil için, Başbakan’ın konuya nüfus politikası açısından yaklaştığını, genç ve dinamik nüfusun kalkınmanın kaldıraçlarından biri olduğunu, vizyon sahibi başbakanımızın Türkiye’nin geleceğine yatırım yaptığını söylüyorlar. Nüfus uzmanı değilim, ancak kalkınma ve nüfus ilişkisine dayalı teorilerin 19. yüzyıl dünyası ve ekonomisinde geçerli olduğunu, günümüzde ise gelişme ve kalkınmanın dinamikleri sıralanırken başka faktörlerin öne geçtiğini biliyorum. Öte yandan her ülkenin nüfus politikası vardır, uzmanlarca belirlenir. Ve asıl önemlisi, öyle başbakan buyruklarıyla, yaşlı nine dede tavsiyeleriyle değil, devletin doğumu özendirme teşvikleri ve politikalarıyla yürütülür. Başbakan’ın sıkça kullandığı deyişle: Kusura bakmasın, biraz ağır konuşacağım ama, üç çocuk, kürtaj vb. gibi konulardaki beyanları; kadını mal ve kuluçka makinesi sayan, kadın bedeni ve ruhu üzerinde erkek tahakkümünü din, töre, gelenekle gerekçelendiren, cinsellikle, bedenle, kadınla ve özgürlüklerle barışamamış dinî referanslı muhafazakârlığını yansıtıyor. Bir nokta daha var ki dillendirmeye cesaret edilmeli: Başbakan’ın siyasal-ideolojik amacı nüfusun etnik kompozisyonunu ve doğurganlık oranlarını Türk nüfusu çoğunlukta tutacak şekilde ayarlama isteği. Fazla söze gerek yok, Kürt ve Alevi nüfusun sünni Türk nüfusa oranla çok daha hızlı arttığı istatistiklerin ortaya koyduğu bir gerçek.

Haberin Tamamı İçin: http://t24.com.tr/yazi/rahmimizde-kalemi...

Ben neden kürtaj oldum / Dr. B. Duygu Özpolat

Üniversitenin ilk yıllarıydı. Burdur’da anneannemin göl evindeydik. Her sabah hepimizden önce uyanır, kahvaltıyı hazırlar, sonra ince ve melodik bir sesle ”kahvaltıya buyruuuuuğğğğnnn” diye aşağı kattan merdiven aralığına doğru bağırarak bizi uyandırırdı. Böyle tatlı serin bir göl evi sabahında, anneannemin ”kahvaltıya buyrun” çağrısındaki beklenmedik hüzünlü minör tınının merakıyla, pijamalarım üzerimde merdivenden indim. Bir baktım bahçedeki kahvaltı masasının kenarında oturuyor. Elinde kırılmış bir biber fidesi, anneannem, gözyaşları pıtır pıtır pazen eteğinin çiçekli desenine düşerek, ağlıyor.

  • Annanecim n’oldu?

  • Bahçenin kapısı açık kalmış a yavrum, biber fideleeem hep gırılmış. Kim etti ki bunu, vicdansızlar ühühüh.

  • Ayyy, ağlama annanecim, yine büyür…

O anda anneannemin kırılmış bir biber fidesi için döktüğü gözyaşlarına hiç ama hiç anlam verememiştim. Netekim, o yaşlarda (ve devamındaki uzun yıllar boyunca da) anneannemin bahçede domates biber nane vesair yetiştirme, bahçeye meyve ağacı dikip senelerce bekleme sevdasını az biraz anlasam da (yani taze sebze meyve lezzetli oluyordu kahvaltıda hakikaten), bu hobisine beni de zorla alet etmesinden dolayı sıkıntılanırdım. ”Hadi yavrum, bahçeyi bi sulayıveee”. Ne kadar sıkıcı bir işti bitki büyütmek. Çok uzun zaman alıyordu, bir sürü emek… Çok uzun yıllar, seyahate çıkan arkadaşlarımın bana bakmam için bıraktıkları bitkileri de bir şekilde mutsuz etmeyi, soldurmayı başardım.

Ne zaman ki geçen sene kendi fesleğenimi ektim tohumdan, o vakit bu işin büyüsüne ben de kaptırdım kendimi. Belki 30 yaşın hormonlarıydı sebep, biyolojik saatim ”annelik” diye tıklamaya başlamıştı, belki de sebep bilmediğim başka bir şeydi. Ama tohumdan diktiğim o fesleğen filizlerinin topraktan kafalarını uzattıklarını, gün be gün büyüdüklerini izlemek, bende acayip hislere sebep oldu. Annelik duyguları yaşamaya başladım.

Bu sene, fesleğenden aldığım güçle, oturduğum evin de imkanları olduğundan, arka bahçeye bir sebze bahçesi yapmaya karar verdim. İşi büyüttüm. Domates, marul, biber, fesleğen, kekik… Bunların arasında en çok domates fidelerimin tohumdan büyüyüşlerine şahit olmak etkiledi beni. Sıcak koşullar gerektiğinden önce evde büyütmeye başladım. Minicik kafalarını topraktan çıkardılar, günden güne dallandılar, gövdeleri kalınlaştı ve mini mini kılsı yapılarla kaplandı. Yapraklarına her dokunduğumda ellerim taze domates kokuyordu. Bir de baktım, telefonumdaki fotoğrafları orada burada arkadaşlarıma gösteriyorum, bakın nasıl da büyüdüler, nasıl da güzeller!

Sonra fideleri bahçeye geçirme, dış dünyaya çıkarma zamanı geldi. Bende bir endişe… Ya rüzgardan kırılırlarsa, ya bir hayvan gelip yaprakları kemirirse, ya toprağı sevmezlerse? Nasıl çıkaracağım minik yavrularımı o tehlikeli dünyaya ve orada bırakacağım!!!??

İşte o an, anneannemin biber fidesi için döktüğü gözyaşları geldi aklıma. Bunca sene sonunda onun bir bitkiye beslediği annelik hislerine gark olmuştum. Evren yine benim için laflar hazırlamış, yüzüme çarpı çarpıveriyordu. İşte anlıyordum olan biteni.

Her annenin, içi gide gide evladını yuvadan salıverdiği gibi, korkarak ama yaşadığım deneyimden yine de memnun, domates fidelerimi bahçeye diktim. Her şeyin yolunda gideceğine inandırdım kendimi. Her şey de yolunda gitti bakın:

Kendime bir sebze bahçesi yaptığım bu günlerde, bu 2012 senesinde ben, en nihayet bir çocuk sahibi olma fikrine de hayatımda ilk kez sıcak bakmaya başladım. Sebze bahçesi bir tesadüf değil. Kendimi her geçen gün, anne olmaya daha yakın ve daha hazır hissediyorum. Oysa ki benim senelerim, ergenlik yıllarım, 20li yaşlarım, hepsi ”çocuk yapmanın ne kadar saçma, ne kadar büyük dert, insanın kendisine atacağı en büyük kazık” filan olduğunu düşünmekle, hatta bunu bu kadar sert olmasa da ifade etmekle geçti. Yani aslında kimseyi çocuk yaptı diye eleştiriyor değildim o zamanlar tam olarak da, ödüm kopuyordu kendim çocuk sahibi olmaktan.

Ödümün kopmasında da hakkım vardı çünkü ne ekonomik ne de psikolojik olarak bir çocuk dünyaya getirip ona adam gibi bakabilecek durumda değildim. O yaşlarda çocuk sahibi olsaydım, bir bahçenin niye emek emek sulanıp, çapalanıp meyvelerinin alınacağını zerre kadar anlamadığım, kendimi zerre kadar sevmediğim, netekim kronik depresyonda olduğum (bunun da teşhisinin konması için taaa 29 yaşımı beklemem gerekecekti) bir genç, bir aklı karışık, bir stres yumağı olarak çocuk sahibi olacaktım. O yaşlarda çocuk sahibi olsaydım, o çocuk benim bunalımlı bir anne oluşumdan nasibini alacaktı, hayatı boyunca taşıyacağı psikolojik yaralar alacaktı. Bahçesinde keyifle domates yetiştiren bir annesi değil, yatağından çıkamayıp gözleri patlayana kadar ağlayan ve bunu neden yaptığını bile bilmeyen bir annesi olacaktı.

Ben 20li yaşlarımda (korunmaya dikkat ettiğim halde, bir şekilde) hamile kaldım ve kürtaj oldum. Bunun, hayatımda aldığım en doğru kararlardan biri olduğunu şimdi daha iyi görüyorum, o zaman da biliyordum zaten. Ama bu olayın beni etkilemediğini söylersem yalan olur. O zamanlar o kadar çocuk istemediğim halde, bu konu zerre kadar umrumda olmadığı halde, yine de bu doğmamış çocukla ilgili zaman zaman kabuslar gördüm.

Kürtajın kararı bana ait, ardından yaşayacağım duygular ve üzüntüler de. Bunların hepsi benim (ve bir de ortak kararı aldığım babasının) ama başka kimsenin değil. Başka kimseyi ilgilendirmiyor. Henüz yetişkinlik hayatının başında, bunalımlar içinde, ne yapacağını bilmeyen, daha kendisi çocuk biri olarak, o çocuğu dünyaya getirmediğim için hiç ama hiç pişman değilim. Eğer o bebeğe bu durumu açıklayabilseydim, eminim o da kendisine iyi bakacak, kendisini sevecek ve ”hayatım bu bebek yüzünden mahvoldu, hiçbir özgürlüğüm kalmadı” diye onu (elinde olmadan) suçlamayacak bir anneyi tercih ederdi.

Haberin Tamamı İçin: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?a...

Mekkeli Kadınlar Keşke Kürtaj Nedir Bilseydi / Esra Elönü

Habertürk'te Ceren Akdağ Şahin’in moderatörlüğünde gerçekleşen, Cemil İpekçi, Günseli Kato, Pelin Batu, Esra Elönü ve Cem Mumcu’nun bir araya geldiği “Kime Göre Neye Göre? programında “Allah sorunu çözmeye çalışıyor” sözüyle tepki toplayan Esra Elönü kürtaj hakkında bir yazı kaleme aldı:

"Beyni cahillikten hamile kalan erkeklerin hepsinin Dünyadan aldırılmalarını Allahtan rica ediyorum. Kadın, erkeğin dokuz aylık hava yastığı değildir. Erkek kadına döl servisi çeker sonra kof erkeklik böbürlenmesiyle ortalığın adamı olur.

Kürtaj konusunda eşeyli olarak akıl üreten sınıfın erkeklerden oluşması facia! Yok efendim kadın çocuğunu aldırırsa cehennem ebesi olur tarzındaki ateş fişekleyicilerinin anlamadığı tek şey kadının yani çocuk bavulu kadının ruh hali.. İster üç basamaklı en büyük sayıyı doğurur koloni ağası olur ister sıfır çeker dünyayı izler size ne yahu?
Kur’an-ı Kerim, ceninin yaratılış evrelerinden Mü’minûn Sûresi 12-14 ayetlerinde bahsetmekle beraber, bu evrelerin ruhun üflenişi ile bir ilgisinin olup olmadığının açıklamasını yapmamaktadır.

Hz. Muhammed (sas), bir hadisinde cenine 120. günden sonra ruh üfleneceğinden bahsetmiştir (Buhârî, “Bed’ü’l-halk, 6). Ruhun üflenmesinin ilk kırk günden sonra olduğuna işaret eden hadisler de bulunmaktadır (Müslim, “Kader”, 2, 4; Müsned, III, 397).

Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki dolaylı ifadesi ve hadislerin ifade ettiği mana ve o manadan ne kastediliyorsa şüphesiz ki o maksat haktır ve gerçektir. Ayrıca o yıllarda tıbbî bilgiler ceninin yaratılışı ve safha safha gelişimini izah edemediği için fakihlerin farklı ölçü ve görüşlerle hüküm vermelerine sebep olmuştur. İçlerinde bazı Hanefîlerin de bulunduğu bir grup İslâm hukukçusu 120 gün (4 ay)’den önceki çocuk düşürmeyi (çocuk aldırma=kürtaj), tam oluşmuş bir çocuk düşürme saymazken, bir gurup Malikî ve Hanbelî İslâm hukukçuları da 40 gün (bir ay on gün) den önceki çocuk düşürmeyi, (çocuk aldırma=kürtaj) tam oluşmuş bir çocuk düşürme saymazlar. Bu görüşlerin toleranslı bir tavır sergilemeleri, ruhun üflenme safhasının kimilerine göre 40., kimilerine göre 120. gününden itibaren meydana geldiğini ve ceninin canlılığını buna bağlamalarındandır.
Peki olayı biraz da cahilliye devrinin kum torbası kadınlarına bakarak dizayn edelim. Mekke’de tefeci bezirganlarının eline düşmüş gariban Mekkeli adamlar vardı. Bu bezirganlara borçlarını ödeyemeyince eşlerini ve kızlarını Habeşten, Yemenden İran’dan gelen zengin tüccarların uçkurlarına sunmak zorunda kalıyorlardı. "

Haberin Tamamı İçin: http://dipnot.tv/31530/MEKKELi-KADiNLAR-...

Prof. Ayşe Akın: Kürtaja Yasak, Anne Ölümlerini Artırır

Kürtajı, gebelikte 10. haftaya kadar mümkün kılan mevcut kürtaj yasasının mimarlarından biri olan Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Akın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “kürtaj cinayettir” açıklamasının ardından, kürtajın yasaklanmasını öngören yeni yasa çalışmasına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
1950’li yıllarda Türkiye’de istenmeyen gebeliği sonlandırmak için kadınların kendi kendilerine düşüğe başvurduklarını söyleyen Akın, anne ölümlerinin çoğunun bu sebeple gerçekleştiğini kaydetti.

1965’te aile planlaması yöntemlerinin yasallaştırıldığı ve “isteyerek yapılan düşükler”e sadece tıbbi nedenlerle izin verildiğini belirten Akın, “Bu dönemde kürtaj sağlıksız koşullarda yapılmaya başlandı. Sağlıksız koşullarda düşük yapılması, anne ölümüdür. 1980’li yılların başında Türkiye’de yasak olmasına rağmen 1 yılda 400 bin düşük yapılıyordu. Bunun 50 bini, kadının kendi kurcaladığı tavuk teleği, kibrit çöpü, sabun koyma gibi yöntemlerle yaptığı düşüklerdi” dedi.

Haberin Tamamı İçin: http://gundem.milliyet.com.tr/kurtaja-ya...

Erhan Afyoncu: Osmanlı'da Kürtaj Yasaktı

Osmanlı döneminde çocuk düşürme, yasak ve ceza kanununa göre suçtu.Son dönemin en popüler tartışması olan kürtaj konusuna tarihçiler de katıldı. Erhan Afyoncu Bugün gazetesinde Osmanlı'da kürtajın yasak olduğunu yazdı, suçun nedenlerini açıkladı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren savaşları kaybetmesinin önemli sebeplerinden biri de nüfusunun düşmanlarından daha az artmasıdır. Nüfusun azalması yüzünden hem ekilecek topraklar boş kalmış hem de orduya istenilen sayıda asker toplanamamıştır. Savaşlardan, hastalıklardan ve kaybedilen topraklardan dolayı azalan Osmanlı nüfusunu artırmak için Avrupa'dan göçmen getirilip, Türkiye'ye yerleştirilmesi bile düşünülmüştü

Haberin Tamamı İçin: http://www.ensonhaber.com/erhan-afyoncu-...

Bülent Ersoy'dan Kürtaj Yorumu

Bülent Ersoy, son dönemin tartışma konusu hakkında konuştu.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerinin ardından tartışma konusu olan kürtaj ve sezeryan ile ilgili olarak Türk sanat müziğinin Diva'sı Bülent Ersoy'dan da ilginç bir açıklama geldi.

"KENDİLERİNE HAKİM OLSUNLAR"
Bülent Ersoy, "Benim de doğurganlık özelliğim olsa ben de doğururdum. Devlet ne karar vermiştir o beni ilgilendirmez. Ama ben yaşayan bir varlığın Allah'ın canını üflediği bir varlığın öldürülmesine karşıyım. İnsanlar haddini bilecek. Beş dakikalık istek ve arzularına yenilmeyecek. Kendilerine hakim olacaklar. Böyle şeylere gerek kalmayacak. Benim doğurganlık özelliğim olsaydı şahsen böyle bir şeyi yapmazdım. O duruma getirmezdim hadiseyi. Bir can alıyorsunuz sonuçta. Ben kürtaj olayına, böyle şeylere çok karşıyım" dedi.

Haberin Tamamı İçin: http://www.ensonhaber.com/bulent-ersoyda...

Kürtaja da karşıyım, yasağa da / Meryem İlayda Atlas

Doğum kontrol yöntemleri sır değil, sıpıt değil, gebeliğin belirlenmesi için valiliğe dilekçe verilip aylarca sıra beklenmiyor. Peki, biz neyi tartışıyoruz? Kürtajın haftasını, ruhun üflenmesini, yasal sınırını...

Bir cinayet olarak, bir yaşam hakkı ihlali olarak kürtajı… Doğru mudur, doğrudur. Ama burada bir gariplik var. Bazı konular siyasetin gündemine toptancı, ‘özcü’, cesur bir fırtına gibi giriveriyor. Ve bakınız ki, hayatları boyunca değil kürtaj hakkında yazmak, kadın meselesi üzerine bir dakika bile düşünmemiş birtakım zevat ansızın aslan kaplan kesiliveriyor. Sonuç; hep aynı, buyurgan, kadının halinden anlamayan, itibarsızlaştıran, kavga eden o dil.
Mesela, tecavüzü tartışmıyoruz, kürtajı bir cinayet gibi görüp dert edinmeye karşılık, tecavüzü bir gerçeklik gibi kabul edip ihtimaller üzerinde düşünüyoruz. Devlet tecavüzden doğan bebeğe bakar mı, bakamaz mı?
Ben herhalde çok naif olmalıyım ki böyle bir toplumsal gerçekliği bir türlü kabullenemiyorum. Ya da bazı meselelerin böyle cesurca, özcü bir şekilde, vicdani yaklaşımlarla kınanmasına karşılık; bazılarının olgu gibi kabul edilmesini anlayamıyorum. Çünkü ben dindar bir insanım, insanlık onurunu zedeleyen meseleler vicdanımda siyasi gündeme göre şekil almıyor…

Haberin Tamamı İçin: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?a...

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e açık mektuptur

04.06.2012 Pazartesi günü Diyanet İşleri Başkanlığı il müftüleri toplantısında yaptığınız açıklamada “Kürtaj haram ve cinayettir. Çocuk düşürmek ve aldırmak gebeliği önleyici tedbirlerden değildir. Çocuk aldırmak cinayet hükmündedir.” şeklinde açıklama yapmışsınız.

Sayın Mehmet Görmez,

Madem dinimize göre kürtaj haramdı, çocuk aldırmak cinayet hükmünde idi,

1. BUGÜNE KADAR NEREDEYDİNİZ?

2. BUGÜNE KADAR NEDEN SUSTUNUZ?

3. SUSMAKLA BUGÜNE KADAR YAPILAN KÜRTAJLARA GÖZ YUMMUŞ OLMADINIZ MI?

4. KÜRTAJ CİNAYETSE, BUGÜNE KADAR İŞLENEN “CİNAYETLERDE” SUÇ ORTAĞI OLMADINIZ MI?

5. BUGÜNE KADAR SUSMAKLA VE CİNAYETLERE SEYİRCİ KALMAKLA İNANCA GÖRE GÜNAH İŞLEMEDİNİZ Mİ?

6. BU KADAR BÜYÜK BİR GÜNAHA SAHİP OLAN BİR İNSAN, TOPLUMA İNANÇ ÖNDERLİĞİ YAPABİLİR Mİ?

7. BU KADAR BÜYÜK BİR GÜNAHA SAHİP OLAN BİR İNSAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANI OLABİLİR Mİ?

Sayın Mehmet Görmez,

Tüm bu sorulara karşılık “ben doğru yaptım” diyorsanız, size Anadolu’da söylenen bir sözü hatırlatayım.

“Allahın bildiğini kuldan saklamayın.”

Bu sorular karşısında “evet, yanlış yaptım, geç kaldım” diyorsanız,

Her “iyi ahlaklı insan” gibi halktan özür dileyerek istifa etmelisiniz ve Allah’tan af dilemelisiniz.

Saygılarımla,

Tevfik Kızgınkaya
İLK KURŞUN

Haberin Tamamı İçin: http://www.ilk-kursun.com/haber/107180

Bekir Coşkun: Belki Tanrı Fikir Değiştirdi!

Anne karnındaki cenini korumaya alıp “fetva” verdi ya Diyanet…

Ama 1970’te anasının karnından çıkmış şairin otel odasında “din adına” benzin dökülerek yakılmasına ilişmedi…

Onun gibi 33 göbeği kesilmiş can daha…

Şuna da bir fetva isterdi mesela:

Hapishanedeki kanserli hastanın, hücre tavanına baka baka ve bağıra bağıra ölmesine ne der din?..

O da cenin olmaktan çıkalı 47 yıl olmuştu…

Bayağı nefes alıyordu…

Fetva gelmedi…

Ceninin hayatı Diyanet’i ilgilendiriyorsa…

Cemile’nin hayatı ilgilendirmiyor mu?..

Annesidir…

3 bin 700 hemcinsi gibi takip edildi, kovalandı, kaçtı, sığındı, polise gitti, savcıya başvurdu… Takma isimle girdiği dikiş atölyesinden çıkarken bıçaklanarak öldürüldü…

Elinden düşüp açılan pakette bebeği için bisküvi vardı…

Diyanet?..

Dönüp bakmak aklından geçmedi…

Hadi neyse…

“Din adına” dünyayı dolandırdılar…

Cennetin anahtarını verenden, deniz feneri dikene… Cami yaptırma derneklerinden, iktidara gelip Türkiye’yi satanlara kadar…

Diyanet’in sesi yine çıkmadı…

Ama Başbakan “Kürtaj cinayettir” deyince…

“Fetva” geldi…

Çünkü Türkiye’de kadınlar kürtaj ve sezaryen için sokaklara döküldüğünde, AKP ve onun Başbakan’ı nasıl bir duvara çarptıklarını anladılar…

Bir anda sokaklar, caddeler, meydanlar çığlıklarla doldu…

Dışarı çıkamaz oldu badem…

Çıkmadan koruma kafasını uzatıp baktı, kimse var mı:

“Fetva dersem çık, Fatma dersem çıkma…”

Haberin Tamamı İçin: http://www.ilk-kursun.com/haber/107318

Hasan Pulur:Zina Maddesinin Devamıdır Bu…

Tartışalım, tartışalım da, her kafadan, hep birlikte ayrı sesler çıkarsa, neyi tartışacağız, tartışsak sağlıklı bir sonuca varabilecek miyiz?
Önce şu “kürtaj”a bakalım.
Kadınların en hassas konusu, başrolde yine erkekler.


“Kürtaj”la kimler ilgilidir.
Yasak aşkın ya da ilişkinin ürünü olan bebek, anne karnından alınır.
Meşru evlilikte çocuk istenmiyorsa yine kürtaj yapılır.
Annenin sağlığı nedeniyle doğum yaptırılmaz, çocuk alınır.
Birinci ve ikinci durumlardan kıyamet kopuyor.
Hatta öylesine kopuyor ki, Başbakan “cinayettir!” diyor.
“Kürtaj”dan yana olan bazı kadınlar “bedenimize karışamazsınız!” diyorlar.


Tabii örnek pek tutmasa da, bir kadın Boğaziçi Köprüsü’nden atlayıp, intihar etmek isterse, polis yetişip müdahale etmeyecek.
Bu müdahale “bedenime karışmayın!” diyenler için yanlış bir müdahale midir?


Kürtaj tümüyle yasaklanırsa ne olur?
“Merdiven altı” klinikleri işbaşına gelir.
Tecavüze uğramış ya da yasak aşkın ürünü olan çocuğun anası olan kadın bebekle ne yapacak?
İşte sorun burada…
Sağlık Bakanımız kestirip attı:
“-O çocuklara devlet bakar.”
Sayın Bakan olaya böyle yaklaşırken sorunun altını üstünü düşünmüş müdür?
Kürtaj sorunu insanlığın tarihi kadar eskidir, tartışılmaktadır.
Herkes bir çözüm arar!
Kürtajı tümüyle yasaklamak yerine, hiç olmazsa hamileliğin belirli bir süresinde denetim altında tutarak, izin vermek galiba en çıkar yol.
İki maddelik kanunla kürtajı yasaklayamazsınız.
Kanun çıkar, yasak kürtajlar artar, parası olanlar arabalarını dağdan aşırır, züğürt olanlar düz ovada yollarını şaşırır.
“Kürtaj baskınları!”
Peki bunun başka çaresi yok mu?
Var, “korunmasını” bilmek.
“Korunmanın” ne demek olduğunu öğretebilirsiniz.


Ya “sezaryen” denilen operasyon?
Büyük şehirlerin biraz varlıklı bireylerine bakın, “doğal doğum” unutuldu, son birkaç yıl içinde “sezaryen”le doğum yüzde 85 artmış…
“Sezaryen” tıbbi gerekçe varsa, bir müdahale şeklidir, “nezle” olur gibi sezaryen olunmaz.
“Kürtaj”a müdahale diye bakmak mümkündür, “sezaryen”e hayır.


Şimdi diyeceksiniz ki, Başbakan durup dururken neden ortaya kürtajı, sezaryeni attı?
Eeee, zinanın devamıdır bu…
Avrupa “zina suç olmaz” diye bastırınca, mecbur kabul ettiler. Hatta hatırlıyorsak “zina” lafı çıkınca, “Avrupa istiyor!” denilince kızmışlardır:
“Onlara ne yahu? Bu işlere ulema karışır!” diyorlardı.
İşte şimdi sırası geldi.

Haberin Tamamı İçin: http://www.ilk-kursun.com/haber/106944

Barış Uygur Doğmamış Çocuğa Mektup Yazdı

Uykusuz dergisi yazarı Barış Uygur, bu haftaki Uykusuz'da kürtaj tartışmalarıyla ilgili bir yazı kaleme aldı. "Pek bir istiyorlar doğmanı ve tükürükler saçarak savunuyorlar senin 'yaşam hakkını'. Ama sanma ki doğduktan sonra da yaşamanı istiyorlar." diyen Uygur'un yazısını paylaşıyoruz.

Barış Uygur'un Uykusuz'un 249. sayısındaki "Doğmamış Çocuğa Mektup" başlıklı yazısı şöyle:

Merhaba. Henüz doğmadın ama seni sömürmeye şimdiden başladılar biliyor musun? Senin henüz oluşmamış ağzından mektuplar uydurup sen yazmışsın gibi televizyonlardan okuyorlar, salya sümük ağlayarak. Yalnız sakın ha sana üzüldüklerini sanma! O ağlayanlar ki zamanında öğretmenlerin parasına göz dikmişler, televizyon dağıtacağım diye on binlerin cebini boşaltmışlardır, sanma ki sana üzülsünler; onlar oturdukları yerden nice idama sevinç tezahüratları yapmış nice cinayete alkış tutmuşlardır.

Dedim ya, pek bir moda oldu, senin ağzından mektup yazıp salya sümük ağlayarak okumak. Pek bir istiyorlar doğmanı ve ağızlarından tükürükler saçarak savunuyorlar senin “yaşam hakkını”. Ama sanma ki doğduktan sonra da yaşamanı istiyor bunlar. Henüz doğmamış olan senin yaşam hakkını savunanlar, yarın öbür gün en ufak itirazında seni biber gazına boğacaklar ve öldüğünde “Eşkıya! Biri de ölmüş” diyecekler.

Belediye başkanları senin yaşam hakkını savunurken, onların korumaları tekme tokat saldıracak kadınlara ve saçlarından tutulup sürüklenecek ablaların, teyzelerin.

Şimdi sana ağıt yakanlar çocuğum, gün gelip de doğduktan sonra, canına okuyacaklar senin; zaten onun için istiyorlar ya doğmanı. Hele bir doğ da, gerisi kolay onlar için. Dünyanın en kötü okullarında okurken okulun kapısına sıkışırsa körpe bedenin ya da ucuzcu bir müteahhittin taktığı lavabo üzerine düşüp öldürürse seni, sanma ki şimdi bu salya sümük ağlayanlar lafını edecek.

Bakma sen, doğ istiyorlar ama, doğduktan sonra sana yaşam hakkı tanımayacaklar ki? Allah korusun başına bir hal gelir de bütün bir kasabanın siyasetçisi, memuru, öğretmeni, sivili, üniformalısı sırayla tecavüz ederlerse sana, “kendi istemiştir” diyecek hâkim abilerin. O zaman kılını kıpırdatmayacak sahte gözyaşları, botokslu teninden yağmur gibi akan o ablan.

Ya da belediyenin açtığı bir çukurda, açık bıraktığı bir logar deliğinde son buluverebilir ansızın hayatın. Ah, o zaman sanıyor musun ki hesap soracak şimdi salya sümük ağlayanlar belediye başkanına?

Okul bitecek, ya askere gidecek ya asker yolu gözleyeceksin. Belki bir bayrağa sarılı tabut içinde dönecek gencecik bedenin eve. O zaman bile üzülmeyecekler sana, fırsat bilecekler nefret çığlıkları atmak için. Gazetelerinde, propagandalarında bir rakam olacaksın sadece.

Haberin Tamamı İçin: http://haber.sol.org.tr/medya/baris-uygu...

Kadın Da, Cenin De Bize Ait

AKP'nin akil adamları 'tecavüz sonucu doğan çocuk' ne olacak teması üzerine çeşitlemeler yapmaya devam ederken, 'tecavüzü ve ensesti' normalleştirmeye devam ediyorlar. Yaratılan kürtaj gündemi üzerinde yapılan beyin fırtınası ve hayal gücü zorlamaları muhafazakâr erkek zihniyetini de açığa vuruyor.

Birçok AKP’linin kadın doğum uzmanı kesildiği şu günlerde Ali Bulaç’da konudan geri kalmadı. Zaman yazarı Ali Bulaç, bugünkü yazısında Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in konuyu bıraktığı yerden ele alarak, bir adım daha attı.

Bulaç, Görmez'in "bedenimiz ve hayatımız bize mülkiyet olarak değil, emanet olarak verilmiştir" dediğini hatırlatarak, genel anlamda kürtaja karşı çıktığını ve üç istisna getirdiğini yazıyor. Kürtajın yapılabileceği bu istisnaları da "Annenin hayatını korumak, tecavüz gibi cinsel saldırıların sonuçlarını ortadan kaldırmak ve anne rahminde ceninde ortaya çıkan ağır hastalıklar" olarak sıralamış.

Bulaç, tecavüz sonucu hamile kalan kadınların kürtaj olmasına şu argümanla karşı çıkıyor:

“1993'te fıkhî görüşlerine her zaman başvurulan Hayrettin Karaman Hoca aksi görüş beyan etti: "Karınlarında taşıdıkları çocukların hiçbir günahı ve suçu yoktur. Hiçbir şey olmamış gibi başlarından bir kaza geçmiş gibi telakki etmemeliler. İslam açısından çocuğu aldırmak babası belli olmadığında caiz, olduğunda değil diye bir kaide yoktur." (Zaman, 14 Ocak 1993.) “

Bulaç bu Hoca'nın dediklerinden yola çıkarak, kadın ensest ve tecavüz sonucu travma bile geçirse olgun olup, bebeğe sahip çıkması gerektiğini savunuyor. Savaş zamanında bir işgalci veya bir sapık vb.'den hamile kalan kadınların durumuna dair ise, 'nefret çocukları' olarak adlandırılan bu çocukların temiz olduklarını söylüyor ve yine kadına bebeğini doğurup, acısını gömmesini öneriyor:

Yok, ille de istemiyorsa bebeğin hayatına son vermeyip cami avlusuna bırakmasını salık veriyor.
Özellikle 1990'larda eski Yugoslavya'daki etnik çatışmalarda bu şekilde oluşan hamilelikler dünya medyasında geniş yankı bulmuştu.

Bulaç ensest durumunda ise, bebeğin ancak eğer bu nedenle annenin canı alınacaksa aldırılabileceğini söylüyor.

Yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında, muhafazakâr kesimin/kanaat önderlerinin yaptığı ve insanın kanını donduran bu açıklamalar dinci gerici saldırıların kadın üzerinden yeniden ve yeniden üretileceğinin ve giderek genişleyeceğinin ipuçlarını veriyor.

AKP'nin kadını bedeni üzerinden kürtaj hakkına savaş açması akıllara hükümetin şimdiye değin diğer kadın düşmanı politikalarını, utanç davası olarak bilinen N.Ç davasını, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın kadına yönelik şiddeti simgesel anlamda önleme çabalarını, 4+4+4 kademeli eğitim sistemi ile kız çocuklarının erken yaşta eve kapatılma, türban takma tehlikesi ile karşı karşıya kalmasını, çocuk gelinleri, cinsel istismar ve tecavüz vakalarını, genç meslek liselilerin ucuz iş gücü olarak görülmesi gibi pek çok durumu getiriyor ve kadınlara yönelik gerici saldırının boyutunu ortaya koyuyor.

Haberin Tamamı İçin: http://haber.sol.org.tr/kadinin-gunlugu/...

AK Parti Kurucusu Fatma Bostan: Kürtaj Yasağına Karşıyım

Ünsal'dan manifesto gibi açıklama: Kürtaj konusunda kadına otonomi vermek gerek

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "cinayettir" diyerek gündeme taşıdığı kürtaj konusunda, muhafazakar kesimin ardından, AK Parti içinden de tepkiler gelmeye başladı. Partinin kurucu üyelerinden Fatma Bostan Ünsal kürtaj meselesinin Uludere'yle ilgili gündemi değiştirmek için ortaya atıldığını, yasağın olası olumsuz sonuçlarını dikkate almak gerektiğini belirterek "Ben yasanın değiştirilmesine taraftar değilim" dedi.

MADEM BU KADAR ÖNEMLİ BİR KONU..
AK Parti'nin kuruluş sürecinde yer almış, bir dönem İnsan Haklarından Sorumlu Başkan Yardımcılığı da yapmış olan Ünsal, Taraf gazetesinden Tuğba Tekerek'e yaptığı açıklamada kürtaj tartışmasının doğal bir tartışma olmadığını belirterek "Uludere'yle ilgili gündemi değiştirmek üzere yapılmış bir şey. 12 yıldır partinin içindeyim, hiçbir şekilde bunu tartışmamıştık, ne programda ne seçim beyannamelerinde var. Madem, bu kadar önemli bir konu, çünkü "cinayet" daha önemli bir şey olamaz- mutlaka dikkate almış olmamız gerekirdi, ama alınmamış" dedi.

ULUDERELİLERİ BİR KERE DAHA BOMBALADI
Ünsal Başbakan'ın sözlerinin Uludereliler içinse bir kez daha bombalanmak anlamına geldiğini belirterek şunları söyledi: "Her kürtaj Uludere'dir diyerek Uludere'yi çok hafifsemiş, hafifsediğin zaman da Uluderelileri bir kere daha bombalamış oluyorsun. Çünkü (kürtaj) yasal olarak bile serbest olan bir şey. Bu şekilde gündemi saptırmak yerine Uludere'yle ilgili olarak, ne olduysa, bunu açık yürekli bir şekilde hem anlatmak, suçluları cezalandırmak ve doğru dürüst özür bize düşmeliydi. Gerçek cinayetleri hafifseyip, cinayet olup olmadığı, dini açıdan, hukuki açıdan tartışmalı bir konuyu da çok büyütmüş oluyorsunuz. Bu tabii ki değer aşınmasını da getiriyor."

Kadına büyük otonomi

Kendisine göre insan hayatının ilk gününden itibaren kutsal ve dokunulmaz olduğunu, kürtaja karşı olduğunu belirten Ünsal sözlerini şöyle sürdürdü: "Ama bunun kamu politikası haline gelmesi başka bir şey, başka insanları da bağlayan bir şey. O zaman başka şeylere de bakmak gerekiyor. Mesela, ABD'de bir dönem içki yasaktı, ama o kadar büyük bir mafyayı, çürümeyi getirdi ki, yasak kalkmak zorunda kaldı. Kürtajı yasakladığınız zaman çok çeşitli durumlarda olan kadını daha da mağdur bir konuma itebiliyorsunuz. Kadının kendini öldürülebileceği veya çok olumsuz şartlara itmiş oluyorsunuz. Kamu politikası belirlerken hem laik hem dini hukukta maslahatı gözetirsiniz. Politikayı sadece doğru yanlış yönünden değil, sonuçlarını dikkate alıp ona göre belirlersiniz"

YASANIN DEĞİŞTİRİLMESİNE TARAFTAR DEĞİLİM
Ünsal ayrıca, konunun basite indirgendiğini, tartışıken kadınları ikincilleştirmemek, durumun hassasiyetini gözetmek gerektiğini belirterek "Kadınların güle oynaya yaptıkları bir şey gibi düşünmek yanlış. Elbette, insan hayatı üzerinde insan tek başına mutlak otoriteye sahip değil. Ama bu konuda kadına çok büyük otonomi vermek gerekiyor" dedi. İslam'da kürtaj konusuda farklı yaklaşımlar olduğunu, bazı mezheplerde 120 güne kadar cevaz verildiğini, mevcut uygulamada sadece 10 haftaya kadar serbest olduğunu belirten Ünsal "Ben yasanın değiştirilmesine taraftar değilim" şeklinde konuştu.

SİVAS MİLLETVEKİLİ MEMECAN DA 'KARŞIYIM' DEDİ
Kürtaj yasağına karşı ilk tepki parti içinden Sivas milletvekili Nursuna Memecan'dan geldi. Memecan, Hürriyet'te yayımlanan açıklamasında mevcut yasal düzenlemenin iyi olduğunu söyledi.

Memecan'ın konuyla ilgili değerlendirmeleri şöyle:

"Kürtaj da sezaryen da kadın için eziyet. Durup dururken kadın gidip de oramı buramı kestireyim demez, bir de bir sürü negatif sonuçları olabilecek bir şey."

"Mevcut durum iyiydi. Ama bu konularda bir artış varsa, normal doğumun faydaları, kürtajın sebepleri, sonuçları konusunda toplumu bilinçlendirip aydınlatalım."

"Ben yasağın hiçbir zaman fayda getireceğini düşünmüyorum, hele böyle komple yasağın fayda değil çok büyük zarar getireceğini de düşünüyorum. Yasaklandıkça ortadan kalkmıyor, yeraltına, ehil olmayan ellere iniyor, kadına bir kat daha zorluk getirilmiş olunuyor. Hayatını tehlikeye atıyor."

Haberin Tamamı İçin: http://www.ensonhaber.com/ak-parti-kuruc...

Hükümet Kürtajda Geri Adım Attı!

Kürtaj ve sezaryen düzenlemesi için 3 Bakan, Sağlık Bakanı Recep Akdağ , Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin bir araya geldi.

Bakanlar Bilim Kurulu'nun üzerinde çalıştığı raporu değerlendirdi. Toplantıda, "kürtajın tamamen yasaklanmaması" eğilimi doğdu.

Kadının istemesi halinde 10 haftaya ve tecavüz sonucu gebelikte 20 haftaya uzayan kürtaj süresinde değişikliğe gidilmemesi üzerinde duruldu.

Ama kürtaj oranını aşağılara çekecek tedbirler yolda. Öncelik kadın sağlığı olacak. Kürtaj daha sıkı kurallara bağlanacak. Bazı koşullar getirilecek ancak bunların ne olacağı şimdilik resmi olarak açıklanmıyor.

"GEBELİK TESTİ YAPTIRANLAR FİŞLENİYOR" İDDİASI

Tam da bu süreçte basına yansıyan Sağlık Bakanlığı laboratuvarlarında gebelik testi yapan kadınlara ait bilgilerin takibe alındığı iddiası gündeme geldi. Ancak Sağlık Bakanlığı yetkilileri, uygulamanın yeni olmadığı 6 ay önce başlatıldığı ve aile hekimlerini bilgilendirme amaçlı olduğunu söyledi.

BAŞKA TEDBİRLER ALINACAK

Yani "fişleme yok" denildi ama başka tedbirler alınacak. Bunların başında da kadın ve erkekleri ''bilinçlendirme'' geliyor.

Doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaştırılması, medya kampanyaları ile farkındalık yaratılması üzerinde duruluyor.

Ayrıca hijyenik koşulları uygun olmayan muayenehane ve kliniklerde zaman zaman pratisyen hekimlerin bile kürtaj yaptıkları tespiti masadaydı. Bu tablonun önüne geçilecek düzenlemelere gidilmesi üzerinde de duruldu...

Haberin Tamamı İçin: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?a...

Kürtaj için düzenleme yapılmayacak

AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Kürtaj cinayettir” sözüyle başlayan ve özellikle kadınlar tarafından tepki gören kürtaj meselesi hakkında Hürriyet’e konuştu.

Canikli, kürtaj konusunun gündemden kalktığını belirterek, “Bu konuda bir düzenleme Meclis’e gelmeyecek” dedi. Terörle mücadeleye ilişkin açıklamalar da yapan Canikli, devlette de bu işin görüşmelerle çözülmeyeceği şeklinde bir algı oluşmaya başladığı...

Haberin Tamamı İçin: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/208077...

Kürtaj Meclis Değil Bakanlar Kurulu Yolunda

Haber detayları için lütfen kaynak adresine tıklayınız.

Haberin Tamamı İçin: http://www.ntvmsnbc.com/id/25360138

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

4+4+4Adalet ve Kalkınma PartisiAhmet HakanAkaryakıtAleviAmerika Birleşik DevletleriAydınAyşe ArmanBakanlar KuruluBaşbakanBilimBirleşmiş MilletlerBoğaziçi KöprüsüBülent ErsoyFatma ŞahinFırtınaFransaİngiltereİntiharİranİstanbulPolisRecep Tayyip ErdoğanSGKSavaşTecavüzTercihTöregündemhamilehamilelikkadınlarmeyverecep akdağtahliyetatlı
Görüş Bildir