Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Kamu Vicdanına Hançer Gibi Saplanan Olaylar Üzerinden Ülkenin Adalet Anlayışına Bir Çift Lafımız Var!

-

Sözün bittiği yerdeyiz...

Yaklaşık iki yıl önce ajanslara bir haber düştü ve Giresun'un Eynesil ilçesinde bir sürücünün 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan'a çarptıktan sonra kaçtığı duyuruldu.

Yol kenarında oyun oynadığı ifade edilen Rabia Naz'a kimliği belirlenemeyen bir sürücü aracıyla çarptığı ve kaçtığı haberlerde yer aldı. Olay yerinden kaçan sürücünün kimliğinin tespit edilebilmesi için polis çalışma başlattı ancak Rabia Naz'ın cansız bedeni ağır yaralı olarak evinin önünde bulundu; intihar ettiği tutanaklara geçti.

Kızının intihar etmiş olabileceğine inanamayan baba Şaban Vatan araştırmaya başladı, cinayetin izlerini sürdü ve sırf bu nedenle akıl hastanesine yatırılmak istendi, yaka paça gözaltına alındı, tehditler aldı, evini satışa çıkarmak zorunda kaldı.

Sosyal medyadan sesini duyurmaya çalışan ve destek isteyen Şaban Vatan, adaletin sağlanamadığını düşünerek ilk olarak gazeteci Metin Cihan'a ulaştı. Olayı duyurmasının ve üstüne gitmesinin ardından Metin Cihan aldığı tehditler nedeniyle yurt dışına gitmek zorunda kaldı.

Şimdi soruyoruz: Rabia Naz nasıl yaşamını yitirdi? Cinayetin ardındaki gerçek ne? Eynesil ve Giresun'da, hatta tüm Türkiye'de korunan bu isim kim? Neden bir baba kızının intihar etmediğini kanıtlamak için adalet arayışına çıkıyor? Adalet tam olarak nerede?

23 yaşındaki üniversitesi öğrencisi Şule Çet, çalıştığı plazanın 20. katından düşerek yaşamını yitirmişti ancak gelişen süreçte ortaya çıkan delillerle Şule'nin bir cinayete kurban gittiği ortaya çıktı.

Yarı zamanlı asistan olarak çalıştığı plazada 29 Mayıs gecesi patronu Çağatay Aksu ve arkadaşı Berk Akand'ın yanında bulunan Şule Çet düşerek yaşamını yitirdi. Aksu ve Akand olay sonrası kaçsa da yakalandıklarında Şule'nin intihar ettiğini söylediler.

Okul masraflarını çıkarmak için çalışan Şule Çet'in şüpheli ölümünün arkasındaki gerçekleri sosyal medyada isyan eden babası İsmail Çet araştırdı.

Dava sürerken salıverilen Çağatay Aksu ve Berk Akand için "cinayet", "ırza geçme" ve "hürriyeti tahdit" suçlarından ağırlaştırılmış müebbet talep edildi. Tüm bunlar baba İsmail Çet'in adalet arayışıyla ve sosyal medyadaki tepkilerle gerçekleşti.

Şimdi soruyoruz: Ölümünün üzerinden neredeyse iki yıl geçen ve bilirkişi ile adli tıp raporlarında cinsel ilişkiye zorlandığı ve plazanın penceresinden atıldığı belirlenen Şule Çet'in katilleri nasıl ellerini kollarını sallaya sallaya gezebildiler? İsmail Çet bu kadar uğraşmasa ve kızının intihar ettiğine ikna olsa adalet nasıl yerini bulacaktı?

Yaklaşık iki yıl önce Sakarya'nın Sapanca ilçesinde ormanlık alana köpekleri beslemeye gidenler bacakları ve kuyruğu kesilmiş bir yavru köpek buldu.

İstanbul, Ataşehir'de tedavi altına alınan yavru köpek operasyonu kaldıramadı ve hayata veda etti. Uzun süre gündemden düşmeyen bu olayın ardından herkesin aklında tek bir soru vardı: "Bir insan neden böyle bir şey yapsın?"

İlk olarak bir iş makinesinin altında kaldığı düşünülse de aslında herkes olayın içindeki şiddet öğelerinin farkındaydı. Minik köpeğin bacakları ve kuyruğu bilinçli olarak kesilmişti.

Özellikle hayvanlara şiddete eğilimi olanların benzer şekilde çocuklara da şiddet gösterdiği biliniyor. Buradan çıkan sonuç, kendisine karşı koyacak kadar güçlü olmayana kuvvet uygulama olarak görülüyor ancak vicdan muhasebesi de bu noktada önem kazanıyor. 

Şimdi soruyoruz: Sosyal medyada tepkilerin ardı arkası kesilmese de o yasa halen çıkmadı. Hayvanları koruma kanunu ne zaman çıkacak? Bulunsa bile failinin yalnızca bin 250 liralık cezayla kurtulması adaletli mi?

Yine yaklaşık iki yıl önce gazeteci Melis Alphan'ın Twitter hesabından duyurmasıyla Gülay Mübarek'ten haberdar olduk: Ayrılmak istediği sevgilisinin tehditlerine rağmen hukuki yardım alamadı ve sesini ancak böyle duyurdu.

Gülay Mübarek isimli genç kadın, sosyal medyadan tanışıp konuştuğu ve iki ay sonra ayrılmak istediği adamdan dehşet verici boyutlara ulaşan tehditlere ve tacizlere maruz kaldı. Çalmadığı kapı kalmadı; hukuki yollardan hakkını aramaya çalıştı, polise gitti, şikayetçi oldu ancak sapık tacizci hakkında hiçbir şekilde işlem yapılmadı.

Ve 44 yaşındaki Erdoğan Küpeli, mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonra sosyal medya hesaplarından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı.

Gülay Mübarek'i iki yıl boyunca tehdit eden, tecavüzle korkutan, yeğenine bile saldıracağını söyleyen, her yerden telefon numarasını yayan Erdoğan Küpeli bu suçlardan değil ama cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı. Elbette yargı sistemini bu şekilde eleştiremeyiz ama serbest olduğu sürede Gülay Mübarek'e zarar verseydi? 

Bu noktada bizim soracak herhangi bir sorumuz yok. Durum malumun ilamı, o kadar...

2002 yılında Türkiye Mardin'den gelen bir haberle sarsıldı: 13 yaşındaki N.Ç. aralarında kaymakamlık yazı işleri müdürü, yüzbaşı, muhtar ve korucuların da bulunduğu 28 kişinin cinsel istismar ve tecavüzüne maruz kaldı.

İfadesinde arkadaşının annesi tarafından "Sana terlik ve telefon alırım" diyerek ikna edildiğini söyleyen N.Ç., Mardin'de yüzbaşından muhtara kadar pek çok makam sahibi insan tarafından istismar edildi.

Oturmakta bile güçlük çeken, dörtten fazla ameliyat olmak zorunda kalan ve kendisini tamamen dünyaya kapatan 13 yaşındaki çocuğun yıllarca süren davası utançla bitti, yerel mahkeme “Kızın rızası vardı” gerekçesiyle hafif cezalar uyguladı.

N.Ç. yeni bir kimlikle yeni bir hayata başladı, hukuk okudu ve muhtemelen avukat oldu. Tüm bunları kendi çabasıyla gerçekleştirdi ancak bizim adalete olan inancımızın nasıl tükendiğini de gösterdi. 

Şimdi soruyoruz: Adalet sistemi gerçekten de böyle mi işliyor? Sadece makam sahibi oldukları için hafifletici nedenlerle daha az ceza alabiliyor mu suçlular? Tecavüzün, 13 yaşında bir çocuğu istismar etmenin hafifletici bir sebebi olabilir mi?

Zannetmeyin ki bu adalet anlayışını zedeleyen olaylar yalnızca son yıllarda yaşanıyor... 1997 yılında Gaziantep'te baklava ve Antep fıstığı çaldıkları için altışar yıl hapis cezasına çarptırılan dört çocuğu hatırlamıyor musunuz?

O dönem tüm Türkiye adalet sistemine isyan etse de Yargıtay'ın onayladığı kararla çocuklar hapse girmiş ve 19 ay cezaevinde yatıp Rahşan Affı ile serbest kalabilmişti.

Peki ya Sivas Katliamı'nı? 2 Temmuz 1993 günü Pir Sultan Abdal şenlikleri için Sivas'a giden aydın ve sanatçıların konakladığı Madımak Oteli, kalabalık bir grup saldırgan tarafından ateşe verildi ve 35 kişi Türkiye’nin gözleri önünde diri diri yakıldı.

13 Mart 2012'de zamanaşımına uğradığı için düşürülen davalardan hiçbir şey çıkmadı, kimse herhangi bir ceza almadı. Türkiye tarihinin en büyük kara lekesi olan Sivas Katliamı için biz değil de usta yazar Yaşar Kemal sorsun: "Utançtan başka ne kaldı elimizde?"

Adalet duygusu yıllar boyu sadece mahkemelerde değil, her alanda örselendi. Torpili olmadığı için atanamayan öğretmenler, hak ettikleri mevkilere gözlerinin önünde başkaları geçen memurlar, yıllarca iş bulamayan işçiler isyan etti adaletsizliğe…

Bugüne geri dönersek... AK Parti'nin eski milletvekillerinden Hüsnü Ordu'nun kızı Sümeyra Ordu'nun ise altı ay boyunca belediyeden maaş almasına rağmen işe gitmediği ve yasa dışı bir şekilde hayvan satışı yaptığı ortaya çıktı.

Sümeyra Ordu, sınavsız ve açıktan atamayla Kütahya Belediye Özel Kalem'de çalışmaya başladı ama bir tek gün bile işe gitmedi. Maaşı düzenli bir şekilde yatan Ordu'nun internet üzerinden yasa dışı bir şekilde evcil hayvan satışı yaptığı ortaya çıktı.

Bolu Belediyesi’nde çalışan AK Parti Kadın Kolları Başkanı Arzu Güler’in bankamatik memurlarından yalnızca bir tanesi olduğu öne sürülmüştü, hatırlarsınız…

31 Mart yerel seçimlerinde Bolu Belediye Başkanlığı’nı kazanan CHP’li Tanju Özcan, belediyeden maaş almasına rağmen ne iş yaptığını bilmediği AK Parti Kadın Kolları Başkanı Arzu Güler hakkında suç duyurusunda bulunacağını söylemişti. Ardından istifa eden Arzu Güler, işçi statüsünde olduğundan çalışmasında bir sakınca olmadığını ifade etmişti.

Pamukkale Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi için açılan ilanda "UVB ışığının neden olduğu epidermal hücre hasarında mezenkimal kök hücre tedavisiyle ilgili çalışma yapan" bir akademisyen arandığı duyuruldu.

Buraya kadar her şey normalmiş gibi görünse de, vahim iddialar ortalığı karıştırdı çünkü bu alanda çalışan tek kişi AK Parti milletvekili Şahin Tin’in yeğeni Yasemin Tin Arslan.

Adalet anlayışını zedeleyen bu olaylar yetmediyse, sizi bir de böyle alalım... 👇

Türkiye'nin Acı Gerçeklerini Hem Eski Dönemlerle Hem de Diğer Ülkelerle Karşılaştırarak Yüzümüze Bir Tokat Gibi Çarpan 'Uyandırma Servisi' - onedio.com
Türkiye'nin Acı Gerçeklerini Hem Eski Dönemlerle Hem de Diğer Ülkelerle Karşılaştırarak Yüzümüze Bir Tokat Gibi Çarpan 'Uyandırma Servisi' - onedio.com

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
marshall-bruce

Halkımız reklamlarda falan çok hoşgörülü merhametli vs diye gösteriliyor sürekli eyvallah öyle insanlar da çok ama gel gör ki halkın içine bir gir, en alttan en üste herkesin artistliği gücünün yettiğine, ezik ve aşağıda gördüğüne.

efenditoranaga

Ülkenin amına kim koyduysa onun amına koyum

magaracocugu

böyle bir yayın hazırlamanız tuhafıma gitti . büyük cesaret olmuş . tebrik ederim.

renginibelliet

yasaların da değişmesi lazım ama sanırım ülkenin yarıya yakınını hapsedeceğiz diye yetkililer yanaşmıyor.

kemal-demir14

Ülke insanlarıyla kurumlarıyla ahlaki bir buhran geçiriyor, ülkeyi yönetenler sınır dışında macera aramak yerine ülke içindeki bu sorunlara odaklanırsa daha yararlı olur bence. Hafife alıyorlar ama seçim sonuçları mesaj niteliğindeydi.

Görüş Bildir