Kişinin Geçmişi

-
2 dakikada okuyabilirsiniz

Kişinin Geçmişi

Kişinin Geçmişi

Hayatın içine, insanın derin kuyularına, negatif tarafın örtüle örtüle kangren olmuş yanlarına bakıyor Ferat Emen.

Bardaktaki ılık suyu ağır ağır içiyorum. Mevsim artık yaz. Olsun. Amaç bir harareti dindirmek değil de su içmekse eğer, duyarak içmeli suyu da. Acelesiz. Şimdi su da nereden çıktı demeyin. Su gibidir gerçek edebiyat. Gelişi kadar tabiatı da öylesinedir. Mutlaka bir yol bulur. Sızacak. Kaynayacak. Fışkıracak demiyorum ama. O başka başka hallerde geçerli. Sızma. Bir topraktaki sessiz ıslaklık gibi. İşte o yüzden suyumu içiyor ve Ferat Emen’in bir cümlesini düşünüyorum. Daha doğrusu düşlüyor, ondan yol alıyorum. “Kişinin geçmişi yaşından büyüktür” diyor ve sessizce aradan çekiliyor. Öyküyü emanet bırakıyor. Dile evriliyor her şey hızla. Hayat oluyor.

Öyküler boyunca, öykülerle ve öyküleyerek yaptığı, yazdığı tam da bu Ferat Emen’in. Sessizce aradan çekilmek. Fakat orada, hep orada kalmak. Gökyüzü gibi. Gece de olsa, gündüz de olsa. Açık veya kapalı bulunsa oradadır ya, hakiki bir hikâye de gerçek bir yazar da öyledir işte. Gelir. Gitmiş gözükür lakin kalır. Şimdi biz bir gelişi konuşmalıyız. Ferat Emen’in gelişini. Kim mi, fazla bilgi yok kitapta. 1972 doğumlu. Çok genç değil. İlk kitap. Erken mi? Geç mi? İkisi de değil. Gelmiş işte. Gelmek, gerideki bütün soruları siliyor. Yepyeni ve dipdiri bir öykücüyle karşı karşıyayız. Bu iyi.

Güçlü bir teşhisçi

Hayatın içine, insanın derin kuyularına, negatif tarafın örtüle örtüle kangren olmuş yanlarına bakıyor Ferat Emen. Şiddet. Gösterişsiz bir şiddet öyküsü yazdığı. Saklayarak gösterdiği çok acılı. İnsanın ağzından havaya savrulan ve bir süre sonra da nereye gittiği anlaşılamayan bir sigara dumanı gibi. Oysa o dumanla ilgili değil. Ağıza bakıyor. İçe çekişe. İnsan ki en yakın hatta içinde beslediği kurdudur kendisinin. Yaparmış gibi gözükerek en akla gelmezi yapıyordur aslında, işte bunu da yazmış Emen. Dille. Kısa. Yalın. Vurucu. Duyurucu ve kökleye kökleye. Durmasını bildiği yerin eşiğine geldiğinde ise şuurunu kaybetmeden yapmış, yazmış öyküyü.

Salt bir gözlemci değil Emen. Güçlü bir teşhisçi. Doğayı ne kadar yakından yakalıyorsa insanı ve ilişkileri de o kadar gerçekçi yerleştiriyor öykülerine. Özellikle, ilk on öyküde çok daha yüksekten başarıyor bunu. Şehirleri, ki başta Diyarbakır ve İstanbul’u, ezmeden, onların içinde ezilmeden, seslerin içinde boğulmayan bir orkestra şefi gibi yol alıyor. Taraf değil. Tarafsız hiç değil. Dahası belli ki çok hissedilir entelektüel bir birikimi var ve bunu dizginliyor. Birikimin şehvetinde kapılıp amatör ruhunu kurban vermiyor.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

DiyarbakırİstanbulKitap
Görüş Bildir