Türkiye’nin En Büyük Göllerinden Biri: Sabah Başka, Gün Batımında Bambaşka Bir Renkte
Türkiye’nin güneyinde, Toros Dağları’nın heybetli eteklerine yaslanmış olan Isparta, sadece bir 'Güller Şehri' olmanın ötesinde, dört mevsim boyunca ziyaretçilerini büyüleyen bir turizm mozaiği sunuyor. Son yıllarda çeşitlenen turizm olanaklarıyla dikkat çeken bu kadim kent, Akdeniz’in iç kesimlerinde saklı bir mücevher gibi parlıyor. Doğal güzellikleri, antik dönemlerden günümüze ulaşan tarihi dokusu ve kış sporlarına elverişli coğrafyasıyla Isparta, hem huzur arayanların hem de macera tutkunlarının ortak adresi haline gelmiş durumda.
Detaylar 👇
Isparta denilince akla gelen ilk durak, hiç kuşkusuz Türkiye’nin dördüncü büyük gölü olan Eğirdir Gölü’dür.

Günün farklı saatlerinde güneş ışınlarının geliş açısına göre büründüğü farklı tonlar nedeniyle halk arasında 'Yedi Renkli Göl' olarak anılan bu doğa harikası, ziyaretçilerine adeta bir görsel şölen sunuyor. Gölün kalbinde yer alan ve ana karaya ince bir yolla bağlanan Yeşilada, tarihi ahşap evleri ve taze göl balıklarının sunulduğu butik restoranlarıyla sakinlik arayanların vazgeçilmezi. Türkiye’nin 'Cittaslow' (Sakin Şehir) unvanına sahip nadir yerlerinden biri olan Eğirdir, Kovada Gölü Milli Parkı ve Yazılı Kanyon gibi çevresindeki tabiat parklarıyla da doğa tutkunları için eşsiz bir rota oluşturuyor.
Kış aylarında Isparta’nın çehresi, bembeyaz bir örtüyle kaplanan Davraz Dağı Kayak Merkezi ile değişiyor.

Eğirdir ve Kovada gölleri arasında yükselen 2 bin 635 metrelik bu devasa kütle, kent merkezine sadece 26 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Davraz’ı diğer kayak merkezlerinden ayıran en büyüleyici özellik ise, kayakçıların pistlerden aşağı süzülürken muhteşem göl manzarasını izleyebilme ayrıcalığıdır. Her seviyeye uygun 12 pistiyle profesyonellerden amatörlere kadar geniş bir kitleye hitap eden merkez, kış turizminin parlayan yıldızı olarak Akdeniz’in ortasında bir kış masalı yaşatıyor.
Isparta sadece doğasıyla değil, arkeolojik zenginliğiyle de bir açık hava müzesini andırıyor.

Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’nın izlerini taşıyan şehirde, Pisidia Antiokheia Antik Kenti özellikle dikkat çekiyor. Seleukos Kralı Antiokhos tarafından kurulan bu kadim kent, Hristiyanlık dünyası için kritik bir öneme sahip. Aziz Pavlus’un ilk vaazlarından birini burada vermesi, kenti inanç turizminin hac merkezlerinden biri haline getirmiş. Yaklaşık 18 yıldır süren kazı çalışmalarında bugüne kadar kentin sadece yüzde 10’u gün yüzüne çıkarılabilmiş olsa da, Roma tiyatrosu ve su kemerleri görkemini koruyor. Burayı benzersiz kılan en önemli unsur ise, Anadolu’da Ay Tanrısı Men’e adanmış tek tapınak olan Men Tapınağı’na ev sahipliği yapmasıdır.
Antik kentten çıkarılan eserler, bölgenin hafızası niteliğindeki Yalvaç Müzesi’nde sergileniyor.

Müze, prehistorik fosillerden Roma heykellerine, St. Paul Kilisesi’nin taban mozaiklerinden etnografik ögelere kadar geniş bir yelpazeye sahip. Ancak Isparta’nın mirası sadece taşlarla sınırlı değil. Dünyanın gül yağı üretim merkezlerinden biri olan kent, bu geleneği taçlandırmaya hazırlanıyor. Yakında açılması planlanan 'Misparta Koku Müzesi', ziyaretçileri 100 yılı aşkın bir koku yolculuğuna çıkaracak. Gül, lavanta ve zambak gibi endemik bitkilerin üretim tekniklerinin sergileneceği bu müze, kentin duyusal hafızasını gelecek nesillere aktaracak.
Antalya’ya 2 saat, Ankara’ya 6 ve İstanbul’a 7 saatlik karayolu mesafesinde bulunan Isparta’ya Süleyman Demirel Havalimanı üzerinden de kolayca ulaşılabiliyor. Modern imkanları kadim kültürüyle harmanlayan bu şehir, misafirlerini her mevsim ayrı bir renkle selamlıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın