Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Hakkını Okur ve Zaman Teslim Edecek - Perihan Özcan

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Hakkını Okur Ve Zaman Teslim Edecek

Hakkını Okur Ve Zaman Teslim Edecek

Tek Bacaklı Yolcu, Müller’in Almanya’ya göç ettikten sonra yazdığı ilk roman. Şüphesiz, Irene vasıtasıyla sürgün psikolojisini böylesine etkileyici anlatmasında bunun payı büyük.

Düşey bir gökyüzü. Ses çıkarmayan adımlar, eski fotoğrafların rengindeki çehreler. Huzurdan yoksun sessiz bir avlu. Suç işlendikten hemen sonraki, elle bıçak arasındaki gibi bir sessizlik. Çamların üzerine iç organların asıldığı zamanları anımsatan bir Noel. Bitpazarından eski giysi ve toz kokusu getiren rüzgâr. Henüz hayattayken izi kaybolanlar. Uyluk ve kalçaların çevresinde hızla solup giden yıllar. Tenin genç ve pürüzsüz olduğu yıllarda tüketilen sevgi. İnsanın ya bir vazosu ya bir mezarı olması gereken bir kent. Öldüklerinden beri birbirine benzeyen dostlar. Alınlarında iktidarın karanlığını taşıyan, tırnak dipleri riyakârlıktan beyazlaşan politikacılar. Yazıldıktan sonra haftalarca yollarda kalan, posta kutusuna düştüğünde çoktan açılıp okunmuş olan mektuplar. Yazılmasına izin verilenlerle verilmeyenlere göre örülmüş dikkatli satırlar. Bir erkeği, eşcinsel olmasını dileyerek ama kendinin kadın olduğunu unutarak arzulamak. Bir bakışı, yüzüne batan bir şeymiş gibi hissetmek. Kendini bir yabancıyı sevmek gibi sevmek. Katlanmanın anlamı pek yok, kaçmanın da. Yaptığının adı sineye çekmek belki. Dışarıdan yaşlı, içeriden reşit değil gibi hisseden bir kadın Irene.

Göçmeye mecbur yaşamak için. Üstünden eksilmeyen, onu projektör gibi tarayan gözlerden bıkkın. Toprağın hiçbir şey büyütmediği kel şeritte dizilmiş, öteki ülkeden gelen parçalanmış bulutları izleyen askerlerin ötesine gitmeli. Üniformalı adamların raflardan aldığı mallara el koyduğu, gazetelerde kanunların peyda olduğu ülkeden uzaklaşmalı.

Gittiği ülkede karşılaştığı firari, ürkek bakışlar tanıdık. “Memleket özlemi çekiyor musunuz” sorusu, onda bir duygu uyandırmıyor. Geriye bakıp düşünüyor elbette, ama özlenecek bir şey yok. Franz da bu ülkede. Irene, sesinin diğer ülkede farklı olduğunu söylüyor. Daha önce kendini duymadığını ifade ederek doğruluyor onu Franz. Anavatan anlamına gelen şeyin sınırları dışında kalmak istediği çok açık. Franz var ama yalnız Irene. Thomas var, Stefan var ama varlıkları birbirine değiyor sadece.

Politik misyon ve edebi yetenek

Tek Bacaklı Yolcu’nun yolcuları, boşluğa asılmış gölgeler gibiler. Bir arada olmalarına rağmen yalnız, başka kimseleri olmadığı halde birbirlerinden bile yoksun, kendilerine bile yabancılar. Onlar için korkularının sınırlarını aşmak, ülkelerin sınırlarını geride bırakmaktan daha zor. Baş yolcu Irene, Romanya’dan geldiği Almanya’da hayata tutunmaya çalışıyor. Bu o kadar kolay değil. Çünkü geçmişi ve bıraktığı yerde devam eden bugünü, başında habis bir ur gibi taşıyor. Zulüm virüsü enjekte edilmiş bir toplumun, uzaklarda tek başına deva arayan bir zerresi o. Yaralarını kapatması zor. Yaşama içgüdüsüyle direniyor. Nekahet dönemi ne kadar sürecek belli değil.

Herta Müller’in Tek Bacaklı Yolcu ’su Irene, yaratıcısının kendi mayasını çaldığı bir karakter. Romanya’daki Alman azınlıktandı Müller. O dönemde her reddediş, gönülsüz bir kabullenişti ve Müller Rumen gizli servisi Securitate’ye bilgi vermeyi reddedince işten atılmayı, sorgulanmayı, fahişelik ve karaborsacılığın da dahil olduğu çeşitli suçlamaların hedefi olmayı kabul etmişti. Ya da Irene’nin deyişiyle sineye çekmişti. Hiçbir şey onu İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazileri destekleyen babasını eleştirmekten alıkoymadı. Annesinin onu dünyaya getirmeden evvel beş yıl Sovyet Gulagları’nda tutulmasını ise unutmadı. Ama Müller’in Çavuşesku diktatörlüğüne sesini yükseltmesinin nedeni kişisel değildi. Irkçı, baskıcı, ayrımcı, herkesin özgürlüğünü elinden alan, insan onurunu zedeleyen, ruhunda kalıcı hasarlar bırakan siyasi düzene karşıydı. Bu karşı çıkışın bedelini önce kitaplarının Romanya’da yasaklanmasıyla, sonra Almanya’ya göç etmekle ödemişti.

Irene ve Müller. Dışlanmış, geri adım atmamış, sürülmüş, sürüklenmiş iki direnişçi. Hayat bulduğu coğrafyayı göğsünde yumruk gibi taşıyan, aidiyet duygusunu yitirmiş, köksüzleşmiş, gelecekten çok şey beklememeyi öğrenmiş iki kadın. Tek Bacaklı Yolcu , Müller’in Almanya’ya göç ettikten sonra yazdığı ilk roman. Şüphesiz, Irene vasıtasıyla sürgün psikolojisini böylesine etkileyici anlatmasında bunun payı büyük.

Müller, 2009 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne “şiirin yoğunluğu ve nesrin doğrudanlığını kullanarak yurtsuzların dünyasını betimleme yeteneğiyle” layık görülmüştü. İsveç Bilim Akademisi’nin açıklaması, Müller’in dilini anlatmakta mütevazı kalıyor. Onu farklı kılan, öncelikle hayatı algılama biçimi. Bir yazar olarak eşsizliği ise kelime seçimlerinden, değdiği yerde iz bırakan bıçak keskinliğindeki cümlelerinden ileri geliyor.

Nobel aldığında ülkesinde bile pek tanınmıyordu Müller. Bu ödülün ona Berlin Duvarı’nın yıkılmasının yirminci yılında verilmesi epeyce tartışıldı. Kimilerine göre hâlâ Demir Perde’yi yıkan bir yazar o. Kimileri ise Müller’i işgalci Almanları yeterince eleştirmeyip işgal sonrası kurulan sosyalist rejimleri suçlayan, antikomünist propaganda yapan bir kalem olarak görüyor.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaBilimEşcinselİsveçNobelRomanya
Görüş Bildir