Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Duvarlardaki Sol Tarih

Edebiyat-

Duvarlardaki Sol Tarih

Duvarlardaki Sol Tarih

Kendisi de o dönemin tanıklarından olan grafik tasarımcı Yılmaz Aysan’ın hazırladığı Afişe Çıkmak adlı kitap 1963-1980 arasında Türkiye solunun görsel serüvenini, külliyatlı bir dönem resmi sunarak anlatıyor.

Kitabı bitirdiğinizde upuzun bir duvar boyu yürümüşsünüz gibi hissediyorsunuz. 80 darbesiyle biten bir duvar. Afişe Çıkmak , 1963-1980 arasında solun görsel serüvenini, kimi o zamandan beri gün yüzüne çıkmamış afiş, dergi, kitap, plak kapağı numuneleriyle, dönemin tanıklarının hikâyeli dökülüşleriyle anlatan bir kitap.

Kendisi de envanterini çıkardığı dönemin şahitlerinden olan grafik tasarımcı, sanatçı ve araştırmacı Yılmaz Aysan’ın bizzat sakladığı malzemeler de var, zaman içinde kâh dönemin aktörlerinden, kâh sahaflardan topladıkları da…

Tabiatı itibarıyla bugüne ulaşmaları ayrı macera olan afişler bunlar. Nicesi arka bahçelerde, küvetlerde yakılmış. Aysan, bu kitapla birlikte üzerinden yük kalktığını söylüyor; bireysel olarak biriktirdiği kolektif bir tarihin cisimleşmiş hali Afişe Çıkmak . Aysan, ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesi’nin öyküsüne de 2008’de, Metis Yayınları’ndan çıkan 68 Afişleri kitabında anlatmıştı.

Bu, aynı zamanda İletişim Yayınları’nın 30. yaşlarını “kutlamak” için seçtiği bir kitap. 12 Eylül 1980’den üç yıl sonra kurulan yayınevi, kurucularını, dolayısıyla bu fikriyati var eden o döneme hissettikleri borcu, böyle ödemek istemiş. Bir nostaljiden ziyade, gölgesi bu zamana uzanan bir duvarı tarif etmek, bugüne anlatabilmek arzusu gibi…

Kitapla aynı ismi taşıyan sergi de 8 Şubat’ta İstanbul, Tophane’deki Tütün Deposu’nda açılacak. 23 Mart’a kadar da gezilebilir. Aysan’la döneme hem o günden, hem bugünden baktık...

Zamanında Dev-Genç iddianamesinde sadece dört sayfa, suç unsuru teşkil eden afişler sıralanmış. Yakın döneme bakınca, büyük çoğunluğu sol örgütlenmelerden gelen tutuklu öğrencilerin iddianamelerinde delil olarak “afiş” o kadar fazla değil. Şaşırtıcı biçimde Deniz Gezmiş’li kitap ayracı, Mahir Çayan posteri hâlâ aleyhte delil olarak kullanılabiliyor ama örgütlenmelerin özgün afişleri az. Aslında bugünle karşılaştırmak doğru da değil. Sizin ele aldığınız o 60’lı yılların ortaları, 1980 aralığında solun bu kadar “grafik” bir dili ifade aracı olarak seçmesinin nedenleri ne sizce?

Bana kalırsa fikirlerini duyurmak için başka seçenekleri yoktu. O zaman birkaç yöntem var. Bildiri, ki en sıkıcısıdır. İnsanlar bazen okur. Gazete, dergi çıkarmak pahalı ve zor bir işti. Geriye duvarlar kalıyordu; ya yazı yazarsınız ya afiş yapıştırırsınız. Afiş hızlıca üretilen ve dağıtılan bir araç. İki tahta, biraz bez, biraz boyayla, bir saatte seninle afiş hazırlar sokağa çıkarız. Bugün bir tweet atmak ya da Facebook’a bir şey yazmak kadar basit. O zaman bir avantaj da duvarların boş olmasıydı. Her yer billboardlarla, reklam malzemeleriyle dolu şu anda.

Facebook’da da oraya “duvar” deniyor ilginç biçimde. Politik Facebook sayfalarına o gözle bakınca ne görüyorsunuz?

Sadece bu kitapta bin 500 afiş var. Bugünün çocukları bunların çok azını gördüler ve doğal olarak gördüklerini tekrarlıyorlar. Benim tezim, işin içinde yaratıcılık ve fikir yoksa ortaya çıkanın çarpıcı olmayacağıdır. Bunun en tipik gösterisi 1 Mayıslar’dır. Her sene gider, bir köşede durup izlerim. Her ekibin bir kılığı, kıyafeti, duruş şekli, ayrı renkleri, pankartları vardır. O pankartlarda çok yaratıcı şeyler gördüğümü söyleyemem. Mesela slogan düzeyinde, sözle ifadede daha yaratıcı olunduğunu görüyorum ama biçime, şekle bürünmesinde bir eksiklik var.

O dönem ne kadar yaratıcıydı, dönemin küresel devrimci figürlerini ne kadar uyguluyordu?

Polonya, Almanya, Doğu Avrupa ülkeleri Küba gibi etkilenilen kaynaklar vardı tabii. Mesela 68 baharında bu kitapta da olan arkadaşlarımdan biri trenle Avrupa’yı geziyor. Oradan malzemeler geliyor ama bire bir kopyalarını bulmak çok ender. Daha ziyade en klasik, Komünist Enternasyonel zamanında kullanılan dünyalar, zincirler, o figürler daha etkili.

Özellikle ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesi’nin mutfağına bakınca, sadece bu işleri bilenlerin ya da diyelim bu işe yetenekli olanların üstlendiği bir faaliyet değil, bilakis üretimin kendisi devrimci bir etkinlik olarak planlanmış. Örgüt hiyerarşisinin de kırıldığı bir faaliyet…

Devrime katkıda bulunmak gibi bir kavram var o zaman. Bazısı daha militan olabiliyor, bazısı müzisyen, şair… Herkes aynı anda politikacı, sergrafi ustası, şair, müzisyen, aynı zamanda da öğrenci. Ve hepsi de çok parlak öğrenciler. Zaten insanlarda öyle bir zekâ, enerji, yaratıcılık var ki bütün bunları yapabiliyorlar. Mesela ben hazırlıktayken bir gece afişe yardıma götürmüşlerdi. Devasa bir binanın her tarafı afiş dolu; birileri basıyor, birileri seriyor, müthiş bir faaliyet. Bir de miktar o kadar fazla ki…

Aynı dönemin şahidi ve üretken bir ismi olarak kendinizi kitapta biraz es geçmişsiniz sanki…

Şahitliğimi şu an yapıyorum işte. Ben de 70-76 arasında ODTÜ’deydim, sonra da mastera devam ettim. Dönemin çok içindeyim, yaptığım bazı işler de kitaba serpiştirilmiş durumda. Ama derleyen kişi olarak kendimle söyleşi koymak saçma olurdu. Bir mozaik çıkarmak istedim daha çok.

Selçuk Demirel, “Ben çizerek politik bir insan oldum” diyor. Siz ODTÜ’ye girdiğinizde politik bir insan mıydınız?

Değildim. Sonradan da olmadım aslında. Tabii politik görüşlerim vardı ama örgütlü hiç olmadım. Selçuk da öyledir; biz sanatçıydık, siyasi kişilikler olmadık. Yaşayanlar çok iyi bilir, sürekli bölünme halinde, bir kelime yüzünden büyük ayrılıkların koptuğu bir dönemdi o. Bunun içine girmedim.

Üniversite öğrenci hareketleri dışında dönemin farklı çizgilerdeki sol yayınlara baktığımızda, hem kapaklarda hem içeride sadece o sayı için üretilmiş sanat işleri görüyoruz. Dönemin entelijansiyası sola çok daha mı yakındı, çok daha mı aktifti, bugünden bakınca nasıl görüyorsunuz?

Kesinlikle sola yakındı, hatta entelektüel bir insanın solcu olmaması diye bir şey söz konusu değildi. Kitapta da var, mesela 1976’da DİSK’le dayanışma sergisi yapılmış. Katılanların listesi var, o gün Türkiye’de yaşayan bütün ressam ve heykeltıraşlar onlar zaten. Tiyatroya bakıyorsunuz, bütün tiyatro sahipleri, yazarları, oyuncuları… Sinemacıların çoğu… Ki politik film yapmayanın da belli bir görüşü vardı. Bugün bu durum böyle mi emin değilim.

Yine afişlere, baskın olan o grafik dile dönersek, aynı dönemin sağı nasıl bir dil kullanıyordu? Duvarlarda nasıl afişler üst üste biniyordu?

Dediğin anlamda sağ bir afiş koskoca ömrümde belki bir tane görmüşümdür.. Bunların üzerine yeni bir afiş asmaz daha çok boyarlar, yırtarlardı. Afişle uğraşmaya ihtiyaçları da yoktu, zaten birçoğu devletin imkânlarını kullanarak propaganda yapabiliyordu çünkü. Bu afişler, seslerini başka türlü duyuramayacak olanların seçtiği bir mücadele yöntemidir. Mücadelenin kendisidir afişe çıkmak.

Ahmet Asena kitapta afişe çıkmayanın daha az militan sayıldığından söz ediyor. Siz örgütlü değildiniz ama yine de afişe çıktınız mı hiç?

Yok, hiç çıkmadım. O karşılaştırma, militanların kendi aralarında bir durumdu. Biz afişleri yapanlardık.

Döneme özgü bir hiyerarşi de galiba Kapital’i okumuş olmak…

Tabii, ‘Das Kapital’i okumuş adamdan çay mı istiyorsun?’ diyor mesela. (Mehmet Toker’in tanıklığı) Komik tabii…

Her cenahtan parti afişlerinde de grafiğin çok kuvvetli olduğu dönemler var Türkiye siyasi tarihinde. Bugüne yaklaştıkça artan, kişinin, adayın bizatihi öne çıkartıldığı, hatta onun da sadece fotoğrafının kullanıldığı seçim afişlerini nasıl yorumlarsınız?

Obama’nın seçimi kazandığı dönemde yapılan bir afiş vardır. Onu mutlaka hatırlar herkes. Bir grafik tasarımcı yapmıştı. Bütün dünyada tanınan Obama imgesi biraz da o tasarım sayesinde oldu. Burada böyle bir şey denenmiyor. Fotoğraf çekiliyor, altına slogan yazılıyor. Fotoğrafta da öğrenmişler, herkes yukarı ve sağa doğru bakıyor. Bu kitapta da yer alan ÖDP’nin kuruluş sürecinde yapılan grafik çalışmalar, son dönemde yapılan en düzgün işti. Ama şu anda, ister sağ olsun, ister sol, yapılanlar çok parlak görünmüyor. Hatta çoğu içler acısı. Şimdi Mehmet Ali Aybar kalkıyor, zamanın tanınan, en ünlü grafikerine gidiyor, birlikte çalışıyor. Teknolojinin de getirdiği olanaklarla herkes kendi girişip cart curt bir şeyler yapıyor şimdi. Kişilerin bu kadar ön planda olması ayrıca yorumlanmalı tabii.

Sokakta gözleriniz gayriihtiyari duvarlara kayar mı? Grafitilere, stencillere bakar mısınız?

Tabii, fotoğraflarını da çekerim. Afişler canlı ama tabii siyasi yanları yok. Müzik, konser afişlerinin bu kadar çok olması ilginç geliyor. Neden bu konuda haberleşme afiş yoluyla yapılıyor merak ediyorum. Stencilleri seviyorum. 70’lere benzer bir aciliyet duygusu var onlarda da; kafana bir şey geliyor, kesiyorsun, spreyini alıp sokağa çıkıyorsun hemen. Grafitilerde kalıplaşmış bir yan var. 40 sene öncesinin afişleri farklı ama graffitileri çok benzer. Nadiren çok yaratıcı işler çıkıyor. Bir de internet ortamında çalışan muhalif grafik grupları var, onları izliyorum. Çok güzel işler yapıyorlar, sonra sergi de açabiliyorlar. O da bir çeşit afişe çıkmak gibi…

Deniz Gezmiş’in malum parkasının gerçek hikâyesi

Kafamda beliren dönem filminin açılış sahnesi şu: 60’ların sonu, ODTÜ. İçeride fütüristik dekorlar, sahnede genç Erkin Koray, farklı kılıklarda gençler dans ediyor. Mekânı ülkücülerin basacağı haberi alındığı için kapıda, çatıda nöbet tutan silahlı militanları görüyoruz kamera açıldıkça. Devrimci faaliyet olarak maskeli balo… Kitapta Hasan Barutçu çok güzel anlatmış. Siz devrimci harekete gelir sağlamak için yapılan ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ndeki bu balolara tanıklık ettiniz mi?

Bu anlattığına değil. Benzerleri oldu ama bu çok özel bir baloydu. Çok da heyecanlı. “Keşke orada olabilseydim” demiştim ben de dinleyince ama o zaman lisedeydim.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaBarack ObamaFacebookİstanbulKitapKonserOrta Doğu Teknik ÜniversitesiTiyatroçaymüzik
Görüş Bildir