Carré: Soğuktan Gelen Hain

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Soğuktan Gelen Hain

Soğuk Savaş sonrası casus romanlarından bahsedebiliyorsak eğer, bunda Carré’nin payı büyük. Hain, ustanın yirmi ikinci kitabı. 82 yaşında olmasına karşın geçen yıl bir kitap daha yazdı.

John Le Carré’nin 2010’da kaleme aldığı Hain ’in (Our Kind of Traitor) mart ayında kitapçı raflarına çıkması ilginç bir tesadüf. Çünkü aynı günlerde Güney Kıbrıs banka sisteminde devam eden kriz, iyiden su yüzüne çıkmıştı. Borsa işlem yapamaz hale geldi, bankalar kapılarını kapadı ve Güney Kıbrıs maliye bakanı “acilen” Moskova’ya giderek Rusya’dan krizi atlatmak için kredi istedi.

Carré, Hain ’de Güney Kıbrıs’ta bugün gelinen noktanın nedenlerinin bir kısmını ele alıyor. Romanda Dima olarak bilinen Rus milyarderinin etrafında gelişen olayları anlatıyor Carré. Dima bir banker, faaliyet merkezlerinden biri Güney Kıbrıs ve aslında kitabı biraz okuyunca, Rusya’dan çıkan kara paranın aklandığı organizasyonun başında olduğu anlaşılıyor.

İşte geçtiğimiz ay maliye bakanının koşarak Moskova’ya gitmesinin nedenlerinden biri bu. Güney Kıbrıs’ın yaşadığı kriz hakkında birkaç makaleyi okumanız trafiği ana hatlarıyla anlamanızı sağlıyor. Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s’in verilerine göre Rus para babalarının Güney Kıbrıs bankalarına sadece 2012’de aktardığı miktar 12 milyar dolar. Kısaca Rus zenginleri (çoğu makalede oligarklar olarak geçiyorlar) kendi ülkelerinde değil, Güney Kıbrıs’ta ve benzeri ülkelerde tutuyorlar paralarını. Vergiden kaçmak gibi bir durum sözkonusu değil, çünkü Rusya’da vergiler çok yüksek değil. Resmi söylem Güney Kıbrıs’ta (ve benzer banka cennetlerinde) ekonomik istikrarın Rusya’dan daha iyi olduğu yönünde. Ama geçtiğimiz ay yaşananlar ve hâlâ devam eden kriz bunun çok da doğru olmadığını gösteriyor.

Mali analistler, uluslararası ekonomi değerlendirme kuruluşları ve tabii akademisyenler ekonomi yani paranın ve yatırımın görünen (yasal) kısmını hareketlerinden neden ve sonuç çıkartma uğraşısındayken; yasadışı (aklanmayı bekleyen) kısmı ve trafiği komplo teorisyenlerinin iştahını kabartıyor.

Burada duralım ve bir yanlış anlaşılma ihtimalini ortadan kaldıralım: John Le Carré yukarıdaki ikinci gruba tam olarak girmiyor. Onun romanlarını değerlendirirken klişeleşmiş olsa da “usta işi” demek durumundayım. Laf ola beri gele kullanılmaya başlandığı için kullanmayı çok tercih etmem ama Carré’nin romanlarını en kestirme yoldan bu sıfat tanımlıyor.

Rus oligarklarının dünyanın “kara para” cennetlerine çıkartma yapmaları yeni bir şey değil. Güney Kıbrıs – Rusya ilişkisi şöyle ya da böyle bilinen bir düzeyde ilerliyor. Ama 2010 yılında olası krizin ayak seslerini duyup, oradan bir kurgu çıkartmak usta olmayı gerektiriyor. Bunu yaparken yarattığı klişe yanları göz tırmalayan Dima karakteri üzerinden anlatsa da bu sistem, anlatıya kattığı derinlik Carré’yi komploculardan ayrı bir yere koymamızı gerektiriyor. Zaten Dima’nın klişe hali roman ilerledikçe pul pul dökülüyor. Kitap, Karayip adalarından Antigua’da bir İngiliz ile bir Rus’un yaptığı tenis maçıyla başlıyor. İngiliz genç Oxford profesörü Perry’dir; Rus ise Dima. Perry içinde bulunduğu akademik dünyayı riyakâr bulmaktadır, cübbeye üzerinden çıkaracağı gün kendisini özgür hissedeceğini düşünmektedir. Kariyerinde yükselmekte olan avukat sevgilisi Gail’e, “Bu ülkede kalmamı gerçekten sağlayacak tek şey, kanlı bir ihtilaldir” der.

Perry kariyeri ve geleceği için karar aşamasındadır. Önceden planladıkları Karayip tatili bu önemli karar öncesi bir ara verme şansıdır. Antigua’da tenis oynayabilecekleri bir otele giderler ve orada tanıştıkları Dima, Perry’e tenis maçı yapmaları teklifinde bulunur. Bu tesadüfi tanışma genç İngiliz çiftin kendilerini uluslararası bir suç örgütünün lideriyle İngiliz hükümeti arasında bulacakları olayların gelişmesinin başlangıcı olur.

Carré’nin ustalığı Perry ve Gail’in ülkeye dönüşlerinde İngiliz Gizli Haberalma Teşkilatı ajanları tarafından sorgulandıkları bölümde kendini gösteriyor. Sorgu sırasında çiftin ajanlara verdiği yanıtlar ile geridönüşler (flashback) ustaca harmanlanıyor. Ve Carré bu bölümde bir sürpriz yaparak kitabın kahramanı gibi hissettirdiği Perry’nin değil, Gail’in içsesiyle sorguda ortaya dökülmeyenleri okuyucusuyla paylaşıyor. Dima’nın hikâyesi ise iki erkeğin baş başa gerçekleştirdikleri uzun sohbetlerle anlatılıyor. Onun Sovyet rejimi sırasında siyasi tutsakların atıldığı Sibirya’nın kuzeydoğusundaki Kolıyma çalışma kampından sağ kurtulanlardan biri olduğunu bu sohbetlerin birinde öğreniyoruz. Zaten kitabın sağlam altyapısı ve tüm kişiler bu bölümde oluşturuluyor. Uzun süre önce devrini tamamlaması beklenen casusiye yani casus romanı türünün tazelenme biçimini Carré’nin Hain ’inde açıkça görebiliyorsunuz.

Casus romanları Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle akamete uğraması beklenen bir türdü. 1931 doğumlu David John Moore yani John Le Carré 1963’te yazdığı üçüncü romanı Soğuktan Gelen Casus ( The Spy Who Came in from the Cold) ve 1974’te çıkan beşinci romanı Köstebek (Tinker, Tailor, Soldier, Spy) ile bu türün önemli bir temsilcisi haline geldi. Bu romanlar, yazarın yarattığı kahramanı Smiley’nin maceralarından ikisi. Toplam sekiz Smiley kitabı var ve bu külliyattan Türkiye’de Köstebek adıyla gösterilen bir de televizyon dizisi yapılmış ve Smiley’i Alec Guiness canlandırmıştı.

Haluk Kalafat - Radikal Kitap

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

BorsaCasusGuinness Rekorlar KitabıİngiltereKitapRusyaSSCBSavaşTercih
Görüş Bildir