Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Sevgililer İçin Aşk Romanları Seçkisi

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Sevgililer İçin Aşk Romanları Seçkisi

Sevgililer İçin Aşk Romanları Seçkisi

Don Kişot'un hayallerini süslediği Dulcinea'ya olan aşkı belki romanın ana eksenini oluşturmuyor ama yine de “başlangıç” için önemli. Aşk ve roman ilişkisindeki “başlangıç”! Acaba Don Kişot'un büyük “yanılsama”sının ardındaki ne? Cervantes böyle bir yanılsamayla gerçek yaşama gönderme mi yapmış? Don Kişot'un trajikomik durumu, yaşamdaki “aşk”lar için de mi geçerli? Don Kişot romanı bir aşk romanı değildir, kuşkusuz; ama kahramanımızın dünyayı ve doğayı kendi istediği gibi görmesi, Dulcinea için de geçerlidir (çünkü aslında kaba bir köylü kızıdır!) Aşk ile yanılsamayı yani aldatmacayı bu romanda birlikte görüyoruz. (Düş ile gerçek iç içedir, belki aşk gibi!)

Genellikle aşk romanları dendiğinde “popüler edebiyat” anlaşılır ve milyonlarca “roman” çıkar ortaya. Aşkı konu alan, temalaştıran edebiyatın merkezindeki romanların da yalnızca adları yazılsa sayfalar sürer. Her okurun çarpıldığı “aşk”lar vardır bu romanlarda. Öznel, kişisel “yargı”lar daha çok etkili olur!

Değer yargıları altüst

Choderlos de Laclos'un Tehlikeli İlişkiler'i ahlaki değer yargılarına “ilk” saldırı olarak tanımlanmıştır. Soylular arasındaki entrikaları içeren bu romanın kahramanları Vikont de Valmont ile Marquise de Merteuil, “çarpık” ve tutkulu aşklarının yanı sıra roman boyunca “olay”ları yönlendirir. Adeta Olimpos tanrıları gibi... Sonu kötü biten, “baştan çıkarma” tehlikeli bir oyuna dönüşmüştür.

Marquis de Sade, Aşkın Suçları'ndan dolayı büyük tepki almış; yapıt, “ahlaksız bir kitap” olarak tanımlanmıştır. Aşkın Suçları aslında uzun hikâyeler toplamıdır ne var ki bir roman bütünlüğündedir. Nitekim Sade, eleştirileri yanıtlarken roman sanatının ikiyüzlü, sapık kişileri türlü yönleriyle anlatmaya, onların ıcığını cıcığını ortaya çıkarmaya yaradığını yazacaktır.

"Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, Lo-li-ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-li-ta. Lo-li-ta."

Nabokov'un Lolita'sının ilk satırları böyledir. Bu roman da değer yargılarını altüst eder. Erotik hatta pornografik olarak adlandırılmakla birlikte cinsel tutkunun en önemli klasiklerinden biri olarak da tanımlanmıştır. Öte yandan Simone de Beauvoir, Nabokov'un “ölümcül aşkı” bir kez daha keşfettiğini yazmıştır: Orta yaşlı bir adamla küçük bir kızın (su periciği) yaşadığı aşk.

Yirminci yüzyılda cinselliği konu alan, bu bağlamda aşkı yazan yazarların başında Henry Miller gelir. Bir zamanlar bizde de yasaklanan romanı Oğlak Dönencesi'ni, tutkunun ve erotizmin romanı olarak anmak gerekir.

Daha masum (!) romanlar

Bir kadının aşkından dolayı içine düştüğü tragedyadır bir bakıma Anna Karanina. Aşkı eksene oturtan büyük romanlardan biridir. Ama beni Tolstoy'un öteki büyük romanı Savaş ve Barış'taki Piyer'in Nataşa'ya olan aşkı daha çok çekmiştir. Piyer ikinci sırada, gölgede kalan karakterdir. Aşk onun kişiliğini değiştirir; Napolyon'a suikast yapacak kadar âşık olmuştur Nataşa'ya. Bundan da öte yine Tolstoy'un toplumsal dönüşümü anlattığı, etik ve dinsel değerleri sorguladığı Diriliş romanındaki Nehludov'un Maslova'ya olan aşkı da hiç kuşkusuz ki etkileyici ve roman tarihindeki marazi aşklardan biridir. Her ne kadar vicdanla karışmış olsa da...

Dostoyevski, insanın kumar zaafını anlattığı Kumarbaz romanında “aşk”ı çok da derine gitmeden yazar. Yine de tutku vardır, karşılık alamayıştan dolayı “acı çekiş” vardır. Ama sanırım bu romanın içinde yer alan aşklardan çok, romanın yazılma sürecinde kendisinin stenograf Anna'ya olan aşkı, hiç kuşkusuz ki edebiyat tarihi için de önemlidir.

Her şeye rağmen tutku

Roman dâhisi Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah'ında, Julien Sorel ile Madame de Renal'in aşkı, tutkulu aşklara güzel bir örnektir. Madame de Renal, eş ve anne olmasına karşın, genç Julien Sorel'e âşık olmuş, kocasına ihanet etmiştir. Julien'in onu bırakmasına karşın tutkuyla sevmeyi sürdürmüştür. Üstelik Julien'in Mathilde ile evlenmesini de engellemiştir. Bunun üzerine Julien kadını yaralamış; daha sonra idam edileceği günlerde, aşkı onda bulduğunu anlamıştır. Madame de Renal'in duygularının incinmesine karşın, tutkusu o kadar güçlüdür ki Julien'in affedilmesi için, hiçbir sonuç alamayacağını bile bile ilgili makamların, kişilerin kapısını aşındırır; gururunu ayaklar altına alır. Bir başka “tutku” da Mathilde'in Julien'e olan aşkında ortaya çıkar. Julien ondan bıkmış olmasına karşın, delice sever ve Julien'i kurtarmak için o da elinden geleni yapar. Tutkusu belki marazidir. İdam edildikten sonra, Julien'in kopan başını alıp gömmüştür.

Andre Gidé'in Pastoral Senfoni'si, Şolohov'un Ve Durgun Akardı Don'u, Proust'un Swann'ın Bir Aşkı, Hemingway'in Silahlara Veda'sı, Aytmatov'un Cemile'si, Duras'nın Sevgili'si, Marquez'in Kolera Günlerinde Aşk'ı, kendi roman coğrafyamda önemli aşk bölgeleridir.

Anadilimden kırık aşk acıları

Hiç kimse masum değil ama Aşk-ı Memnu'nun kahramanı Bihter'e de doğrusu haksız olarak “düşük bir kadın” yaftası takılmıştır! Katılmadığım bir tezdir. Bihter aşkı arayan bir kadındır. Aşkı önce kocasında bulamamış genç bir kadının aşkı ne pahasına olursa olsun yaşamasıdır! Belki âşığı Behlül için benzer şeyleri söylemek güçtür; o daha çok çiçekten çiçeğe konan bir şıpsevdidir. Değer yargılarına karşın iki gencin tutkuyla yaşadığı bir aşk vardır, yüz yıl önceki Boğaz'ın kıyısında...

Eylül'de durum başkadır. İki erkek arasında kalmış Suad'ın aşk acısı! Bence hem Bihter'den hem de Anna Karanina'dan daha trajiktir. Onlar gibi sonu ölümdür ama aşkı “yaşayamamış”tır. Romanın öteki kahramanı Necib için de geçerlidir bu saptama. Suad'a olan aşkı öylesinedir ki, çıplaklığını kollarına hiçbir zaman alamadığı Suad'ı kurtarmak için gözünü kırpmadan alevlerin içine atlayacaktır.

Halide Edib'in savaş sırasında kaleme aldığı Ateşten Gömlek her ne kadar kurtuluş savaşının romanıysa da, aşk da vardır. Peyami'nin Ayşe'ye olan karşılıksız aşkı da aslında bir ateşten gömlektir! (Peyami bana hep Piyer'i anımsatır!)

Yakup Kadri'nin romanı Yaban'da çok az yer almasına karşın Ahmet Celâl'in köylü kızı Emine'ye olan aşkı, karanlık gökteki dolunay gibidir. Bir umut “kapı”sıdır.

Toplumsal değişimi “gerçekçi” bir estetik ile yazmışsa da “romantik” bir yazardır Sabahattin Ali. Üç romanı da aşklarla bezelidir Kuyucaklı Yusuf ile Muazzez'in aşkının eksen olduğu Kuyucaklı Yusuf romanı, edebiyatımızdaki “eşkıya” mitosuna öncülük etmiştir. Beni etkileyen romanlarındandır. Ancak Kürk Mantolu Madonna'daki silik bir adam olan Raif Efendi'nin derin aşkı daha çok etkilemiştir: Sıradan insanların da yoğun yaşadıkları aşklar vardır.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkAşk-ı MemnuİdamKitapSavaşaşkolaysevgililer
Görüş Bildir