Herkes aynı yerden söyleniyor:“Rus romanları niye bu kadar kalın?”Soru masum gibi duruyor ama tonunda hafif bir sabırsızlık var. Sanki biri Tolstoy’u eline almış, üç yüzüncü sayfada bir çay koymaya gitmiş ve geri döndüğünde hâlâ karakterin düşünmekte olduğunu fark etmiş gibi. Sanki Dostoyevski bir cinayeti anlatmak yerine katilin zihninde dolaşmayı tercih ettiği için kişisel bir hakarete uğramışız gibi.Oysa mesele “bu adamlar niye uzatıyor” basitliğinde değil. Mesele, 19. yüzyılın yayıncılık ekonomisiyle, kamusal tartışma alanıyla ve edebiyatın o dönemde üstlendiği işleve kadar uzanan daha karmaşık bir hikâye. Rus romanı kalın çünkü öyle yazılmak zorundaydı. Ve bunu romantize etmeden söylemek gerekiyor.Bugün roman dediğimiz şey kapaklı, ciltli, tek parça bir nesne. Kitapçıya gidiyorsunuz, raftan alıyorsunuz ve hikâye baştan sona sizin elinizde. Ama 19. yüzyıl Rusya’sında roman çoğu zaman böyle bir nesne değildi.Roman önce bir dergi deneyimiydi.Ay ay yayımlanıyordu. Okur bir sonraki sayıyı bekliyordu. Hikâye yazılırken yayımlanıyor, yayımlanırken tartışılıyordu. Okur romanı tek seferde tüketmiyordu; romanla birlikte yaşıyordu.Bu sistemin merkezinde The Russian Messenger gibi dergiler vardı. Hem Tolstoy hem Dostoyevski romanlarını burada tefrika etti. Bir başka güçlü mecra Sovremennik idi. Roman, yayınevinin vitrini değil, derginin nabzıydı.Bugün bir dizinin yeni bölümünü beklemek nasıl bir ritim yaratıyorsa, o dönemin roman okuru da aynı ritmi yaşıyordu.
Merve Aydın
Edebiyat