Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Akademisyenler Eyleme Hazır

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

‘12 Ocak Eylemi Üniversite İçinden Topyekûn Karşı Duruşun İlk Kıvılcımı Olacak’

‘12 Ocak Eylemi Üniversite İçinden Topyekûn Karşı Duruşun İlk Kıvılcımı Olacak’

AKP’nin son yıllarda iyiden iyiye akademiyi hedef alan saldırılarına karşı Türkiye’nin önemli akademisyen örgütleri ortak bir eylem yapmaya hazırlanıyor. Eyleme katılacak derneklerden biri de Üniversite Konseyleri Derneği. Dernek Başkanı Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu, eyleme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yarın Ankara’da gerçekleşecek “Akademi yürüyüşünün” çağrıcılarından olan ÜKD Başkanı Nurettin Abacıoğlu, eyleme ilişkin sorularımızı yanıtladı. Abacıoğlu, yapacakları eylemin topyekûn karşı duruş ve ayağa kalkış için bir ilk kıvılcım olmasını beklediğini söyledi.

Yeni YÖK Yasa Taslağı'nı kısaca değerlendirir misiniz?

Yeni YÖK taslağı aslında yeni değildir. Birinci YÖK düzenin sonlanarak ikinci evreye sıçramasını temsil etmektedir. Bu yeni versiyona Tü-YÖK dönemi demek yanlış olmayacaktır.

Birinci YÖK döneminin doğuşu 1980’lere dayanır. YÖK, 12 Eylül faşist rejiminin bir uzantısı olarak gündeme girmiştir. Aslında “milli” bir proje olmaktan çok, emperyalizmin “neoliberalizm” dönemini yansıtan uluslararası bir projenin Türkiye’de yürürlüğe sokulan jeneriğidir. Bu dönemin belirgin özelliği, 12 Eylül Anayasası’nın ilk provalarının YÖK kanunu ile yapılmış olmasıdır. Yasa 1981’de kabul edilirken, rejimin adını belirleyen Anayasa 1982’de çıkarılmıştır. Yerel ideoloji olarak Türk-İslam anlayışının Atatürkçülük bulamacıyla kitlere kabul ettirilmesini ve ideolojik inşanın aracı olarak da üniversitelere rol biçilmesini içermektedir. Böylelikle bilimsel özerkliğin kamusal alandan çıkarılmasının, piyasacılık ve beraberinde gericilik olarak kodlanabilecek aydınlanma karşıtlığının ön denemeleri bu dönemde gerçekleştirilmiştir.

Açılmakta olan sahne, yani Tü-YÖK dönemi, ilk dönemin bütün özelliklerini içinde barındırmaktadır. Bilimin inşa alanını ve özerkliğini kamusal alandan süren ve onu özel sermayenin tek belirleyicilik hinterlandına konumlandıran daha yeni düzenlemeler yasa taslağında yer almaktadır. Toplumsal aydınlanmacılığın ve onun sigortası olan laik anlayışın reddiyesi bu taslakta da egemen desen olarak yer bulmaktadır. Dolayısıyla bilimsel anlayışın dinsel inanç motifleriyle yer değiştirdiği bir üniversite yaşamı ve bu salgılarla toplum yaşamında da aynı motiflerin pekiştirilmesini sağlayan bir düzen anlayışı korunmakta ve güçlendirilmektedir. Bilim üretimi nesnelliğinden koparılmakta ve yerine piyasada para edecek teknolojilerin üretildiği ve özel sermaye fonlamasını kamusal kaynaklardan da yararlanarak kolaylaştıran bir piyasacılık düzeni ve bunların kodlarını içeren yeni bir toplum yaratma fiili ön plana çıkarılmaktadır. Bu bağlamıyla da gericilik salgıları daha da güçlendirilmektedir. Emperyalist düzenler ve onlara ilişkin ideolojik dönüşümleriyle daha da kaynaşan bir arayüz biçimlendirme kurgusu, yeni yasa tasarısı ile daha güçlendirilmektedir. Örneğin Bologna Süreci diye adlandırılan AB entegrasyonu, eğitim hizmet alanını nasıl piyasalara kenetliyorsa, Tü-YÖK tasarısı da bunun Türkiye versiyonunu ve çeşitlendirilmesini hayata geçirmektedir/geçirecektir.

Sonuçta, yeni yasa çalışması kamu ve vakıf üniversitelerinin yanı sıra, üniversiteleri şirket üniversitelerine dönüştürme modelini de içerecek biçimde düzenlenmektedir. Diğer yandan, kurumsal başka bir yenilik olarak, uluslararası yani yabancı üniversiteleri yurtiçi pazarına da dahil eden türedi bir model daha tasarlanmaktadır.

Öğretim elemanlarının taşeronlaştırılma süreci ve iş güvencesinden arındırılması yeni çalışmayla kesinleşmeye doğru hızla hareket etmektedir. Herkesin sözleşmeli statüsüne alınması ve bilimin üretimi ile ilgili öz kaynak yaratım süreçlerinin bilimci omzuna yıkılması ve bunun sonucunda da, piyasalara iş yapılma zorunluluğunu adeta ayetleştirmektedir.

Ayrıntıda daha da boğulmadan şunu ifade etmek gerekir ki; bir yandan Anayasa değişiklik tartışmalarının sürdürüldüğü bir aşamada, yeni rejimin veya İkinci Cumhuriyet’in meşru yüzü, üniversite üzerinden fotoğraflandırılma noktasına gelmiş bulunmaktadır.

Kuşkusuz yukarıdan beri bu sayılanlara bakıldığında, bilimcinin önce biliminin nesnelliğine ve beraberinde de kamucu, aydınlanmacı ve laik üniversite bilincine sahip çıkabilmesi; üniversitelerin piyasalara peşkeş çekilmesine karşı bir duruşu sağlayabilmesi, gericilik salgısı gayrı bilimsel ideolojik saldırıları göğüsleyebilmesi ve tümünü gerçekleştirmek için de hem örgütlenmesi ve hem de mücadele etmesi gerektiğini düşünüyorum. 12 Ocak eyleminin bu anlamda üniversite içinden topyekûn karşı duruş ve ayağa kalkış için bir ilk kıvılcım olması beklentisi içindeyim. 12 Ocak eyleminin toplumsal kurtuluşumuz adına önemli bir müdahale alanı olacağı düşüncesiyle buna destek olmak ve o ilk öncüler arasında bulunmak için örgütleyicisi de olduğumuz bu eylemde hazır olacağım.

(soL - Haber Merkezi)

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAnkaraAvrupa BirliğiBilim
Görüş Bildir