Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

etiket Serda Kranda Yazio: Şimdi Bir de Eril Faillik Çıktı!

Anasayfa
 > Gündem

Hasan Ali Toptaş’ın önce çevirmenlerle ilgili görüşlerini dinledik. Çevirmenin yaşına göre işini tartan ve buna göre “nitelik okuyan” bir kişisel deneyim çıktısıydı. Hadi dedik olabilir, gençler zaten ne zaman sevildi ki bu ülkede? Hep yetersizler, hep yolları uzun, hep bir “dur sen…” tavrı. Ama çok da üzerinde durmadık çünkü bilinen bir şey, bizdeki entelektüel kibir. Karşındakinden üç kitap fazla okuduysan ona “sümüklü” muamelesi yapman, bu işin şanından. Fakat sonra çok acayip bir şey oldu.

“Bu adamın ifşalanmasını heyecanla bekleyen kaç kişiyiz?”

“Bu adamın ifşalanmasını heyecanla bekleyen kaç kişiyiz?”

Her şey bu mesajla başladı sanırım. Öyle takip ettim. Herkes için çok sarsıcıydı elbette. İnsan inanamıyor. Sadece ilk birkaç saniye ama. Özellikle kadın olunca, inanmak uzun sürmüyor. Olmuşu olmamışı, gerçeği yalanı, öylemisi böylemisi saatlerce konuşuldu ve konuşulmaya devam ediyor. 

Kitaplarını okuyan herkesin bildiği gibi Hasan Ali Toptaş çok sevilen bir yazar. Her ne kadar Taylan Kara’nın 2018 yılında yayınlanan “Mistisizmin ve akıldışılığın yüceltilmesi: Hasan Ali Toptaş” adlı köşe yazısında anlattığı pek çok konuda kendisine katılsam da yine de Hasan Ali Toptaş’ın sıra dışı anlatıcılığı bana kalırsa “İyi bir şey mi değil mi anlayamadım” sınırında kalmaya aday.  

Gelgelelim taciz de çok ilginç bir gerçeklik. Bana kalırsa büyülü gerçekçiliğin nirvanasına ulaşılan bir an. Estetik ve sanatsal yönü zayıf, bir çeşit anlık şizofrreni gibi ama benziyor da… Wendy Faris, büyülü gerçekçilikle ilgili şöyle bir şey söylüyor, “Büyülü unsurların, resmedilen gerçeklik içinden organik olarak gelişmesini sağlayacak biçimde fantastik ve gerçekçiliği birbirine bağlayan…” Şimdi burası çok önemli. Malumunuz Hasan Ali Toptaş da bu akımın ülkemizde adı geçen temsilcilerinden. “Ne yaşadı acaba?” diye düşünmeden edemedim, o geceyi okuyunca. Sonuçta yazar kafası, belki bir yaşam tarzına bir algılayış biçimine dönüştürmüştür büyülü gerçekçiliği, kim bilir? Bükümlü ve anaforik. Hayalleri ve fanteziyi gerçekmiş gibi algılatan sahte sinyal yığının kontrolsüz kaosuyla yoldan çıkan bir soru cevap silsilesi.

Asılmak, yazmak ve taciz

Asılmak, yazmak ve taciz

Bu anlarda erkeğin yani eril failin ne yaşadığını insan merak ediyor. Hani sormuş ya “O zaman neden böyle bir elbise giydin?” diye. Bir okuma alışkanlığı olarak, ilk tweetle fitili ateşleyen ve sonrasında o gece yaşananları anlatan hemcinsimin söylediklerini tacizci açısından gözümde canlandırmadan edemedim:  

“Kadının elbisesinden minik simler çakıyordu. Simler, saniyeler içinde yayılarak binlerce ateş böceğine dönüşüyor, kadının etrafında alevden bir hare oluşturuyordu. Ateş hem yüzünü ısıtıyor hem de bedenini kabzediyordu. Yapabildiği tek şey bir adım daha yaklaşarak yaşlı sıska bedeninin, kadının aleviyle sarmalanmasına izin vermekti. Aynada beliren yansımasına baktı. Kafatası açılmış, içinde farelerin kurbağaların bağrıştığı bir cadı kazanına dönüşmüştü. Fokurtunun sesini duyuyor, kazanın içinden sıçrayan mor baloncukların büyüyerek çatladığını görebiliyordu. “Tanrım” dedi, “şehvetin atları nasıl da gümbür gümbür koşuyor.” 

Aklına Bold Pilot geldi. Yo hayır, geldiği yer aklı değildi. Aklı beyninde patlayan baloncuklarla çoktan odaya saçılmıştı bile. Dilinden dökülen sözler tüm odayı mor alevlerle doldurmaya yetmişti, “Nîn o chithaeglir lasto beth daer; rimmo nín bruinen dan in ulaer.”* 

Bold Pilot kişnedi, meşin kırbaç şakladı. Durdurulamaz bir nehrin içindeydi artık. Şehvetin erotik gerilimiyle kendini azgın sulara bıraktığında yüzüne çarpan serinlikle irkildi, “Özür dilerim ama istemiyorum,” dedi kadın. Bir küfür savruldu kokuşmuş köhne ruhunda. Sular çekildi, alev duruldu, kazan kalktı, kafatası kapandı. Sarsılmıştı, “O zaman neden bu elbiseyi giydin?” diyebildi sadece.  

Bana kalırsa erkekler baş başa kaldıkları kadınlarla ilgili bildikleri söylemleri unutmalılar. Ya da yan yana oturdukları kadınlarla ilgili. Ya da karşı masada oturan kadınlarla ilgili. Hatta genel olarak kadınlarla ilgili. Sekssizlikten kuruyan erkekliklerini, olmadık zamanlarda hatırlamalarının sebeplerini kendi hayatlarında araştırsınlar. Böyle olur olmaz zamanlarda celallenen erkeklikleriyle baş etmenin yolu, farkına varmaktan geçiyor olsa gerek. Evet, araştırmalar söylüyor erkekler günde bilmem kaç kez seks düşünüyormuş. E tamam düşün, anladık. Kendi sapkın nedensellik örüntün bırak sende kalsın. İçgüdülerine hâkim olamamak da ne?

Şahsını sevmeyince kitabını okumamalı mı?

Sosyal medya “Seni severdim ama nefret ettim” mesajlarıyla dolu. Bir zamanlar çok sevdiğin ya da hayran olduğun birinden bir anda tiksinmek çok fena. Duygusal tornistan, zihinsel istifra: Kafalar çok karışık. Şimdi ne yapacağız? Kirli bir geçmiş, bir yazarın kitaplarını okumaya engel mi? Yoksa kişisel bir cezalandırma yöntemi, bir çeşit intikam ya da protesto mu? Kitaplıklarımızdaki kitaplarını atacak mıyız? Bir daha hiç okunmayacak mı? Evet Emrah Serbes’in sözlerine katılıyorum, “Edebiyat tarihi şahane şeyler yazmış berbat adamlarla dolu.”  

Sabahtan beri pek çok mesaj aldım, insanlar bana ne yapmak gerektiğini sormuşlar. Ne ilginç bir dilemma. Yazara değil esere mi bakacağız, yoksa esere değil yazara mı bakacağız?  

Elbette her iyi eser, kendini yazarından soyutlamayı başarmıştır ya da daha doğrusu, yazarın kendisini eserden soyutlayabildiği eser, iyi eserdir. Burada belki tüm bunları yazan adamın/kadının kim olduğunu kriterlere katıp katmama prensibine bakmalıyız ama o zaman da hangi kriterleri önceleyeceğiz sorusu çıkıyor karşımıza. Hangi suçlar, hangi karşıtlıklar, hangi “olmazlar” bizi o yazarı okumaktan alıkoyan gerçekler olacak? Siyasi karşıtlık, etik çarpıklık, insani zaaflar, cinsel suçlar, ırkçılık, şiddet? 

Evet bazen kişilerin sanatı, kimliklerinin üzerinde oluyor. İnsan olarak sevmiyor, görüşüne katılmıyor ama şarkılarını dinleyebiliyor, romanlarını okuyabiliyorsun. Ama sanırım iş yazar kimliğinden başka hiçbir çekiciliği olmayan birine sıra geldiğinde, insan elindeki tek güçlü silahı ondan almayı isteyebiliyor. 

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce eser, yazarının üstünde, ondan azade bir şey midir? Ya da ne olunca, bir yazar artık nasıl yazarsa yazsın, yüzüne bakılmayacaklar listesine giriş yapıyor? Fikirlerinizi çok merak ediyorum. 

*Yüzüklerin Efendisi serisinde Elf Prensesi Arwen’in nehre söylediği sözler. Bu sözlerden sonra nehir coşkun atlara dönüşmüş ve Nazgulların yolunu kesmiştir.

Twitter

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
12
3
1
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?