Görüş Bildir
onedio.com, UNICEF Türkiye Milli Komitesi ve Make a Wish Türkiye resmi destekçilerindendir. Bu projenin tüm geliri Make a Wish ve UNICEF Türkiye Milli Komitesi'ne bağışlanmaktadır.
Prof.Dr.Uğur Batı Profil Resmi

Prof.Dr.Uğur Batı

Nedio?

icon

Tüm İçerikler

görsel

Derinde Saklı

Burcu Alşan’ın romanını okuyordum. Tanıtım metninde “Aşkın araladığı bir kapıdan, hayatın anlamını bulmaya doğru… Hayat bazen yapardı böyle, alır ve atardı birbirini sevenleri uzaklara. Mesafeler sokardı araya, büyük küçük sorunlar, olmaz dedirten imkânsızlıklar, geçemeyeceğin sınavlar koyardı önüne; ya teslim olur kabullenirdin ya da mücadele ederdin o aşk için. Hayatımız ne zaman anlam kazanır? Ne zaman bu dünyaya gelişimizin, doğumdan ölüme dek geçirdiğimiz sürenin hakkını vermiş sayılırız? Ne zaman tam mutlu oluruz, o terfiyi alınca mı, evin kredisi bitince mi, arabayı yenileyince mi? Başkalarına hiç değmeden, kendimizden başkasını düşünmeden yaşamın hakkını verebilir miyiz? Kan bağımız olmayanları, doğurmadığımız çocukları önemsemeden yaşamış sayılır mıyız? Hep kendimize yatırım yapmakla, eğlenmekle geçer mi bir ömür? Geçerse, ona ömür denir mi?” diyor.
22 Ocak, 22:31
görsel

Zihnimiz Kelimelerle Değil İmgelerle Düşünüyor!

FutureBright Sanat Vakfı ve ZMET Institute tarafından düzenlenen “Türkiye’nin İlk Bilinç Dışı İmgeleri Sergisi: Öz’e Dönüş”, 14 Ocak tarihinde kapılarını açacağını duyurmuştuk.
13 Ocak, 11:27
görsel

Metaforların İzinde Türkiye’yi Anlamak

Metaforlardan oluşan bir bilinç dışı resim sergisi çok yakında olacak desek, gitmek ister miydiniz? Türkiye'nin bilinçaltını açığa çıkaran bir araştırmanın sonuçlarını yüksek sanat, dijitalden teşkil çok güzel tablolar olarak seyretmek ister miydiniz? O zaman haberi verelim. “Türkiye’nin İlk Bilinç Dışı İmgeleri Sergisi: Öz’e Dönüş” 14 Ocak’ta kapılarını Maji Art Nişantaşı’nda açıyor! Konuyu biraz açalım. Dünyanın en prestijli araştırma yöntemlerinden biri olan ZMET, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Gerald Zaltman tarafından geliştirilmiş bir araştırma modeli. Bu model, insanların bilinç dışındaki derin duygularına, tutum, talep, baskı ve korkularına zihin imgeleri ve metaforlar üzerinden ulaşıyor.
12 Ocak, 13:10
görsel

Türkiye Öz’e Döner mi?

Size ilginç bir sergiden söz edeceğim. Türkiye’nin önde gelen araştırma kuruluşlarından FutureBright Sanat Vakfı ve ZMET Institute tarafından düzenlenen “Türkiye’nin İlk Bilinç Dışı İmgeleri Sergisi: Öz’e Dönüş”, 14 Ocak tarihinde kapılarını açıyor. Ziyaretçilerini Türkiye’nin ruh haline doğru sıra dışı bir yolculuğa davet eden sergi 8 Şubat’a dek sürecek. Türkiye’de toplumun bilinç dışı dünyasına dair çok çarpıcı bilgileri gün yüzüne çıkaran “Öz’e Dönüş” bilinç dışı zihin imgelerinin ilk kez kullanılıyor olması ile yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bir ilk olma özelliğiyle öne çıkıyor…Sergi için 10 binin üzerinde bilinç dışı zihin imgesi analiz edildiğini söyleyebilirim.
11 Ocak, 16:10
görsel

İnsanları Nasıl İkna Ederiz?

İnsanın “ortalama” karar verme süreci ile bağlantılı olarak bu problemleri yorumladığımızda şu ortaya çıkmaktadır:Problemin sunuluş biçimi kararlarımızı doğrudan etkilemektedir. Ancak insanlar, tercih yapacakları seçenekler arasında kesin alternatifler varsa o kadar da rasyonel seçim yapmıyorlar. İnsanın, özellikle olumlu veya güzel ihtimaller varken, kesinliğe daha yatkın bir tercih yapısı vardır. Einstein’ın söylediklerini aklımıza da getirmiyor değil doğrusu bu örnek: “Bir problemin çerçevesi, çözümden çok daha önemlidir. Çünkü çözüm, matematik veya deneysel yeteneklerden ibarettir.”Konuyu, sürüngen beyni üzerinden biraz daha açalım. İnsanlarda eski, orta ve yeni olmak üzere üç beyin katmanı bulunmaktadır. Eski beyin veya kök beyin, insanoğlunun yaşamını sürdürmesini ve hayatta kalmasını sağlayan mekanizmaları düzenleyen bölümüdür. Sindirim sistemimizin çalışması, dikkat, savaşmak, tehlike karşısında kaçmak gibi fonksiyonlar hep beynin bu katmanı tarafından yerine getirilmektedir. Orta beyin ya da bazı kaynaklarda limbik beyin olarak da isimlendirilen katman duygularla ilgilenir. Sevmek, nefret etmek gibi duygular, altıncı his gibi içimizden gelen sesler bu katmanda ortaya çıkmaktadır.
10 Ocak, 16:20
görsel

“Mindful” Haz

Spinoza, “Sonsuz olduğumuzu hissediyoruz ve gözlemliyoruz” der.Sonsuz olmak? Hımmm, pek doğru sayılmaz!Toprak üzerinde bir cesedin çürüme standardı 300 toplam derece olarak hesaplanmıştır. Yani 30 derecelik hava sıcaklığında 10 güne tekabül eder. Kabaca bu 10 günde bizi solucanların yediğini düşünün. Üzgünüz ama durum bu!Eee şimdi düşünsenize, hepimiz bir gün solucanlara yem, sonra çiçeklere gübre olmayacak mıyız?
3 Ocak, 18:31
görsel

Kullanılmayan Beyin Geri Alınır!

Puslu bir dünyada “hisseden” ve “düşünen” beyin...*İşadamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler.Berber, işadamının kulağına fısıldar:“Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak dikkat et şimdi...”Berber çocuğa seslenir: “Ali, buraya gel!” Bunun üzerine çocuk sakince dükkâna girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.Berber işadamının kulağına sessizce, “Bak şimdi” diye fısıldar ve bir eline 10 liralık, diğer eline 100 liralık banknotlar alıp çocuğa sorar:“Hangisini istiyorsan alabilirsin.”Çocuk dalgın dalgın bir 10 liraya bir de 100 liraya bakar ve sonunda 10 liralık banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır ve koşarak dışarı çıkar.Berber işadamına döner ve gülerek, “Gördün mü? Sana söylemiştim” der. Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek, neden 100 liralık değil de 10 liralık banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir:“He he he... Eğer 100 liralığı alırsam oyun biter...”Her şey ne kadar da çok... Karmaşa her yerde değil mi?Alev Alatlı’nın Hatırla! Geçmişin Geleceğindir kitabında kurduğu cümleler aklımıza geliyor:“Muradımız hayatta kalmak, tarihin derinliklerine gömülüp kalmamak, Aztekler, İyonyalılar, Hititler, Finikeliler... Adları unutulmuş kabirleri dağılmış nice kavimler gibi, bir efsaneye, bir masal kavmine dönüşmemek ise; bir ulusun olmazsa olmaz işlevi diriliğini muhafaza etmek, zamanın ruhunu doğru okumak, lehimize aleyhimize gelişen olayları hızlı tanımak, yeri geldiğinde yüreklendirmek, yeri geldiğinde önlem almakla mükellefiz. Hepsinden öte ‘biz’ diye bir kavram olduğunu asla unutmamak, geçici, moda akımlara kapılıp, dağılmaya, atomizasyona izin vermemekle mükellefiz.”
2 Ocak, 22:01
görsel

Hayatın Sırrı Nedir?

Biz Hayatın Sırrına Erdik:Kutadgu Bilig Oldum!Bakın Size de Anlatalım...
25 Aralık 2021
görsel

Adaletsizlik Nereye Kadar

İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın 2017’de açıkladığı rapora göre, dünyanın en zengin sekiz kişisinin serveti, dünyanın yarısını oluşturan 3,6 milyar nüfusun servetine eşit.
22 Aralık 2021
görsel

Vazgeçme Üzerine 10 Söz

Zamanın ruhu vazgeçme üzerine... Kolayca...
16 Aralık 2021
görsel

10 Maddede Farkındalık Geliştirmek

Farkında Olmamak, Manevi Bir İntihardır...
15 Aralık 2021
görsel

“Dünyada Görmek İstediğiniz Değişiklik Ne İse, O Olun!”

Beyin, yapısı itibariyle deneyimlere değişerek cevap verebilen bir organdır. Yazında beynin bu özelliği, beynin esnekliği (plastisite) olarak adlandırılır.
13 Aralık 2021
görsel

Eski Beyin Nasıl Çalışır?

Eski beynin işleyişine yönelik yapılan çalışmalar sonucunda, yeni ve orta beyinden gelen girdileri denetlemesinin yanında altı uyarıcı mesaj türüne yönelik hassasiyet olduğu ortaya konmuştur. Bu mesaj türlerinin ilki benmerkezci iletilerdir. Eski beyin, benlikle ilgili her şeye karşı duyarlıdır, bencil ya da “ben”-merkezcidir diyebiliriz. Yani, kendi lehine kısa süre içerisinde bir yarar sağlamayan ya da hayatta kalmaya yardımcı olmayan bir şeye karşı duyarlılığı yoktur.
8 Aralık 2021
görsel

Bilinçaltımızın 60 Temel Özelliği Nedir?

Popüler nörobilim uzmanlarından David Eagleman, kitabı Incognito’da şöyle söyler:*“Bilinciniz, koca bir transatlantik buhar gemisinde yolculuk yapan ama kıyıda köşede kalmış bir kaçak yolcudan farksızdır; yolculuktan nasiplenmiştir ama derinlerde işlemekte olan o heybetli mühendislik gözüne görünmez bile.”
6 Aralık 2021
görsel

İnsanın Kişiliği, Zihni ve Motivasyonu

Âşıklar birbirlerinden çok, kendilerini kucaklarlar, biliyor musunuz?Ya da kimse kimsenin gölgesinde büyümez!Ya da bir kayısının çekirdeğidir onun kalbi. Fakat bir çekirdeğin kayısı olabilmesi için uygun koşulların oluşması gerekir.İnsanın zayıflığı da gücü de temelde zihnimizdeki bağımlılıklarımızdan ileri gelir. Kendimizden başlayıp, dünyayı yanlış algılamamızdır zayıflıklarımız. Ya da güçlerimiz...
26 Kasım 2021
görsel

İnsanın Maskeleri

Roma’da “Santa Maria in Cosmedin” adında şehirdeki diğer yapılarla karşılaştırıldığında nispeten ufak sayılacak bir kilise ve bazilika vardır. Bu kilisenin kapısından içeri girdiğinizde ise hemen sol tarafta mermerden oyulma devasa bir mask çarpar gözünüze. Uzun saçlı uzun sakallı bir adamın yüzü tasvir edilmiştir bu daire şeklindeki maskın üzerinde. Maskın adı Bocca della Verità’dır: Gerçeğin Ağzı...
25 Kasım 2021
görsel

İnsanlar Niçin Bu Kadar Ahmak?

Tanrılar Çıldırmış Olmalı: İnsan Doğmak ya da İnsan Olmak...1800’lerin sonunda yaşamış olan İngiliz yazar, şair, gazeteci ve aynı zamanda 1907 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olan Joseph Rudyard Kipling’in “Eğer” adlı efsanevi bir şiiri vardır. Şiir, bir başka efsanevi ve yıkıcı yazar Ayn Rand’ın cenazesinde okunmuştur.“En sefil insan, amaçsız olandır” sözüne yakışır bir kutsama olmuştur bu şiirin Rand’ın cenazesinde okunması... İnsan olmayı en iyi tarif eden metinlerdendir bu şiir:“Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğüve bunun sebebini senden bildikleri zamansen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsenEğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenirve onların güvenmemesini de haklı görebilirsenEğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsanveya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsenya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsanbütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsenEğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsanEğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsenEğer zafer ve yenilgi ile karşılaşırve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsenEğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafındanahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsenya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görürve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsenEğer bütün kazancını bir yığın yapabilirve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsenve kaybedip yeniden başlayabilirve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsenEğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bileişine yaramaya zorlayabilirsenve kendinde dayan diyen bir iradedenbaşka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsenEğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsenya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsenEğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezseEğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsenEğer bir daha dönmeyecek olan dakikayıaltmış saniyede koşarak doldurabilirsenYeryüzü ve üstündekiler senindirVe dahasısen bir insan olursun oğlum...”
21 Kasım 2021
görsel

İkna Bilimi, İkna Sanatı ya da Aristo Retoriği

Daha iyi bir dünyada ağustosböceği karıncayı ikna edebilir miydi?Soru budur...Francis Lawrence’un yönettiği, Keanu Reeves’in oynadığı pek meşhur kült film Constantine’de bir replik vardır, belki hatırlarsınız:*“Hayatın Tanrı ile şeytan arasındaki bir iddiadan ibaret olabileceğini düşündün mü hiç?İnsanları kendi tarafına çekebilmek için oynadıkları bir ikna oyunu!Ne derler bilirsiniz:İntikamdan kötü bir şey varsa iknadır...Ya da kifayetsizin harcıdır ikna, bilmiyoruz!”*Hedeflenmiş sonuçlara ulaşmak amacıyla, bilinçli olarak, insan güdülerinin yönetilmesi yoluyla düşünce ve eylemlerin değiştirilmesi girişiminden söz ediyoruz neticede. Adorno, “İkna şiddettir!” dese de kendisini “manipülasyon” olarak adlandıranlar olsa da Aristo’nun ilk tanımladığı yıllardan itibaren; yani yaklaşık 2500 yıldır “ikna hep iknadır”.
16 Kasım 2021
görsel

Değişen Gerçekte Beyin midir?

İnsan anda ve sürekli, durmaksızın ve detaylıca, istemsiz ve bazen zorunlu sürekli olarak değişiyor. Saati takip edin… Değiştiniz. Yine değiştiniz. Hep değişirsiniz. Net bir bilgi vereyim: Ben 20 yıl önceki ben değilim. Beynimdeki sinir hücreleri ölüyor ve sürekli yeni nöronlar üretiliyor. Üstelik serebral korteksimin, yani zihnimin mimarisini oluşturan hücre grupları da bu sürece dahil.
28 Mayıs 2021
görsel

Renkler Sandığınızdan Daha Fazla Bir Şeyse?

Havva’ya gelince; belki elmayı sadece kırmızı olduğu için seçti!  Geçen yüzyılda yıl önce erkekler pembe, kızlar mavi giyerdi deseydik! İngiltere’nin büyük oyuncak mağazalarından Hamleys, nörobilimci Laura Nelson’ın başlattığı tarafından sosyal paylaşım sitesi Twitter aracılığıyla yapılan bir kampanya sonucunda, mağazalarında kız ve erkek çocuklarına göre yapılan ürün ayrımını sonlandırıldı. Mağazada daha önce var olan pembe ve mavi tabelalar, sadece oyuncakların tipini gösteren tabelalar ile değiştirildi. Laura Nelson mağazayı örnekleme olarak kabul etmiş, bu tip ayrımları yapan mağazaları cinsiyet ayrımcılığı ile suçlamıştı. Bu hareket İngiltere’de yeni bir tartışmayı başlattı ve İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Guardian, çocukların cinsiyetlerine göre renk ve buna bağlı oyuncak seçiminin doğuştan mı geldiğini, yoksa toplum tarafından mı dayatıldığını tartışmaya açtı. Peki, bu tartışmayı şöyle bir cümleyle açsak:
23 Mayıs 2021
görsel

Duygusal Olan İnsanın Beyni mi?

Tolstoy’dan Dostoyevski'nin ölümü üzerine: 'Onu bir kez olsun görmedim ve onunla hiç konuşmadım ama şimdi ölünce birden anladım ki Dostoyevski bana en yakın, en kıymetli, en gerekli insanmış…'
22 Mayıs 2021
görsel

Yaratıcı Olmak İçin Ne Yapmak Gerekiyor I

“Hiçbir şey, amacı olan bir dehadan daha yaratıcı... daha yıkıcı değildir.”-Dan Brown, CehennemYARATICI OLMAK İÇİN NE YAPMAK GEREKİYOR, madde madde sıralayalım:
21 Mayıs 2021
görsel

Kahraman Beyin, Soytarı İnsan

“Gerçek idealizm ile eğreti kahramanlık arasındaki mesafe, bazen, bir adımda alınacak kadar kısadır...”-Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan AdamGERÇEKLEŞTİRİLEN BİR ARAŞTIRMADA, ailelerde hayali oyun arkadaşlarına büyük ölçüde ailelerin ilk çocuklarında rastlandığı belirtiliyordu. Böyle olunca hemen akla bir soru geliyor:
14 Mayıs 2021
görsel

Koca Avcısı Bir Kız, Hayvani İçgüdüler ve Kararlarımız

Biraz sonra hikâyesini anlatacağımız James Dimon’a katkı olsun diye şöyle başlayalım:“Dünya aptalların istikrarlı bir şekilde yılda 500 bin dolar kazanabildiği bir yer değildir!”Son yıllardaki volatilite ve şans faktörünü düşündüğümde belki de öyledir, bilmiyorum!Sosyal medyada geçen yıllarda çok popüler olan bir paylaşım vardı. Dünyanın en büyük bankalarından J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon tarafından zengin koca avcısı kıza verildiği iddia edilen cevap, milyonlarca kez paylaşıldı. Paylaşım şu ana kadar ilgili kurumdan ya da Dimon’ın kendisinden bir yalanlama almadı.Paylaşım karar verme mekanizmaları üzerineydi. Bu paylaşımda 25 yaşındaki genç bir Amerikalı kadın, Dimon’a basit bir soru soruyordu:Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım?“Bayan Güzel” lakaplı kadın sorusunu şu şekilde açıyordu:“Sizinle dürüst olacağım. Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum. Açgözlü olduğumu düşünebilirsiniz fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar orta sınıf sayılıyor.Çok şey istemiyorum. Bu sitede yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan biri var mı? Hepiniz evli misiniz? Sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil. Size alçak gönüllülükle soruyorum:1) Zengin bekârlar nerede takılır? (Lütfen bar, restoran, spor salonu gibi mekânların isimlerini ve adreslerini yazın.)2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım?3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Birkaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebiliyorlar.4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek.”
11 Mayıs 2021
görsel

Küçük Şeyler Nasıl Büyük Değişiklikler Yaratır?

Küçük şeyler, nasıl büyük değişiklikler yaratır? Hiç düşündünüz mü? Birkaç soru soralım:– New York’ta suç oranı, 90’lı yılların ortalarında nasıl birdenbire düştü?– Tanınmamış bir romancı nasıl oluyor da en iyi satanlar listesine giren bir kitap yazabiliyor?– Susam Sokağı gibi televizyon programları, çocuklara okuma öğretme konusunda neden bu kadar başarılı?– Paul Revere’in ünlü uyarısı neden başarılı oldu?
7 Mayıs 2021
görsel

Yaratıcı Olmak için Ne Yapmak Gerekiyor 1

“Hiçbir şey, amacı olan bir dehadan daha yaratıcı... daha yıkıcı değildir.”-Dan Brown, Cehennem
30 Nisan 2021
görsel

Transhümanizmde Yeni Nesil Savaşçılar mı Yetiştirmek İstiyorlar?

Üzülerek belirtmek zorundayız ki: Bilim ve teknoloji, günümüze kadar neredeyse tamamen savaş ekonomisi kullanılarak ve savaş sahasında kullanılmak üzere gelişmiştir.Taşların yontulmasından atomun enerjisinin kullanılmasına,  gripli battaniyelerin Kızılderililere dağıtılmasından H.I.V virüsünün tasarlanmasına kadar birçok örnek bunu kapsamaktadır.Bunun böyle devam etmeyeceği ve bilimin insanlığın iyiliği için kullanılacağı günleri göreceğimizi umut etmekle beraber; yakın gelecekteki birçok teknoloji Savaşçı ve Savaş terimlerini daha önce hiç görülmemiş bir hızda değiştirecek gibi gözüküyor.Önce savaşçıların nasıl dönüşeceğinden bahsedelim. Biz asker demek istemiyoruz. İnsanlığın baştan sona değişeceği bu yüzyılda hükümetler ve şirketler nasıl ki Süper-Tanrı insanlar tasarlayacaksa bunun bir türevi olarak Süper-Tanrısal-Savaşçılar da oluşacak.
29 Nisan 2021
görsel

Gelecek 50 Yılda İnsana Ne Olabilir?

İnsanoğlu son derece hantal, yavaş ve çabuk yorulan bir koşucudur.  Kendisinin doğru düzgün bir avı sadece koşarak yakalaması ya da bir tehlikeden koşarak kaçması pek de mümkün değildir. Bir de son derece güçsüzdür. Bir objeyi ancak kaldırabilir ama belirli bir süre sonra yorulacaktır.  İşte bu tarz biyolojik kısıtlamalarımızın yanında bir de muhteşem bir organımız var. Allahtan! O da beynimizdir. Ve işte bu beyin, teknoloji üreterek yukarıda saydığımız zayıflıklarımızı yenmemize yardımcı oldu. Sonuçta şu an gezegendeki en yüksek hıza ulaşan ya da en ağır yükleri kaldırabilen makinelerin robotları ve yazılımların üretildiği beyin... İnsan beynidir. Araç yolculuğumuz oldukça mütevazi bir şekilde başlamıştır. Mütevazi ama dahiyane! Bu yolculuğumuz…Yuvarlak taşı... Yani tekeri bulmamız ile başlar. Ve ilginçtir ki taş çağından uzay çağına kadar “taşıma teknolojileri” her zaman en tepedeki ilk 5 teknoloji içerisinde yer almıştır. Öyle ki insanlık tarihini anlamak için ulaşım teknolojilerini kullanabilirsiniz.  Bunun en büyük itici kuvveti savaş sanayi olmakla beraber,  bireysel anlamda taşımacılıkta her zaman en büyük ekonomilerden birisi olmuştur.
26 Nisan 2021
görsel

Beynimiz Google’laşıyor Olabilir mi?

Ya beynimiz Google’şıyorsa!Ya ona bağımlı hale geliyorsak!Google bir marka ve markalar üzerinden gidelim. Marka bağımlılığı, markaya ilişkin sorular sorulduğunda heyecanlı bir biçimde yanıtlar verilmesi ve marka ile ilgili küçük bir detayın bile insanı heyecanlandırabilmesidir. Markalar ve onlara yönelik olarak hissedilen sadakat duygusu ile ilgili olarak yapılan anketlerde ve fMRI taramalarından elde edilen bulgular, doğru değişkenler ölçümlendiğinde oldukça güvenilir sonuçlara ulaşılabildiğini göstermektedir. Markayı seven ve ona yönelik bağlılık hisseden tüketicinin reklamlar dışında ürün ile ilgili her ölçümlemede de olumlu tepkiler vermeleri beklenir.
25 Nisan 2021
görsel

Oy Verme Davranışının Nedeni, Kime, Niçin, Hangi Psikoloji ile Seçiyoruz?

II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'deki kahvelerde cephelerin durumunu tartışıp strateji ve taktik üretenlerle 'Bitli Çörçil' (Churchill) diye alay edilirdi desek! Devam edelim.Kurmaca da olabilir şimdi anlatacağımız ama çarpıcı olduğu için devam edeceğiz. A Beautiful Mind filminden hatırlarsınız, Prof. John Nash’in dört arkadaşı aynı sarışın kızı çekici bulmaya başlar. Dört erkek de aynı kıza asılırsa, kuvvetle ihtimal kız şımaracaktır. İnsan doğası işte! Bu hiçbirinin o kızla çıkamaması sonucunu doğuracaktır. Oysaki mesela erkekler sarışın kızın etrafındaki esmer kızlarla ilgilenseler, hiçbir kız ikinci seçenek olmaktan hoşnut kalmayacağından sarışın kızın duruma bakışı farklı olacaktır. Grubun amacı da her birinin kendilerine bir kız bulmak olduğuna göre ve her biri sırf kendini düşünerek sarışın kıza kur yaparak bir sonuç alamayacaklarına göre, her birinin birinci seçenek olarak birer esmer kıza kur yapmaları çok mantıklı olacaktır. Böylece her birinin bireysel hedefine ulaşması kolaylaşacak ve gruptaki başarı oranını yükselecektir.
25 Nisan 2021
görsel

Oyun Teorisinde İnsan

“Ya asıl olarak çiçek, arıyı polenini çiçekten çiçeğe taşıması için zekice kullanmaktaysa?”-Michael Pollan, Arzunun BotaniğiII. DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA TÜRKİYE'DEKİ kahvelerde cephelerin durumunu tartışıp strateji ve taktik üretenlerle 'Bitli Çörçil' (Churchill) diye alay edilirdi desek! Devam edelim...
16 Nisan 2021
görsel

En İlginç Suç Hikâyesi

'İki suçlu var; biri kol biri beyin, öyle mi?'-Mario Mazzanti, Şah Mat1KABUL EDİLMESİ ZOR BİR gerçektir: “Sürekli tekrarlanan yalan, bir süre sonra kendi doğrusunu yaratır” ve Mark Twain’in dediği gibi “İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten kolaydır…”David Eagleman gerçekleştirdiğimiz, düşündüğümüz ya da hissettiklerimizin neredeyse çoğunun “bizden özge başka bir biz” tarafından eyleme döküldüğü savında. Incognito’nun 153 ile 156 sayfaları arasında “sıradan” zihinlerimizi çarpacak bir hikâye anlatıyor. Hikâye, hayli ilginç hayli paradoksal. Bu hikâye, Charles Whitman’ın hikâyesidir. Hak ettiği için hiç dokunmadan yorumlamadan bu hikâyeyi düşüncelerinize sunuyor ve sadece soruyoruz:
9 Nisan 2021
görsel

İnsan En Çok Kendini mi Sabote Eder?

Mahatma Gandhi şöyle der: “Söylediklerinize dikkat edin; düşünceleriniz olur. Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınız olur. Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınız olur. Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınız olur. Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerleriniz olur. Değerlerinize dikkat edin; karakteriniz olur. Karakterinize dikkat edin; kaderiniz olur.”Aslında iyi ya da kötü bir şey yoktur, sadece düşünce onu öyle kılar… İki Sih militanın açtığı ateş sonucu evinin önünde öldürülmeden önce son kez tüm insanlık için dua etmişti. Tüm amacı, en azından kendi dünyasını kötülüklerden arındırmaktı. Gandhi, bir ülkeyi yönetmek için belki fazlaca ‘insan’dı ama insanlığın tüm olumsuzluktan arınması için önemli mesajlar bıraktı geride. Gandhi, kişinin kaderini yine kişinin kendisinin belirleyeceğini ifade ederken, kişinin duygularına, düşüncelerine, davranışlarına, değerlerine, karakterine ve söylemlerine dikkat çekiyordu. Mahatma Gandhi, “Hiç kimsenin, zihnimden kirli ayaklarıyla geçmesine izin vermeyeceğim.” diyerek de bu görüşü güçlendiriyordu… İnsanın kaderini çizen ise yalnızca diğerleriyle kurduğu ilişki değildir. Kendisiyle kurduğu ilişki, daha belirgin olandır, derinde gerçekleşir. Bu nedenle daha etkilidir. Kişinin kendiyle kurduğu ilişkiyi belirleyen, iç konuşma ya da içsel konuşma olarak adlandırılan süreçtir. İç konuşma, bilişsel (zihinsel) açıdan soyut bir işlemken, diğer taraftan doğal bir süreçtir. Düşünce sürecinin bir parçasıdır. Bir tür bilişsel direksiyondur desek yerinde olur. İç konuşma biçiminde kişi, kendi bilinçaltına gönderdiği programlama cümlelerini öncelikle kendi bilinç süzgecinden geçirir. Mevcut olan ses, zihni nereye yönlendirirse, insanların düşünce, tavır ve davranışları buna göre şekillenir. Kişinin iç konuşması, kişinin ruhsal şartlarını belirleyen tetikleyici durumundadır. Kişinin bilinçaltının programlanması ile inançlar teşkil olur; ki bu inançlar tutumları, tutumlar ise duyguları belirler. Bunun sonucunda, duyguların davranışları doğurduğunu ve davranışların sonuçları yarattığını görürüz. Bu hususlarda iç konuşmalar, hep belirleyendir.
9 Nisan 2021
görsel

Kararlarımızı Nasıl Veririz?

3 seçenek arasından mı pantolon seçmek istersiniz yoksa 7 seçenek arasından mı? 7 seçenek daha iyidir değil mi? İlk bakışta, “daha fazla seçenek daha fazla özgürlük” gibi gelir bize. Ama maalesef öyle değildir. Beynimizin çalışma mantığında aynı anda ancak belirli sayıda işlem yapmak vardır. Genel olarak, 10 seçenek beynimiz için çoktur ve bu tür durumlarda beynimiz bir bilgisayar gibi hata verir. Ama sizi yüzüstü bırakmaz, bir pantolonu almanızı sağlar ama siz, beyninizin o pantolonu nasıl seçtiğini asla bilemezsiniz.  Çünkü onun “kafası” karışmıştır ve herhangi bir şeyden etkilenerek size yanlış seçim yaptırabilir. Bu etkilendiği şey bazen tezgâhtarın bir cümlesi veya pantolonun modelindeki “slim fit” ibaresi olabilir. Kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan bu laf yüzünden sizi çok sıkan bir pantolonu alıp çıkarsınız ve eve geldiğinizde hatanızı fark edersiniz. Alın işte size yanlış bir karar! Herhalde etrafınızda bir miktar zeki insan vardır. Öğrenciyseniz, okulun en akıllı çocuğu dediğiniz; öğretmenseniz, okulun en akıllı öğretmeninin o olduğunu düşündüğünüz biri mutlaka etrafınızda vardır. Bu insanların çok akıllı davrandıklarını görürsünüz. Her türlü kararı vermeden önce ölçüp biçerler, elli kişiye danışırlar ve öyle karar verirler.  Araba almak için aylarca uğraştıklarını görürsünüz. Bu insanların hayatımızın her safhasına itinayla serpiştirilmiş sınavların çoğunda sizden daha başarılı olduklarını görüp imrenirsiniz. Ancak zannetmeyin ki bu insanlar sizden daha iyi pantolon seçimi yaparlar. Onlar da 10 seçenekle karşılaştıklarında büyük ihtimalle sizinle aynı hatayı yaparlar. Çünkü ne kadar zeki olurlarsa olsunlar, pantolon seçimi beynin zekâ kısmı tarafından gerçekleştirilmez. Pantolon seçimini veya bilmece cevaplamayı beynin başka bir bölgesi yapar. Psikologlar ve nörologlar yaptıkları yüzlerce araştırma sonunda insan beyninin –tabiri caizce- iki karar dairesiyle çalıştığını keşfettiler. Bir karar almak zorunda olan beyin, durumu hızlıca inceledikten sonra iki karar dairesinden birine havale eder.
4 Nisan 2021
görsel

İnsanı Ödül mü Ceza mı Motive Eder?

Sizi ödül mü daha iyi motive eder ceza mı?  Eğtimde? Başarıda? Kariyerde? Ya da yatırım kararlarında? Önemli bu. Başlayalım anlatmaya örneklerle.  Mesela 100TL kazanmanın bize vereceği keyif mi fazladır, yoksa 100TL kaybetmenin vereceği üzüntü mü?  Rasyonel ölçüler içerisinde bakarsak keyif ve üzüntü bizi aynı derece etkilemelidir.  Davranışsal finans uzmanları Daniel Kahneman ve Amos Tversky, daha önceki bir deneyden yola çıkarak, insanların kazanç ve kayıp ihtimallerine aynı derecede yaklaşıp, yaklaşmadıklarını ölçmek amacıyla aşağıdaki deneyi tasarladılar. Şimdi, yaptıkları deneye bakalım: Şu iki seçenekten hangisini tercih edersiniz: a) Yazı-tura atıp, yazı gelince 200 dolar almak b) Kuraya girmeden 100 dolar para almak Bu deneyin yapıldığı insanların çoğunluğu garanti parayı (B) seçiyor. Ancak seçenekleri tersine çevirdiğimizde işin rengi biraz değişiyor. Şu iki seçenekten hangisini tercih edersiniz: c) Yazı-tura atıp yazı gelince 200 dolar kaybetmek d) Kuraya girmeden 100 dolar kaybetmek İlk deneyde B şıkkını seçen rasyonel bir insanın ikinci deneyde de d şıkkını seçmesi beklenirken, insanlar c şıkkını yani yazı-tura atmayı tercih ediyorlar. Hâlbuki olasılık tercihleri açısından bakıldığında, iki deneyin birbirinden farkı yoktur. Bu duruma literatürde Kayıptan Kaçınma (Loss Aversion) kusuru deniyor. Yani çoğumuz için para kaybetme endişesi aynı miktarda para kazanma ümidinden daha baskındır. Hatta bir çalışmaya göre para kaybetme endişesi beynimizi aynı miktarda para kazanma ümidinden 2,5 kata kadar daha fazla etkiliyor.
14 Mart 2021
görsel

Tanrılar Clubhouse’ta Çıldırmış Olmalı!

Bugün Twitter’da aklı başında bir arkadaşım şöyle sormuş:“Daha çok kısa süre oldu. Bu Clubhouse odaları neden baymaya başladı?”Cevap şu olsa gerek sanırım: Dinleyiciler için de konuşmacılar için de konu bitti…Neden?Konuşmacıların ekseriyeti üretici değil. Yazmayan, çizmeyen, fikir üretmeyen, özgün olmayan, çoğunluğu genelde yaptığı gibi konuşan insanlardan teşkil Clubhouse odaları.Clubhouse’tan biraz söz edeceğim. Lakin bir kere belirteyim. Bu çok erken dönem yorumudur. Mecra kendini bulacak, regüle olacak, bir yol bulacaktır belki. Ya da bulamayacaktır, diğer pek çoğu gibi silinip gidecektir. Bu nedenle bu “şimdilik” yorumumdur. Çok güzel içeriklere de denk gelinebileceği uyarısını da buraya koyalım.
13 Şubat 2021
görsel

Dini Hatırlatmalar İnsanları Hile Yapmaktan Alıkoyar mı?

10.8.2005 tarihli bir gazete haberi şöyle diyordu: “Vatikan, Roma Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa 16. Benediktus, bir endülijans çıkararak, yapacağı Almanya ziyaretinde kendisini dinlemeye gelen Katoliklerin tüm günahlarının bağışlanacağını duyurdu.” Papa aslında Almanya’daki vaazına katılımın yüksek olması için, kendisini dinleyeme gelenlerin günahlarını affedeceğini vaat etmişti. 16. Benediktus, Katolik Kilisesi’ndeki eski bir uygulamayı canlandırmıştı. Katoliklik inancında bu uygulamanın ilk kez başlatılması, Haçlı Seferleri dönemine dek uzanıyor. Kilise o dönemde Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak için savaşa katılan Katoliklere tüm günahlarını bağışlama garantisi vermekteydi. Papa’nın temelde amacı kendisinin ilk yurtdışı seyahatini medyatik bir olaya dönüştürmekti. Bunun üzerine Katolik kiliseler, Papa’nın Almanya ziyareti için Köln’e ziyaretçi taşıma hazırlıklarını büyük bir kararlılıkla sürdürmüş, sadece İtalya Katolik Piskoposlar Konferansı, özel tren, otobüs ve uçak seferleriyle Köln’e sadece İtalya’dan 40 bin kişiyi toplantıya götürmüştü. Toplamda da 1 milyon kadar Katolik Köln’de toplanmıştı. Papa 16. Benediktus gerçekten ilginç bir adamdı. “Son dönemde Tanrı uykuda gibiydi.” sözleriyle asimetrik düşünce tarzını ortaya koyan Papa’yı görsem şunu sormak isterdim: “Bir gün Facebook’tan günah çıkarmak mümkün olacak mı?”
24 Ocak 2021
görsel

Küreselcilerin Yeni Ortak Dili, ‘Esperantosu’ Markalar Olabilir mi?

Bir efsane anlatılır. Efsaneye göre çok eski zamanlarda dünyada ırk farklılıkları bulunmuyormuş. Öyle ki, bütün kavimler aynı dili konuşur, bunların aralarında kavga, dövüş de olmazmış. Kader ortaklıklarının bir simgesi olarak tüm bildikleri ve sırlarını saklayacak kutsal bir bilgi kaynağı yapmak istemişler ve bir sözlük yaratmışlar. Böylece her bir kavim diğerlerinin bildiği sırları da bilir olmuş. Devamında kavimlerin bilgisi o kadar artmış ki neredeyse tanrıların bildiği her şeyi bilir olmuşlar. Tanrılar bu duruma çok kızmışlar. Tüm tanrılar gazaplarını kavimlerin üzerine yağdırmışlar. Sonuçta her bir kavim farklı bir dili konuşur olmuş, hiçbir kavim diğerinin söylediği şeyi anlayamaz hale gelmiş. Ayrıca, her bir kavmi diğerinden ayıran bir görüntü farklılıkları oluşmuş; kimisi sarı tenli, kimisi kara tenli, kimisi çekik gözlü, kimisi renkli gözlü olmuş. Birbirlerine dertlerini anlatamayan kavimler aralarında yüzlerce yıl süren savaşlar yapmışlar.
15 Ocak 2021
görsel

Negatif Reklamlar Daha Çok İşe Yarayabilirler mi?

“Bağımlılık ve korku aynı şeydir. Korkarız çünkü bağımlıyızdır. Bağımlıyız çünkü korkuyoruzdur.”[Tanrılar Okulu]
8 Ocak 2021
görsel

Tüketiyorum Öyleyse Varım: “Siz de Böyle misiniz?”

“Bilmiyorlar, ama yapıyorlar.”  Karl Marks’ın Kapital’de dile getirdiği bu söylem, ideoloji tanımının yıllar boyunca en önemli aydınlatıcılarından oldu. “Düşünmüyorlar, sadece alıyorlar” desek... Bugünü anlatır mı? Bakalım... Kapitalizmin gelişim sürecinde, ürünlerin tüketim ve üretim devrinin hızlandırılması zaten bakidir. Bu durum bireyleri ‘atılabilirlikle, yenilikle, şeylerin hızla işe yaramaz hale gelişi ihtimaliyle’ başa çıkmaya zorlamıştır.   Bu gelişimle birlikte, firmalar da rekabet gereklilikleriyle, aktif olarak tüketiciye müdahale etmek, onların tutumları üzerinde manipülasyonlar gerçekleştirmek zorunda kalmışlardır. Tüketici tutumları üzerinde manipülasyonlar gerçekleştirmenin en önemli aracı da, yeni gösterge sistemleri ve imajlar yaratma işlevini yerine getiren reklamcılık faaliyetleri olmuştur. Reklamcılık etkinlikleri böylece, bir kitle iletişimi biçimi olarak içinde ideoloji barındırır bir hal almıştır. Söz konusu manipülasyonunu gerçekleştirme açısından reklamcılık etkinliklerinin temelinde yatan duygu, kişinin kendini gerçekleştirmesi noktasında tüketimin gerekliliğine dair yarattığı duygudur.
5 Ocak 2021
görsel

Tüketmek Niçin Bu Kadar Haz Vericidir?

Kırmızı retro buzdolabı, 40 yıldır evli olan bir çiftin birbirine sevgisinin nişanesi olabilir mi?Soru bu...Şimdi açalım bu konuyu!John Stuart Mill ile giriş yapacağız: “İktisadi objenin nasıl olduğu değil ne kadar olduğudur. Önemli olan nitelik değil niceliktir.”
2 Ocak 2021
görsel

Güç İnsanı Nasıl Körleştiriyor?

Şöyle desek: Hitler Almanya’sı sonrası savaş suçlusu olarak yargılananların hepsinin ortak sözü “Ben sadece görevimi yapıyordum” olmuştur! Abraham Harold Maslow’un dâhiyane bir sözü vardır. Kişisel gelişim olsun (!) diye çerçeveletilip en çok gördüğünüz duvara asmanızı öneriyoruz: “Elinde çekiç olan her şeyi çivi zanneder!”
25 Aralık 2020
görsel

Sosyal Medya ile Artık Her Şey Çok mu Çıplak?

Richard Neil, Bodyform’un Facebook duvarına yazdığı yazısı ile reklamlarda gösterilen mavi suyun periyodik dönemde şişede durduğu gibi durmadığını ifade ederek, sözlerine şu şekilde devam etmiştir:“Adet dönemlerinde kadınların çeşitli ekstrem sporları yapabileceğini ve mutlu olacağını söylediniz. Ama kız arkadaşım “Şeytan” filmindeki başını 360 derece çeviren kıza dönüşüyor. Siz yalancısınız”.
21 Aralık 2020
görsel

Sürü Psikolojisi Nasıl Çalışır?

1841’de basılan Extraordinary Popular Delusions and Madness of Crowds (Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar Ve Kalabalıkların Çılgınlığı) kitabının yazarı Charles Mackay şöyle diyor: “İnsanlar, hep söylenildiği gibi sürü halinde düşünür, sürü halinde çıldırırlar, ancak akıllanmaları tek tek ve yavaş yavaş olur!”Aslında konuyu Mackay’in sözleri çok net özetliyor ama biz biraz kurcalayacağız. Bir gün Necip Fazıl Kısakürek’e çıkardığı mecmuanın kötülüğünü ifade kabilinden bir soru sormuşlar: “Herkes diğer mecmuaları (dergileri) alıyor, sizin çıkardığınız mecmuada bir sorun mu var ki satılmıyor?” Kısakürek çıkardığı derginin kalitesine o kadar emin ki, sürünün ne yaptığını umursamamış bile. Yapıştırmış cevabı. Tokat gibi: “Milyonların gittiği tuvalet kutsal olamaz.”
19 Aralık 2020
görsel

Alışkanlıklar ya da Rutin Hayatları Perişan Eder mi?

Dünyanın siyasi, ekonomik ve sosyolojik parametreleri değişti. Bu çok açık. Peki biz buna ne kadar hazırız? Fransız Aydınlanmacı Denis Diderot’a yazdığı eserin adı ve dünya düşünce tarihine etkisinden dolayı tüm Avrupa “Düşünceleri değiştirilen ansiklopedi” lakabıyla seslenirler. Diderot, 1772 yılında “Eski Sabahlığımdan Ayrılmanın Pişmanlıkları ya da Paradan Daha Ziyade Beğenisi Olanlar İçin Bir Uyarı” adlı makalesini yazdığında, bu etkiyi bırakacağını biliyor muydu bilmiyoruz. Ancak tüketim sosyolojisi çalışmalarında bu makalenin içeriğinde bahsedilen fenomen Diderot Etkisi olarak adlandırıldı ve üzerine eserler verildi.
17 Aralık 2020
görsel

Kendine Aşırı Güven Kötü müdür?

Kendine aşırı güvenen insanların bilerek veya bilmeyerek sahip oldukları hayat felsefesi şöyledir: Bir iş başarıyla sonuçlanırsa kendisinden, başarısızlıkla sonuçlanırsa dış etkenlerden bilir: İşler ters gitti. Mesela yaptığı bir yatırım sonucunda para kazanırsa zekâsına ve öngörüsüne bağlarken yatırdığı parayla zarara uğrarsa ülkedeki ekonomik belirsizliğe bağlar.
14 Aralık 2020
görsel

Doğuştan Mutluluğa Yatkınlık Diye Bir Şey Olabilir mi?

Richard Davidson, mutluluğun özelliklerinin ve sınırlarının henüz bilimsel araştırmalarla tam olarak ortaya konmadığını fakat yine de yaptığı deneysel çalışmalarda bazı deneklerin kendilerini diğerlerinden daha iyi hissettiklerini dile getirdiklerini söylemektedir. Dahası, beyin görüntüleme yöntemleri, mutluluğun öncelikle sol prefrontal kortekste kendini belli ettiğini ve beynin bu bölgesinin en azından birtakım mutluluk türleriyle yakından ilintili olduğundan emin olabileceğimizi de dile getirmektedir. Bu durum, kimi insanların genetik yapıları gereği doğuştan mutluluğa eğilimli oldukları anlamına gelmektedir ve bebekler üzerinde yapılan araştırmalar da bu görüşü destekler niteliktedir. Henüz bir yaşını doldurmamış bebeklerdeki sol prefrontal etkinliği ölçen ve daha sonra onlara annelerinin kısa süreliğine odadan çıkartıldıkları bir deney uygulayan Davidson, bazı bebeklerin anneleri odadan çıkar çıkmaz ağlarken, bazılarının çok daha sakin davrandıklarını gözlemlemiştir. Nöro ölçümleme sonucundaki veriler annelerinden ayrı kaldıklarında ağlamayanların sol prefrontal bölgelerinin çok daha etkin olduğunu ortaya koymuştur. Kısacası, anne ve babaların da önsezilerinden bildikleri gibi, kimi bebekler doğuştan mutlu oluyorlar demek çok da yanlış olmayacaktır. Bitirirken genel bir toparlama yapalım.
13 Aralık 2020
görsel

Bu Ülke Gerçekten Çok mu Partizan?

Yıl 2013 yılının Mayıs ayıydı. Bir arkadaşımın düğünü için başkente gitmiştim. Yıllar sonra Ankara’da trene bineyim dedim ve yaptım. Tren birkaç istasyon sakin sakin gitti. Hele İstanbullu biri için Ankara’da her şey sakin ya, tren de öyle göründü. Bu sakinliği bozan ise, Ankaray’ın Kurtuluş İstasyonu’na vardığımızda bir aklı evvelin yaptığı anons oldu: “Sayın yolcularımız lütfen ahlâk kurallarına uygun hareket ediniz.” Beni sanki yerime çivilemişti. Ne olmuştu da böylesi bir anons geçilme ihtiyacı zuhur etmişti?
11 Aralık 2020
görsel

Para ile Mutluluk Satın Alınabilir mi?

“Bizler hisseden düşünme makineleri değil, düşünen hissetme makineleriyiz”                                                                                              Christophe MorinNe çok duyduk bu lafı: “Parayla saadet olmaz...” Peki öyle mi gerçekten?Ancak, Warwick Üniversitesi’nden Profesör Andrew Oswald ve Jonathan Gardner’in yaptıkları araştırma, tam tersi sonuçlar içeriyor. İki uzman bu sonuca, 10 yıl boyunca, 10 bin kişinin davranışlarını izleyerek ulaştılar.  “Para mutluluk getirir” saptamasına varmakla kalmayıp, örneğin “Her 150 bin doların mutluluğu yüzde 10 artırdığı” gibi önemli bir iddiayla ortaya çıktılar. 1.5 milyon dolar ise mutluluğu zirvesine ulaştırıyor.Maaşa yapılan biraz zam veya sevgilinizin hediye ettiği güzel bir saat gibi ufak-tefek şeyler ise ancak kısa süreli mutluluklar yaşatıyor. Kalıcı mutluluk için servet sahibi olmak şart. İngiltere’de mutsuzluk denizinde yüzen talihsiz bir insanı mutluluk tepesinin zirvesine çıkarmak için 1,5 milyon dolar gerekiyor. Araştırmaya katılan varlıklı insanlar ise mutluluğu yakalamak için çok daha fazla paraya ihtiyaç duyuyor. Elbette, mutluluğun tek kaynağı “para” değil. Durum böyleyken harcamak mutluluğu artırabilir mi?Mesela alışveriş mutluluk mudur?Aldığın o renk renk ayakkabılara bakmak...Sonra bunu tekrarlamak...
10 Aralık 2020