Erdoğan:'Topçu Kışlası’nda AVM Olması Mümkün Değil'

 > -

Erdoğan: 'İfade Özgürlüğünde Bazı AB Üyelerinden İyi Durumdayız'

Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerinin ilk günlerinde polisle göstericiler arasında sert çatışmaların yaşandığı Dolmabahçe'deki Swiss Otel'de düzenlenen bir konferansta konuşma yaptı.

Kuzey Afrika gezisini tamamlayarak bu sabaha karşı saatlerinde İstanbul ’a dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugün Cuma namazını Hz. Alı Camii’nde kıldıktan sonra annesinin mezarını ziyaret etti.

Erdoğan daha sonra Avrupa Birliği Bakanlığı’nın, Swiss Otel’de düzenlenen, “Küresel Sorunlar Karşısında Türkiye ve Avrupa Birliği İçin Ortak Gelecek” konulu konferansa katıldı. Gezi Parkı eylemlerinin ilk günlerinde polisle göstericiler arasında sert çatışmaların yaşandığı Dolmabahçe’de bulunan Swiss Otel ve çevresinde, Erdoğan’ın gelmesi nedeniyle geniş güvenlik önlemleri alındığı görüldü.

Konvoyla otelin önüne gelen Erdoğan, burada makam aracından inmeyerek bir süre telefonla konuştu. Telefon konuşmasının bitmesinin ardından Erdoğan aracından inerek burada kendisini karşılayan AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve diğer yetkililerle tokalaştı. Başbakan daha sonra buradaki heyetle birlikte konferansın verileceği salona geçti.

Erdoğan konferansta bir konuşma yapıyor. Konuşmasının başlangıcında AB'ye üyelik süreciyle ilgili sorunlara değinen ve üyelik sürecindeki aksaklıklar nedeniyle AB ülkelerini eleştiren Erdoğan, "Bugün Türkiye'nin AB'ye ihtiyacıdan öte AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı söz konusudur dedi ve "Bundan sonra sürecin bizim tek taraflı çabalarımızla sürmesi mümkün değildir" dedi.

AB'nin Türkiye'ye yönelik 'ifade özgürlüğü' eleştirilerine de değinen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nen ifade ve düşünce özgürlükleri konusunda bazı Avrupa Birliği ülkelerinden bile iyi durumda olduğuu söyledi. Etnik ve dini kökenli ayrımcılığın AB ülkelerinde yaşandığını ama Türkiye'de bunun söz konusu olmadıını söyledi.

Başbakan daha sonra Gezi Parkı eylemleri ve güncel konulara değinmeye başladı.

Konuşmanın satırbaşları şöyle:

  • Olaylar kimseyi yanlış düşüncelere sevk etmesin. Sosyal medya üzerinden çok sayıda yalanlar var. Bunlar elimde tespit edilmiş durumda.

  • Her kesimle sorunların çözümü konusunda görüştük, istişarede bulunduk. Milletin parlamentodaki temsilcileri ne iş yapar diye düşündünüz mü? Gezi Parkı'yla ilgili projeleri ben 2011 seçimlerinden önce animasyonlala açıkladım. O günlerde kimsenin sesi çıkmadı.

  • Gezi Parkı olayları kimseyi yanlış düşüncelere sürüklemesin. Burada korkunç bir dezenformasyon var. Sosyal medyanın korkunç kampanyaları var. Hepsini tespit ettik, elimizdedir. Bizim demokratik talepler konusunda hiçbir çekincemiz yoktur. Her şeyden önce muhatabınızı bileceksiniz. Burada söz konusu değil hükümet olduğumuzdan beri her kesimle kapsamlı görüşmeler, istişareler, ortak çalışmalar yürüttük. Milletin parlamentodaki temsilcileri ne iş yapar diye sormaz mısınız bu insanlar caba ne işle meşgullerdir, bunu neden gündeme getirmezler?

  • Taksim gezi parkıyla ilgili animasyonları ben bundan birkaç yıl önce yaptım. O günden bugüne kimsenin sesi çıkmadı. Çünkü çevre hassasiyeti olan kardeşlerime sesleniyorum, çevrecilik konusunda ortaklık yapacaksanız gelin başbakanınızla yapın. Ben çevreyi tarihi, kültürü, yeşiliyle beraber tanıdım. Ben belediye başkanlığı yaptım. Çevreciliğin ne olduğunu bilirim. İstanbul yeşil fakiriyken İtalya ve Almanya’dan e-5’in üzerindeki ağaçlandırmaları ben yaptım. Çünkü İstanbul’a çöl olmak yakışmazdı. O ağaçlar büyüdü, hamdolsun bu noktaya geldik. Niye bunları konuşmuyorlar? Kusura bakmasınlar Taksim Gezi Parkı'nda eskiden Sheraton vardı. O yeşil alanlar o zaman söküldü. O zamanlar neden ses edilmedi?

  • Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştır. Ben adeta bir başbakan olarak onlarla savaş verdim. On binlerce 10-15 yaş üstü ağaçlar, kilyos Zekeriyaköy'de sökülmüştür. Dönemin cumhurbaşkanı açılışını yaparken, ben cezaevindeydim. Buranın açılmasına mani olanlar nerdedir dedi. Cezaevindeydim. Tabii çıktım. Ben yargı meselesine aynen devam ettim. Başbakanlık dönemie yansıdı. Hamdolsun yargı orayla ilgili tc’nin haklılığını teyid etti. Şu anda koç grubu aslıda bu noktada yıkılma durumu da var. Biz orman bakanlığımıza hayır dedik. Uygun kirayı ödesinler, devletin kiracısı olarak kalsın dedik. Aynı şey Sabancı Üniversitesi için de geçerli. Orman alanıdır. Bazı gerçekleri bilelim de ona göre değerlendirme yapalım. Bu ülkede belli bir kaymak takım ne yazık ki istediği yeri istediği gibi değerlendirmeye, konuçlanmaya alışmıştı. Bizim iktidarımız bunları ortadan kaldırıd. Bu anlayışla Türkiye'de 30 yıldır çok büyük maliyeti olan terör sorununun üstüne gittik. Biz bu adımı ataraen buytrun çözüm sürecine, ana muhalefet de diğerleri de engel olmaya çalışıyor. Gezi parkında olanların bazıları da çözüm sürecine karşı. Benim değerli dostlarım buarada konuşurken bunları biliyorlar mı? Bir taraftan çözüm süreciyle ilgili bize destek veriyorsunuz tşk. Ama bir yaraftan da çözüm sürecine destek olmayanların böyle davrandığını bilemenizi istedim. Çevreci olmak, devletin araç gereçlerini yakmak değildir. Kamu mallarına zarar evrmek değildir, tüm çevre olarak ağaçları, saksıları her şeyi yakıp yıkmak değildir. Çevreci olmak insanları öldürmek değildir. Bize ders vermeye gayret edenler Wall Street olaylarına nasıl bakıyorlar? Orada biber gazıyduı, 17 kişinin ölümüydü hepsi oldu. İngiltere ve fransada, almanyada, yunanistanda çok daha büyükleri yalşandı. Üstelik bunlar ab üyesi ülkeler. Acaba bütün bu olanlara karşı tepki ne dolu? Bizim karşı olduğumuz şiddettiğr, terördür, vandallıktır, kendi özgürlüğü adına başlalarının özgürlüğünü tehdit eden anlayıştır. Yoksa demokrasi talebiyle karşıma çıkacak olanlara canım kurban, her türlü desteği vermeye hazırım. Bize anlatsınlar ne yi yanlış yaptığımızı, başımız gözümüz üstüne. Dedim ya, tarih kültür çevre iç içe. Diyorlar ki biz referansuma da karşıyızç. Karşı olma o zamnaç. Çünkü yapılmak istenen oradaki tarihsel kültürel bir varlığımızı korumak. Akm diye şu anda depreme dayanıklılığı olmayan bir yerimiz var. Bunu yıllar öncesinden dedik ki bu bize tehlike yaratabilir. Ve butranın maalesef kullanışlı olmadığını tüm sanatçıların büyük kısmından biliyorum. Ve biz burada oaradaki ağırlıklı mimariyle bütünlük arz edecek şekilde, yanındaki ve arkasındaki boşluğu kapsayacak şekilde dev bir opera binası yapalım. Bu opera binasıyla türkiyede bir ilk olacak, opera binasmız yok. Hep kültür merkezlerinde yapmaya çalışıyoruz. Harbiye kongre merkezi var, 3500 kişi alıyor ama bu tür özelliği yok. Sadece bu iş için eser yapalım. Hemen ovandalizmin mensupları çıkıp yaptırmayız diyorlar. Böyle bir şeyin kararını vereceksek zaten seçim öncesi vermişiz. Halkımın kahişr desteği bize evt demiş. Bunları onaylamasa İstanbul halkı bzie destek verir mi? Bütün tarfiği yerin altına alıyoruz. Benim vatandaşım gelsin, çoluğu çocuğuyla gzisn diye alıyrous. Egzos kokusuyla gezsin isityoruz derdimiz bu. Meydanı da gayet güzel bir peyzajla yeşillendirelim, lşua ndaki gezi parkına fark atacak bir oark yapalım. Avm olması zaten ordaki metrekareye bakılırsa mümkün değil. Böyl e bir şey söyledik, zama zaten cumhuriyet caddesinde bu var. Düşüncemizde şehir müzesi yapmak da var. İstanbulda yok. Vatandaşlarımız burada gezerler, Hilton'la ilgili arkasındaki yeşili ne yazık ki hiltona ilave etmek istediler. Ben başbakan olarak Büyükşehir Belediye Başkanı'na söyledim.

  • Samimi olarak demokratik taleplerini ifade eden vatandaşlarımızdan ziyade bu durumu istismar edenlerin ön planda olduğunu görüyoruz. Olayların başındaki müdahaleyle ilgili üzüntümüzü, eleştirimizi defalarca ifade ettik. Demokrasi bir şeffaflık rejimidir. Özgürlük ve demokrasi talep edenlerin demokratik yöntemleri benimsemesi gerekmektedir.

Haberin Tamamı İçin:

'Çevrecilikte Ortaklık Yapacaksanız, Başbakanınız ile Yapın'

Başbakan Erdoğan, 'Türkiye ve Avrupa İçin Ortak gelecek adlı konferansta konuştu.

İşte Başbakan'ın konuşmalarından satır başları:

  • Neden Türkiye bunca avantajına ragmen hala AB tarafından haksız engellemelerle karşılaşıyor. Avrupa Birliği Türkiye'ye verdiğin sözleri unutturmaya çalışmaktan vazgeçmelidir. Üyelik sürecimizi yokuşa süren Avrupa Birliği bir samimiyet testindedir. Sadece ideolojik sebeplerle 16 falsın müzakereleri başlatılmıyor.

  • Türk vatandaşlarına karşı uygulanan vize rejimi bizden daha fazla Avrupa'ya zarar veriyor. Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin önüne koyduğu blokaj, kendi refahının önüne koyduğu bir blokajdır. Avrupa Birliği ahde vefa esasına dayalıdır. Nerede ahve vefa? Bize almalarının gerekçelerini de anlatmıyorlar.

  • Şu anda bize görüşmeler yaptıkalrını söylüyorlar. Temenni ederim ki Türkiye bu vize uygulamasından kurtulur. Bu kaybettirmez AB ülkesi üyelere, kazandırır. Almanya'da 3,5 milyon insanımız var, Fransa'da 600 bin insanımız var. Biz zaten fiilen girmişiz. Bu trajikomik durumun bitmesini istiyoruz. Bugün Türkiye'nin AB'ye olan ihtiyacından fazla, AB'nin Türkiye'ye olan ihtiyacından bahsetmek lazım.

  • Son günlerde Taksim bahanesiyle yaşanan olaylar kimseyi yanlış düşünceye sürüklemesin. Çünkü burada büyük dezenformasyon var. Bizim demokratik talepler konusunda çekincemiz yoktur. Muhatabınızı bileceksiniz. Hükümet olduğumuzdan beri kapsamlı görüşmelerde bulunduk, istişareler yaptık. Milletin parlamentolardaki temsilcileri ne yapar diye sormaz mısınız? Bakınız, Taksim Gezi Parkı'yla alakalı animasyonları 2011 seeçimleri öncesinde yaptım. Kimsenin sesi çıkmadı. Çevre hassasiyeti olanlara ben sesleniyorum. Eğer çevrecilikle ortaklık yapacaksanız ben buradayım. Ben belediye başkanlığı yapmış biriyim. Çevreciğin ne olduğunu bilirim. E-5'in ağaçlandırmasını ben yaptım. Çünkü İstanbul'un çöl olması bize yakışmazdı. Niye bunları konuşmuyorlar. Ve kusura bakmasınlar, Gezi Parkı'nda daha önce Şelton vardı. O zaman onu niye engellemediler.

  • Artık isim veriyorum. Koç Üniversitesi, bunlar orman alana yapıldı. Onlarla savaş verdim ben. On binlerce 10-15 yaş üstü ağaçlar Zekeriyaköy'de söküldü. Dönemin Cumhurbaşkanı şunu söyledi: Bunun açılmasına mani olanlar nerede? Cezaevindeydim. Şu anda, Koç grubu aslında oranın yıkılma durumu da var. Biz hayır dedik. Devletin kiracısı olarak kalsın dedik. Aynı şey Sabancı Üniversitesi için de geçerlidir. Bu ülkede belli bir kaymak takım, istediği gibi konuşlanmaya alılşmıştır.

  • Çevreci olmak kamu mallarına zarar vermek değildir. Ağaçları, saksıları herşeyi yakmak değildir. İnsanları öldürmek değildir. Bize ders vermek isteyenler Amerika'daki Wall Street olayını nereye koyacaklar? Buna benzer ülkeler, birçok Avrupa ülkesinde yaşanıyor. Bunlar bir de AB üyesi ülkeler. Peki bunlara karşı tepki ne oldu?

  • Bizim karşı oludğumuz şiddettir, vandallıktır. Kendi özgürlüğü adına, başkanın özgürlüğünü kısıtlayanlardır. Demokrasi adına karşıma çıkanlara canım kurban. Çevre hassasiyeti olan kardeşlerime söylüyorum: Eğer çevrecilikte ortaklık yapacaksanız, gelin bu Başbakanınız ile yapın.

Haberin Tamamı İçin:

"Yüzde Yüzün Partisiyiz"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "Küresel Sorunlar Karşısında Türkiye ve Avrupa Birliği İçin Ortak Gelecek" konulu konferansta konuştu. Erdoğan konuşmasında, "Biz yüzde 50’nin partisi değiliz. Yüzde 100’ün partisi olarak ülkeye hizmet veriyoruz"

İşte Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları

Avrupa Birliği Türkiye'ye verdiği sözleri unutturmaya çalışmaktan vazgeçmelidir. AB'nin Türkiye önüne koyduğu blokaj, kendisine koyduğu blokajdır. Türkiye bütün imkanlarıyla bütün kararlılığıyla AB sürecine bağlılığını sürdürüyor. Bu kararlılığımızın tezahürüdür bu konferans. Bu mesajların AB tarafından da doğru algılandığını düşünüyorum.

BİZ ÖZELEŞTİRİ YAPIYORUZ, MUHATAPLARIMIZ DA YAPMALI

Türkiye’nin AB’ye ilk fiili başvurusu 1959’a kadar gidiyor. O dönemki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Ortaklık Anlaşmasını da 1969’da imzaladık. Yarım yüzyıl içinde Türkiye ancak müzakere eden aday statüsünü elde etti. Biz özeleştiri yapıyoruz ama aynısını muhataplarımızdan da bekliyoruz. AB sürecinin 10,5 yılda yapılanlarla orantılı gitmediğini görüyoruz. Peki neden AB tarafından haksız engellemelerle karşı karşıya kalıyor Türkiye.

"TÜRKİYE OYALANACAK ÜLKE DEĞİLDİR"

AB Türkiye’ye verdiği sözleri, altına imza attığı belgeleri unutmaktan ve unutturmaya çalışmaktan vazgeçmeli. Türkiye asla oyalanacak ülke değildir. Köklü tarihi ile çok daha geniş temsil kabiliyeti olan bir ülkedir. Türkiye’ye sırtını dönen Avrupa, kendi değerlerine de sırtını dönüyor demektir. 8 yılda sadece 13 faslı müzakerelere açabildik. Diğer şartlar tamam olduğu halde siyasi ve ideolojik sebeplerle 16 faslın müzakereleri başlatılmıyor. 3 yıldır atılabilmiş bir adım yok.

AB’nin Türkiye’nin önüne koyduğu her blokaj kendi geleceğinin üzerine koyduğu blokajdır. Vize rejimi bizden daha çok Avrupa’ya zarar verir hale geldi. AB’nin içindeyiz. Ta Latin Amerika ülkeleri Schengen’den istifade ediyor, müzakereci Türkiye bundan istifade demiyor. AB müktesebatında bunun yeri var mı? Ben okudum. Öyle bir şey göremedim. AB ahde vefa esasına dayanır. Ahde vefa da yok. 3 yıldır biz sizi şu nedenlerle almıyoruz desinler. Zaman zaman 2’li yaptığımız görüşmelerde söylüyorlar ama iş bu noktaya geldiğinde değişiyor.

"BİR BEN KALDIM"

O zamanlar biz liderler zirvesine çağırılıyorduk. Sonra Fransa’da değişiklik oldu. Sarkozy göreve gelince müzakereci veya aday ülkeler liderler zirvesine katılamaz oldu. Şimdi Sarkozy gitti. O dönemdeki devlet başkanlarından da kimse kalmadı. O 15’ten kimse kalmadı. Hepsi hemen hemen değişti. Şu anda bu süreci takip eden bir ben kaldım. Vize muafiyet görüşmelerinin vizelerin tamamen kaldırıldığı bir süreçle sonuçlanmasını temenni ediyorum.

BİZ ZATEN FİİLEN AB’DEYİZ

Biz zaten AB üyesi ülkelere girmişiz. 6 milyon insanımız var. Belçika’da, Fransa’da.. Her yerde varız, biz zaten fiilen girmişiz.

AB yetkilileri tarafından da açıkça dile getirilen bir hususu hatırlatmak istiyorum.

Bugün artık AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacından bahsetmek gerekiyor. Win-Win esasına göre bu işin düzenlenmesini savunuyorum.

Hala tercihimizi AB yolunda olmaktan yana tercih ettiğimizi söylüyorum.

Ama tek taraflı sürecin gitmesi mümkün değil.

Halkımızın inancı sarsılmış durumda.

Yaptığımız anketlerde görüyorum. AB’ye bizi alırlar mı sorusuna aldığım cevap maalesef yüzde 30’lara düştük. Aralık 2004’te Türkiye yüzde 75’i konuşuyordu.

Umutlarımız yok edildi. Bir dönem AB sürecinin Türkiye’nin demokratikleşmesinde kaldıraç rolü oynadığını elbette inkar etmiyoruz.

AB’nin tam üyelik sürecinde somut bir adım ortaya koyması gerekiyor.

TÜRKİYE AB’YE GİRMEYE HAZIR

Çalışmalarımızı yarın AB üyesi olacak gibi yürütüyoruz.

Ben çok açık ve net söylüyorum: Türkiye şu anda AB müktesebatına uygun olarak çeşitli kurum ve kuruluşlarıyla AB’ye girmeye birkaç düzenlemeyle hazırdır.

“TÜRKİYE’YE BU REVA MIDIR?”

Son dönemde AB ve ülkeler tarafından ifade özgürlüğü nedeniyle eleştirileri olduğunu görüyorum.

AB’nin temel hak ve özgürlüklerle ilgili başlığı ele alınıyor.

AB’nin müzakerelere başlayacak ülkeler için koyduğu kural var.

23. ve 24. Faslı açmadan aday ülkeler diğer başlıklardaki müzakereleri açamıyor

Türkiye Rum kesiminin koyduğu engel nedeniyle bu müzakereleri açamadı. Yükümlülüklerimiz bile bildirilmedi.

Fasıllarda açılış yapılabilir ancak kapanış yapılamaz hükmü geldi. Fasıllarda sadece açılışlarla bizi bıraktılar. Türkiye’ye bu reva mıdır.

Türkiye, cumhuriyet tarihinde Avrupa standartlarına en yakın noktadadır.

Bir çok konuda bir çok AB üyesi ülkeden ileridedir.

AB üyesi ülkelerde etnik köken ayrımcılığı yapanlar var, dini noktada ayrımcılık yapanlar var. Benim ülkemde biz bu konuda sıkıntı yaşamıyoruz.

Benim ülkemde Roman vatandaşlarıma karşı en ufak bir ayrım yapamazsınız.

TOKİ ile onlara iskan yerleri açtık ve onlara konut inşa ediyoruz.

BUNLARI SÖYLEYİNCE ‘ERDOĞAN ÇOK SERT’ DİYORLAR

Avrupa’nın en önemli ülkesi Romanları sınır dışı etti. Ne oldu? Niye ses çıkmadı.

Almanya’da benim vatandaşlarım öldürüldü.

Niçin Türkiye’den giden medya mensupları o mahkemelere alınmadı, o yargılama süreçlerini takip edemediler .

Bunları söyleyince Erdoğan çok sert. Biz doğruyu söylemek zorundayız.

3. ve 4’ncü yargı paketini çıkardık. Ülkemizdeki bir çok engellemelere rağmen çıkardık.

Azınlıklara gayrimenkullerini iade ettik. Azınlık vatandaşlarımın mağduriyetlerini maliyetleri düşünmeksizin giderme derdinde olduk.

GEZİ PARKI OLAYLARI

Son günlerde Taksim gezi Parkı düzenlemesiyle yaşanan olaylar kimseyi yanlış düşüncelere sürüklemesin.

Burada korkunç bir dezenformasyon var. Sosyal medyanın korkunç bir yalan kampanyası var. Tespitlerle elimdedir.

Her şeyden önce muhatabınızı bileceksiniz.

Burada böyle bir muhatap söz konusun değil.

Milletin parlamentodaki temsilcileri ne iş yaparlar diye sormaz mısınız?

Gezi ile ilgili alakalı animasyon görüntüleri 2011 seçimleri öncesi yaptım.

O günden bugüne kimsenin sesi çıkmadı.

Çevre hassasiyeti olan kardeşlerime sesleniyorum.

"ORTAKLIĞI BENİMLE YAPIN"

Çevrecilikte ortaklık yapacaksınız gelin bu başbakanızla yapın.

Çevreyi tarihi, kültürüyle, yeşiliyle tanıdım.

Ben belediye başkanlığı yapmış bir adamım. Yeşilin ne olduğunu bilirim.

Taksim gezi Parkı’na daha önce Sheraton vardı. O zaman yeşil alanlar söküldü. Acaba neden onu engellemediler.

Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştır.

Ben Başbakan olarak onlarla savaş verdim. On binlerce 10,15 yaş üstü ağaçlar Kilyos’ta söküldü.

Dönemin cumhurbaşkanı açılışını yaparken ‘Buranın açılmasına mani olanlar nerede’ dedi. Cezaevindeydim.

Yargı meselesine aynen devam ettim çıkınca.

Başbakanlık dönemimde yargı orada Türkiye Cumhuriyeti’nin haklılığını teyit etti.

Şu anda Koç Grubu aslında bu noktada yıkılma durumu da var.

Orman Bakanlığına hayır dedik. Kirayı ödesinler dedik.

Aynı şey Sabancı Üniversitesi içinde geçerli. Orası da orman alanıdır.

Bu ülkede bugüne kadar belli bir kaymak takım değerlendirmeye alışmıştır.

ÇEVRECİ OLMAK İNSANLARI ÖLDÜRMEK DEĞİLDİR

Çözüm sürecine mani olmak gayretinde muhalefet. Gezi parkında olanların bir kısmını da o sürecin içine katma gayretindeler.

Bir taraftan çözüm sürecine desteğinizi veriyorsunuz, diğer taraftan o süreci istemeyenlerin de bu olayların içinde olduğunuzu bilmek isterim.

Çevreci olmak kamu mallarına zarar vermek değildir.

Çevreci olmak ağaçları, saksıları yakıp yıkmak değildir.

ABD'de sosyal ve ekonomik eşitsizliğe tepki olarak 17 Eylül 2011'de başlayan "Wall Street'i İşgal Et" (Occupy Wall Street) hareketi kısa süre içinde New York'taki Zuccotti Parkı'ndan dünyanın dört bir yanına yayıldı. 9 Ekim 2011 itibarıyla 82 ülkeden 95 şehirde "İşgal Et" eylemleri düzenlendi. Ekim 2012'de ise Antarktika dışında işgal eylemi düzenlenmeyen kıta kalmadı. ABD'de ilk iki ay boyunca yetkililer işgalcilere toleranslı yaklaşırken sonradan sert müdahaleler başladı. İşgal, şiddet içermeyen protesto, sivil itaatsizlik, internet aktivizmi ve genel grev gibi metotlarla ilerleyen "İşgal Et" hareketinin gösterilerin düzenlendiği çadır kamplarının tamamında 7 bin 700'den fazla gözaltı, 400'den fazla yaralanma ve 32 ölüm olayı gerçekleşti.

Çevreci olmak insanları öldürmek değildir.

Bize ders vermeye gayret edenler ABD’deki Wall Street olaylarını nereye koyacaklar. Biber gazı olayı, 17 kişinin ölümü orada oldu.

Bütün bunlara karşı tepki ne oldu?

Bizim karşı olduğumuz şiddettir, terördür, vandallıktır. Yoksa demokrasi talebi diye bir taleple karşımıza çıkacak olanlara canım feda.

Neymiş yapamadıklarımız bize bunları anlatsınlar başımız gözümüz üstüne.

AKM DEPREME DAYANIKLI DEĞİL

Şimdi biz referanduma da karşıyız diyorlar. Karşı olma o zaman.

AKM diye şu anda depreme dayanıklılığı olmayan bir kültür merkezimiz var.

Yıllar önce dedik ki bu yapı bize sıkıntı yaratır. Yapının kullanışlı olmadığını da çalışan sanatçılardan biliyorum.

Barok mimariyle bütünlük arz edecek şekilde buraya dev bir opera binası yapalım.

Türkiye’de opera binamız yok. Bir ilkin adımını atmak istiyoruz.

Vandalizmin mensupları çıkıyorlar, ‘yıktırmayız’.

Böyle bir şeyin kararını vereceksek seçim öncesinde vermişiz. O zaman da halkımın kahir ekseriyeti bize desteğini vermiş.

Daha güzel bir Taksim istiyoruz biz.

Trafiği yerin altına alıyoruz. Benim vatandaşım gelsin rahatça gezsin diye.

“AVM OLMASI MÜMKÜN DEĞİL”

Gezi Parkı’na fark edecek bir ağaçlandırmayı ortaya koyalım.

Bir ara taktılar AVM’ye. Zaten metresiyle falan Topçu Kışlası’nda AVM olması mümkün değil.

Söylediğimiz bir ifadeydi. Buranın bir şehir müzesi olabileceği düşüncesi de var.

İLK OLAYLARLA İLGİLİ ÜZÜNTÜMÜZÜ SÖYLEDİK

Olayların ilk başında yapılan müdahaleyle ilgili üzüntümüzü ve gerekenin yapılacağını söyledik.

Avrupa’nın neresinde böyle şeyler olsa bizdekinden daha sert müdahaleye maruz kalıyor.

10,5 yıl içinde çok çeşitli şekillerde anti demokratik saldırılara muhatap kaldık. Partim hakkında kapatma davası açıldı.

Benim partimin suçu neydi? Tabanımızı asla meydanlara dökmedik.

Hukuk içinde kalarak mücadelemizi verdik.

Her birinin farklı bir ambalajı var ama niyetlerinin aynı olduğunu her zaman gördük.

Bundan sonra da bu saldırıların tamamına göğüs gereceğiz.

HESABI OLAN SANDIKTA GÖRÜR

Türkiye demokratik bir ülkedir.

Bizi millet getirdi. Eğer götürecekse millet götürür başkaları değil.

Hükümetle bir meselesi olan bunu sandıkta görebilir.

Hürriyet

Hükümete hesap sormak isteyen vakti zamanı gelince sandıkta sorar.

Haftanın 3 günü Parlamentoda esip gürlüyorlar. İstedikleri hesabı soruyorlar.

Milli iradeye yönelik hiçbir saldırıya hangi kılıf altında olursa olsun boyun eğmeyiz.

YÜZDE 100’ÜN PARTİSİYİZ

Toplumsal hadiseleri okuruz, objektif biçimde değerlendiririz.

Biz yüzde 50’nin partisi değiliz. Yüzde 100’ün partisi olarak ülkeye hizmet veriyoruz.

YABANCI MEDYADAN SİPARİŞ ÜZERİNE İLAN ALMAMASINI HATIRLATIRIM

Yabancı medyadan Türkiye’de yaşananları ideolojik yaklaşımlarla ele almamalarını ve sipariş üzerine ilan almamalarını da kendilerine hatırlatırım.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAvrupa BirliğiBaşbakanBelçikaBiber GazıEgemen BağışFransaGezi ParkıHüseyin Avni MutluİngiltereİstanbulİtalyaKadir TopbaşRecep Tayyip ErdoğanSavaşSosyal MedyaTercihTeröret
Görüş Bildir