Samatya Saldırıları: Ermeniler Tedirgin

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

Samatya Saldırıları: Ermeniler Tedirgin

Samatya Saldırıları: Ermeniler Tedirgin

Ama şehrin en eski mahallelerinden birine gitme nedenimin bu güneşli havayla uyumlu değil.

Son iki aydır bölgedeki Ermeni kadınlara yönelik saldırılar var. Bir kişi öldü bu saldırılarda. Diğerleri ise ağır yaralandı. Kadınların hepsi yaşlı ve yalnız yaşıyorlar.

Samatya'nın meydanında ise bu saldırıların pek izi yok. Hayat olağan akıyor. Küçük balıkçıların ve meyhanelerin dışarıdaki masalarında kadınlar bir gündüz birası eşliğinde balık yiyor. Güneşli havanın tadını çıkarıyor. Gündüz saati olduğu için meyhaneler boş, şimdilik.

Samatya çarşısının yanı başındaki tren istasyonundan geçen banliyö trenleri ve çarşının müdavimleri kedilerin sesi birbirine karışıyor sık sık.

Orada olmamın nedeni, Samatya Devlet Hastanesi'nde tedavi gören Sultan Aykar'ı ziyaret etmek ve kızıyla görüşmek. Denize nazır, aydınlık hastanenin göz hastalıkları bölümüne çıkıyorum. Odası ziyaretçileriyle kalabalık. Her yaştan Ermeni kadınlar var.

22 Ocak'ta evinde saldırıya uğrayan Sultan Aykar, saldırıda sol gözüne ağır darbe aldı ve ameliyat oldu. Gözünün durumunun ne olacağını henüz belli değil. Sultan Aykar 80 yaşında.

Saldırıya uğradığında bağırmayı başarmış "can havliyle". Yukarı kattaki komşuları sesini duyup aşağıya inmişler ve yüzünde siyah bir maske olan saldırgan kaçmış. Aykar'ın, adının yazılmasını istemeyen kızı "Komşular tam kendi evlerine girerken bu saldırı olmuş. Evin içinde olsalardı belki bu kadar çabuk duymazlardı," diyor. Bu kadar kısa sürede yardımına koşulmuş olmasına rağmen Sultan Aykar'ın gözü durumda.

Kızı, hırsızlığa ihtimal vermiyor. "Emekli maaşıyla yaşan bir kadın annem. Bir eski televizyonu iki çekyatı var evde. Üstelik hırsızlık yapmak istese, annemin eve gelmesini niye beklesin ki?" diyor.

Ziyarete gelen yakınları da aynı fikirde. Ama bu saldırılara kimse bir anlam veremiyor. Biri, "Ne istiyorlar yaşlılarımızdan. Şurada ne kadar ömürleri kaldı ki, bıraksınlar huzur içinde ölsünler," diyor.

Hepsi tedirgin. Bu bilinmezlik onları daha da tedirgin ediyor. Bir başkası, "Biz bu ülkenin ihraç fazlası değiliz," diyor. Uzun bir sessizlik oluyor.

Sultan Aykar'ın yüzüstü yatması gerekiyor. Bir ara dönüp bakıyorum. "Geçmiş olsun" diyorum. Gülümsüyor. Ziyarete gelen yakınları ve kızı Sultan Aykar'ın ölmemiş olmasını tamamen şansa bağlıyorlar. Kafasının yumruklanmasını ve gördüğü şiddeti öldürmeye yönelik bir teşebbüs olarak görüyorlar.

Saldırıyla ilgili soruşturmanın "cinayet büroda" olması da bunun kanıtı.

Beni Samatya'ya götüren ise Sultan Aykar'ın bu tip bir saldırıya uğrayan, cinayete teşebbüs edilen ilk Ermeni kadın olmaması.

84 yaşındaki Marissa Küçük 28 Aralık günü yine Samatya'da öldürülmüştü. Üzerindeki takılar alınmış ama parasına dokunulmamıştı.

Marissa Küçük'ün ailesi konuyla ilgili konuşmak istemiyormuş. Sultan Aykar'ın ziyaretine gelenlerden biri aileyi tanıyor. "Aramayın, rahatsız oluyorlar" diyor. İnsan Hakları Derneği, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon'un bugün açıkladığı raporunda belirtildiğine göre, "polisin aileyi cinayetle ilgili olarak 'dışarıyla konuşmamaları' konusunda uyardığı" söyleniyor. Raporda aynı zamanda, "Aileden cinayetin ırkçı saiklerle işlendiğini düşündüklerine dair hiçbir görüş belirtilmedi, tersine olayı adi bir cinayet vakası olarak algılamanın tercih edildiği görüldü."

Bu görüşü benimseyen sadece aile değil. Samatya'da Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları, üzerinde Surp Kevork Kilisesi'nin de bulunduğu cadde üzerinde esnaf olan Yeznik Bahçevanoğlu da olayın ırkçı bir saldırı olmasına ihtimal vermiyor.

"Gazeteciler kaç gündür burada ama burada önemli bir şey yok," diyor. Bu cinayetin ve saldırıları neye bağladığını soruyorum. "Bilmiyorum ama Samatya'da düşmanlık olmaz," diyor. Burada büyüdüğünü, Müslümanların, Ermenilerin, Rumların yıllardır, bir arada, sorunsuz yaşadığını söylüyor.

Olanları önemsemeyen tavrı, azınlıkların üzerlerine dikkat çekmeden yaşama gayretini anımsatıyor bana.

Karin Karakaşlı ise Matissa Küçük cinayetinde takıların alınmasını hatırlatarak, "Organize bir şeyden şüphelenmek zorundayım. Hırsızlık yapmanın başka yolları da vardır eminim. Bu kadar yoğun bir darp iki ziynet eşyası için değildir herhalde," diyor.

Karakaşlı ayrıca, bunun Ermenilere bir mesaj olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Olanların nefret saikliğiyle yapılmış olması ihtimali üzerinden gidilmemesi can sıkıcı. Herkes çok tedirgin. Böyle bir durum varsa sadece orada yaşayan Ermenilerin, ülkede yaşayan Ermenilerin değil ülkemizin de diğer pek çok konuyla ilgili kaygılanması gerekli."

Karakaşlı bunun yanında, "Ermeniler ihtimal vermese bile, neler yaşandığı daha önceden biliniyor. Pek çok işaret var. Olayın bu açıdan araştırılması gerekir," diyor.

İHD de raporunda Surp Kevork Kilisesi'nin dini görevlisinin cenaze merasiminden sonra söylediklerine dikkat çekiyor. İHD raporunda konuşmayı ve durumu şöyle aktarıyor: "Cenaze töreninde dini vecibelerin yerine getirilmesinden sonra bir konuşma yapan Samatya'nın yerlisi din adamının, Marissa Küçük'le altmış yıllık komşulukları ve dostlukları olduğunu belirttikten, ortak anılarını aktardıktan, insanların her şeye rağmen iyiliğe yönelmesi gerektiğini anlattıktan, güvenlik güçlerine büyük güven duyduklarını söyledikten sonra cemaati şu sözlerle uyardı: 'Şimdi sizden dedikoduların hiçbirine inanmamanızı istiyorum. Şu ana kadar duyduğunuz ne varsa hepsini unutun.'

Marissa Küçük cinayetinden bir ay daha geriye gidersek ise Turfanda Aşık'ın neredeyse öldüresiye dövülmesi duruyor karşımızda. 28 Kasım 2012'de neredeyse "öldüresiye dövüldüğü" söylenen Aşık 84 yaşında. İHD'nin raporuna göre Ermeni kadın, "kan kaybından can vermek üzere bulunmuştur. Ev karıştırılmamış, para ve değerli eşya aranmamış, hiçbir şey alınmamıştır. Yaşlı kadın 2 hafta yoğun bakımda kalmış, ölümden dönmüş ve bir gözünü kaybetmiştir."

Saldırıların arka arkaya gelmesi üzerine İHD'liler bölgeye bakan Aksaray Emniyeti ile bir görüşme yaptı. Raporda bu görüşmeden aktarılan bilgiye göre, İstanbul Valisi Emniyet'i arayarak "saldırıların arkasında örgütlü bir güç mü var" diyerek uyarıda bulunmuş.

Emniyet ise olayın kriminal olduğunu düşünüyor: "Kriminal araştırmalarımız olayın değişik kişiler tarafından gerçekleştirildiğini bize düşündürüyor. Sistematik bir saldırı olmadığını düşünüyoruz. Tüm bulguları paylaşamıyoruz ama elimizdeki veriler bize bunu gösterdi."

İHD'nin raporuna göre Marissa Küçük cinayeti dosyası üzerinde gizlilik kararı bulunuyor. İHD herhangi bir cinayet soruşturması üzerinde gizlilik kararı bulundurmanın alışıldık bir uygulama olmadığına dikkat çekiyor: "Dosya üzerinde gizlilik kararı, bir cinayet davası için olağan olmayan bir durumdur ve soruşturmayla ilgili bazı bilgilerin kamuoyuna ulaşmasının istenmediğini göstermektedir."

CHP İstanbul milletvekili Umut Oran bir soru önergesi vererek cinayetin ve saldırıların faillerinin bulunup bulunmadığı sordu. Oran ayrıca, saldırıların "bireysel mi örgütlü mü" olduğunu ve Samatya'daki vatandaşların "güven içerisinde yaşamlarını sürdürebilmeleri için hangi önlemleri aldınız" sorusunu yöneltti.

Milletvekilinin sorularını ve kamuoyunun gittikçe artan soru işaretlerini ben de paylaşıyorum. Samatya'daki görüşmeler olanların üzerine ışık tutmuyor. Samatya'da karşıma çıkan Rum ve Ermeni kiliselerine bakıyorum. Ana cadde üzerindeki bir kilisenin etrafını çevreleyen demir parmaklıklar ve dikenli teller, gördüklerimden, dinlediklerimden fazlasını anlatıyor.

Karşıdan karşıya geçerken, başında eskimiş bir baş örtüsüyle bir kadın görüyorum. Bastonu, yürüyüşü, yüzünün hatları ve baş örtüsünü bağlayış şekli. Ermeni mi acaba diye düşünüyorum? Bir soru daha soruyorum: Acaba nereye gidiyor?

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Cumhuriyet Halk PartisiDarbeİstanbulTercihUmut Orankadınlar
Görüş Bildir