Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

“The Godfather”In Gerçeği İle Kanlı İmtihanı

-

“The Godfather”In Gerçeği İle Kanlı İmtihanı

“The Godfather”In Gerçeği İle Kanlı İmtihanı

1970 sonbaharında bir gün, California’nın tatlı sessizliğini silah ve parçalanan camların sesleri bozar. Hollywood yapımcısı Al Ruddy’nin asistanı Bettye McCart, çocuklarının korku dolu çığlıklarını susturduktan sonra, evden dışarı, neler olduğuna bakmak için çıkar.

Gergin patronunun, takip edildiğine dair bir uyarı aldıktan sonra kendisine ödünç verdiği spor arabasının tüm camları parçalanmış, ön camın kalan parçalarının arasına sıkıştırılan notta tam olarak yazanlar ise yıllar içerisinde kaybolmuştur. Ancak mesaj günümüze gelebilecek kadar nettir; “The Godfather”ın fişini çekin yoksa…”

Bu hikaye kulağa filmin kendisinin silinmiş bir bölümü gibi gelebilir ancak aslında, modern bir başyapıta karşı yürütülen şiddet içerikli, karakterize ve planlanmış bir karşıt kampanyanın kısa bir anıydı.
“The Godfather Effect”in yazarı ve film tarihçisi Tom Santopietro o günleri şöyle anlatıyor;
“Paramount, Mario Puzzo’nun kitabını beyazperdeye aktaracağını açıkladığında, bu karşı iki tür tepki oluştu. Kitap bir bestseller’dı ve onu perdede görmeyi isteyen büyük bir fan kitlesi vardı. Bir de çete-mafya olarak karakterize edildikleri için canları çok sıkkın olan İtalyanlar vardı.”
Bu karşıtlığa, o dönem özellikle yükselişte olan ve pop kültüründeki “soslu önlüklü İtalyan” stereotipine kesinlikle karşı çıkan zengin “İtalian-American Civil Right League (İtalyan-Amerikan Sivil Haklar Kulübü)” öncülük etmişti.

Daha sonraları bu kulübün karizmatik başkanının, bu epik mafya prodüksiyonuna karşı bu kadar tepkili olmasının farklı ve daha az masum sebepleri olabileceği ortaya çıkacaktı.
Santopietro, bunu gülerek anlatıyor; “En dehşet ironi, kulübün Joseph Colombo ismindeki gerçek bir mafya üyesi tarafından yönetiliyor olması idi.”

The Godfather’ın arkasında duran güçlü adamların, filmde tanımladıkları tehlikeli adamlara rahatsız edici şekilde yakın olduğu bir dönemden bahsediyoruz. 40 yıl, 268 milyon dolarlık bir gişe ve 3 Akademi Ödülü’nden sonra bunu söylemek zor ama bazı küçük müdahaleler yapılmamış olsaydı, “The Godfather” hiç çekilmemiş olabilirdi.

ÇETE BASKISI
Çekildikten 40 sene sonra, bu operamsı aile ve suç hikayesi Amerikan Film Enstitüsü tarafından “Tüm Zamanların En İyi Filmleri” listesinde 3. sırada gösterildi ve haklı olarak modern film yapımı konusunda bir zirve olarak tanımlandı.

Oysa şaşırtıcı şekilde, filmin yapım hikayesi kendisine kesinlikle karşı çıkan garipliklerle başlamıştı. Film için 7milyon gibi komik bir bütçe ayrılmıştı, başrol oyuncusu Marlon Brando’ya kim olduğu bilinmeyen bir ekip eşlik ediyordu ve bu da yetmezmiş gibi film deneyimsiz, genç yönetmen Francis Ford Coppola’nın ellerine bırakılmıştı.

Oregon Devlet Üniversitesi’nde filmler konusunda dersler veren Jon Lewis’e göre; o dönem Paramount yöneticilerinden Robert Evans, bir deli olarak tanımladığı Coppola’nın işe alınmasına şiddetle karşı çıkmış, ancak Paramount çalışanlarından birinin filmin prodüktörü Peter Bart’ı arayarak İtalyan-Amerikan kökenli bir yönetmenin iyi olabileceğini belirtmesi ile sorun hallolmuştu. Ne de olsa İtalyan-Amerikan kulübü ile sorunlar yaşanmaktaydı ve Coppola durumu kurtarabilirdi. Jon Lewis, şu cümleleri ekliyor, “Bunun işe yaramadığını söylemeye bile gerek yok!”

Coppola’nın işe alınması ve çalışmasında ortaya koyduğu vizyon, Paramount’un filmin tanıtımlarındaki imajına çok uymuştu. Hatta prodüktör Peter Bart, film için “Spagetti’nin kokusunu alabilirsiniz” yorumunda bulunmuştu. Ancak tüm bu uyum ve çabalara rağmen film, İtalyan-Amerikan kulübünün ve yöneticisi Joe Colombo’nun büyüyen öfkesinden kurtulamamıştı.

Aslında film çekilmeye başlanmadan önce, İtalyan-Amerikan sivil hakları örgütlerinin hiçbiri sesini çıkarmamıştı. Ancak bir anda ne olduysa olmuş ve binlerce kişinin katıldığı protestolar ortaya çıkmıştı. Her şeyin fitilini ateşleyen ise New York Madison Square Garden’da düzenlenen ve filmin durdurulması için 500 bin doların toplandığı, barışçıl bir protesto olmuştu. Bu barışçıl protesto, kısa sürede Carleone-tarzı bir anti kampanyaya dönüşecekti.

Bu süreçte Paramount’un New York’taki ofisleri, iki kez bomba şüphesi ile boşaltılmış, prodüktör Al Ruddy onlarca kez tehdit telefonları, hatta polis departmanından dikkatli olması için uyarı almıştı. Filmde Don Carleone’nin üvey oğlu Carlo Rizzi’yi canlandıran Gianni Russo, o günlerde yaşadıkları bir olayı şöyle anlatıyor;

“Çok büyük tehditler alıyorduk ve ciddilerdi. Colombo’nun etrafında onun için her şeyi yapabilecek bir çok aptal vardı. Hatta Francis (Ford Coppola) bir gün Little İtaly’ye, filmi yayınlamadan önce bir nevi test gösterimi yapmak için gitmişti. Gösterim özel bir film kamyonunda yapılıyordu. O gösterimlerden birinde öğle molası verip yemeğe gittiler. Döndüklerinde kamyon gitmişti. Milyon dolarlık ekipmanla birlikte!”

Elbette olaylar bununla son bulmamıştı. Bir gün Paramount yöneticilerinden Robert Evans’ın oyuncu eşi Ali Mcgraw ve küçük oğlu, bir taciz telefonu almış, telefondaki ses onlara “Bu kasabadan defolup gidin! Aile hakkında kesinlikle film çekmeyin!” demişti. Fakat inatçı ve sert bir Hollywood figürü olan Evans yılmamış, hatta onları yapımcı Al Ruddy’ye yönlendirmişti. Telefonu alan Evan, tacizci çeteye şunları söylemişti; “Dikkatle dinle kahrolası, bir kez daha söylemeyeceğim. Eğer bir yılanı öldürmek istiyorsan tatlı çocuk, bunu yapmanın tek bir yolu vardır, kafasını kesmek!”

Tüm bunlar olup biterken, “The Godfather” ekibi, Hollywood’un en imtiyaz sahibi isimlerinden birini kızdırmayı da başarmıştı. Frank Sinatra’yı! Sinatra, filme en başından beri karşıydı. Hatta 1970’te tanıştırıldıkları sırada, kitabın yazarı Mario Puzzo’yu bacaklarını kırmakla bile tehdit etmişti. Bu öfkenin arkasında ise kitap ve filmdeki mafya kökenli şarkıcı Johnny Fontane karakterinin, kendisinden esinlenilerek yaratıldığının düşünülmesi vardı.

Fakat film tarihçisi Tom Santopietro’ya göre işin boyutu biraz daha büyüktü;
“Fontane’de Sinatra’nın izleri olduğu bir gerçek ancak Sinatra aslında kariyer saplantılı biriydi. Don Vito Corleone rolünün muazzam bir rol olduğu biliyordu. Filmin çekimlerinden önce Coppola ile tanışmış ve ona, filmde Paramount’takiler için değil onun için Corleone rolünü oynayacağını, Paramount’tan birlikte filmin haklarını geri satın almaları ve filmi beraber çekmeleri gerektiğini söylemişti.”

Coppola, bu teklifi bir şekilde reddetmiş ve Sinatra’nın The Godfather’a olan nefretini perçinlemişti. Başarılı İtalyan-Amerikan şarkıcı Vic Damone’nin rolü almasına da Sinatra’nın engel olduğu söylentiler arasındadır. Rolü alan Russo ise Sinatra’nın aynı oyunu kendisine de oynamak istediğini, kendisini arayıp tehditler yağdırdıktan sonra telefonu suratına kapadığını iddia etmiştir.

Olayların daha fazla kontrolden çıkmasını engellemek ve korku içinde yaşayan çalışanları rahatlatmak için, Paramount yetkilileri “çete” ile anlaşma yapmaya karar vermişti. Çete (Kulüp), filmde hiçbir şekilde mafya sözü geçmediği sürece filme engel olmayacaklarını söyledi ancak senaryoyu okumamışlardı bile. Senaryoda sadece bir kez mafya kelimesi geçiyordu. Bu engel atlatıldıktan sonra, yapımcı Al Ruddy çeteye yaptığı konuşmada Amerika’nın eğlence sektörüne olan aşkını başlatacak cümleyi söylemişti; “Elbette filmde rol alması için figüranlar da alacağız!”

Böylece sorunsuz bir şekilde çekimine başlanan filmi, çekimin ortalarına gelindiğinde bir sorun daha bekliyordu; filme anlaşma sonrası destek veren kulübün mafya lideri Jo Colombo, 28 Haziran 1971’de çekimlerin yapıldığı sokaktan sadece birkaç blok ötede vuruldu. Onu vurduranlar, bir başka büyük mafya üyesi Carlo Gambino ve Frank Castillo’ydu. Mafya hayatına fazla dikkat çektiği için vurulan Colombo, bu olaydan sonra 7 yıl felci bir şekilde yaşamış ve daha sonra ölmüştür.

Kanlı mafya hesaplaşmalarının ortasında çekilen “The Godfather”ın basının gözündeki itibarı neyse ki bu durumlardan etkilenmemişti. Film vizyona girdikten kısa bir süre sonra bir hit olarak adlandırılmış ve Coppola’nın efsanevi yapıtı dünyanın en fazla kazandıran filmlerinden biri olurken, sinemaların önlerinde uzun kuyruklar oluşmuştur.
Hatta polis yetkilileri, filmden sonra yeni bir trend oluştuğunu gözlemlemiştir. Tom Santopietro bu durumu şu sözlerle açıklıyor;
“Kitabın ve filmin etkisi o kadar güçlüydü ki gerçek mafya üyeleri, filmde gördükleri gibi davranmaya, saygı ifadesi olarak el öpmeye, filmin ismini kendi aileleri içinde kullanmaya başlamıştı. FBI kayıtlarında, sorguları sırasında Don Corleone’nin repliklerini tekrarlayan mafya üyeleri bulunmaktadır. İşte filmin gücü buydu!”

Sonuca dönersek, Coppola’nın mafya hikayesi ölüm tehditleri, bölünmeler ve kanlı hesaplaşmalardan sağ salim çıkarak dünyanın en iyi sinema filmlerinden birine dönüşmeyi başarmıştır…

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

KitapPolisSinematatlıtrend
Görüş Bildir