2012'de Topraktan Ne Çıktı: Arkeolojik Keşifler

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

2012'De Topraktan Ne Çıktı: Arkeolojik Keşifler

2012'De Topraktan Ne Çıktı: Arkeolojik Keşifler

Louise Illes

Cambridge Üniversitesi

2012'de parçacık fiziğinden uzay araştırmalarına değin birçok alanda bilim insanları geleceğin dünyasının ipuçlarına ulaştı. Ama geride bıraktığımız yıl aynı zamanda, arkeologlar sağolsun, geçmişin kapılarını biraz daha araladık. Yıl boyunca ortaya çıkarılan bazı önemli keşiflerden bir kesit sunuyoruz.

2012'ye girerken, içki ve sigarayı biraz olsun azaltacağını vaadedenler, insanoğlunun keyif alma kültürünün ne kadar köklü bir gelenek olduğunu anladı. Meksika'da 14 yüzyıl öncesine giden seramik kaplarda nikotin kalıntılarıyla karşılaşan arkeologlar, tütün kullanımının Mayalar arasında çok eskiden de yaygın olduğunu anladı. Peru'daki kazılarda ise, patlamış mısırın MÖ 4700'de yenildiğine ışık tutan bulgular şaşkınlık vericiydi.

Bunu, Vikinglerin bira sevgisine ilişkin Grönland kazılarından gelen haber izledi. Araştırmacılar, 1000'li yıllarda Grönland'a yerleşen Vikinglerin iklimin soğukluğuna rağmen yanlarında getirdikleri arpa tohumlarını burada yetiştirerek bira ürettiğini düşünüyor.

Şubat ayının dondurucu soğuklarına eşlik eden arkeoloji haberi de derin dondurucudan çıktı. Alpler'de 5 bin yılı aşkın süre önce ölüp buz katmanları altında mumyalaşan Oetzi takma adlı adamın kalıntıları, genetik bilimciler tarafından incelendi ve araştırma ekibi Oetzi'nin gen haritasını bütünüyle ortaya çıkarmayı başardı.

DNA analizi, binlerce yıl önce yaşamış bir insanın şahsi hayatına ilişkin ipuçları vermenin yanısıra, zamanın Avrupa'sındaki göç hareketlerine de ışık tuttu. Oetzi'nin mitokondrial DNA'sı anne tarafının orta-kuzey Avrupa'dan geldiğini gösterirken, baba tarafının ise ağırlıklı olarak Korsika ve Sardinya kökenli olduğu düşünülüyor.

Bilim insanları, Oetzi'nin diş ve kemiklerinden elde edilen izotopik ölçümlerden, ölü bulunduğu yer civarında doğup büyüdüğünü tahmin ediyor. Ama gen haritasının Sardinya'ya işaret ediyor oluşu, Akdeniz adaları ile Alpler arasında çok eskilere dayanan bir göç hareketine ışık tutuyor.

İngiltere'de Mart ayında ortaya çıkarılan bir gömüt, 8. yüzyılda Anglo-Saksonların geçirdiği köklü toplumsal dönüşümün göstergesi niteliğindeydi. Cambridge yakınlarında bir köyde bulunan mezar, altından bir haç taşıyan ve süslü bir yatağa konulmuş bir genç kıza ait.

Pagan geleneklerini Hristiyan sembollerle harmanlayan mezar, İngiltere'nin hızla tek tanrılı dine doğru kaydığı kritik bir dönemin günümüze yansıması olarak algılanıyor.

Meteoroloji uzmanları, geçen Nisan ayının İngiltere'de yüzyılı aşkın süredir tanık olunan en yağışlı ay olduğunu açıklarken, bir grup arkeolog ve mühendis bu sağnak altında Bronz Çağı insanının gemicilik tekniklerini incelemek için kolları sıvadı.

Cornwall Denizcilik Müzesi'nin çatısı altında, Bronz Çağı'nda Manş Denizi'ni aşan gemilerin tıpa tıp kopyası olan, tahtadan kalasların dikilerek birbirine tutturulduğu bir gemi inşa edildi. Tasarım, İngiltere açıklarında keşfedilen bir gemi kalıntısına dayanıyor. Bronz Çağı'nda bu tip gemiler vasıtasıyla İngiltere ve kıta Avrupa'sı arasında bakır ve altın gibi kıymetli madenlerin ticareti yapılıyordu.

Maya kültürünün tütün içmeye düşkünlüğünün yanısıra, takvimleri de 2012'de arkeoloji dünyasını meşgul eden belli başlı konular arasındaydı. Mayıs ayında, 9. yüzyıldan kalma bir Maya takvimi keşfedildi. Bugüne değin ortaya çıkarılan Mayalara ait en eski astronomik takvim olması açısından, önemi büyük. Duvar resimlerinden oluşan takvimin kıyamet kehanetini yalanlaması da cabası.

Xultun'da terkedilmiş bir binanın duvarlarına çizilen Maya hiyerogliflerinin ay ve gezegenlerin 7 bin yıl ilerideki döngülerini resmettiği görüldü. Takvim, Mayaların 2012'de dünyanın sonunun geleceğine inandığı teorisini açıkça yalanlamış olsa da, kıyamet tellakları bu keşfi duymazdan geldi.

Haziran ayında yayımlanan bir kitap, Paskalya Adası'nın gizemli heykelerini mercek altına aldı. Yaygın teoriye göre, 1000 civarında Moai heykelinin dikilişi esnasında ormanlık arazi ve doğal kaynaklar büyük zarar görmüş ve ada halkı heykellerin bedelini çok pahalıya ödemişti.

Ancak yeni araştırmanın yazarları, çok hassas bir ekolojik dengede bulunan Paskalya Adası'nın yerli halkını çevre felaketinden aklıyor.

Ormanların kaybolmasını heykellerin taşınması için kesilen ağaçlara değil, ilk yerleşimcilerin yanında adaya ayak basan sıçanlara bağlıyorlar. Yeni teoriye göre adada hiçbir düşmanı olmadığı için hızla çoğalan sıçanlar ağaç tohumlarına dadanarak ekolojik dengeyi alt üst etti.

Hatta, heykellerin ağaçlar üzerinde yuvarlanmadan, işçilerin kas gücüyle taşındığını öne sürenler de var. Fakat bu teorinin yandaşları kesin bir bulgu öne sürebilmiş değil.

Avusturya'da Lengberg Şatosu'nun restorasyon çalışmaları sırasında, Orta Çağ'dan günümüze çok iyi muhafaza edilmiş halde kalan 3 bin kadar iç çamaşırı ortaya çıkarıldı.

Bazıları son derece nadir kumaş parçalarından oluşan çamaşırlar arasında 15. yüzyılın sütyen ve külotları da yer alıyor.

Tarihçiler, günümüzün iç çamaşırlarıyla olan benzerlikleri karşısında şaşkınlığa düştü.

İzlanda'da bundan iki yıl önce patlayan Eyjafjallajökull yanardağının hava trafiğini nasıl sekteye uğrattığı halen akıllarda. Ama İzlanda'nın insanlık tarihinde en çok iz bırakan yanardağ patlamasının, bundan 750 yıl öncesine gittiği düşünülüyor. Bu patlamanın İzlanda'da tam olarak nerede meydana geldiği tartışmalı bir konu olsa da, kuzey Avrupa'da bıraktığı felaket izleri arkeologlar tarafından günümüze çıkartılıyor.

Tarihi dökümanlar, patlamanın MS 1258 yılında meydana geldiğini gösteriyor. Ağustos ayında Londra'da bir mezarlıkta yapılan kazı çalışmalarında, kül bulutunun kurbanlarına ulaşıldığı düşünülüyor. Dev patlama ardından gökyüzünü kaplayan kül bulutu tarlalardaki mahsülü telef ederek açlığa yol açmış olabilir.

Arkeologlar, Spitalfields mezarlığında bulunan kalıntıları önce veba kurbanı sanmış olsa da, radyokarbon tarihleme yöntemi bu insanların 1250'li yıllarda topluca öldüğünü gösterdi. Böylece 1258 patlamasının ilk arkeolojik kanıtına ulaşıldığına inanılıyor.

Tarih öncesi çağda diş ağrısıyla başa çıkmak için insanlar ne yapıyordu acaba? Slovenya'da bulunan 6,500 yıllık bir insan kalıntısı, dişçilik tekniklerinin sandığımızdan çok daha eskilere dayandığını gösterdi.

Neolitik çağda yaşamış 24-30 yaş arası genç bir erkeğe ait olan dişe balmumundan dolgu yapıldığını gören arkeologlar şaşkınlık yaşadı.

Dişin 3 boyutlu yüksek çözünürlüklü röntgenini çeken bilim insanları, ağrıya yol açması kesin görünen dikey bir çatlağı görüntüledi.

Genç adamın çektiği acıdan kurtulmak için ağrıyan dişine balmumuyla müdahale ettiği sanılıyor.

Toprak Askerler, ya da Terrakotta Ordusu olarak bilinen heykeller topluluğu, Çin'in muazzam tarihinin en önemli arkeoloji keşifleri arasında yer alıyor. İmparator Qin Şi Huang'ın mozolesinde keşfedilen 7 bin asker ve at heykeli, bundan 2 bin yıl önce inşa edilmişti.

Bu dev projenin nasıl hayata geçirildiği konusunda İngiliz ve Çinli uzmanların araştırması Ekim ayında meyvesini verdi. Her biri ince bir ustalıkla ve standart biçimde üretilmiş heykelleri, 700 bin işçinin emek verdiği, gayet yaratıcı bir organizasyona borçluyuz. Savaşçıların elindeki mızrakların bronz uçlarını analiz eden araştırmacılar, günümüzün otomotiv sanayiinin montaj bandını anımsatan bir üretim sisteminin Çin'de 2 bin yıl önce hayata geçirildiğine inanıyor.

Arkeologlar, Çinli işçilerin maliyeti düşük tutarak verimliliği artırmayı hedefleyen esnek bir üretim sisteminde çalıştırıldığını söylüyor.

Kasım ayında soğuklar yavaş yavaş ısırmaya başlarken, Mezolitik Çağ'da konargöçer insanların devamlı hareket halinde olup artlarında daimi bir iz bırakmadıkları teorisini yeni bulgular ışığında tekrar gözden geçirmek gerekti.

İskoçya'daki kazılarda bulunan MÖ 8,300 tarihinden kalma yapı kalıntıları, Mezolitik Çağ insanının ahşap ve ottan inşa edilmiş evlerde kış aylarını geçirdiğini ortaya koyuyor.

İngiltere'nin en önemli Mezolitik kazı alanı olan Star Carr'da yapılan araştırmalarda da bu çağda insanların göç ettiği kadar, 'konduğuna' da işaret eden bulgulara rastlandı.

Yılın sonuna yaklaşıldığında ise, İngiliz arkeologlar keşfettikleri çok nadir bir gömüt ve MÖ 1. yüzyıldan kalma nadir bir miğferin heyecanı içindeydi.

Bronz miğferin içine, öldükten sonra yakılan bir kişinin küllerinin konduğu düşünülüyor.

Kazı alanında bulunan broş, küllerin konduğu torbanın ağzını tutturmak için kullanılmış olmalı. Miğferin bir gizemi var: Arkeologlar İngiltere dışında bir yerden geldiğini düşünüyor. 2013'te tarihçilerin ve arkeologların kafa yoracakları bilmecelerden biri, bu miğferin hangi medeniyete ait olduğunu bulmak olacak...

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AltınAvusturyaBilimÇinİngiltereKitapMayalarSlovenyaStar tvUzay
Görüş Bildir