Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı

-

Çıkalım Diyen/Kalalım Diyen | Murat Belge | T24

Çıkalım Diyen/Kalalım Diyen | Murat Belge | T24

Britanya’daki referandumda, iki büyük parti, kendi içlerinde bölündü. Tory’ler (muhafazakârlar) öteden beri AB konusunda gönülsüz, isteksizdir. Ama Cameron başta olmak üzere, “kalalım” tutumunu savundular. Şüphesiz parti destekçilerinin çoğu da onlar gibi davrandı.

Britanyalı, özellikle İngiliz, adalıdır, ayrıca imparatorluk sahibidir. İmparatorluk geçmişte kaldı ama verdiği büyüklük duygusu kolay kolay geçmez. İngiliz, AB gibi “kendi üstünde” otoriteye gelemez. “Önderlik” yapmak üzere “kıtalı” ile yan yan yana gelebilir; ama Amerika’dan başkasının kendine önderlik yapmasından hoşlanmaz - Amerikalı da ne olsa, Britanyalı’nın uzantısı.

Bunlar “ayrılalım” dedi.

Labour, bu Avrupa konusunda daha AB’ci bir tavır alagelmiştir ama bütünüyle öyle değildir. Britanya’nın AB’ye katılmasından bu yana, Labour tabanının AB’ye bakışı çok daha fazla bozulmuştur. Onun için vardığımız bu noktada, verilen oyda, Muhafazakârlar’dan çok Labour tabanının etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Haberin Tamamı İçin:

Ak'lama… | Bekir Coşkun | Sözcü

Ak'lama… | Bekir Coşkun | Sözcü

Size özetini vereyim peşin:

Paralarını önce dışarı kaçırdılar…

Şimdi içeri kaçırıyorlar…

Çalıntı para başa beladır, kasaya koyarsın olmaz, kutuya koyarsın sığmaz, eve istiflersin gizli kalmaz…

Bir hesaba göre, son on yılda yurtdışına kaçırdıkları para;

50 milyar dolar…

İhale komisyonları, arazi ve rant alanlarından alınan yüzdeler,

Panama hesapları, gökten yağıyor hamdolsun…

Haberin Tamamı İçin:

Paralel Gidiş... | Ali Bayramoğlu | Yeni Şafak

Paralel Gidiş... | Ali Bayramoğlu | Yeni Şafak

Siyasi alanın otoriter bir şekilde yeniden yapılanması, siyasi eylem ve ifadeye ilişkin kısıtlar, siyaset-toplum ilişkilerinde yukarıdan aşağıya çalışan bir mekanizma, siyasi iradeyle toplum arasındaki demokrasinin kurum ve katmanlarını sıradanlaştıran otoriter-popülist, hatta plebisiter bir “demokrasi” algısı, milli iradenin siyasi iktidarda “sahıslaşması”yla doğan siyasi itaat düzeni, bunların ürettiği yoğun bir kuvvet temerküzü...

Bunlar Türkiye'nin son dönemdeki ciddi sorunları...

AK Parti'nin ilk evresini ise tümüyle tersi şu tarz tespitlerle tanımlardık:

Siyasi alan ve temel hak ve özgürlükler sahasının genişlemesi, büyük sosyolojik bir eşitlenme, eski kast rejiminin yıkılması, siyasetin, hatta tüm siyasalın toplum tarafından kuşatılması, toplumsal değerlerin etkileşiminden doğan yeni bir kamusal alan algısı, bunlara paralel olarak yükselen toplumsal özgüven, İslam-demokrasi evliliğine işaret çoğulcu bir model ışığı, sivilleşme ve benzeri hususlar...

Haberin Tamamı İçin:

AK Parti ve CHP İçin Kritik Sorular | Etyen Mahçupyan | Karar

AK Parti ve CHP İçin Kritik Sorular | Etyen Mahçupyan | Karar

Beklenenin aksine siyasi partiler kendi seçmenlerini pek de tanımıyorlar. Liderlik belirli bir kabule dayanırken, teşkilatlar da o önyargıyı doğrulamak durumunda kalıyor… O nedenle Denge Denetleme-İPM-Konda tarafından gerçekleştirilen araştırmaya bu gözle bakmakta büyük yarar var.

Geçen yazıda konu edilen “Türkiye’de bir yazarın yazdığı roman, şiir veya köşe yazısı nedeniyle gözaltına alınmasına nasıl tepki verirsiniz?” sorusunun şıklarından ikisi ‘hiçbir şey yapmam’ ile ‘ben böyle şeylerle ilgilenmem’ şeklinde. Bu iki cevabın toplamına bakıldığında ise seçmen şöyle sıralanıyor: CHP yüzde 37, HDP yüzde 43, MHP yüzde 72 ve AK Parti yüzde 86. Bu cevaplarda mevcut iktidarın AK Parti olmasının etkisi vardır. Nitekim soruda geçen ‘gözaltına alınmış yazarın’ da AK Parti muhalifi olarak okunması şaşırtıcı olmaz. Bu durum AK Partililerin bu şıkları yüksek oranla seçmesini bir miktar açıklayabilir. Ama yine de Türkiye’deki muhafazakar seçmenin ideolojik davrandığını, ya da zaten hak ve özgürlükler konusunda pek duyarlı olmadığını kabul etmek durumundayız. CHP seçmeninin ise en azından bir şeyler yapmaya ‘hevesli’ olduğu anlaşılıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Dost-Düşman Hesabı | Mümtaz’er Türköne | Yarına Bakış

Dost-Düşman Hesabı | Mümtaz’er Türköne | Yarına Bakış

Bir iktidar üretme tekniği olarak uygulanan, toplumun yarısını düşman ilan edip geri kalanının desteğini alma politikasının daha da keskinleşmesini beklemeliyiz. Uzun yılların yıpranması, yolsuzluk şaibeleri ve daralan ekonomik şartlar tarafından kıskaca alınan iktidarın, daha önce sırf ayakta kalmak için icat ettiği düşmanları ile barışması hangi hesaba-kitaba uyar?

Başbakan’ın “düşmanları azaltıp dostları çoğaltma” sözü üzerine dün: İktidar’ın bölge ülkelerine yönelik barış taarruzunu “iç düşman” ilan ettiği kendi halkını da içine alarak genişletmesinin mümkün olup olmadığını sorgulamıştım. Vardığım sonuç iyimser değildi. Cemil Çiçek’in dün Hürriyet’in manşete taşıdığı “sıra içerdeki dostlarda” sözünü, bu karamsarlığı doğrulayan bir işaret olarak yorumlamalısınız. Çiçek, Erdoğan başta olmak üzere iktidarın beyin sermayesinin köşesini bucağını, niyet okuması yapacak kadar yakından tanıyor. “İçerdeki dostları çoğaltmak” gibi bir niyetin işaretlerini görse, neden durup dururken bu eleştiriyi yöneltsin?

Haberin Tamamı İçin:

Erdoğan'ın Hayati Hedefi... | Markar Esayan | Akşam

Erdoğan'ın Hayati Hedefi... | Markar Esayan | Akşam

2002 yılında elitleri şoke eden AK Parti başarısının sosyo/politik nedenleri üzerinde oturmuş bir kanaat var. 1990’larla kendisini iyice hissettiren dindarların orta sınıflaşması, 27 Şubat darbesi ile önlenmeye çalışılmıştı. Orta sınıflaşan bir toplumsallığın güçlü bir siyasi aktör ortaya çıkaracağı öngörülmüş olmalı.

Ancak SSCB’nin yıkıldığı, iletişim ve internet devriminin yaşandığı küreselleşme sürecinde bu gelişimi baskılamak mümkün değildi. Lakin yönlendirmek/devşirmek söz konusu olabilirdi. 28 Şubatçıların dindarları ezerken Gülen cemaatini esirgemeleri, sanırım aynı merkezden yönetildiklerinin en iyi kanıtıydı.

Devletle değil, dünya ile iş yapmaya ve elitler gibi devlet kaynaklarına yüklenmek yerine kendi sermayesine güvenmeye mecbur olan dindar orta sınıf, bu zorluğun semeresini Recep Tayyip Erdoğan gibi bir fenomene/lidere sahip olmakla gördü.

Haberin Tamamı İçin:

‘Çökertme Yöntemi’ 8 Hayatı Kurtardı | Serpil Çevikcan | Milliyet

‘Çökertme Yöntemi’ 8 Hayatı Kurtardı | Serpil Çevikcan | Milliyet

Giresun Alucra’da düşen helikopteri tecrübeli bir pilotun kullandığını vurgulayan askeri kaynaklar, kazada daha fazla can kaybının pilotun uyguladığı ‘çökertme yöntemi’yle engellendiğini vurguladı... ‘Çökertme yöntemi’yle ağaçların helikopterin düşüş hızının kesildiğini belirten kaynaklar, bu kadar olumsuz hava koşullarına rağmen böyle bir kaza sonunda 8 kişinin kurtulmuş olmasını da mucize olarak değerlendirdi...

Atatürk Hava Limanı’nda yaşanan canlı bomba saldırısında kaybettiklerimizin acısıyla girdiğimiz Ramazan Bayramı’nın ilk gününde başka bir üzücü olay yaşadık.

Giresun Alucra’da Bölge Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Mustafa Doğru ile 7 asker, 4 asker eşi ve 3 çocuğu taşıyan helikopterin yetkililerin ifadesiyle bölgedeki olumsuz hava koşulları nedeniyle düşmesi, hem Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarınına hem de vatandaşlara derin bir üzüntü yaşattı.

Haberin Tamamı İçin:

Gelgit Akıl | Özgür Mumcu | Cumhuriyet

Gelgit Akıl | Özgür Mumcu | Cumhuriyet

Daha düne kadar sivilleri öldürüyor diye veryansın edilen Rusya’ya bugün İncirlik’in açılması ciddi ciddi konuşuluyor. Sayın Cumhurbaşkanı önce siz özür dileyin dedi, sonra, “Bizden nasıl bir ilk adım bekleniyor bunu anlamakta zorlanıyorum” diye çıkıştı. Bir pilotun hatası sebebiyle ilişkilerin feda edilmesi düşündürücüdür diye feryat etti. Nihayetinde özür dileyiverdi. Emri ben verdim diyen Sayın Davutoğlu ’na da evinde değerli yalnızlığıyla baş başa kalmak düştü.

Şimdi teorik olarak, düşürülen Rus uçağından sağ kurtulan pilotun, yakın bir gelecekte İncirlik Üssü’nden kalkan bir uçakla IŞİD mevzilerini bombalaması mümkün. Nereden nereye...

İsrail’le düzelen ilişkiler, Mısır’la belli ki düzelecek olan ilişkiler de nereden nereye dedirtiyor. Geriye seçim meydanlarında havaya kaldırılan dört parmak ve bir ara sabah akşam atılan Rabia sloganı kaldı.

Haberin Tamamı İçin:

ABD ile Gizli Anlaşma Var mı, Yok mu? | Murat Yetkin | Hürriyet

ABD ile Gizli Anlaşma Var mı, Yok mu? | Murat Yetkin | Hürriyet

Dışişleri sözcüsü Tanju Bilgiç dün bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun böyle bir şey söylemediğini açıkladı.

Peki, gizli anlaşma olduğunu yalanladı mı? Yakından bakalım, görelim.

Fransız Le monde gazetesi 4 Temmuz’da Çavuşoğlu’nun Türkiye ve ABD’nin Suriye’deki Münbiç bölgesini IŞİD’den arındırmak için süren harekatta YPG milislerinin yer alması üzerine gizli bir askeri anlaşma yaptığını, ancak bunun ayrıntılarını açıklayamayacağını yazmıştı.

Bilgiç’in açıklamasına göre Çavuşoğlu, gazete muhabirinin Türkiye'nin Münbiç konusunda ABD ile nasıl bir anlaşmaya vardığı sorusuna, “Bu konunun iki ülkenin askeri makamları arasında bir iş birliği konusu olduğu ve askeri iş birliğinin detayları hakkında bilgi veremeyeceği" yanıtını vermişti. Ama “Münbiç konusunda ABD ile gizli askeri bir anlaşmaya varıldı” şeklinde bir ifade kullanmamıştı.

Dikkatinizi çekmiştir, bu açıklamada Türkiye ile ABD arasında bir gizli anlaşma olduğu yalanlanmıyor. Sadece Çavuşoğlu’nun böyle bir şey söylediği yalanlanıyor. Çavuşoğlu demiş ki; “Bu, iki ülkenin askeri makamları arasında bir işbirliği konusudur, askeri işbirliğinin detayları konusunda bilgi vermek istemiyorum”.

Haberin Tamamı İçin:

Irak İşgali Yasa Dışıydı ve Blair Bizi Kandırdı | İbrahim Sirkeci | Birgün

Irak İşgali Yasa Dışıydı ve Blair Bizi Kandırdı | İbrahim Sirkeci | Birgün

Ortada bir savaş suçu var, mahvedilmiş bir ülke ve bölge var, sınırsız sayıda işkence var, yüz binlerce ölü var, hesabı yapılamayacak maddi kayıp var ancak suçlu yok.

6 Temmuz Çarşamba günü muhtemelen siyasetin hayal kırıklıklarından biri olarak tarihe geçecek. Irak savaş araştırma Komisyonu’nun başkanı, Sir John Chilcot 7 yıl süren çalışmayı sonuçlandırdı. Chilcot raporu takdim ederken soruşturmadan çıkan sonucun ‘gelecekte benzer büyüklükte askeri müdahalelerin yeterli ve daha dikkatli değerlendirmeler olmaksızın mümkün olmaması’ olarak formüle etti. Rapordan beklenen Irak Savaşı’ndan dersler çıkarılması olduğu için Chilcot’un bu dersi yetersiz. Önemli olan siyasi iradenin bu rapor üzerine ne yapacağı. Savaş karşıtlarının ve muhaliflerin beklentisi Tony Blair’in yargılanması. Rapor bunun önünü açabilecek unsurlar da içeriyor.

7 yıldan sonra bu raporun şaşırtıcı bir yanı olduğunu söylemek zor. Bir tarafta verdiği kararın doğru olduğunu ısrarla savunan Tony Blair, diğer tarafta ise sağdan sola siyasi yelpazenin her tarafından kamuoyunun ve parlamentonun yanıltıldığı ve kanıt olmadan Irak’a savaş ilan edildiği iddiaları vardı.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAhmet DavutoğluAmerika Birleşik DevletleriAvrupa BirliğiBaşbakanCemil ÇiçekCumhuriyet Halk PartisiHalkların Demokratik PartisiIŞİDİngiltereIrakİsrailMilliyetçi Hareket PartisiMısırRamazan BayramıRecep Tayyip ErdoğanRusyaSSCBSavaşSuriyeTürk Silahlı Kuvvetleriolay
Görüş Bildir