Geziyoruz İşte, Baroksa Barok...

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Geziyoruz İşte, Baroksa Barok...

Çantasını koluna takıp şehir şehir dolaşan zamane seyyahları, çoğunlukla önünden geçtiği tarihi anlamaz. Bu gözden kaçan tarihi yapıların dilini çözebilmek için mini bir mimari rehber hazırladık.

İki haftadan daha fazladır Türkiye’nin gündemi Gezi Parkı etrafında gelişen eylem ve tartışmalara odaklandı. Ülkenin özellikle büyük şehirlerine yayılan protesto ve gösteriler, projenin ne olduğunu gölgede bıraktı. Şehir plancıları ve mimarlardan gelen tepkiler başta eylemciler olmak üzere henüz halk nazarında bir karşılık bulmuş değil. Hal böyle olunca mesele mimari ve şehircilik açısından yeterince irdelenmiyor. Ama şu bir gerçek ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir TV kanalında zikrettiği “Baroksa barok başka bir mimariyse başka bir mimari tarz.” ifadesi akıllarda yer etti. Peki, son yıllarda imar faaliyetleri ve tarihi binaların restorasyonuyla kulağımıza ilişen bu mimari terim ve tabirlere ne kadar hakimiz? Yoksa barok, rokoko, neoklasik, gotik, romanesk vs. denince sadece birbirinden ayırt edemediğimiz tarihi bina imgesi mi akla geliyor? Seyahate hazırlıksız çıkanların “güzel, süslü binalar vardı” klişesine düşmemesi için mini bir mimari kılavuz hazırladık. YEM Yayınları’ndan çıkan ve Carol Davidson Craogoe’un yazdığı “Binalar Nasıl Okunur?” kitabından faydalanarak hazırladığımız bu kılavuz, meraklıları için devede kulak kalacak elbette. Beyhude gidip beyhude dönmek istemeyenler içinse bir anahtar niteliğinde. Bir binanın ne zaman, niçin ve hangi üslupla inşa edildiğini öğrenmek, sanat eserinin sırrına vâkıf olmaya yarayabilir. Bu şekilde dilini bilmediğiniz yerlerde mekânın ana diliyle okuma yapabilirsiniz.

Erken Hıristiyan ve Bizans mimarisi

Hıristiyanlık, MS. 326 yılında Roma’nın resmi dini olduktan sonra başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun önemli merkezlerinde eski usul yapı teknikleri yeni dini mabetlerde evrilerek uygulanmaya başlandı. Özellikle Romalıların toplantı salonu olarak kullandıkları bazilika, kiliselerin tamamında görülüyordu. MS. 532 yılında inşa edilen Ayasofya kubbeli bazilika, örneğinin en güzelini teşkil ediyor. Yapının içi mozaik ve renkli taşlarla bezenirken, korent tarzı stilize edilmiş. Haç ile donatılmış sütun başlıkları ise bu tarzın simgelerini teşkil ediyor.

Gotik üslup

12. yy’a gelindiğinde Avrupa mimarisinde sivri kemerlerin gelişmeye başladığı görülür. Gotik tarz, bir önceki üslup olan romaneske nazaran çok daha yüksek biçimli yapılarda tercih edildi. Büyük pencerelerse alamet-i farikası oluyordu. Yine bu dönemde pencereler, girift çiçekli süslemelerle dikkat çeker. Geç Ortaçağ döneminin sonrasında duvarcıların kendilerine olan güveni artmış ve kaburgayı andıran yapıdaki tavanlar inşa edilmeye başlandı. Yine bu mimaride, yüksek çan kuleleri, çok sayıda sütun ve girişik bezemeler öne çıkan mimari öğelerden.

Barok ve rokoko

17. yüzyıl başlarında gelişen barok üslup, ince detay ve mekanda çarpıcı duruşuyla kendini belli eder. Dönemin mimarları, dramatik bir izlenim oluşturmak için yapıtlarında mitolojik heykellere, vazo şekilli korkuluklara ve pencere alınlıklarına yer vermişlerdi. Barok tarz mimari, özellikle Roma Katolik kiliseleri ve Avrupa saray mimarisiyle özdeşleşmişti. Baroğa göre daha yumuşak ve az bezeli olan rokoko ise süslemedeki aşırılığa bir tepki olarak doğdu. Daha çok dekoratif unsurun bir öğesi olan rokoko, deniz kabuklarının ve çiçekli bezemelerin kullanıldığı C ve S şeklindeki kavislerle dikkat çekiyor.

Aydınlanma dönemine doğru orantılı bir biçimde 18. asrın ortalarında gelişen neoklasik mimari, bilimsel çalışmalara ve antik Yunan, Roma yapıtlarına atıfta bulunuyordu. Klasik üslubu barındıran mimari yapıların yeniden revaç bulması uzun sürmedi. Başta Amerika ve Fransa’da hızla yayıldı. Kendinden önceki barok ve rokokonun şatafatlı görüntüsüne karşı, Roma’nın sade ve ağır yapısını temsil ediyordu.

1837-1901 yılları arasında Britanya’ya hükmeden Kraliçe Viktorya döneminden sonra ortaya çıkan mimariye Viktorya dönemi denir. Dev yapılı kamu binaları, mimarının kendine has tarzı ile klasik, romanesk, ğotik ve rönesans tarzları harman edilerek yorumlanırdı. Yüzyılın bitmesine yakın Art-Nouveau (Yeni Sanat) gibi tamamıyla farklı tarzlarda denenmişti. Bu dönemde ayrıca soğan kubbeli, çakma kubbeli, kafesli pencereleriyle Mağrip tarzı da görülmeye başlanmıştı. Bu mimari bazı Doğu Avrupa sinagoglarında ve Rus Ortodoks kiliselerinde görülüyordu.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AyasofyaBaşbakanFransaGezi ParkıİstanbulRecep Tayyip ErdoğanTercihYunanistan
Görüş Bildir