Eğitim-Sen Başkanı İsmail Koncuk: Bu Kafayla Giderlerse, Okulları da Satarlar

-

Bu Kafayla Giderlerse, Okulları Da Satarlar

Bu Kafayla Giderlerse, Okulları Da Satarlar

Türk Eğitim-Sen İlçe Temsilcileri Eğitim ve İstişare Toplantısının sonuncusu 04-06 Aralık 2013 tarihinde Antalya’da yapıldı. Toplantıya Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri, İlçe Temsilcileri ve İlçe yönetim Kurulu Üyeleri katıldı.

Sendikacılık hakkı tutup kaldırmaktır. İktidarlara göre konum alan bir zihniyetle hakkı tutup kaldırmak mümkün değildir.

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, toplantıda yaptığı konuşmada; Mehmet Akif Ersoy’un şiirinden alıntı yaparak, sendikacılığın hakkı tutup, kaldırmak olduğunu söyledi. Koncuk şöyle konuştu: “Mehmet Akif Ersoy’un bir şiirinden hareketle sendikacılığın ne olduğunu anlatayım. Akif diyor ki;

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Sendikacılık bizim anladığımız anlamda hakkı tutup, kaldırmaktır. Ama hakkı tutup kaldırmak kolay bir iş değildir. Hakkı tutup kaldırmak için bazen çiğnenmek, namertlerin, ahlaksızların saldırısına uğramak da söz konusu olmaktadır. ‘Hiç kimse bana dokunmasın. Hiçbir bedel ödemeyeyim. Hiç risk almayayım. Gemimi yüzdüreyim. Gerisi beni ilgilendirmez’ anlayışını son zamanlarda üzülerek görmekteyim. Bu zihniyetteki insanlar, hakkı tutup kaldıramaz. İktidarlara göre konum alan, pozisyon değiştiren bir zihniyetle hakkı tutup kaldırmak mümkün mü? Doğrularımız, gelen iktidarlara göre değişiyorsa, hakkı tutup kaldırabilir misiniz? Elbette hayır.”

Bunlar, darbelerin yetiştirdiği tosuncuklar. Darbeler olmasaydı, esameleri okunmazdı. Bunları besleyenler ve büyütenler, gerizekalı darbecilerdir.

Sendikamıza ve konfederasyonumuza yönelik karalama kampanyalarına değinen Koncuk, iftira atanların darbelerin yetiştirdiği tosuncuklar olduğunu ifade etti. Koncuk şöyle dedi: “Son zamanlarda bizleri karalamaya çalışanları, bizlere iftira atanları, her türlü yalanı, gayri ahlaki yöntemi kullananları görüyoruz. Bir kişiye Ergenekoncu, darbeci demek moda oldu. Bize iftira atanları anlamakta zorlanıyorum. Dinime söven Müslüman olsa. Bu adamlar hayatlarının hiçbir evresinde risk almamışlar.

Ülkemizde darbeler oldu. Bunlar, darbelerin yetiştirdiği tosuncuklar. Darbeler olmasaydı esameleri okunmazdı. Bunları besleyenler ve büyütenler, gerizekalı darbecilerdir. Bunları besleyenler ve büyütenler; bu milleti anlamayan, bu milletin değerlerinden beslenmeyen, bu millete karşı durmayı demokrat ve çağdaş olmak zanneden gerizekalılardır.

Bedel ödemeyen, risk almayan, bir eli yağda, bir eli balda olan bu tatlı su demokratlarının, darbelerin inim inim inlettiği insanları darbeci diye adlandırmaları tam anlamıyla terbiyesizlik ve namussuzluktur.

Bu tosuncuklar; demokrat geçiniyorlar, bizden fazla darbe karşıtı olduklarını iddia ediyorlar, bizi de darbeci ilan ediyorlar. Böyle bir şey var mı? Buna kimsenin hakkı yok. Bedel ödemeyen, risk almayan, bir eli yağda, bir eli balda olan bu tatlı su demokratlarının, darbelerin inim inim inlettiği insanları darbeci diye adlandırmaları tam anlamıyla terbiyesizlik ve namussuzluktur. ‘Benimle beraber Mamak’ta sen mi yattın?’ diye sormak lazım. ‘Benimle beraber C-5’lerde sen mi işkencelere tabi tutuldun?’ diye sormak lazım. Biz güneşin alnında kavrulurken, bunlar gölgede büyüdüler.

‘Derin devlet’ diyorlar. Bugün, derin devlet varsa, bu derin devletin patronu sizsiniz. 11 yıldır yemediğiniz nane, yapmadığınız ahlaksızlık kalmadı. Biz nereden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi çok iyi biliyoruz. Bizim duruşumuz; güneşli, karlı ve yağmurlu havaya göre değişmez.”

Ömer Dinçer, serbest kıyafet uygulamasını tribünlere oynamak için getirdi.

Okullarda serbest kıyafet uygulamasına değinen Genel Başkan Koncuk, “Serbest kıyafet uygulaması başlattılar. Ömer Dinçer gibi tebeşir tozu yutmamış bir Bakanın, bu tür uygulamaların hangi sonuçları doğuracağını görememesi doğaldır. Zira Dinçer, bunu görebilecek bilgi birikimine ve ferasete sahip değildir, bu uygulamayı, tribünlere oynamak için getirmiştir. Oysa tepeden aşağıya bir taşı yuvarladığınızda başka hangi taşları harekete geçireceğini çok iyi hesap edeceksiniz. Bu uygulamayla ilgili sorunlar yaşayacağız. Bunun tüm vebali, uygulamayı getirenlere aittir. Tek tip kıyafetin militarizm olduğunu söylüyorlar. Aynı kıyafeti giydirsek, yine de herkes aynı şeyi düşünmez. Konuyla ilgili anket çalışmamız kamuoyuna açıklandı. Anketten çıkan çarpıcı sonuç, eğitimcilerin bu uygulamaya karşı olduğudur” dedi.

Kimseyi ezerek üye yapmayın. Bizim ezilmiş insanlara ihtiyacımız yok. Bu milletin başı dik insanlara ihtiyacı var.

Yandaş sendikanın ve konfederasyonun korkutarak, sindirerek üye yaptığını kaydeden Koncuk, “Kimseyi ezerek üye yapmayın. Bizim ezilmiş insanlara ihtiyacımız yok. Bu milletin başı dik insanlara ihtiyacı var” dedi. Koncuk şunları söyledi: “Geçen yıl yüzde 30 oranında büyüme sözü vermiştiniz. Bu söz büyük ölçüde yerine getirildi. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Bu dönem, yine aynı oranda büyüyeceğiz. Sendikamızın ve konfederasyonumuzun büyümesi son derece önemli. Yetkiyi almak önemli, ama büyümek daha önemli. Bizim büyümemiz, hakkı tutup kaldıran anlayışın büyümesi demektir. Haksızlığı, namussuzluğu yöntem olarak benimseyen sözde sendikaların küçülmesi eğitim çalışanlarının geleceği açısından son derece önemlidir. Zira bunlar, insanların genlerini bozdu. Bunlar; devlet memurlarına dayatmalarda bulundu, şantaj yaptı. ‘Ruhunu sat, seni rahat bırakalım’ dediler. Böyle edepsizce, insanlık dışı bir anlayış olabilir mi?

Sendikamıza üye olsun diye kimseye eziyet etmeyin. İnsanların gönlünü kazanarak üye yapın. İnsanları korkutarak, ezerek üye yapmayın. Bizim ezilmiş insanlara değil, başı dik insanlara ihtiyacımız var. Sendikacılığımızı, saygıyı esas alarak ortaya koyalım. Kendini pazarlamaya hazır insan modelinin evlatlarımıza kazandıracağı hiçbir değer olamaz. Hangi devir gelirse gelsin, bu anlayışta olun. Biz üyelerimizi ezdirmeyiz. Yeter ki bizim arkadaşlarımız dik dursun.

Hangi makamda olursa olsun, devlet bunları hangi yetkilerle donatırsa donatsın hiç kimsenin iradesi benim irademin üzerinde olamaz. Bu nedenle şahsiyetimize, ruhumuza sahip çıkacağız. Huyunu suyunu bozduğunuz bin bir takla attırdığınız devlet memurlarıyla bu ülkeyi bir yere götüremezsiniz. Defolu adama ihtiyacımız yok. Bizim sendikal mücadelemiz, ‘Çiğnerim, çiğnenirim. hakkı tutar kaldırırım’ noktasında olmalıdır.”

İnsanlarımızı ezmeye çalışanların, devletin verdiği gücü istismar edenlerin burnundan fitil fitil getirmezsek namerdiz.

Küçülme korkusu yaşamadığımızı söyleyen Koncuk, makamların baki olmadığını hatırlattı. Koncuk, “Biz küçülme korkusu yaşamıyoruz., İnsanlarımızı ezmeye çalışanların, devletin verdiği gücü istismar edenlerin burnundan fitil fitil getirmezsek namerdiz. Herkes hesabını ona göre yapacak. Hiçbir makam kimseye baki kalmadı. Hiç kimse , o makamın gücünü ebedi kullanılacak bir güç olarak görmesin. Çünkü; yarın, bizimle, milletle baş başa kalacaklar” diye konuştu.

Böyle bir sendikal anlayışla, Türkiye kaybedecek. Yetkili konfederasyon, yandaş sendika olduğu sürece, kamu çalışanları kaybedecek.

Geçen yıl yapılan toplu sözleşme sürecine değinen Koncuk, yaşanan rezaleti anlattı. Son 50 yılın en rezil toplu sözleşmesinin yapıldığını söyleyen Koncuk, yetkili konfederasyon yandaş sendika olduğu sürece kamu çalışanlarının ve Türkiye’nin kaybedeceğini kaydetti. Koncuk şöyle konuştu: “Geçen yıl 48 bin üye yapmışız. Bu çok büyük bir rakam. Toplam üye sayımızı bu sene 250 bin olarak hedefliyoruz. Türkiye Kamu-Sen olarak ise, 394 bin olan üye sayımızı, 420 bine çıkardık. Yetkili olmak çok önemli. Zira geçen yıl masada yaşanan rezaleti hep birlikte gördük. Toplu sözleşme masasında, her talebinize cevap bulacaksınız diye bir şey yok. Ama sendikacılık anlamında ortaya ne koyuyorsunuz, bu çok önemlidir. Hükümet, yetkili konfederasyonun her talebini elinin tersiyle itiyor. O zaman ‘sendika olarak sen ne yapıyorsun?’ sorusunu sormak gerekir. Samimi söylüyorum ben o sendikanın yerinde olsam, ‘harç bitti, inşaat paydos’ der, kapıya kilit vururum. ‘Son 50 yılın en iyi toplu sözleşmesini yapacağız’ dediler, son 50 yılın en rezil toplu sözleşmesini yaptılar. Hatırlayacaksınız, bir televizyon kanalında bu konfederasyonun genel başkanına ‘öğretmene ek ödeme alamazsak, eylem yapar mısınız?’ diye sordum. Kabul etmediler, ‘Sizin derdiniz Ak Parti’ye zarar vermek. Biz sizinle eylem yapmayız’ dediler. Buna rağmen, bu konfederasyona 23 Mayıs’ta iş bırakma teklifinde bulunduk. Bu kez 23 Mayıs tarihinin çok geç olduğunu söylediler. Bunun üzerine ‘23 Mayıs’ta KESK ile yaparız, başka bir tarihte sizinle yapalım’ dedim. Yine kıvırdılar. Bunların hayatı kıvırmakla geçiyor. 22 Mayıs tarihinde üyelerinden gelen baskı sonucunda, kerhen iş bırakma eylemimize destek vereceklerini ilan ettiler ama bu da sözde kaldı. Biz gaz yedik, onlar Güvenpark’ta piknik yaptı. Masada uzlaşma sağlanamayınca, Hakem Kuruluna gittik. Ancak bu kurumun üyelerinin çoğunluğu Hükümetin iradesiyle hareket ediyor. Bu nedenle ‘masaya oturmayalım’ dedik. Çünkü sendika temsilcileri masada olmadığı zaman, karar alınamıyor. Bu şekilde hem zaman kazanmak, hem de topu Bakanlar Kuruluna atmak istedik. Bunu da kabul etmediler. Oysa sendikacılıkta her yolu deneyeceksiniz. Şimdi, Hükümet, ‘Hakem Kurulu karar vermiş’ diyor. Bunu yargıya da taşıyamıyoruz. Dolayısıyla bu rezaleti Türkiye’ye anlatmak benim görevim. Sen toplu sözleşmeyi eline yüzüne bulaştırırsan, ağababalarının korkusundan sendika olduğunu unutursan, ben de seni eleştiririm. Böyle bir sendikal anlayışının Türkiye’de kök salması kabul edilemez. Böyle bir sendikal anlayışla, Türkiye kaybedecek. Yetkili konfederasyon, yandaş sendika olduğu sürece, kamu çalışanları kaybedecek.”

Kamu çalışanlarının iş güvencesinin kaldırılması ihtimali artarsa, her türlü gerginliği yaratırız. 2 milyon 600 bin kamu çalışanı Hükümetin başına bela olur.

İş güvencesinin kamu çalışanlarının elinden alınmak istendiğine dikkat çeken Genel Başkan İsmail Koncuk, önemli uyarılarda bulundu. Koncuk şunları kaydetti: “İş güvencemizi kaybedebiliriz. Bu konuda Hükümet kanadından hafif bir geri adım var gibi ama ‘vazgeçtik’ demiyorlar. ‘Böyle bir çalışma olursa bunu beraber yapacağız’ diyorlar. Bu ayın sonunda bir toplantı yapılacak. Bu toplantının konusu büyük ihtimalle, Devlet Memurları Kanunu olacak.

Türkiye’de çalışma hayatının nasıl dizayn edilmek istendiğine dikkat edilmelidir. Bu konuda kamu çalışanlarını uyardık. Kamu çalışanlarının iş güvencesinin kaldırılması ihtimali artarsa, her türlü gerginliği yaratırız. 2 milyon 600 bin kamu çalışanı Hükümetin başına bela olur. Bu nedenle iktidar macera aramamalıdır.

Elbette bu konuda kamu çalışanlarının da bir şeyler yapması gerekir. Kamu çalışanları, sendikal tercihlerini gözden geçirmelidir. İş güvencesi gibi en önemli kazanımımız masaya yatırılıyorsa, kamu çalışanlarının bunu dikkate alması gerekir. Sendikal tercihlerimizi iktidarın her yaptığını doğru olarak alkışlayan bir konfederasyondan yana kullandığımız sürece, iş güvencemizi elimizden alırlar. Bakın anayasa değişikliği çalışmaları devam ediyor. Anayasa’nın 128. maddesi devlet memurlarını tanımlayan bir maddedir. Bu madde, ‘devletin asli ve sürekli işleri, part-time çalışan, 4/B’li, 4/C’li çalışan sözleşmeliler eliyle görülür’ şeklinde değiştirildiğinde, devlet memurluğuna ‘bay bay’ diyeceğiz.

Bu kafayla giderlerse, okulları da satarlar, öğretmenleri taşeron firmalardan alırlar.

Bakınız kamuda taşeronlaşma 500 bini buldu. 10 yıl önce taşeron firmalarda çalışanların sayısı 10-15 bin idi. Bugün 500 bine ulaştı. Belediyeleri ve özel sektördeki taşeronlaşmayı dahil ettiğinizde bu sayı, 2.5-3 milyona ulaşıyor. Taşeronlaşma tam bir kölelik düzenidir. Bu kafayla giderlerse, okulları da satarlar, öğretmenleri taşeron firmalardan alırlar.

Yaşanan tehlikeleri şimdiden görmek gerekir. İktidar, ‘Kamu çalışanlarına yaptıklarıma rağmen, benim kurduğum sendikanın üye sayısı artıyor. Demek ki iyi şeyler yapıyorum’ diyor. Bu konfederasyonun 650 bin üyesi varsa, böyle bir anlayışa 650 bin insan destek veriyorsa, elbette bu ülkeyi yönetenler de bu şekilde düşünür. Her devlet memuru, ‘bir takım haklar elimizden alınırken, kime, neye hizmet ediyoruz?’ sorusunu kendisine sormalıdır.”

Sınıf öğretmenlerinin norm kadro fazlası olduğunu, bu nedenle alan değiştirmek zorunda kaldıklarını söyleyen Koncuk, “4+4+4 sistemi getirildi. Bu süreçte ‘sınıf öğretmenlerinin yüzde 20’si norm kadro fazlası olacak’ diye bas bas bağırmadık mı? Oysa onlar, ‘bir tane öğretmen norm kadro fazlası olmayacak’ demediler mi? Biz sınıf öğretmenleri norm kadro fazlası olmasın diye mücadele ederken, o değerli öğretmen arkadaşım hala bunlara üye ise, o zaman başka zilletlere de razı demektir. Sınıf öğretmenleri norm kadro fazlası olduğu için, eş durumundan tayin yaptıramayanlar da eşlerine, çocuklarına kavuşmak için alan değiştirmek zorunda kaldı. Ben bırakınız Cumhuriyet tarihini, dünya tarihinde böyle bir rezil uygulama olduğunu düşünmüyorum. Bunu yapan bir Bakan hala görevinin başında” dedi.

Kamusal alanda başörtüsü serbest olmalıdır

Kamusal alanda başörtüsünün serbest olması gerektiğini kaydeden Koncuk, şunları söyledi: “Kamusal alanda başörtüsü yasağının tamamen kaldırılmasından yanayız. Çünkü din istismarı Türkiye’de sona ermelidir. Yüce dinimizden nemalanma devri kapanmalıdır. 28 Şubat sürecinde imam hatipler kapatıldı. İmam hatiplerin kapatılması Türkiye’de din istismarını önlemedi, aksine din eğitimi, merdiven altına indi. İslam’ı doğru algılamaktan uzak nesiller türedi. Bugün Atatürk’ü düşman bilen nesiller var. Türk’üm demeyi, vatansever olmayı İslam’la taban tabana zıt zanneden nesiller türedi. Dolayısıyla 1997 yılında çok ciddi bir hata yapıldı. İmam hatiplerin kapatılması, tarihimizdeki din istismarını en yüksek seviyeye çıkardı. Türkiye’de kamusal alanda bırakın insanlar başörtüsüyle girsin. Milletin değerlerine karşı olanlar; bu milleti gere gere birtakım beceriksiz siyasetçilerin kucaklarına attılar. Kimse din üzerinden siyaset ve sendikacılık yapmamalıdır. Atatürkçülük, milletle beraber yürümektir. Atatürkçülük; milleti sevmektir, milletin değerleri ile beraber olmaktır. Elbette Atatürkçüyüz. Bunu gururla ifade ediyorum.”

Başörtüsü eylemleri ile ilgili açıklamalar da yapan Genel Başkan İsmail Koncuk, “Bugünlerde başörtüsü ile ilgili eylem yapıyorlar. 11 yıldır iktidarsanız, ‘herkesi hizaya getirdik’ diye övünüyorsunuz. Başörtüsü konusunu niye çözmüyorsunuz? Bunu çözmeyen kim? Siyasi iktidar. Söyleyecek bir lafınız varsa, iktidara söylersiniz. AKP Genel Merkezi önüne siyah çelenk bırakırsınız, Başbakana ‘bu millet size yüzde 50 oy verdi. Bu konuyu çözün’ dersiniz. Bu konfederasyonun genel başkanı, başörtüsü konusunda Başbakan ile yaptıkları görüşmenin ardından ‘bu yönde çalışma olduğunu biliyorum’ diyor. Yani başörtüsü sorunu çözülürse, ‘biz çözdük’ diyecekler. Bunlar problem çözmez, ancak tribünlere oynar” diye konuştu.

Performans sistemine karşı olduklarını, kariyer basamakları sistemi ile ilgili de sendikaların görüşleri alınması gerektiğini kaydeden Koncuk, kariyer basamaklarının çalışanların temsilcilerinin görüşlerinin alınmadan uygulamaya konulması durumunda, bunu protesto edeceklerini ifade etti. Üniversite Çalıştayı yaptığımızı da hatırlatan Koncuk, önümüzdeki aylarda ‘Teknik Eğitim ve 4/C Çalıştayı’ yapacaklarını da açıkladı.

Bülent Arınç’ı bir kez daha kınıyorum.

Genel Başkan İsmail Koncuk, toplantının son günü yaptığı konuşmada ise Bülent Arınç’ın, Memur-Sen’in düzenlediği bir törende yaptığı konuşmaya dikkati çekti. Koncuk, Arınç’ın, Memur-Sen’in toplu sözleşme yapmayı hak ettiğine ve diğer sendikaların toplu sözleşme hakkının tartışılması gerektiğine yönelik sözlerini sert bir dille eleştirdi. Koncuk, “Biliyorsunuz, 2010 yılında Anayasa referandumu yapıldı. Anayasadaki maddelerden biri, kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı öngören maddeydi. Arınç’a göre, referandumda ‘evet’ diyenlerin toplu sözleşme kanunundan faydalanmaya hakkı varmış, ‘hayır’ diyenlerin böyle bir hakkı yokmuş. Bülent Arınç’ın bir devlet adamı olarak böyle bir değerlendirme yapması çağdışı bir anlayıştır. Adam olmak başka bir şeydir. Başbakan olursunuz, Cumhurbaşkanı olursunuz, Başbakan Yardımcısı olursunuz, Bakan olursunuz, ama adam olamazsınız.

Sayın Bülent Arınç aynı zamanda bir hukuk adamı. Anayasa’nın 10. maddesi kanunların bütün vatandaşlarımıza eşit uygulanacağını ifade ediyor. Herhangi bir devletin Anayasası’nda, ‘Anayasa’yı kabul edenler faydalanır, kabul etmeyenler faydalanamaz’ der mi? Bülent Arınç bunu ikinci kez yapıyor. Daha önce de Bursa’da Memur-Sen’in Temsilciliğinde bu açıklamayı yapmıştı. Türkiye Kamu-Sen olarak Bülent Arınç hakkında suç duyurusunda bulunmuştuk. Hatta Başbakana, ziyaretimizde, Bülent Arınç’ın bu beyanını hatırlatmıştık. Başbakan da ‘böyle bir anlayış mı olur?’ diyerek, Arınç’ın sözlerine isyan etmişti.

Bülent Arınç çok güzel hitap ettiğini zanneden, ama söz söyleme özürlü bir bakandır.

Bülent Arınç çok güzel hitap ettiğini zanneden, ama söz söyleme özürlü bir bakandır. BDP’li milletvekilinin hapishanede başına gelenleri öğrenince, ‘ben de olsam dağa çıkardım’ demiş, tepkiler üzerine geri adım atmıştı. Akıl sahibi bir adam, konuştuğuna dikkat eder. Hele ki Başbakan Yardımcısı mevkisine geldiyseniz, ağzınızdan çıkan her lafa dikkat edeceksiniz. Bülent Arınç’ı bir kez daha kınıyorum. Arınç’ı milletimiz adına kınıyorum. Anayasa’ya yüzde 58 ‘evet’ diyen varsa, yüzde 42 oranında da ‘hayır’ diyen var. Referandumda ‘evet’ diyen de, ‘hayır’ diyen de kıymetlidir. Bu, demokratik bir tercihtir. İnsanlar tercihlerini hür iradesiyle ortaya koyar.

Dünün bebek katili, 45 bin insanımızın katili, bugün ‘umut’ haline getiriliyor. Yazıklar olsun.

Konuşmasında İmralı ile görüşmelere de değinen Koncuk, terörle müzakere yapılamayacağını belirtti. Koncuk, “İmralı ile görüşmeler gündeme oturdu. Bu konuda namus, şeref tartışması da yaşanmıştı. Bülent Arınç, ‘ne görüşmesi, böyle bir namussuzluk yapılabilir mi? demişti. Aynı Arınç, şimdi ‘elbette her şeyi yapacağız’ diyor.

Terörle müzakere diye bir şey olmaz. Gözümüzün içine baka baka milleti aldatıyorlar, şehitlerimizin kemiklerini sızlatıyorlar. Terörle müzakere ‘terör örgütü olarak yıllardır ortaya koyduğunuz talepleri değerlendireceğiz’ anlamına gelir. Bu talepler ana dilde eğitimden, özerkliğe kadar geniş yelpazede taleplerdir.

Biliyorsunuz Büyükşehir Yasası çıkarıldı. Bu yasa, eyalet sisteminin önünü açan bir yasadır. Bu yasa, Oslo görüşmelerinde, birtakım çevrelere, eyalet sisteminin adımını atmak için verilen sözlerin neticesinde çıkarılmıştır. Terör örgütüyle müzakere, onların taleplerine ‘evet’ demek anlamına gelir. Eğer terör örgütünün taleplerini kabul etmeyecekseniz, terör örgütü zaten sizinle müzakereye oturmaz. Bu ülke ne noktaya geldi? Dünün bebek katili, 45 bin insanın katili, bugün ‘umut’ haline getiriliyor. Yazıklar olsun. Yuh olsun. Böyle bir anlayış olmaz.

İşte bu yaşadığımız olaylar, bizim gibi teşkilatların büyümesi gerektiğini ortaya koyuyor. İhanet odaklarının emrinde olanlar, ‘ülke nereye giderse gitsin, ben işime bakarım’ diyenler var; ama bizim gibi kuruluşlar yok. Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in mensupları, toplumun dinamikleri olan insanlardır. Eğer bu dinamikler, üzerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirmezse, bu ülkede evlatlarımızın geleceği kalmaz. Ülkemizi yönetenler, bu aymazlıkla devam ederse, bugünleri arayacağız. Yaşananlara seyirci kalmamalıyız. İhanet odaklarına ve bu ülkemizi bölmeye çalışan şerefsizlere fırsat vermeyelim” dedi.

Genel Başkanın Açılış Konuşması İçin

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

4+4+4Adalet ve Kalkınma PartisiAntalyaBarış ve Demokrasi PartisiBaşbakanBaşbakan YardımcısıBülent ArınçBursaDarbeİmralıÖğretmenTerörmemurtatlı
Görüş Bildir