Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Yeni Anayasa'da “Konut, Barınma Ve Çevre Hakkı”

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Yeni Anayasa'da “Konut, Barınma Ve Çevre Hakkı”

Yeni Anayasa'da “Konut, Barınma Ve Çevre Hakkı”

Geçen hafta tbmm anayasa uzlaşma komisyonu'nda, dört partinin üzerinde uzlaşma sağladığı sağlık ve sosyal güvenlik hakkı çerçevesindeki düzenlemelere dair düşüncelerimi belirtmiştim. yazımın sonunda belirttiğim gibi bu hafta da bu çalışmalar sırasında üzerinde uzlaşıldığı belirtilen “konut ve barınma”, “çevre hakkı” ve “devletin sosyal ve ekonomik görevlerinin sınırı” konuları ile sevgili dr. tuğrul erbaydar’ın gönderdiği metinde yer almayan beslenme ve çalışma hakkı konusundaki düşüncelerimi paylaşacağım. "herkes temel insani gereksinimlerini karşılayabilecek, insan haysiyetine yakışır biçimde konut ve barınma hakkına sahiptir. devlet bu hakların gerçekleşmesi için şehirlerin ve diğer yerleşim birimlerinin tarihi ve kültürel nitelikleri ile çevre değerlerini de esas alan bir plan çerçevesinde gerekli tedbirleri alır."

“1.” maddede ifade edilen bu hakkın “dokunulamaz” boyutunu ortaya koyan bir düzenleme; ancak hakların, özellikle de sosyal hakların, bir hak olarak varlığı, sıkça söylediğimiz gibi yalnızca “dokunmama” tutumu ile varolmaz. bu koşulun yerine getirilmesiyle hak gerçekleşmiş sayılmaz. bununla birlikte “üçüncü kişi ya da tarafların doğrudan ya da dolaylı dokunmasının önlenmesi/engellenmesi” ile, “bu hakkın gereği olan koşul ve olanakların sağlanmasını” da içinde kapsayan, “gerçekleştirme”, “yerine getirme”, “sağlama” ve “geliştirme” gibi unsurlarından da anayasa da ya özel olarak ya da genel bir düzenleme olarak söz edilmesi gerekmektedir.

Özellikle “kentsel dönüşüm” bağlamında sıkça yaşadığımız ve/veya gözlemlediğimiz, farklı gerekçelerle insanların barındıkları konutların ellerinden alınması, onlardan oralarda yaşamalarını sürdürmeleri için ek kaynakların talep edilmesi, ya da orayı terk etmeye zorlanılması bu hakkın gerçekleşmesi bir yana tersine ortadan kaldırılması snucunu doğurmaktadır. öte yandan bu konulardaki uygulama kapitalist arz-talep veya piyasa-pazar koşulları ve bunların gerektirdiği şekilde, “hak” hemen hiçbir zaman gündeme getirilmeden yapılmaktadır. sonuçta toplumun bir kesimi içinde yer alan insanlar yerlerini değiştirmeye, göçmeye zorlanmaktadır. dolayısıyla bu hakla ilgili gerçekleştirilecek bir anayasal düzenlemede bu hak kategorisinin temel noktalarının açımlaması gereklidir.

Dolayısıyla üzerinde uzlaşıldığı belirtilen “2.” maddede dile getirilen içerik, hakkın gereğini sağlama bakımından eksik ve yetersizdir.

özellikle yoksul, yoksun ve ötekileştirilmiş kesimlerin konut ve barınma haklarının gerçekten varolabilmesi için, devletin yalnız üst düzenleyici olarak davranması yeterli değildir.

Tıpkı daha önce sağlık ve sosyal güvenlik hakları konusunda belirttiğimiz gibi en azından bu kesimler için ve “afet”, “çatışma vb. bazı özel durumlarda” da, tüm yurttaşlar için bu hakkın gereğini yerine getirmenin de devletin vazgeçemeyeceği, erteleyemeyeceği bir görevi olduğu gerçeği anayasada yer almalıdır. "herkes çevre hakkına sahiptir. bu hak, insani gelişimi mümkün kılan, sağlıklı, ekosistem açısından dengeli bir çevrede yaşama, çevrenin etkili biçimde korunmasını isteme haklarını da kapsar. gelecek kuşaklara yönelik sorumlulukları da gözeterek çevreyi geliştirmek, çevre değerlerini korumak, çevre kirliliğini önlemek, çevre kalitesini yükseltmek ve gıdaların doğallığını sağlamak herkesin ve devletin görevidir. devlet doğal hayatı ve hayvanları korur. hayvanlara yönelik eziyet ve kötü muamele yapılmaması amacıyla gerekli tedbirleri alır."

Anayasalar her ne kadar onun hazırlandığı dönemlerde yaşayan yurttaşlar arasında yapılmış bir “toplumsal sözleşme” olarak kabul edilse de, yalnız şu anda ve bu ülkede yaşayan vatandaşlar için değil değişene kadar bu anayasaya tabi olacak gelecekteki kuşaklar için de geçerli bir düzenleme olarak düşünülmelidir.

“Çevre Hakkı”na özü itibariyle yaklaştığımızda ise bu durumun, çok daha ileriyi, hatta zaman içindeki olası değişiklik hallerinden sonrasını da öngörerek düzenlenmesi gerekir.

Her ne kadar üzerinde uzlaşılan “2.” maddede bu durum bir oranda açımlanmış olsa da, “1.” maddede belirtildiği üzere “herkes” ibaresi yalnız mevcut olanları ve vatandaşlık kimliğine sahip olanları kastettiği için yetersiz bir özne tanımlamasıdır.

gerçekten de çevreye yönelik her türden müdahale ve değişiklikler, şu anda yaşayan vatandaşların çevre hakkı bağlamında yaşamlarında büyük değişikliklere yol açmayabilir; ancak aynı uygulamalar, hem bir coğrafya olarak ülkenin varlığı, hem de bir toplum olarak üzerinde gelecekte yaşayacak olanların da hakkını gözetecek biçimde düzenlenmelidir.

öte yandan dünya üzerinde ve doğada “doğal sınırlar” yoktur; dolayısıyla bu düzenlemede çevreye yapılacak müdahalenin sonuçları açısından konu küresel ölçekte tanımlanmalı ve bu hakkın boyutları bu çerçevede ele alınmalıdır.

Devlet bu bağlamda söz konusu hakkın gereği olan ödevleri, yalnız ülke coğrafyası temelinde düşünmemelidir. bununla birlikte uluslar arası ilişkileri de kullanarak, sorumluluğunu o düzlemde tanımlayarak, bu ülkedeki insanların yaşamlarını çevreleri bakımından etkileyecek, başta komşuları olmak üzere küresel düzlemde bir düşünceyle görev ve sorumluluklarını tanımlamalıdır.

Ayrıca “2.” maddede bunun “herkesin ve devletin” görevi olarak belirtilmesi yaklaşımı da birey ile devletin sorumluluk dolayısıyla görevlerini bir anlamda eşitlemektedir ki, devletin her durumda bireyin yaptığından ya da yapacağından çok daha fazlasını yapması gereklidir.

Düzenleme yine tersten, yani “zarar vermeme” özelliğini öne çıkararak kurulabilir. ama hangi biçimde tanımlanırsa tanımlansın, hakkı sadece “şimdi ve burası”yla sınırlamak her şeyden önce bu hakkın özüne aykırı bir düzenleme yapıldığı anlamına gelecektir.

Benzer biçimde düşünülünce “3.” madde de bu bakımdan dolaylı etkileşim ve etkilenme boyutlarını dikkâte alarak, canlı ve cansız doğa ve çevreyi bir araya alacak şekilde genişleterek düzenlemelidir.

Bu noktada hayvanları koruma adına yapılanların da insan temelli değil, doğa ve korunacak hayvanların yaşam döngüleri ve ilişkileri çerçevesinde değerlendirilerek daha geniş boyutuyla ele alınmalıdır.

Elde somut bir düzenleme ve metin olmamasına karşın yine bu hak da yukarıda vurguladığımız gibi “hak temelli yaklaşım”la ve üç temel unsur ve görevi içerecek şekilde ve yine “yoksulluk, yoksunluk ve ötekileştirme” ile ilgili durum göz önünde tutularak düzenlenmelidir.

Bu bağlamda “çalışma hakkı” kadar “çalışmama hakkı” ve her biçimdeki “angarya yasağı” ile birlikte düşünülmelidir. diğer yandan “çalışma” olgusu yalnızca yaşamı “var etme, gerçekleştirme ve sürdürme”nin bir koşulu olarak tanımlanmamalıdır. “çalışma” aynı zamanda insanın ve insanlığın gelişimi, sahip olunan bilgi ve teknolojik düzey ve toplumsal koşul ve ortak olanaklar çerçevesinde karşılığı verilse bile insan onuruna aykırı bir biçimde gerçekleşmesinin önüne geçilecek şekilde düzenlenmesi gereklidir.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Görüş Bildir