İnançer: 'Gel, Ne Olursan Gel' Mevlana'ya Ait Değil'

 > -
2 dakikada okuyabilirsiniz

'Gel, Ne Olursan Gel' Mevlana'ya Ait Değil

'Gel, Ne Olursan Gel' Mevlana'ya Ait Değil

Yalnız Türkiye ’den değil dünyadan da büyük ilgi gören; bir hafta boyunca Konya’yı bir ziyaret yeri haline getiren Şeb-i Arus haftasını geride bıraktık. Haftayı, Ömer Tuğrul İnançer’le konuştuk.

“Hz. Pir’in huzurunda olmanın lezzetini tadanlar tekrar tekrar gider” diyen İnançer’in, Mesnevi’ye atfedilen yanlışlara, sahte şeyhlere ve onlara inananlara itirazı var.

Şeb-i Arus’a ilgi arttı mı?

Şeb-i Arus törenlerinin görünürlüğü arttı. Konya’da önce Halk Evi’nde konferanslar halinde, “Hadi bir de ney taksimi yapalım, bir de semazen dönsün” diye başlandı; 50’lerin ortalarından itibaren muntazam Mevlevi Mukabelesi halini aldı. 1960’ta Türkiye’nin nüfusu 24 milyondu, şimdi 70 küsur milyon. Bu artmayı böyle düşünmek lazım. Ben 42 senedir gidiyorum Konya’ya. Eskiden dolmuş gibi otobüs seferleri vardı, tren hiçbir zaman saatinde varmazdı. Şimdi Ankara -Konya arasında hızlı tren var, uçak seferleri var. Ayrıca bu iş bir tiryakiliktir, güzelliktir. Hz. Pir’in huzurunda olmanın lezzetini tadanlar tekrar tekrar gider.

Manevi bir merak yok mu?

Sevgisi olmayan bir toplumuz. Bu en çok bize yakışmıyor. Asabi, öfkesi burnunun ucunda bir toplum olduk. Ne İslam ’a ne insana uymayan bir durumumuz var. İlim ve gaza deyince akla Hz. Ali gelir ama diğerlerinde yok mudur? Adalet deyince Hz. Ömer, sadakat deyince Hz. Ebubekir. Ötekilerde yok mudur bu özellikler?Estağfurullah! Bunlar öne çıkmış isimlerdir. İşte Hz. Mevlana böyle bir aşk sembolü olduğu ve aşkı çok terennüm ettiği için, bugün insanların en ihtiyaç duyduğu şey bu. O yüzden de ihtiyaç artıyor. Tasavvuf ekollerinin de özel ihtisası var. İnsanın içindeki muhabbeti Allah ve resulüne harcatacak yol Mevleviliktir. Meşrep ve yaradılış kanallarına göre tasavvuf kanalları kurulmuştur. Hz. Mevlana her mısraında “Aşk” der, o daha çok terennüm ettiğinden sembol olmuştur.

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla sizin manevi kanallar dediğiniz bağlarda bir kopma yaşanmadı mı?

Tekke ve zaviyelerin kapatılması bahsettiğim ekollerin yerlerini ve törenlerini kapatmıştır. Hiçbir kanun, ne Hitler’i ne Mussolini’si, ne Stalin’i “Filancayı seveceksin, filancayı sevmeyeceksin” diye kanun çıkaramamıştır. Olmaz öyle şey. Merasim yasaklanınca, yeni nesiller görmedikleri için bundan bihaber yetişti. Bunun aşikâr olmaması aynı zamanda sahtekârlarını türetiyor. Dergâhlar kapatılınca sahte mürşitler türer. Şimdi bir otorite yok. Herif ölmüş beynine kefen diye sarık sarıyor, “Mürşidim” diye ortaya çıkıyor. Sahtekârlar suçlu, peki aldananların hepsi saf mı? İşte mesele bu. Şöyle bir formül vardır, “Dünyayı bil aldanma, ahireti bil aldatma.” Bu aslında eksik bir sözdür, “Hem dünyayı hem ahireti bil, ne aldan ne aldat.”

Osmanlı’yla Cumhuriyet arasında dinsel olarak da tarihsel bir kopuş olmadı mı?

Yazı devrimi Türkiye’de çok ciddi bir mazi kopukluğu getirdi. Bir zamanlar bir elif harfi bile hapis cezası gerektiriyordu. 2 nesil kaybı oldu. Bizim zamanımızda özel öğrenenler dışında mektepte kimse öğrenemedi. Bilgi eksikliği verirsen sen idareci olarak istediğin gibi gemler, istediğin gibi yemlersin toplumu. Onun için yapıldı ama “ecdâdımızın heybeti ma’ruf-i cihandır, fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır.” Olmadı.

‘Şefik Can Hoca yazdı...’

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AnkaraAşkaşk
Görüş Bildir