Avrupa Basınından Özetler | 24.01.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

İngiltere'de yayınlanan gazetelerde ön plandaki haber ve yorum konuları, İsrail'de seçimler sonrası hükümet denklemleri ve İngiltere Başbakanı'nın Avrupa Birliği üyeliğini referanduma götürme kararı. Financial Times ise İstanbul'a dev bir havalimanı inşa etme projesini ve İran'da lüks araba ithalatının artışını sayfalarına taşımış.

Guardian gazetesi, İsrail genel seçimlerine tam sayfa ayırmış.

Haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, radikal sağcı partilerle yeni bir koalisyon kurmak yerine, merkez-soldaki Bir Gelecek Var partisi lideri Yair Lapid’le işbirliği aradığı belirtiliyor.

Kudüs’te bulunan Harriet Sherwood , meclisteki sandalyelerinin dörtte birini kaybeden Netanyahu’nun, bu “acı tokadın” ardından “tavizler” vermeye zorlanacağını belirtiyor.

Sherwood analizinde şöyle diyor:

“Hükümetin son bileşimi, onun ‘ana ilkelerine’ yaklaşımını belirleyecek. Fakat, İsrail hükümetinin İran konusundaki tavrında belirgin bir değişim beklenmiyor. Geçen yılın şahin söylemi yerini daha ayarlanmış bir tona bıraktı. Ancak Netanyahu hâlâ İran’ın nükleer programını, yaptırımlar veya diplomasi başarılı olamazsa askeri yolla engellenmesi gereken, varoluşsal bir tehdit olarak görüyor.”

İsrail’in İran’a karşı tek başına mı, yoksa Amerika Birleşik Devletleri’yle birlikte mi hareket edeceği sorusunun, koalisyon pazarlıklarında da tartışılacağı belirtiliyor analizde.

Ayrıca, Netanyahu’nun müstakbel ortağı Bir Gelecek Var partisi lideri Lapid’in geçen hafta verdiği bir demeçte hükümeti, ‘Filistinlilerle anlamlı barış görüşmeleri yürütmediği için’ eleştirdiği hatırlatılıyor.

Lapid, yeni hükümette “incir yaprağı” olmayacağını söylese de, Ben Gurion Üniversitesi’nden David Newman , merkez-solcu liderin sadece Netanyahu üzerinde “yumuşatıcı etki” yapacağı görüşünde.

Filistin Kurtuluş Örgütü liderlerinden Hanan Eşravi de, “Ufukta barış görmüyoruz. İsrail politikasında mucizevi bir dönüşüm beklemiyorum” diyor.

Times gazetesi de, Netanyahu’nun “biraz soldan, biraz sağdan alarak” Başbakanlık koltuğunda oturmayı sürdüreceğini belirtiyor.

Gazete, kendi partisi içindeki çatlaklar ve merkezdeki partilerin yükselişi arasında sıkışan Netanyahu’nun, İran’a saldırı veya Gazze’ye operasyon gibi girişimlerden uzak duracağı tahminlerini aktarıyor.

Guardian ’ın başyazısında, Yair Lapid, “sakin bir yaşam” sürmek isteyen “normal” İsraillilerin tercihi olarak tanımlanıyor.

Başyazıda, seçim sonuçlarıyla beraber Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin İsrail’e “uzak görüşsüzlükten” vazgeçmesi için daha fazla baskı yapabileceği ifade ediliyor.

Financial Times da, Lapid’in, radikal sağcı Avi Lieberman yerine Dışişleri Bakanı olabileceğinin konuşulduğunu aktarıyor.

Financial Times , İstanbul’da üçüncü bir havalimanı inşa edilmesi projesini duyuruyor.

Gazete, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın, Fatih Sultan Mehmet’e gönderme yaparak, “İstanbul’un yeni bir çağın kapısını açtığına” ilişkin ifadelerini aktarıyor.

Haberde, Mayıs ayında açılacak ihalenin en az 5,6 milyar dolar tutarında olmasının beklendiği belirtiliyor.

İlk etapta 90 milyon, daha sonra 150 milyon yolcu kapasiteli olması planlanan havalimanının Körfez ülkelerindeki yatırımlarla rekabet edeceğine dikkat çekiyor Financial Times.

Habere göre, Birleşik Arap Emirlikleri bu yıl Dubai’de 160 milyon yolcu kapasiteli havalimanını açmaya hazırlanıyor. Yine bu yıl içinde, Katar da 15 buçuk milyar dolarlık havalimanını hizmete sokacak.

Avrupa, Afrika ve Asya güzergahlarının en büyük bağlantı noktalarından biri olmaya aday İstanbul’un, havalimanı kapasitesi bakımından tüm Avrupa ülkelerini geride bırakacağının altı çiziliyor haberde.

Financial Times , Türk Hava Yolları’nın 90’dan fazla ülkedeki 200’den fazla kente uçuş gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor. Geçen yıl Atatürk Havalimanı’nın 45, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın ise 15 milyon yolcuya hizmet verdiğini kaydeden gazete, İstanbul’un 2020 Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliğine soyunduğunu hatırlatıyor.

Projenin, İstanbul’un çevresel ve tarihi mirasını tahrip edeceği gerekçesiyle eleştirildiği de haberde not ediliyor.

Financial Times ’taki başka bir haberde, İran’daki gelir dağılımı uçurumunun derinleştiğine değiniliyor.

Gazete, uluslararası yaptırımlar nedeniyle İran’ın petrol gelirleri dibe vururken, zenginlerin daha zengin, fakirlerin daha fakir hale geldiğini yazıyor.

Analizcilerin tahminlerini aktaran gazete, son 9 ayda İran’ın lüks araba ithalatının yüzde 13 buçuk arttığını ve Porsche sayısının 1500 civarına ulaştığını kaydediyor.

Diğer yandan, 75 milyonluk İran nüfusunun yüzde 35’inden fazlası yoksulluk sınırının altında gelirle yaşıyor. 8 yıl önce bu oran yüzde 22 düzeyindeymiş.

Independent gazetesinin kapağı, İngiltere Başbakanı David Cameron’ın 2017’de Avrupa Birliği’nde kalıp kalmamayı referanduma götürme planına ayrılmış.

Kapakta, gelişmeler şöyle özetleniyor:

“Cameron’ın 2017’de AB referandumu açıklaması tartışma fırtınası başlattı… (Liberal Demokrat) Başbakan Yardımcısı; sürüncemeli, tanımı belirsiz yeniden müzakere yüzünden belirsizlikle geçecek yıllar için uyarıyor… Avrupa karşıtları, iş dünyası liderleri ve Muhafazakâr Parti bağışçıları ret korosuna katılıyor… Fransa Dışişleri Bakanı şöyle diyor: Eğer İngiltere ayrılmayı istiyorsa, kırmızı halıyı sereriz…”

Daily Telegraph gazetesinde Michael Deacon ise şöyle özetliyor gelişmeleri:

“David Cameron AB içinde kalmamızda kararlı. Bu yüzden çıkmak için oylama yapılmasını istiyor. Politika karmaşık iş. Tabi ki AB içinde şimdi olduğu gibi kalmamızı istemiyor. Birçok yetkinin İngiltere’ye geri verildiği, reforme edilmiş bir AB istiyor. AB’yi reforme etmeyi başardığında, bunu isteyip istemediğimizi oylayacağız.”

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

İngiltere’nin AB referandumu kararı ve İsrail seçimleri, öne çıkan yorum konuları.

İngiltere Başbakanı David Cameron'ın referandum önerisi ve İsrail’deki parlamento seçimleri, bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konuları.

Almanya'nın saygın gazetelerinden Frankfurter Allgemeine yorum sütunlarında, Cameron'ın sözlerinin Avrupalı ortakları tarafından düşünülmeden rafa kaldırılmamasını savunuyor:

"İngiltere Başbakanı Cameron’ın referandum sözü doğrultusunda, seçmenlerin birkaç yıl içerisinde yeni bir İngiltere - AB sözleşmesi temelinde soruların en önemlisini yanıtlamasını gerektiriyor: ‘AB’den çıkalım mı yoksa üye olarak kalalım mı?’ Cameron, Avrupalı ortaklarına biraz da şantaj özelliği taşıyan bir mesaj gönderiyor. Eğer AB reformdan geçirilmezse ve yeni bir anlaşma söz konusu olmazsa, İngilizler üyelikten çıkma yolunda ilerleyecektir... Ama eğer bu uyarının ardında, Cameron'ı destekleyen perde arkasındaki çevreler varsa, o zaman Avrupalı ortakları, Cameron’ın istekler listesini sakince gözden geçirmeli ve konuşmasını da hemen AB'den alakart menü istediği suçlaması rafa kaldırmamalıdır."

Berliner Zeitung 'un aynı konuya ilişkin yorumu ise daha farklı:

"İngiltere, AB’den çıkarsa çok şey kaybedecektir. Londra’daki finans merkezi, Euro Bölgesi’ne yakınlığından büyük oranda faydalanıyor, ülke ekonomisi de AB ile ticaretten. Cameron serbest bir ticaret bölgesi ile birlikteliği kurtaracağına inanabilir. Ancak ülkesi AB’den çıkarsa Avrupa’daki etkisini kaybeder. İngiltere’nin Birliğe zaten çok geç üye olmuştu ve o zaman en önemli kurallar çoktan AB içinde yerleşmişti. Londra hâlâ bunun acısını çekiyor. Londra hükümeti, AB'den çıkarsa dış politikada da büyük kayba uğrar. ABD ile olan özel ilişkisi soğuyor, 21’inci yüzyılda Amerika’nın gözü Çin ve Hindistan gibi ülkelerde. Dolayısıyla ile büyük Britanya izole olmuş yapayalnız bir adaya dönüşür."

Avrupa'dan Ortadoğu'ya geçiyoruz. Almanya'nın ulusal gazetelerinden Süddeutsche Zeitung, yorum sütunlarında İsrail'deki parlamento seçimlerini değerlendiriyor:

"Filistinlilerle olan ilişkilerde dört yıl daha hiçbir ilerleme kaydedilmemesine ne İsrail ne de dünya dayanabilir. Zira giderek toprağa gömülen barış süreci, tüm Batı ülkelerinin Arap ülkeleri ile olan ilişkilerini zehirlemeye devam ediyor ve İran rejimine nükleer projeleri için bir nevi cephane taşıyor. Merkezdeki güçleri de kapsayan yeni bir koalisyon, İsrail’in Washington’dan Berlin’e kadar, bıkmış usanmış dostlarına en azından ufak bir umut işareti verir. Zira onlar Netanyahu’nun tıkanıklığı karşısında dişlerini sıkıp yorgun argın geri çekilmeyi tercih etti. Artık yeni bir rüzgârın etkisi ile gücünü tazeleyip gerekli baskıyı kurarak İsrail’e barış müzakerelerine giden yolu göstermeliler."

Basın turumuzu Münster’de çıkan Westfälische Nachrichten gazetesinin aynı konuya dair yorumu ile tamamlıyoruz:

"İsrail’deki seçimleri kazandı ama yine de Benyamin Netanyahu, aslında bir kaybeden olarak görülüyor. Artık Kudüs'ün siyasi zirvesinde, umut vadeden yeni bir 'kral'dan bahsedebiliriz. Netanyahu’nun kendini beğenmiş sağ muhafazakâr koalisyonunun ansızın ayaklarının yere basmasını ve gerçeklerle yüzleşmesini sağlayan, liberal orta sınıfın sürpriz yıldızının adı; Yair Lapid."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Hülya Köylü Schenk

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa basını Mali'deki çatışmalar ve ABD Başkanı Barack Obama'nın ikinci görev dönemiyle ilgili yorumlara ağırlık veriyor.

Muhafazakâr Letonya gazetesi Latvijas Avize Mali'deki çatışmaları ele aldığı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Silahlı İslamcı grupların Mali genelinde iktidarı ele geçirme girişimi, Fransa'nın askerî operasyonunu ya da diğer adıyla Serval Operasyonu'nun düzenlenmesini tetikledi. İslamcı militanların buna gösterdiği tepki (Cezayir'de doğalgaz tesislerindeki rehine eylemi) bu kez Cezayir Ordusu'nun düzenlediği operasyonla, birkaç gün içinde, bugüne kadar 'bölgesel' olarak görünen sorun ve çatışmaların, sonuçları kestirilemeyen kapsamlı bir trajediye dönüşmesine neden oldu. Bu aynı zamanda Mali'deki krizi müzakereler ya da özellikle daha önce Avrupa ve Amerikalılar tarafından eğitilen ve sadece lojistik destek alacak olan Batı Afrikalı birlikler vasıtasıyla çözümlemek isteyen uluslararası toplumun planlarını alt üst etti."

İtalya'dan La Repubblica ise aynı konuyla ilgili yorumunda, Fransa ve müttefiklerinin Mali operasyonunu, 'Avrupa gözlerini yumup Afrika'ya giriyor' şeklinde yorumluyor:

"Askerî operasyonların ortak siyasi bir komutası yok, Avrupa tarafından yürütülmüyor ama bu operasyonlar zaman içinde Avrupa'nın dünyadaki varlığının bir parçası haline geldi. Terörizme karşı yürütülen ve sonu gelmeyen savaşlar hesap edilir ve buna Balkanlar'daki çatışmalar da eklenirse, Avrupalıların düzenli olarak askerî operasyonlarda yer alması 14 yılı buluyor. Önce ateşli bir biçimde şunlar tartışıldı: Bunlar gerçekten gerekli savaşlar mı? Eğer değilse neden savaşıyoruz? Gerçekten insani mi, yoksa yıkıcı mı? Dünya genelinde teröre karşı yürütülen operasyonların tam bilançosu ne? Terör azalıyor mu, artıyor mu? Politikacılar susuyor ve hiçbir Avrupa ülkesi, sadece paraya odaklanmış olup bunun dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen Birliği sorgulamıyor. Avrupa yeni sömürge savaşları dönemine gözleri kapalı girdi ve sis içinde ilerliyor."

Presse de la Mance ise bugünkü sayısında, Alman-Fransız dostluğunun doğuşunu simgeleyen Elysee Antlaşması'nın imzalanmasının 50'inci yıldönümü vesilesiyle iki ülke ilişkilerini ele alıyor:

"Alman-Fransız Antlaşması 50 yaşında. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Mali'deki savaş ve Aşağı Saksonya Eyaleti'ndeki seçimler nedeniyle, sunduğu olanaklar hiçbir zaman tam olarak kullanılmamış bu olağanüstü antlaşmanın 50'inci yıldönümünü asgari bir gereklilikle kutladı. Bu antlaşma her iki ülkeye, ortak bir gelecek şansı sunuyordu. Ve Avrupa'ya da kendi para birimi ve egemenliğini yerleştirme şansını. Bu fevkalade antlaşma hiçbir zaman tamamen hayata geçirilmedi. Bugüne dek birçok kriz geçirdi. Ancak Avrupa için bir amaç ve fırsat olmaya devam etti. Elysee, artık nihayet kendisiyle ilgilenmemizi hak ediyor."

Bulgaristan'ın ekonomi gazetesi Kapital Daily , ABD Başkanı Barack Obama'nın ikinci görev dönemini ele alıyor. Yorumda şu satırları okuyoruz:

"Obama hükümeti, 2012 yılı sonunda malî uçurumun üzerinden garip bir biçimde atlayıp rahat nefes aldı. Oysa bu yanıltıcı dinginlik uzun sürmeyecek. Çünkü Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasındaki uzlaşma, borçlanma üst sınırının yükseltilmesi yönündeki önemli kararın ertelenmesi yönündeydi. Şubat ayı sonunda Beyaz Saray ve Kongre, bütçenin ne olacağı konusunda yeniden çetin tartışmalara başlayabilir. İki partinin ideolojik görüş farklılıklarını aşmaya meyilli olduğuna işaret eden hiçbir gelişme yok."

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: A. Günaltay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAngela MerkelAvrupa BirliğiBarack ObamaBaşbakan YardımcısıBinali YıldırımBirleşik Arap EmirlikleriÇinDubaiFilistinFransaGazzeHindistanİngiltereİranİsrailİstanbulİtalyaKatarSavaşTercihTerörTürk Hava Yolları
Görüş Bildir