Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

“Mezarı Yaptırsınlar Yeter...”

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

“Mezarı Yaptırsınlar Yeter...”

“Mezarı Yaptırsınlar Yeter...”

Türkiye onu, “Kelebeğin Rüyası” filminde Rüştü Onur'un doyamadan kaybettiği karısı olarak tanıdı. Mediha Onur'un gerçek hikâyesini, ablası Sabahat Hanım'dan dinledik...

70 yıl boyunca Rüştü Onur’un sevdiğine yazdığı tüm mektupları, el yazısı basılmamış şiirleri, fotoğrafları saklanmış. Hepsi şeffaf dosyalarda tasnif edilerek ayrılmış. Ve vakti geldiğine inanıldığında da ortaya çıkarılmış. Bunları yapan, bu belgelerin bugüne kalmasını sağlayan Mediha Sessiz’in kızkardeşi Sabahat Sessiz. Sabahat Hanım, önce film çekildiğini duyduğunda bu belgeleri Yılmaz Erdoğan’a götürmüş. Sonra da bu anıların saklanmasının, gelecek kuşaklara kalmasının en iyi yolunun kitap olarak basılması olacağını düşünüp Kaynak Yayınları’ndan Sadık Usta’ya teslim etmiş.

Şair Rüştü Onur ve büyük aşkı Mediha Sessiz Onur’la birçokları gibi ben de Yılmaz Erdoğan’ın yeni filmi Kelebeğin Rüyası sayesinde tanıştım. İkisinin de 20 ve 22 yaşlarında talihsiz bir biçimde hastalanarak ölmeleri hepimizin içini burktu. Kitabı okudum, ardından da filmi izledim. Hâlâ ne kitaptaki mektuplar ne de film aklımdan çıkıyor. Tabii ki biri kurmaca bir film, diğeri gerçeğin ta kendisi. Bugün 85 yaşında olan Sabahat Hanım’la o günleri konuştuk...

70 yıl sakladığınız Rüştü Onur’un ablanız Mediha Sessiz’e yazdığı mektupları okudum. O günleri, olayların nasıl başladığını anlatır mısınız?

Bakın asıl öykü şöyle: Ben Kandilli Kız Lisesini kazanmıştım, ilk yılımdı. Zaten orta ve liseyi orada bitirdim. O yıl ablam da Beşiktaş Kız Lisesi’ni bitirmişti. Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın açtığı memuriyet imtihanına girdi. İmtihanı kazanınca babam anneme “Sen al çocukları git, ben gelemem” dedi. Biz sabah Anafarta Vapuru’na bindik. Ertesi gün orda olacağız. Vapurda Rüştü Onur’la tanışıyorlar. Düşünün o süre zarfında arkadaşlık yapıyorlar. Rüştü Enişte yanımıza da geldi. Anneme “Teyze ben Zonguldaklıyım. Dayım da burada yaşıyor, götüreyim ona, dinlenin birkaç saat. Ben sizi sonra Karabük’e yolcu ederim” dedi. Biz de yorgunduk, gittik oraya. İlk defa büyük kuzineyi orada görmüştüm. Sonra Karabük’e gittik.

Ve bu arada büyük aşk başlamış…

Evet, sonra ablama sürekli mektuplar gelmeye başladı. Zaten kendi de geldi. Bu arada ablam Karabük’te hastalandı. Ben küçüktüm ama hatırlıyorum, işten gelir, “Karnım çok ağrıyor” derdi. Ve yemek yiyemiyordu. Ben tabii İstanbul’da okuyorum. Tam olarak ne zaman bilmiyorum midesi bulanıyor, karnı ağrıyor. Hastanede yattı bir süre. Fakat orada “Bizim yapacağımız bir şey yok ciğerlerinden olabilir bu şikâyetler. Seni Heybeliada Sanatoryumuna yollayalım, zaten İstanbullusun” diyorlar. Ama orada da dört- beş gün kaldı. Zaten eniştem de bir ciğer hastalığı geçirmiş daha önce, orada yatmış. Ama doktorlar orada da “Sizin kızınızın ciğerlerle ilgili hiçbir sorunu yok” deyip çıkarıyorlar ablamı. Bütün mesele karında diyorlar. Apandisiti patlamış, iltihap bütün vücuduna yayılmış.

Bu arada evlendiler galiba?

Evet, eve gelip gidiyor bize. Babam da “Bu çocuk madem bu kadar eve girip çıkıyor bari nikâh olsun, sonra iyileşince düğün yaparız” dedi.

Rüştü Onur ablanızı kaybettikten sonra ne yaptı, sizinle mi yaşadı?

Ben Kandilli Kız Lisesi’nde leyliyim. Bizde kırkı çıkmadan önce akrabalar kalır, yengemler filan bizde. Ben de haftasonları eve çıkıyorum, eniştem o kadar üzgün ki. Bir akşam gece yarısı uyanmış, “Ben çok fenayım” dedikten sonra düşüp kendini kaybediyor, ağzından kan boşanıyor, yengemler filan koşuyor ama hiçbir şey yapamıyorlar.

Şair arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu’yu tanır mıydınız?

Tanımaz mıyım, en yakın arkadaşıydı, bizim eve de birkaç kez gelmişti. Behçet Necatigil’i o günlerden tanımam, daha sonra tanışmıştım. Kültür Sarayı’nın yandığı dönemde.

Sizin de tiyatroyla bir ilişkiniz var değil mi?

Ben İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü’nden emekli oldum. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ilk açıldığında sekreter olarak çalışmaya başladım.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Beşiktaş Jimnastik KulübüİstanbulKitapRecep Tayyip ErdoğanYılmaz Erdoğanaşk
Görüş Bildir