Amerikalı Gazetecinin İstanbul’u Neden Terk Etmeyeceğini Anlattığı Bu Yazıyı Okumalısınız

-

Suzy Hansen İstanbul'da yaşayan onbinlerce yabancı uyruklu gazeteci, öğrenci, müzisyen, sanatçı ya da işçiden biri. 2007 yılında şehire taşındığında İstanbul'un çok daha özgür, iyimser ve sakin bir modda olduğunu söylüyor. Aradan geçen yıllarda yaşanan onca politik ve sosyal çalkantıya rağmen Suzy şehirde kalmayı tercih edenlerden olmuş. 

İstanbul'u neden bırakıp gitmediği ile ilgili yazısı Vogue'da karşımıza çıktı. Sizler için bazı kısaltmalar yaparak hazırladık.

Kaynak: http://www.vogue.com/13517958/istanbul-t...

Suzy Hansen 2007 yılından beri İstanbul'un merkezinde yaşayan bir kadın. Her şeye rağmen bu kaosla dolu şehirden gitmeyişini anlatıyor.

"Geçen mart ayının son günü, İstanbul'un göbeğinde bir adam kendini patlattığında evdeydim. Masamda otururken patlamayı duydum."

"Haziran ayında IŞİD'in İstanbul Havalimanı'na saldırdığı gece akşam yemeğine gittiğim eski Amerikan Konsolosluğu'ndaki restoranın da ikinci bir hedef olabileceği aklıma geldi."

"15 Temmuz gecesi marketten alışveriş yapan Türklere katılıp ceplerimi su ve birayla doldurdum. Bakkal önümdeki müşteriye "3 paket sigara istemediğinden emin misin?" diye sordu. Belli ki gece uzun olacaktı."

"Ben bir savaş muhabiri değilim. Olayları, vahşeti ya da bir bombalı araç saldırısını ön safhalardan takip etmeyi asla hayal etmemiştim. İstanbul'da yaşamayı seçtim çünkü ilk geldiğim zaman bana bir sığınak gibi geldi. Kısa bir süre sonra da evim gibi. Son 10 yılda buraya o kadar çok bağlandım ki, insanlar bana gitmek gibi bir planım olup olmadığını sorduklarında kafam karışıyor. İstanbul benim hayatta en güvende hissettiğim yer oldu."

2007 yılında 29 yaşındayken kazandığı bir bursla önce New York'a gitmeyi seçen Suzy, şehrin 11 Eylül sonrasında gelen cesur duruşunun yavaş yavaş yok olduğunu fark edince Türkiye'ye bir anlamda kaçmış. O dönemde şehrin kendi altın yaldızlı dönemini yaşadığını ifade eden genç kadın, Beyoğlu'nun tozlu, kimi zaman harap olmuş sokaklarından, kedilerinden, kilit vurulmuş demir kapılarından, karanlık dar geçitlerde sigara içen erkeklerinden biraz korkmuş olsa da burada bir daireye yerleşmiş.

İstanbul'a gelip, havalimanından taksiye bindiği anda aşık olduğunu anlatan Suzy, Marmara'nın büyük gemilerle dolu oluşunu anlatıyor. Boğazın romantizmi ve gün batımının gül rengi parlaklığı onu hemen etkisi altına almış. 

"Ülkenin milliyetçiiğini, namus takıntısını ve yabancı nefreti besleyen futbol sloganlarını çok sevdim mi? Pek sayılmaz. İlk başlarda New York'un o dünyanın merkezinde bulunma hissini özlemiştim. Ama buradaki genç insanlar politikayla, yaşadıkları bölgenin acılı tarihiyle daha ilgili görünüyor, demokrasi ve insan haklarına daha fazla inanıyorlardı. Çünkü bunlar için savaşmaları gerekiyordu. 2 yılın sonunda ülkenin çoğunu gezdikten ve Avrupa Kupası'nda bir Türk takımı destekledikten sonra sayısız politik yürüyüşe katılmıştım. Romantik anlamda birileriyle çıkmak da kolay değildi, daha batılılaşmış Türk aileleri bile oldukça gelenekseldi ve benim yaşımdaki çoğu erkek evliydi. Ama bir grup arkadaşım olmuştu, günlük yürüyüşlerim ve yatak odamın penceresinden gördüğüm meşhur Tarihi Yarımada manzaram vardı. Kalmaya karar verdim." 

Tunus, Mısır ve Libya'da süren Arap Baharı sırasında Türkiye'nin demokratik imajının daha da övüldüğünü anlatan Suzy, birden sokaklarda daha çok Arapça konuşulduğunu fark ettiğini ve bir gün mahalle marketinde Tunuslu bir modacıyla tanıştığını anlatıyor. 

"Modern tarihinin büyük bir kısmında yabancı savaşlardan uzak durmuş Türkiye'de bunun devam edeceğinden emindim. 2013 yılında New York'ta gittiğim bir düğünde birisi bana Türkiye'nin Suriye'deki kargaşaya bulaşıp bulaşmayacağını sorduğunda gülüp geçtim. Daha önce Suriye'de bulunmuş bir savaş muhabiri arkadaşım bana inanmayan gözlerle bakıp gitti. Dünya ile ilgili öğrenecek daha çok şeyim vardı."

Suzy bu noktada 2013 yılından sonra ülkenin içine girdiği karmaşık durumdan ve kendi çevresindeki gazeteci arkadaşlarının tecrübelerinden bahsediyor. 2015 yılında yaşanan patlamalarla terörün çok daha korkutucu olduğunu ve ülkeyi daha büyük bir çıkmaza soktuğunu söylüyor. 

"Bu bilinmezlik terörü daha kötü bir hale getirdi. İstanbul'da ise önce metroda, sonra sokaklarda, sonra Sultanahmet'te sonra da İstiklal Caddesi'nde. Gelen tepki korku, acı ve kopukluk karışımıydı. Şehirdeki insanlar bombalardan sonra her şeyi o kadar hızlı unuttu ki, kaç tane olduğunu kendiniz bile unutursunuz."

Benim fark ettiğimi şey ise; ülkemdeki arkadaşlarımdan aldığım maillerin artışı oldu: 'Oradan ne zaman ayrılıyorsun? Artık ayrılma vakti gelmedi mi? Bu delilik.'

Güvenlik dediğimizde ne demek istiyoruz? Bir yıl önce, fazla bilinmedik bir mahallede muhafazakar Müslümanlar ve Suriyeli mülteci akını ile ilgili bir haber yapmaya başladım. Birçok Amerikan meslektaşım oranın tehditkar olduğunu düşünüyordu. Mahalle ayrıca uyuşturucu, mafya, silahlar ve hırsızlarla ünlüydü.

Ama bana endişelenmem gerekiyor gibi gelmiyordu. Bu eski Osmanlı mahallelerinde, dar sokaklarda kalabalık insan toplulukları vardır, günlük ticaretlerini, sohbetlerini, şikayetlerini yaparlar. Eğer markette birkaç liranız çıkışmazsa dükkan sahibi alışverişinizi yapmanız için ısrar eder. Herkes herkesin işini bilir, herkes izliyordur ve elbette beni de izliyorlar. Eğer bir mahalle kendi içinde bir organizma ise, ki bunun sevilmesi, beslenmesi ve korunması gerekir, başınıza pek bir şey gelmez.

Bu benim İstanbul'da yanımda taşıdığım güven duygusu. Yıllar boyunca çantamı, telefonumu ya da dizüstü bilgisayarımı restoranlarda masada bırakıp tuvalete gittim, geceleri eve hep tek başıma yürüdüm. En sıradan toplumsal ritüellerde huzur buldum; Cuma namazından sonra yokuşlarda yürüyen erkekler, kahveden bakkala tepsiyle çay getiren erkek çocuklar, kahve dükkanının tezgahında rahatça yatan kediler; hipster'lar İstanbul'un kedi kültürüne fazlasıyla saygılıdırlar.

"Her biri ülkede bulunan bir sistem ve karşılıklı ödün ilkesi. İşte bu son zamanlarda yaşanan politik huzursuzluğun tehdit ettiği şey de bu. Bir çok arkadaşım İstanbul'dan kaçmayı tercih etti. Buraya yerleşmeyi isteyen tek grup yeni bir iş madeninin oluştuğunu düşünen gazeteciler. Kendi oturduğum mahallede camlardaki 'kiralık' yazıları asılı. Havalimanı saldırısından sonra turistlerin gelişi tamamen durdu, zengin Türkler büyük 4x4 araçlarıyla şehir merkezine gelmiyorlar. Hatta bir Starbucks bile kapılarını kapattı.

15 yıldır burada yaşayan iki Fransız arkadaşım konsolosluktan gelen terör uyarısı sonrasında Portekiz'e taşındı. İki gün sonra ise askeri darbe girişimi yaşandı. O kadar büyük ve korkunçtu ki, kötü olaylar heryerde yaşanıyordu. İstanbul'dan ayrılmak yersizdi çünkü hiçbir yer güvenli değildi. Bundan birkaç ay önce ise yan apartmanımda bir gaz patlaması oldu. Yatağımdan fırlayıp yere düştüm. Sesi bomba gibi gelmişti. Zaten çatırdamakta olan aklım için çok da fark etmedi bunu bir bomba olmaması.

Burada yaşadığım birkaç ciddi ilişkiden sonra, artık bir çocuk istemenin parayla ya da bebekleri ne kadar sevdiğimle ilgili olmadığını camdan dışarı baktığımda gördüğüm kaos dünyasına bir çocuk getirip getirmek istemediğimle ilgili olduğunu anladım.

Ama bu hesaplar tartışılır ve bir miktar da mantıksızdır. Çünkü başka bir yerin daha mı iyi, gelecekte bir zamanın daha mı güvenli olduğuyla alakalıdırlar. ABD'li birçoğumuz güvenliğin doğuştan kazanılan bir hak olduğuna inanarak büyüdük. Bu güvenlik tehdit edildiğinde ilk tepkimiz kaçmak ya da geri çekilmek oldu."

"Ben de gece uyanıp penceremden dışarı baktığımda, 14. yüzyılın Galata Kulesi'ni görüyorum....

Türkiye'de öğrendim ki gelecek asla tahmin edilebilir olamaz ve günlük hayattaki paylaşımlar güvenliğin en gerçek hali. İstanbul'dan ayrılmak konusunda kafam karıştığında; o sımsıkı bağlı mahalleleri düşünüyorum ve burada yarattıkları toplumu asla bırakmayacak olan ve zaten dünyanın çoğunluğu gibi çekip gitme lüksü olmayan Türklerden feyz alıyorum."

New York'ta yaşayan Türk bir sanatçı arkadaşını anlatıyor Suzy. "Bu şehir bir ağ şebekesi gibi, seni bir yerden bir yere hızlıca götürmek için tasarlanmış. Benim için tuhaf bir zaman algısı. 600 yıllık bir şeye bakıp hala orada olacağını bildiğim bir şeye bakabileceğim İstanbul'u özledim. Bunun rahatlatıcı bir yanı var" dediğinden bahsediyor. 

"Ben de gece uyanıp penceremden dışarı baktığımda, 14. yüzyılın Galata Kulesi'ni görüyorum, bütün savaşları ve kargaşayı atlatmış dev bir taş kule. Bu kule güçlü, kalıcı ve gururlu. Bu da bana bir kaçış planı yapmaktansa, sevdiğimiz hayatı koruyup onurlandırarak kalmanın çok daha önemli olduğunu hatırlatan şey." 

Yazarın notu: Bu makalenin Vogue sayfalarında yer almasından bu yana Türkiye'de daha çok şiddet olayı oldu. Buna yılbaşı gecesi 39 kişinin ölümüne sebep olan Reina saldırısı da dahil. Bu olaylar üzücü, ama burada kalma planımda şimdilik herhangi bir değişiklik olmadı.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
toreador

is ariyor sanirim

goguse

Malzeme bol ondan gitmiyordur

donkek

malmış ya da milyonda bir olan bir vaka. kaçanları ve türkiye'den nefret edenleri de konuk edelim bakalım götü yiyen varsa.

hasipcan

Ve dolar ile maaş alıp TL olarak harcıyorum.

siirsever

kadın eğer terketmek istiyorum, burada daha fazla kalamam deseydi tepkileriniz yine "git o zaman seni tutan mı var, sizden de bu beklenirdi vs." gibi yorumlar olurdu ama kadın kalacağım, burayı terketmek istemiyorum diyor siz hala "yok o zaman sende sorun var, yok öleceksin vs." laflar yapıyorsunuz bir süre sonra olay terörden daha çok zihniyet oluyor bence.

Başlıklar

15 TemmuzAltınAmerika Birleşik DevletleriDarbeIŞİDİstanbulMısırPortekizSavaşSuriyeTercihTerörTunusUyuşturucuçayfutbol
Görüş Bildir