Görüş Bildir
onedio.com, UNICEF Türkiye Milli Komitesi ve Make a Wish Türkiye resmi destekçilerindendir. Bu projenin tüm geliri Make a Wish ve UNICEF Türkiye Milli Komitesi'ne bağışlanmaktadır.
Serda Kranda Profil Resmi

Serda Kranda

Bi' Yerde Okudum

icon

Hakkında

Editör, Yazar Koçu. İki kız annesi, eş, komşu, kız kardeş, arkadaş. Kimi zaman şu kız kimi zaman o kadın ama nihayetinde olabildiği kadar Serda.
icon

Tüm İçerikler

görsel

"Sonsuza Dek Mutlu Yaşamak Ancak Anbean Mümkündür”

Dün gece Instagram’da Yazar, Editör Selda Terek ile Bütünsel Sağlık ve Wellbeing Uzmanı Ebru Şinik’in canlı yayını vardı. İki çok sevdiğim kadın bir arada, keyifle ve nezaketle bilgilerini paylaştılar... O kadar huzurlu dakikalardı ki. Ne moral bozdular ne önerileriyle eksik hissettirdiler ne de herhangi bir sınır aşımları oldu. Böylesi huzurlu bir yayında, alttan akan yorumların bazıları o kadar ilgimi çekti ki bu konu üzerine düşünürken buldum kendimi.
22 Ocak, 21:22
görsel

Kimseyi Sevemeyenlerin Hali Ne Olacak Böyle?

Eskiden sevgiden anlamayan insanların daha önce hiç sevilmediklerini düşünürdüm. Sevilmemişler demek, derdim… Sevilseler, bilirlerdi nasıl bir şey. Sonra geçen gün bulaşık yıkarken aydınlandım. Hayır sevilmemiş değillerdi, onlar sevmemişlerdi. Bilmedikleri şey sevmekti. Sevmeyi bilmedikleri için sevgiyi tanımıyorlardı. Gördüklerinde de değerini anlayamıyorlardı. Bu da bir çeşit hastalık olabilir miydi? İşitme güçlüğü, kas zayıflığı, kemik erimesi gibi bir şey: Depresif kompulsif sevme bozukluğu. Mesela Yaşar Usta’dan değil, Saim Bey’den yana olanlar. Ya da sırf Yaşar Usta olmamak için Saim Beyliğine sıkı sıkı tutunanlar. Çünkü belki bir fabrikası olmasa çok üzülecek. Bu yüzden hayatta en çok fabrikasını seviyor. Böyle olabiliyor. Birini sevemiyor ama fabrikasını sevebiliyor.
28 Kasım 2021
görsel

Editör Tam Olarak Ne Oluyor Abla?

Mesleğimi unutulmaya yüz tutmuş ya da değeri hiç anlaşılamamış mesleklere benzetirim. Sanat mı zanaat mı ayırt edilemeyenlerden. Kalaycılık, sepetçilik, telkâri ustalığı gibi… Aslında çok değerli, hünerli, sanatlı, bilge ve sabırlı gelgelelim diğer yandan ekonomisinin (kazanç ve ihtimam olarak) küçüklüğü sebebiyle konuşulmayan, görmezden gelinen, hakkı bir türlü teslim edilemeyen… Öncelikle bu bir güzelleme değil. Bu sadece bir hatırlatma. Ve belki de dile getirme. Ve evet, kesinlikle biz olmasaydık o güzelim kitapları öyle “güzelim” diyerek okuyamazdınız. Editörler olmasaydı, kitap yayıncılığı tıpkı internet gibi olurdu: bir sürü bilgi var ama güvenilirliği, yeteneği, sanatı, gerçekliği tartışılır…
14 Eylül 2021
görsel

Sen Kimsin? Kahraman mı Cellat mı?

Bir aile. Şahane bir baba, aksi bir anne, iki çocuk. Baba, kahraman o sıralar. Aradan vakit geçiyor. Aynı aile. Berbat bir baba, müşfik bir anne ve iki buçuk çocuk oluyorlar. Baba bir cellata dönüşüyor. Yine yıllar geçiyor. Aynı aile. Bir anne, yarım baba, iki yetişkin bir çocuk oluyorlar... Artık kahraman ya da cellat yok, aile olmak var.  Hep içine kapalı, hep kendinden menkul, hep kendi anadilini konuşan bir yapı aile. Hani bazı şeyler vardır, lütuf mudur lanet midir ayırt edemezsin, aile de onlardan biri sanki. İthaki Yayınları etiketiyle yayımlanan Kahraman ve Cellat’ı okuduğumda aklımda kalan bu olmuştu.Kahraman ve Cellat aile kavramını masaya yatıran bir roman. Yazdığı çocuk kitaplarıyla tanınan Editör ve yazar Şeniz Baş, bu defa bir yetişkin romanıyla çıkıyor karşımıza. Şeniz Baş, bir başka röportajında şöyle demiş: “Ne çocukluk ne ev gül bahçesi değil. Evin ise çocuklar için her zaman ideal bir ortam olduğunu düşünmüyorum. Bir çocuksanız ve “ev” sizin için artık tekinsiz bir yerse, oradan uzaklaşmanız pek mümkün değildir. Zindan olur orası, kurtuluş gününü beklerken içinizdeki duvarlara çentik atmaya başlarsınız.” Kitabı buradan okumak hepimize iyi gelecek diye düşünüyorum.
6 Ağustos 2021
görsel

Hissetme İşine Daha Çok Eğilmemiz Lazım

Mona Kitap etiketiyle yayımlanan Aşırı Kişisel ve Aşırı Tuhaf kitaplarının yazarı Eftalya Köseoğlu, eski bir reklamcı. Eğitimi de yine yaratıcı yazarlık üzerine. Televizyon ve sinema eğitimini ise New York Film Akademi’de almış. Şimdi ise bağımsız olarak yaratıcı içerik üretmeye devam ediyor. Aşırı Tuhaf, karşılaşmaktan keyif alacağımız tam 150 sorudan oluşan gerçek bir zihin egzersizi bence. “Kim olman gerekiyordu? Sen kim oldun? Alışkanlıklarına niye alıştın? İnsanlara verdiğin izlenim gerçek seni yansıtıyor mu? Duygularını yönetebiliyor musun yoksa senden bağımsız mı çalışıyorlar? Can sıkıntısı neyin delili? Niyet bir bumerang mı?” Bu sorular kitaptaki 150 sorudan birkaçı. Sorulardan da anlayacağınız gibi Eftalya, gerçekten şahsına münhasır biri. Süzülürcesine yaşayan, zarif, sakin ve neşeli… Umarım onu ve kitaplarını siz de benim kadar seversiniz. Sevgili arkadaşım Eftalya Köseoğlu ile ikinci kitabı Aşırı Tuhaf üzerine söyleştik.
7 Temmuz 2021
görsel

Berbat Bir İlişkiyi Anlama Kılavuzu

Aslı Perker’in yeni romanı Ayrılığın İlk Günü, Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlandı. Kitap, aslında tam olarak sevgilisi de olmayan sevgilisinden nihayet ayrı durmayı başaran bir kadının, ayrılıktaki ilk gününü saat saat anlatıyor. Kendi içindeki draması ve komedisiyle zevkle okunan ve beraberinde de yeni ilişki türleri hakkında düşündüren bir roman. Aslı Perker şakayla karışık, bu kitabın ayrıldıktan sonra değil ilişkinin ilk günlerinde okunmasını tavsiye ediyor. Yazarla kahkahalarımı tutamadığım bir röportaj yaptık. Aslında daha bir sürü şey anlattı ama buraya bu kadarını alabildim... Kitabı okumuş biri olarak Aslı Perker’e katılıyorum. Bu kitabı, ilişkinizin başlarında okuyun.
20 Haziran 2021
görsel

Demek Editör Olmak İstiyorsun!

Elbette yazının başlığını Giuseppe Culicchia’nın Demek Yazar Olmak İstiyorsun adlı kitabından apardım. Çünkü bu yazının konusu da bana tam olarak bu isimle geldi. Ispanak yıkarken. Ispanak yıkamak çok mühim bir iştir.
27 Mayıs 2021
görsel

Yazarın 7 Ölümcül Günahı

Yıllardır yazarlarla çalışıyorum. Yazmak isteyenlerle. Yazmak isteyip bir türlü istediği gibi (olması gerektiği gibi) yazamayanlarla. Geçenlerde bir şey araştırırken fark ettim ki hepimizin çok iyi bildiği 7 ölümcül günah, yazıda da sakınılması gereken şeyler. Hoş bana kalsa bu 7 günaha birkaç ekleme daha yapardım ama bana kalmadı… Madem öyle mevcuda uyup onların yazıda işleri nasıl karıştırdığına bakalım:
23 Nisan 2021
görsel

Orhan Pamuk ve YKY’nin Açıklamasından Ne Anlamamalıyız?

Bugün Orhan Pamuk’a kendi romanıyla ilgili açıklama yaptırtmak ne kadar acı farkında mısınız? Bir yazarı romanını açıklamak zorunda bırakmak… Ve üzgünüm, Yapı Kredi Yayınları’nın da açıklaması bir o kadar üzücü geldi bana.
14 Nisan 2021
görsel

Osmanlıca Metinlere Özel Dijital Kütüphane: Wikilala

Geçtiğimiz aylarda olağanüstü bir çabayla müthiş bir dijital kütüphane kuruldu: Wikilala.Wikilala, Osmanlı coğrafyasında yayımlanmış gazete, dergi ve kitapların içinde arama yapmamızı sağlayan, bizler gibi merak etmeden duramayanlar için müthiş bir çeviri altyapısı olan çok değerli bir kaynak. Fikir tohumları 2016 yılında atılan Wikilala’nın amacı dağınık halde bulunan Osmanlıca metinleri bir araya getirmek ve istenildiğinde metin içi arama yapılabilmesini sağlamak.Anahtar kelimeler ile arama yapabildiğiniz platformda 2 milyona yakın kaynak var. En güzel taraflarından biri de girişlerin otomatik olarak Latinize edilmesi. Yani aslında siz bizim alfabemizle arıyorsunuz, sistem onu otomatik olarak Osmanlıcaya çeviriyor ve ardından içerde taramasını gerçekleştirip sonuçları orijinal doküman olarak karşınıza getiriyor. Tabii eğer biliyorsanız Osmanlıca da arama yapabilirsiniz, ben ne yazık ki Latin harfleriyle kullanabildim.
13 Nisan 2021
görsel

Yazar mı Kitap Yazan mı?

Geçtiğimiz hafta Onedio’nun Yazio Konuşuyo çekimindeydik. Dört Yazio yazarı, bir masanın etrafında Uğur Batı’nın sorularını cevapladık. Hem çok eğlendiğimiz hem de az zamanda çok şey konuştuğumuz bu çekimde, söz döndü dolaştı “yazar ve kitap yazan” ayrımına geldi.
3 Nisan 2021
görsel

Dünyaca Tanınan Bir Edebiyat Olmak İçin Yolun Başındayız

Türkiye’den 100’ün üzerinde yazarın yurtdışı temsilcisi ve aynı zamanda yurtdışındaki pek çok ajans ve yayıncının Türkiye temsilcisi olan Kalem Ajans’ın kurucusu Nermin Mollaoğlu’yla edebiyat ajanlığını, edebiyatımızın dünyadaki durumunu ve bir yazar olarak dünyaya açılmanın dinamiklerini konuştuk.
26 Şubat 2021
görsel

Zülfü Livaneli Onedio'ya Konuştu: Batılı Yayıncılar Bizim Edebiyat Kitaplarının Satış Rakamına Şaşırıyor

Romanlar, şarkılar ve filmlerle o, hep anlatan biri. Zülfü Livaneli’nin sanat yolculuğuna baktığımızda, orada insanlık hallerini görürüz. Büyük başlıkların, en mikroskobik hallerini anlatır bize. Sıradan insanların görünmezliğini, onları ortak acılarda birleştirerek kırar. Bunun için romanlar kurar, şarkılar söyler, şiirler yazar ve bu sayede rakamlar ya da harcıalem başlıklar altında yitip gidenler, unutulmaz olur.  Livaneli’yle edebiyattan ve kitaplardan konuştuk.
14 Ocak 2021
görsel

Kişisel Gelişim Yazarının Dil ile İmtihanı

Öyle kıymetli fikirler içi boşalmış kelimelerle, basmakalıp bir dille anlatılıyor ve öyle kıymetli bilgiler sırf söyleyenin dile hakimiyeti zayıf diye tuz parça ufalanıp yok oluyor ki… Buna çok üzülüyorum. Oysa bakınca bilgi güzel, fikir güzel, duyumsama, o sezgisel gerçeklik güzel ama anlatılamıyor. Anlatılamayınca bilgi de sezgi de değersizleşiyor ve bizler kişisel gelişim ya da spiritüalite alanında boş ve özensiz metinler yığınıyla karşı karşıya kalıyoruz. Sonuçta da canım cevherler, büyük bir anlam kirliliğinin içinde kayboluyor hatta değersizleşiyor. Ne acı.
10 Ocak 2021
görsel

Güle Güle Bebişim: 2020’ye Oportunist ve Hedonist (Instagramcı) Bakış

Ne yıldı ama. Dövdü mü sevdi mi bilemedik. Öyle ki bir açıdan bakınca Twitter gibi, bir başka açıdan da Instagram. Doğrusu dünya genelinde sayısız felaketten geçtik ama ben hayatın hep iyiye gittiğine inanıyorum, bu konuda tam babaannemciyim: Gün doğmadan neler doğar/her şerrin içinde bir hayır vardır. (Keşke burada Ahmet Baran güzel bir solo yapabilseydi.)
30 Aralık 2020
görsel

Onlar Statü Sahipleri mi Eşik Gardiyanları mı?

Epey zaman geçti. Bir yazarım, ilk roman dosyasında muazzam bir Vatikan anlatımı yapmıştı. Öyle ki sanki gitmiş, görmüş, her birini zihnine nakşetmiş ve yazmış gibi. Oysa hiç oralara gitmemişti. Bunu nasıl başardınız diye sorduğumda “Google earth ve diğer web sitelerindeki görselleri inceleyerek,” demişti. Aylarca uğraşmıştı. Ancak sonra bir arkadaşını arayarak ondan şunu rica etti, “Ya şu romanımı bir göndersem baksan acaba yaptığım tasvirler doğru mu?” diye. Arkadaşı ne demişti biliyor musunuz? “Ya bırak yaaa… Sen mi? Roman mı yazdın? Ha ha ha!” Ve pıt. Telefonu yüzüne kapatıyor. Sonra bir pıt daha. Gözyaşı. İçimde yaradır bu benim.
12 Aralık 2020
görsel

Zevzeklik ve Aristo’nun Retorik Üçgeni Üzerine

Herkes ne kadar çok konuşuyor. Ama ne çok konuşuyor. Bazen yorulduğumu hissediyorum. Ancak bundan uzak durmak da mümkün değil çünkü bunu mümkün kılmak için münzevi bir yaşam sürmek gerekiyor ki bu da imkânsız. Peki ama kendimizi nasıl koruyacağız? Oysa korumalı, bunun yollarını bulmalı.Benim işimi yapan pek çok meslektaşım gibi ben de sessiz, yumuşak ve neredeyse içine kapanık biriyim. İçine kapanıklık dedimse şöyle, dışarı açınıklık ile ilgili tercihlerimiz oluyor. Neyse işte böyle dışa açınık durumlar da haliyle bazen kafa karışıklığı yaratıyor. Geçenlerde bir yerde gördüm şöyle diyordu, “Matematikte neyi anlamadığımı bile anlayamıyorum.” İşte bunu ben en sıradan diyaloglarda bile yaşayabiliyorum. Bir şey demek istiyor ama tam olarak ne, ayırt edemiyorum. Anlayışımın kıt olduğuna da pek ihtimal vermediğim için bu duruma şöyle bir izahat getirdim, “Kendi düşünce sistemim sanırım Aristo’nun retorik üçgenini kullanıyor.”
9 Aralık 2020
görsel

Şimdi Bir de Eril Faillik Çıktı!

Hasan Ali Toptaş’ın önce çevirmenlerle ilgili görüşlerini dinledik. Çevirmenin yaşına göre işini tartan ve buna göre “nitelik okuyan” bir kişisel deneyim çıktısıydı. Hadi dedik olabilir, gençler zaten ne zaman sevildi ki bu ülkede? Hep yetersizler, hep yolları uzun, hep bir “dur sen…” tavrı. Ama çok da üzerinde durmadık çünkü bilinen bir şey, bizdeki entelektüel kibir. Karşındakinden üç kitap fazla okuduysan ona “sümüklü” muamelesi yapman, bu işin şanından. Fakat sonra çok acayip bir şey oldu.
9 Aralık 2020
görsel

Acun, İyi misin?

Masterchef yarışmasındaki Uğur Yılmaz Deniz’in geçmişte yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle yarışmadan elenmesi çok konuşuldu. Sonrasında da elenme biçimi gündemimizi epey meşgul etti. Doğrusu bu durumu çok üzülerek takip ettim ve gördüm ki çok şükür benim gibi üzülenlerin sayısı da az değil. Bizi biz yapan şey eylemlerimizdir. Pratiğe dökemediğimiz hiçbir şey için “ben oyum” diyemeyiz. Acun Ilıcalı’yı oldum olası çok sevdim. İnsani tarafını, hassasiyetlerini ve kucaklayıcılığını. Bu defa ise büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.
1 Aralık 2020
görsel

Arzunu Gördün mü?

Roman okur musunuz? Ben çok severim hatta hayatta en sevdiğim işler arasında ilk üçte yer alabilir, o derece. Roman okumanın sadece bir meseleyi heyecanla takip etmenin çok daha ötesi olduğunu öğrendiğimden beri hayat da başka türlü görünüyor gözüme. Geçen hafta biraz bahsetmiştik, her iyi roman, kusursuz bir hayat parçasıdır diye. İşte bu hayat parçasında, başka bir yerde bulamayacağımız ilginç bir bilgi vardır. İyi bir romanda, kahramanı çözebilirseniz kendinizi de çözebilirsiniz, üstelik mevzubahis her ne ise onun da etaplarını ayırt edersiniz; bu küçük tatlı detay da –özellikle hayat üzerine düşünen biriyseniz- acayip bir cevher olarak içinize ekilir.
24 Kasım 2020
görsel

Biz ki Zamanı Tırnak İçine Alıp Yaşadık*

İzmir depremiyle bir kere daha anladık ki bir yanımızın dökecek yaprağı bile yok, bir yanımız bahar bahçe. Ama biz ümitvar kimseler olarak yine de o baharlı bahçeli tarafa bakıyoruz. İyi de yapıyoruz.  Ölenleri, kalanları, bekleyenleri, enkazdan çıkarılanları izledik. Tartışılıyor, böyle anlarda insanların en çaresiz an mahremiyetini gözetmeden yayınlar yapmak doğru mu diye… Güzel bir tartışma ama işte ne bileyim, bir yandan da insana insan olduğunu hatırlatıyor. Mesela Elâzığ depreminde çöken bir binadan çıkarılacak Hatun Teyze “baş örtüm yok” demişti de ona başını örtmeye hırka gibi bir şey vermişlerdi. Bu söz bin kitabın, beş yüz bin yasanın, milyonlarca ağzın attığı sloganın yapamadığını yapan bir söz değil mi? Ya da Soma faciasında kurtarılan bir maden işçisinin ambulansta “Çizmelerimi çıkarayım mı sedye kirlenmesin?” demesi. Bizim ülke dediğimiz yer tek tek insanlardan oluşur ve her bir tek, büyük ve derin ve benzersiz bir şeyin, bir hale bürünüp tezahür etmesidir. Evet mahremiyet elbette tartışılabilir ancak kimi zaman bir enkazı andıran memleketimizde onca hengamenin içinde kimlerin filiz filiz yaşadığını görmek de işte o baharlı bahçeye olan inancımızı da perçinliyor sanki.
2 Kasım 2020
görsel

Yazar Olmak ya da Olmamak, İşte Bütün Mesele Bu

Hayatımın büyük bir kısmını yazmak isteyen ya da daha iyi yazmak isteyen insanlarla birlikte geçirdim. Onlarla birlikte hem pek çok yazma sorunu keşfettik hem de bu sorunlar için çözümler ürettik. En çok karşılaştığım sorunlardan biri, yazarın ne yazacağı hakkında çok da fikrinin olmamasıydı; diğeriyse yazarak ne yapmak istediğinin farkında olmaması.  Bu şu demek, “Bir şey olmadıysa bile kesinlikle bir şey oldu!” Bir şeyler seziyor… Aklında uçuşan güzel bir şeyler var, isimler, diyaloglar, kurgu parçaları ama her şey yok. Sadece bazı şeyler var. Ve sanıyor ki bunlar yeter, kalanı biraz tasvir biraz diyalog hop kapanış. Ama o iş öyle değil elbette. Roman kurmak yepyeni ve neredeyse gerçek bir hayat kurmaktır. Hatta gerçek hayattan bile daha gerçek. Çünkü kendi gerçekliği/bağlamı içinde mantıklı da olmalı, oysa hayatta pek çok şey hiç de mantıklı değildirJ. İşte bu yüzden, bu hayatı canlandırabilmek için ona ait her şeye hem vakıf hem de hâkim olmak gerekir. Ve insanlar sanırlar ki bilgisayarın başına geçecekler ve her şey bir anda beliriverecek. Yazmak hâlbuki sadece can suyu vermektir. Oraya gelene kadar her şeyi ama her şeyi düşünmüş, tasarlamış ve yerli yerine yerleştirmiş olmak gerekir. En azından ideali bu.  Yazıp yazıp bozarlar. Okur okur beğenmezler. Daha kötüsü beğenirler. Oldu gibi gelir, olmadı gibi gelir… Bir zaman sonra da ya sıkılırlar ya da biten dosyalarını bir cesaret yayıncıya gönderirler. Oysa hiçbir şey tamam değildir. Hiçbir şey bitmiş değildir. Roman, öyle bir çırpıda meydana çıkan bir şey değildir.
19 Ekim 2020
görsel

Çok da Artistlik Yapmamalı*

Ben Editör Serda Kranda Kapucuoğlu… Ben Editör Serda Kranda… Ben Editör Serda… Ben Editör. Ben Serda. İsimlerimiz, unvanlarımız, soy isimlerimizdeki evlilik bekârlık imaları… Şapkalarımızın altında oldukça rahat olmalıyız. Kendini başka bir şeyle var etmek ve anca tamam etmek. Böyle miydi esas hikâye? Kendini neyle açıklıyorsun? Peki ama neden kendini “Ben Karbüratör Ustası Amil Yılmaz,” diye tanıtan biri yok. Karbüratör ustası olmak az iş mi?
11 Ekim 2020
görsel

Hiç Noktadan Korkulur mu? İlahi!

Geçtiğimiz hafta arkadaşlarımdan biri karşılaştığı bir haberi paylaştı benimle. Haber, Z kuşağının nokta korkusu hakkındaydı. Nokta, bildiğimiz nokta işareti. Şaşırdım ama haber doğruydu ve gençler için sadece nokta değil noktalama işaretleri de bir çeşit saldırganlık ve buyurganlık ifade edebiliyordu. Hatta habere konu olan araştırmanın lideri Celia Klin şöyle diyordu, “Konuşurken insanlar sosyal ve duygusal durumlarını karşısındakinin gözlerine bakma, ses tonu, duraklamalar vb. ile kolayca aktarabiliyorlar oysa mesaj yazarken bu gibi katkıları kullanılamıyor. Bu nedenle mesajlaşırken mimik, ses tonu ve jestlerin yerindeki boşluğu kasıtlı yazım hataları ve noktalama işaretleriyle dolduruyorlar.” İşte tam da burası, nokta bu açıdan bir kesinliği, gerçekten konuşmayı sonlandırmayı ifade ediyor onlar için. Demek ki nokta görünce karşılarındaki kişi kendilerine parmak sallıyor, kaşlarını kaldırıyor ya da bir şekilde güç uyguluyor sanıyorlar.
1 Ekim 2020
görsel

Babaannemin Komşusu ve Sisifos

Babaannem ve oldukça yaşlı komşusu bir sabah kahve sohbeti yapıyorlardı. Ben o dönem henüz üniversite öğrencisiydim. Bir yandan gizlice onları dinliyor, diğer yandan da kitabımı okuyordum. İhtiyar komşu şöyle dedi, “Her gece kederle uyuyup, her sabah neşeyle gözlerimi açıyorum.” Babaannemse buna çok şaşırdı, “Kız sen delirdin herhalde, o da nerden çıktı?” Ve komşu bugün beni hala çok şaşırtan ve üzerinde düşündüren şu cevabı verdi, “Gece uykumda ölmekten çok korkuyorum. Sabah uyanınca da oh, ölmedim diye seviniyorum.”
19 Eylül 2020