Murat Darılmaz'dan “Lastikli Toka” Adlı Öykü

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Murat Darılmaz'dan “Lastikli Toka” Adlı Öykü

Murat Darılmaz'dan “Lastikli Toka” Adlı Öykü

Kepengi gecenin içine yayılan bir gıcırdamayla indirdi. Kalın asma kilitlerin hepsini tek tek bastırdı. Eşikte bir süre kaldı öylece. Kalkması zor oldu.

Paltosunun yakasını kaldırıp düğmelerini ilikleyerek eve doğru yol aldı. Yollar, günler süren yağışın altında ezilip kalmıştı. Kar bileği geçiyor, kaldırımın asfaltla sınırı belli olmuyordu. Altı aşınmış ayakkabıları ıslaklığı ve soğuğu hissettiriyordu.

Sokak lambasından karların üzerine düşen ışığı seyrederek yürümeye devam ediyordu. Döndü, bıraktığı izlere baktı. Kendinden emin bir adamın izleri değildi bunlar. Yılan gibi kıvrılıp durmuşlardı. Silip ayağıyla bir daire çizdi. Sonra da içine girip çöktü. İki eli yanaklarında kalakaldı.

Üzerine ince ince karanlık yağıyordu. Yarasalar konuyordu omuzlarına. Çekik, çirkin gözlü, kanatları perdeli, zifir kusan yarasalar… Dökülmüş bir mürekkep gibi karın üzerine yayılıyor, beyazla savaşıyorlardı. Resmî geçitten çıkan askeri kıtalar gibi disiplinlerini bozmadan karanlıklar ülkesine, kendi yurtlarına dönüyorlardı. Kâbuslarından silkinerek kalktı. Üstündeki karları çırptı.

Eve isteksizce gidiyordu gitmesine ama bugün evdekilerin onu sabırsızca beklediklerini de biliyordu. Elini cebine soktuğunda yumuşak plastikleri sımsıkı kavrayarak avucunun içinde çevirip durdu. Gülümseyen iki kız kafası biçiminde, iki lastikli tokayı çıkarıp bir süre baktı. Kızının adını yazdırmıştı üstüne. Örülmüş, omzunun iki yanına düşmüş siyah saçların üzerinde sallandıklarını hayal etti. Dört gülen yüzün ortasında kendi kızının kocaman gözlerini… Gülümseyemedi. Kendi kendini kandırdığını düşündü. Ellerindeki çaresizliği saklayıp kızının doğum gününü kutlarken, “Kızım çok güzel oldu. Hem adını da yazdılar üstüne.” diyecekti, evet, tam da bu sözlerle avutacaktı onu, kendisini de…

Dükkâna günlerdir kendisinden başka kimse girmiyordu. Her gün dükkânını özenle açar, temizliğini yapar, raflardaki kitapların tozunu alır, taburesine geçip oturur, aldığı gazetenin her satırını ezberleyene kadar okurdu. Sonra müşteri sıcaklığı beklerdi, bir işyerinin açılış günü heyecanıyla. Esnaf arkadaşlarına da gidip gelmez olmuştu. Dizlerine büyükçe bir bıkkınlık gelip oturmuş, kalkmaz olmuştu.

Tokaları cebine koyup yürümeye devam etti.

Her gün arayıp duranların sesi bugün çıkmasa da içindeki sıkıntı geçmek bilmiyordu. Keşke hiç bulaşmasaydım diyecekti. Vazgeçti. Keşkeler yumağında gidip gelen ömrünü düşündü. Bu düşünceyi kafasına tekrar getirmek istemiyordu. Pişman olduğu için, bu kitap-kırtasiye dükkânını açtığı için değil. Hayır, hiç değil. Geriye dönüp bakmanın esaretini yaşamak istemediği için.

Yürürken, solunda bir ses duydu. Çıtırtıdan farklı bir şeydi sanki. Ürperdi birden. Durdu. Karanlığa doğru baktı: yerden bir hayli yüksekte parlayan ışık. Bir çift göz müydü acaba? Kedi dese değildi. Her şeyden korkar olmuştu. Yürümeye devam ederken kendisiyle birlikte karanlıktaki o gözler de hareket etti. Bir süre sonra ona aldırmadan yürüdü. Bu soğuk havada kurtlar düze inmiş olabilir miydi acaba? Yok canım… Sonra gözler kayboldu.


Postaneyi geçip evinin sokağına saptı. Bir süre yürüdükten sonra gittikçe belirginleşen karaltılar gördü. Kendisine doğru geliyordu. Sokağı aydınlatan lambanın altına yaklaşmadan durdular. Dar, patika bir yolda karşılaşınca ışığın altında kaldı, yürüyemedi. Karların üzerinde paltolu üç garip adam… İçlerinde belli belirsiz seçilen kara gömleklerle üniformalıydılar sanki. Ortadaki kısa boylu, enliydi. Küçücük gözlerinden çıkan bakışları tedirgin etti. Korku üzerine iyice yapıştı.

Karanlıkta onları tanıyamamıştı. Hareket etmeye yeltenir oldu. Edemedi. Adamlar duruşlarıyla çok şey söylemiş de cevaplarını istiyor gibi bekliyorlardı.

Eşini düşündü; yaptığı doğum günü pastasını, salon perdesini aralayıp yolu gözleyen o sabırlı kadını…

Kar, karanlık ve adamlar, önünde öylece duruyordu.

Sonra… Yolu bir kapı gibi araladılar. Nedense buna kendisi de şaşırdı. Bir işaretse bu, sonra düşünecekti. Beyaz yol gözüne ışıdı. Dünya daha bir güzel geldi.

Eve bir an önce ulaşacak olması mutlu etti. Korkusunun kendiliğinden silinmiş olmasına daha da sevindi. Adamlarla ilgili zihnine üşüşen böceklerden dolayı biraz utandı. İçinde birdenbire kabaran heyecanın coşkusu ile döndü, kızına aldığı lastikli tokaları adamlara göstermek istedi.

Elini cebine atışı da onların ellerini ceplerinden çıkarışı da aynı çabuklukta oldu. Tokaları kızının başını okşar gibi titreyen eliyle okşadı, okşadı…

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Kitap
Görüş Bildir