Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Birkaç Dakika Konuşsak Yeter

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Birkaç Dakika Konuşsak Yeter - Şenay Aydemir

Birkaç Dakika Konuşsak Yeter - Şenay Aydemir

Yılmaz Erdoğan’ın 22 Şubat’ta vizyona girecek “Kelebeğin Rüyası” filminin kahramanı Rüştü Onur’un karısı Mediha’ya yazdığı mektuplar ve özel ayrıntılar bir kitapta toplandı.

Rüştü Onur ve kadim dostu Muzaffer Tayyip Uslu’nun yaşamları “Filmlerde olmaz” dedirten türden bir hikâyeyi barındırır. Zonguldaklı bu iki “yoksul” şairin yirmi küsur yıla sığdırdıkları, yakın bir tarihe kadar edebiyat çevrelerinde biraz da “efsane” hâlinde konuşuluyordu. İşte Yılmaz Erdoğan’ın 22 Şubat’ta vizyona girecek olan filmi “Kelebeğin Rüyası”, bu iki genç şairin hayatını taşıyor beyazperdeye.

Kaynak Yayınları da filmle aynı gün piyasaya çıkacak olan bir “Rüştü Onur: Bilinmeyen Mektupları ve Şiirleri” kitabıyla Rüştü Onur’un az bilinen dünyasını gözler önüne seriyor. Kitapta Onur’un, verem tedavisi görürken tanıştığı ve evlendiği Mediha Sessiz’e yazdığı mektupların yanı sıra el yazısıyla şiirleri, özel resimler, evlilik cüzdanı ve mektup zarfı gibi özel ayrıntılar da yer alıyor. Leyla Şahin ve İbrahim Tığ tarafından hazırlanan kitap, filmle aynı günde piyasaya çıkacak.

Yokluğuna 20 gün dayandı

Kitapta yer alan belgelerden en önemlileri hiç kuşku yok ki, Mediha Sessiz’e yazdığı mektuplar. Rüştü Onur, verem tedavisi gördüğü Heybeliada Senatoryumu’nda, tifo nedeniyle aynı hastanede bulunan Mediha Sessiz’le tanışır ve kısa süre sonra evlenirler. Ancak Mediha Sessiz’in yoğun tedavi sonucu yorgun düşen bedeni evlendikten birkaç ay sonra 12 Kasım 1942’de yenik düşer. Bu ölüm Rüştü Onur’a çok fazla gelir ve canına kıyarcasına yaşamını boş verir ve 20 gün sonra 1 Aralık 1942’de Beşiktaş’taki Şair Leyla Sokağı’nda, ciğerlerinden fazla kan gelmesi nedeniyle boğularak ölür. Sevgililer, Ortaköy mezarlığında karısıyla yan yana yatmaktadır.

Onur, Mediha Sessiz henüz sevgiliyken kaleme aldığı mektubunda “Seni çok özledim Mediha. Hem de nasıl. Bunu galiba öbür mektubumda da yazdım. Bir cumartesi günü kaçıp geleceğim. Babam var ama olsun. Ben otelde yatarım. Bundan kimsenin haberi olmaz. Gece sende bir bahane ile istasyona gelirsin. Bir kaç dakika konuşsak yeter. Maksat seni görmek değil mi? Sabah erkenden atlar trene buraya dönerim” diye anlatıyor aşkını.

Rüştü Onur deyince ilk akla gelen isim ise hiç kuşku yok ki Muzaffer Tayyip Uslu. 1946 yılında daha 24 yaşındayken Rüştü Onur gibi veremden hayatını kaybetmesi ikilinin dostluğunu daha da anlamlı kılıyor. İkilinin Zonguldak’ta öğretmen olduğu dönemde Türkiye şiirinin önemli isimlerinden Behçet Necatigil’le kurduğu dostluk da bu hikâyenin harcı gibi durur.

Yılmaz Erdoğan’ın Behçet Necatigil’in canlandırdığı “Kelebeğin Rüyası”nda Rüştü Onur’a Mert Fırat, karısı Mediha Sessiz’i ise Farah Zeynep Abdullah hayat veriyor. Muzaffer Tayyip Uslu ise Kıvanç Tatlıtuğ tarafından canlandırılıyor.

22 yıla sığan hayat

Bir köy öğretmeninin oğlu olan Rüştü Onur 3 Ağustos 1920 tarihinde Devrek’te dünyaya geldi. Vereme yakalandığı için 1938’de öğrenimine bir yıl ara vermek zorunda kaldı; ertesi yıl tekrar okula başlasa da artık okul havasından uzaklaştığı için öğrenimine devam edemedi. Okulu bıraktı ve Maliye Varidat Memur Muavini olarak Ereğli Kömür İşletmeleri’nde çalışmaya başladı. Hastalığının şiddetlendiği 1941-1942 yıllarını iş ve hastane arasında geçiren Onur, Zonguldak M. Çelikel Lisesi’nde bir sene öğretmenlik yapan Behçet Necatigil ve yakın arkadaşı şair Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte Zonguldak’ta çıkan dergi ve gazetelerde ve İstanbul’da yayımlanan Değirmen mecmuasında şiir ve yazılar yayımladı.

HARB

Salâh Birsel’e

Ben insanları düşünüyorum,

Ve dünyayı

O insanlar ki

Böyle her akşamüstü,

Şarkı söyler ve şiir yazarlar

Ölüme dair.


Benim şeker yavrum,

Şu an kardeşim mektubunu getirdi. Hemen cevap yazıyorum. Sanki bu mektup hemen postayla gidecekmiş gibi acele ediyorum. Ne çare Pazartesi güne kadar postahanede bekliyecek. Ne olursa olsun gine yazmam lazım. Kalbim belki böyle rahat eder.

...

Orada uykusuz kaldımsa benimle beraber sende yoruldun. Eğer hastalığıma sebep bunlar olsaydı benimle beraber sende hasta olurdun. Yok Mediha ben daha önceden şifayı kapmışım. Neyse şimdi bir şeyim yok. Yalnız kendimi kollamak lazım.

...

Hem zayıfladım, hem doğru dürüst bir elbisem yok. Sonra baban ben kızımı böyle bir çocuğa vermem derse ben ne yaparım. Ne ise her şeyi sana bırakıyorum.

...

Sana uzun bir mektup yazmıştım. Dün postaya attığıma nazaran herhâlde bugün eline almış olmalısın. Bu mektubumda uzayacak gibi. Ellerim kendiliğinden yürüyüveriyor. Fakat ben uzatmayacağım. Biraz da sen yaz.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Beşiktaş Jimnastik KulübüEvlilikİstanbulKitapKıvanç TatlıtuğÖğretmenRecep Tayyip ErdoğanYılmaz Erdoğanmemurşekersevgililer
Görüş Bildir