Avrupa Basınından Özetler | 14.02.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

Başyazılarından birini Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerine ayıran Financial Times gazetesi, üyelik müzakerelerinin canlandırılmasının her iki tarafın da çıkarına olduğunu savunuyor.

Fransa'nın Türkiye'nin üyeliğinin önüne Sarkozy döneminde koyduğu engelleri kaldırmaya başlaması, gecikmiş bir adım ve Avrupa için hayati önemdeki bir ilişkinin yönetimine tekrar mantığın dönüşü anlamına geliyor, gazeteye göre.

İlişkinin önünde hala devasa engeller olduğunu kaydeden gazete, bölünmüş ada Kıbrıs'la ilgili sorunların Avrupa Birliği'nin kapısını Türkiye'ye kapatabilecek düzeyde olduğu tespitini yapıyor ve şöyle devam ediyor:

"Ancak Türkiye'nin sonunda Avrupa Birliği'ne katılıp katılmaması, bu ülkenin canlı bir demokrasiye, dinamik bir ekonomiye ve takdir edilen bir bölgesel güce doğru dönüşüm sağlamasının yanında daha az önemli.

"İlişkideki felç durumunun yedinci yılına girmesi sağlam bir yenilenme ve reform motorunun da durmasına yol açtı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği üyelik arayışından vazgeçebileceği yolunda işaretler veriyor.

"Erdoğan'ın muhtemelen gelecek yıl yerini alacağı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, Ankara'nın modernleşmesini tamamlayabilmek için Avrupa Birliği yolunda kalmaya devam etmesi gerektiğine inanıyor."

Gazete, Türkiye'de seçmenlerin Avrupa Birliği konusunda duydukları heyecanı süratle kaybettiğini de ifade edip, Birliğin önünde, İslam ve demokrasinin birlikte yaşayabildiği bu ülke ile ilişkileri yeniden canlandırma fırsatı olduğunu belirtiyor.

Financial Times'a göre, Çin tipi ekonomik büyüme rakamlarına sahip Türkiye de, dinamizminin Avrupa Birliği ile entegrasyonun artırılmasından geçtiğini görmeli.

Türkiye ticaret ortaklarını çeşitlendirmiş olsa da, ülkeye yapılan doğrudan yabancı yatırımın dörtte üçü Avrupa Birliği kaynaklı.

Gazete, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile ilişkilerini canlandırmak için izlemesi gereken üç yol da listeliyor:

"AB, müzakereler sürerken Türk iş adamları için vize gereksinimlerini kaldırmalı; Türk liderleri zirvelere davet etmeye tekrar başlamalı ve Türkiye'nin savunma kurumlarını Avrupa'nın dış ve güvenlik politikalarına dâhil etmeli."

Financial Times son olarak, Türkiye AB ilişkilerindeki en önemli sorun başlığı olarak görülen Kıbrıs'ın içinde bulunduğu ekonomik krizin, Avrupalı liderler tarafından bir koz olarak kullanılması gerektiğini belirtiyor.

Independent gazetesi, dünyanın pek çok yerinden haberlere kısa kısa yer verdiği bölümünde, Türkiye'deki 4. Yargı Paketi çalışmalarına değiniyor ve "terörizmin propagandası" suçunu düzenleyen maddelerin tanımlarının daraltılmasının ifade özgürlüğü açısından olumlu olduğunu belirtiyor.

Gazete, yasa değişikliğinin "Kürt isyancılarla ilişkili olmakla suçlanan bazı tutukluların serbest bırakılmasının yolunu da açabileceğini" belirtip Türkiye'nin terörle mücadele mevzuatını, binlerce siyasetçi, aktivist ve gazeteciyi söyledikleri ve yazdıkları nedeniyle cezaevine atmak için kullandığını savunuyor.

Independent, Avrupa Komisyonu'nun Ankara'ya, propaganda da "şiddete teşvik" kriterini gözetecek şekilde yasa değişikliği yapması çağrısında bulunduğunu da aktarıyor.

Times gazetesi, Amerika Birleşik Devletleri'nde cinayet zanlısı olarak aranan eski bir polis memurunun kıstırıldığı dağ evinde öldürülmesiyle ilgili haberinde, çatışma sırasında bir polisi öldüren, bir başkasını ise yaralayan kaçak polisin evinin yakılması emrinin verilmiş olabileceği fikrini işliyor.

Amerikan yakın tarihinin en büyük operasyonlarından biri sonucunda yeri tespit edilen 33 yaşındaki eski polis Christopher Dorner'la çatışma, etrafı sarılan dağ evinin yanması sonucu bitmişti.

Gazete, yerel bir televizyon kanalı tarafından dinlenen bir telsiz konuşmasında, bir polis amirinin küfürlü bir şekilde "Yakın şu.... " dediğini aktarıyor.

Times'a göre, bu emir, kaçak polisin sağ yakalanmasının hedeflenmediği konusundaki şüpheleri artırır nitelikte.

Dorner, 2008 yılında beraber çalıştığı bir polis memurunu, zihinsel engelli bir kişiyi bayılttıktan sonra gereksiz bir şekilde tekmelemekle suçlamış ardından gelişen süreçte yalan söylediği gerekçesiyle görevden uzaklaştırılmıştı.

Beş yıl sonra internette 6 bin kelimelik bir manifesto yayınlayan Dorner intikam alacağını duyurmuş ardından da cinayetlerine başlamıştı.

Gazete, Dorner'ın hangi koşullarda öldüğünün belki hiçbir zaman belirlenemeyeceğini ancak, kaçak polis memurunun bulunduğu dağ evi yanmadan hemen önce içerden tek el silah sesi duyulduğunu da aktarıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa basınında ağırlıklı olarak Kuzey Kore'nin yaptığı nükleer silah denemesi ve bölgede gerilimin artmasını değerlendiren yorumlara yer veriliyor.

İsviçre'den Tages-Anzeiger Kuzey Kore'nin nükleer testini şöyle yorumluyor:

"Kim Jong Un üçüncü nükleer testle ülkedeki konumunu sağlamlaştırıyor. Babasının gri diktatörlüğünün görüntüsünü yumuşattı, ülkedeki havayı iyileştirdi ve vatandaşlarını umutlandırdı. Olası rakiplerini devre dışı bıraktı ve iktidarını sağlamlaştırdı. Kim, Kuzey Kore'nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad gibi silah müşterilerine, sisteminin işlediğini gösterdi. Kim Jong Un özellikle Kuzey Kore'nin seçkinlerine rejiminin sağlamlığını ve ülkenin yıkılması halinde ayrıcalıklarını kaybetmelerinden korkmaları gerektiğini gösteriyor."

Polonya'dan Rzeczpospolita gazetesinin ise aynı konuyla ilgili yorumu ise şöyle:

"Kuzey Kore rejminin yeni nükleer testinin, dünyayı kandırma çabasından başka bir anlamı yok. Elbette gerçek bir tehdit ihtimali gözardı edilmemeli. Kuzey Kore dışarıya sıkı sıkıya kapalı bir ülke. Bu nedenle yönetimin niyeti konusunda bir tahminde bulunmak zor. Bugüne kadar edinilen tecrübe, nükleer programın siyasi hedeflere ulaşmak amacıyla korku yayan bir güç gösterisi olduğu yönünde. Ancak bundan daha da önemli bir başka boyutu daha var: Kuzey Kore'nin nükleer programındaki gelişmenin faturası, zaten sıkıntıda olan halka çıkıyor."

Norveç'in muhafazakar Aftenposten gazetesinin, "Kuzey Kore'de İktidar Ordunun Elinde" başlıklı yorumunda, şu satırlar göze çarpıyor:

"Kuzey Kore'deki gelişme, ülkede asıl gücün ordunun elinde olduğu izlenimini güçlendiriyor. Kim hanedanının üçüncü ferdi Kim Jong Un'un liderliğinde de ordu Kuzey Kore'nin zaten az olan kaynaklarında ölçüsüz bir biçimde büyük paya sahip. Yapılan yeni nükleer deneme, yoksul halkın kendi içinde bulunduğu kasvetli durumla ilgili dikkatini başka bir tarafa çekmek için iyi bir vesile. Kuzey Kore yönetimi muhtemelen BM'nin sertleştirilmiş yaptırımlarını hesaba katıyor. Uluslararası toplumun içinde bulunduğu zorluk, Kuzey Kore üzerinde zaten şu an içinde bulunduğu kapsamlı izolasyonun bir baskı yaratmaması."

Konuyla ilgili aktaracağımız son yorum, İspanya'dan El Pais gazetesinden:

"Nükleer deneme genç lider Kim Jong Un'un iç politikada konumunu güçlendiriyor. Aynı zamanda rejimin gelecekte yapılacak olan müzakerelerde ABD ve müttefiklerine daha fazla baskı yapmasını da mümkün hale getiriyor. Kuzey Kore'nin nükleer programını durdurmaya yönelik olarak bugüne kadar sergilenen tüm çabalar başarısız oldu. Nükleer denemeyi bilindik kınama ritüelleri takip ediyor. BM Güvenlik Konseyi Kuzey Kore'ye yönelik olarak varolan yaptırımlara yenilerini ekleyemiyor. Sadece Çin, himayesindeki ülkeyi politika değişikliği yapmaya zorlayacak diplomatik ve ekonomik araçlara sahip. Bugüne kadar dile getirilen tehditler etkili olmadı. Pekin yönetimi şimdi bu konuda ciddi olduğunu kanıtlamak zorunda."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: Ercan Coşkun

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Obama'nın Ulusa Sesleniş konuşması, güreşin Olimpiyat Programı'ndan çıkartılması ve Papa'nın halefi, bugünkü Alman basınından seçtiğimiz yorum konuları.

ABD Başkanı Barack Obama'nın Ulusa Sesleniş konuşmasında açıkladığı, AB ile serbest ticaret bölgesi oluşturma planı Avrupa'da memnuniyetle karşılandı. Frankfurter Allgemeine Zeitung , konuyu yorum sütunlarında şöyle ele alıyor:

"Nihayet, ABD ve AB bir fikri gerçeğe dönüştürüyor. Serbest ticaret bölgesi için bir an önce müzakerelere başlanması öngörülüyor. Başkan Obama sadece Asya’ya ile ilişkileri güçlendirmekle kalmıyor aynı zamanda Amerika-Avrupa ekonomik ilişkilerine büyük önem veriyor. İki tarafa da siyasi, ekonomik ve stratejik açıdan fayda sağlayacak olan serbest ticaret bölgesinin neden bugüne kadar hayata geçirilmediğini sormamak da mümkün değil. Ama tabii eskiden kalkınmakta olan ülkeler bu denli baskın konumda değildi. Ancak günümüzde refah ve Atlantik aşırı birliği kuvvetlendirmek amacıyla elde ne varsa kullanılmalıdır.”

Süddeutsche Zeitung da Obama’nın Ulusa Sesleniş konuşmasını ele aldığı yorumunda dikkatleri bir başka noktaya çekiyor:

"Obama’nın gücü, toplumun orta sınıfının desteğine sahip olmasında yatıyor. İster göçmenler, ister iklim değişikliği isterse eşcinsel evlilikleri konusunda olsun, neredeyse tüm hedeflerinde onu büyük bir çoğunluk destekliyor. Obama Almanya’da bu programıyla ancak orta düzey bir Hrıstiyan Demokrat Birlik Partili bir politikacı olarak görülürdü. Oysa onun ABD’de azimli bir solcu olarak görülmesi, aslında sadece ABD’de politik ağırlık noktasının Reagan’dan sonra ne kadar sağa kaydığını gösteriyor. Bu nokta uzun bir süre merkezin sağında yer aldı. Obama ise bunu sola kaydırmak istiyor."

Geçiyoruz ABD'den Avrupa'ya… Ve Mannheimer Morgen gazetesinin Papa’nın halefine ilişkin yorumu ile devam ediyoruz:

"Gönlümüzdeki Papa’ya yüklenen kriterler onun Avrupalı olmasını gerektirmiyor, aksine dünyada Katolik nüfusun en yoğun olduğu bölge Latin Amerika. Belki yaklaşan Kardinaller Meclisi’nde değil ama orta vadede Avrupalıların bakış açılarını değiştirmesi gerekiyor. Gerçi Papa’nın kökeni, yaşı ve ten rengi izleyeceği çizgi konusunda az şey söylüyor. Yine de Avrupalı olmayan birisinin Kutsal Makam’a oturması Tanrı’ya inancın arttığı dünyanın bazı bölgelerinin daha değerlenmesini sağlayabilir."

Basın turumuzu, Stuttgarter Zeitung gazetesinin güreşin 2020 Olimpiyatları’ndan çıkartılmasına ilişkin yorumu ile noktalıyoruz:

"Kimsenin ufak bir modernleştirmeye karşı çıktığı yok ama güreşi Olimpiyat Programı’nda çıkarmak sınırı aşar. Özellikle de buna alternatif gösterilen sporların ne olduğuna bakıldığında: Softbol denen beyzbola benzer bir spor, wushu adlı bir savunma sporu ya da wakeboarding denilen bir su sporu veya paten sproru. Ama sonuçta iş parada düğümleniyor, gelenekte değil. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) milyarlarca euro değerinde bir tröst. Golf ve rugby sporlarını 2016 Oyunları'na alarak bambaşka bir yol izlemiş, 'Sanat filmleri yerine ticari filmler' demişti. İşte kim sponsorların ve televizyon kanallarının isteklerini karşılamazsa ona Olimpiyatlar’da yer yok demektir: Bakınız; güreş."

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

2016Abdullah GülAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAnkaraAvrupa BirliğiBarack ObamaBaşbakanBeşer EsadBirleşmiş MilletlerÇinEşcinselFransaGolfİngiltereİspanyaİsviçreKoreNorveçPolisRecep Tayyip ErdoğanSuriye
Görüş Bildir