Kanser Olduğu Doğru Mu

-

Kanser Olduğu Doğru Mu

Kanser Olduğu Doğru Mu

Genç bir doktorken kanser olan, iki kardeşini bu hastalıktan kaybeden Prof. Dr. Ahmet Erözenci kanser hastalarına yönelik bir kitap yazdı. Erözenci kanser koçu olarak danışmanlık da yapacak Prof. Dr. Ahmet Erözenci bir üroloji uzmanı. Henüz 30'lu yaşlarının başında, kariyerinde ve özel hayatında emin adımlarla ilerlerken, henüz iki yaşında bir minik kızın babasıyken kanser ile yüz yüze gelmiş. "Teşhisi duyduğumda duvara çarpmış gibi oldum. O ana kadar kanser sadece bir hastalık adıydı benim için" diye tarif ediyor duygularını. Tedavisi esnasında Ahmet Bey bir hekim olarak mekanik bir iş yaptığını, böylesi hastalıklarda hastanın ve hasta yakınlarının psikolojileriyle de ilgilenmek gerektiğini hissediyor. Sonrasında kanser psikoloji konusunda çalışmaya başlıyor. Prof. Dr. Erözenci'nin kanserle ilişkisi bu kadar değil. Sevgili ablasını ve ağabeyini kanser nedeniyle kaybetmiş. Yani tam bir 'kanser uzmanı' Prof. Erözenci. Hasta ve hasta yakını olmuş ve işi de kanserli hastaları tedavi etmek. Kendi deyimiyle o tam bir 'damdan düşen'. ABD'de kanser iletişimi konusunda çok sayıda çalışmaya katılan Prof. Erözenci Bir Türk Filmi Olarak Kanser adlı bir kitap yazdı, amacı 'damdan düşenler'e yardımcı olmak. Erözenci'nin bir diğer hazırlığı da hasta ve hasta yakınlarına 'kanser koç'luğu hizmeti vermek. Soyunduğu işin adı çok afili ama işlevi çok hayati... Prof. Dr. Erözenci kanseri, hasta ve hasta yakınlarının yaşadıklarını anlattı...

  • Kanser hastalarına, hasta yakınlarına psikolojik destek veriliyor mu ülkemizde? - Sistemli psikolojik destek veriliyor mu? Hayır. Ama kanser psikiyatrisiyle, psikolojisiyle ilgilenen kimseler var. Ben psikiyatr değilim, onların işi ayrı. Hele kanser alanında psikiyatri ve psikoloji ayrı bir eğitim gerektirir. Üroloji kanseri uzmanıyım. Ama masanın her tarafında oturdum, kanser doldum, iki kardeşimi kanserden kaybettim. Damdan düşenin halini damdan düşen anlar. Yolun bir yerinde durup geriye baktığımda, hekim olarak mekanik bir şey yaptığımızı gördüm. Başka bir şeye ihtiyaç vardı. Ameliyat tamam ama o hastanın ruhunda neler oluyor? Fakat fark ettim ki psikolojik soruna yardımcı olmak, hasta yakınlarının sorularına yanıt bulmak apayrı bir olay. Yaptığım danışmanlık aslında. Çünkü doğru iletişim çok önemli. Doktor, hasta, hasta yakını aynı gemide bu hastalıkta. Doğru kelimelerin kullanılması, olayın birlikte yaşanması çok önemli.

  • Bu hizmeti bir hastanede mi yoksa muayenehanenizde mi veriyorsunuz? - Hastanede böyle bir servis yok. Şu anda kendi özel yerim de yok. Yılbaşı itibarıyla olacak.

  • Bu alanda çalışan başka kimse var mı ?

  • Benim konseptimde çalışan yok. Ama liyezon psikiyatri dediğimiz bir dal var, kanser hastalarıyla da ilgileniyor. Benim farkım, iletişim üzerinde durmam. Sorun diye tarif edilen her durumun çözümünün, insanın kendi içinde olduğuna inanıyorum. Yani korkuyorsanız, korkunun nasıl aşılacağı; kansere kızıyorsanız, bunun nedenleri sizin içinizde. Size bir ilaç veririm, kahkahalarla yürür gidersiniz ama bu kızgınlığınızı, korkunuzu geçirmez; ilacın etkisi bitince kaldığınız yerden devam edersiniz. Bu durumların doğru iletişimle aşıldığına inanıyorum.

  • Sağlam psikoloji ya da dengeli bir ruh durumunun tedaviye etkisi nedir? - Bu konuda yapılan çok çalışma var. Aynı kanser tipinde moralini yüksek tutan, hastalığı yaşamın getirdiği bir şey olarak gören, kansere kilitlenmeyenlerle, 'Ah kanserim' diyenleri karşılaştırdıklarında ilk grubun tedaviye daha olumlu yanıt verdiğini ve daha uzun süre iyileşmiş halde kaldıkları ortaya çıkıyor. Dolayısıyla moralin sonsuz etkisi var. Moralli olmanın iyileşmeye etkisini bırakın, depresif kişilerde kanser gelişiminin daha fazla olduğunu söyleyenler var.

  • Kitapta anlattıklarınız kanser hastalarına ve yakınlarına ne sağlayacak ?

  • O dönemdeki doğru paylaşım, bu olayı yaşayanların aradan 10 yıl geçtikten sonra farklı hissetmesine neden olacak. Belki de karşılaştıkları yeni bir kanser olayına çok farklı yaklaşacaklar. Kanser çok ironiktir. İnsanoğlu tarih boyunca ölümsüzlüğün peşine düşmüştür. Normal süreçte hücreler belli bir süre sonra ölür; ki yerine yenileri gelsin. Kanser hücresi ise ölmez, sürekli ürer. İroniye bakın ki, ölümsüzlüğü arayan insanoğlu bunu kendi içinde üretiyor ama kendisi de bu yüzden ölebiliyor.

  • Kansere yaklaşım değişti mi? - Son yıllarda değişti. Eskiden tabuydu, şimdi insanlar TV'de anlatıyor, kitap yazıyor. Esas olay, yaşam kalitesini koruyan tedavilerle yaşam süresi uzadı. Günün birinde herkes ölecek. Önemli olan kanser tanısından sona kadar olan zamanı kaliteli bir şekilde yaşamak. Ki doğru adımları atarsak, bu süreç iyi yaşanabilir. Bizim işimiz hastanın kanserden önlemesini engellemek. Prostat kanserini yüzde 100 tedavi ederim ama hasta 70'inde ölecekse bunu 71 yapmıyorum. O yüzden kanseri atlattı, yendi değil, kanser iyileşti demek lazım.

Sayfa

  • Kanser konusunda çok sakin bir tavrınız var. - Size öyle hastalıklar sayarım ki, o hastalığa yakalanacağıma kanser olmayı tercih ederim. MS mesela... Ayak tabanızdan başlıyor, adaleleriniz iki-üç yıl içinde çalışmıyor ve yapacak hiçbir şey yok! Ve siz biliyorsunuz ki, akciğerlerinize gelecek, nefes alamayacaksınız. En son beyin gidiyor ama o çalışmaya devam ediyor, her şeyi fark ediyorsunuz. Bu daha mı iyi?

  • Bildiğimizin dışında bir kanser algısından mı bahsediyorsunuz? - Sıfatlara çok meraklıyız, sıfatlardan arınmak gerek. Amansız hastalık, ince hastalık... Hastalıklar insanlar için, olacak... Nihai nokta olarak ölümü dikkate alırsanız, kaybetmeye mahkumsunuz.

  • Kanserle savaşmayın, barışın mı diyorsunuz? - Mehmet Öz'ün lafıdır 'Kanser tıbbın Angelina Jolie'sidir' dedi. Jolie'yi bir filme koyarsanız herkes izler. Kanseri yazın, herkes okur. Ama nihai nokta ölüm değil. İnsanlığın başından beri değişmeyen tek şey ölüm. Akıllı bir varlık olan insandan bunu kabullenmesini beklersiniz. Ama ben de hâlâ ablamın, ağabeyimin ölümlerini kabullenebilmiş değilim. Savaş rahatsız edici bir kelime. Tarihte hiçbir savaş yok ki tek taraf kazanmış olsun. Elimizdekiyle nasıl daha iyi yaşarız, buna odaklanmak gerek. Kendinize acıdığınız sürece bir kısır döngüye girersiniz.

  • Hastalar buna benzer duygular mı hisseder? - O tamamen doktorun nasıl söylediği ile ilgili. Ben bütün hastalarıma kanser olduğunu söylüyorum. İlke olarak bunu yapıyorum. Mühim olan nasıl söylediğiniz. Ve ondan sonra lafı orada bırakmamanız, konuşmaya ne kadar devam ettiğiniz çok önemli. 45 dakika görüşürüm hastalarla. Düşünün 92 yılından beri odama giren 10 kişiden sekizi kanser. Bununla yaşıyorum ve kendimi çok şanslı sayıyorum. Çünkü kanser çok felsefi bir hastalıktır ve öğrenmesini bilene çok şey öğretir. Mühim olan teşhisi söyledikten sonra orada kalmayıp yapılabilecekleri de açıklamak. Hastaya dokunmak, gözlerine bakarak konuşmak. 'Maalesef kansersin' dediğin zaman, olay biter! Önemli olan doktorun yakınları da işin içine dahil edip hastanın paylaşmasını sağlaması. Hastayı soru sormaya teşvik etmesi, gerek kendisine, gerek başkalarına. Doktora istediğinde ulaşabileceğinin garantisini vermek çok önemli.

  • Bir doktorun hakkı var mı ulaşılamamaya? - Bugün 14 sene önce ameliyat ettiğim, artık kontrollere bile gelmeyen bir hasta, beni arayıp iyi bir romatolog bilip bilmediğimi sordu. Tabii ki biliyorum. Cerrahpaşa'da çalışıyorum, Tanrı aşkına, eğitimim dahil 37 yıldır oradayım, orada büyüdüm ben! Adını verdim. Biraz sonra bir daha aradı 'Telefonu var mı?' diye sordu. Onu da verdim. Beş dakika geçmedi, tekrar aradı, 'Sekreteri 12.00'de geliyormuş, benim için randevu alır mısın?' diye sordu. Bunu tahmin edebileceğinizden çok yaşıyorum, çünkü ulaşılabilir bir doktorum.

Şarap içsem olur mu?

"İletişim öyle bir şey ki, bir hastamı ameliyat ettim, gergin bir hastaydı. Ameliyattan çok korkuyordu. Ve ameliyat sonrası çok iyi geçti. Beş gün sonra evine gidecek. Ve ne kadar iyi durumda olduğunu belirtmek için, taburcu edeceğim gün 'Akşam eve gidin benden bir rakı için' dedim. Yani o kadar iyisin ki demek istedim. Gece 21.00'de telefon geldi; 'Rakı istemiyorum, şarap içebilir miyim?' diye.

Sayfa

Kanser bir hastalık adıydı benim için

  • Siz de doktor olduğunuz halde sizi tedavi edenlere ulaşamamışsınız... - Evet. Yakınlarımla konuşmak istediğim ama konuşamadığım zamanlar oldu. Sonradan öğrendim ki, onların da benimle konuşmak istedikleri ama konuşamadığı olmuş. Bu nedenle böyle bir işe soyundum. O zamanki bilgilerle tedavim üç buçuk sene sürdü. 30 yaşındaki biri için çok uzun bir tedavi, kolay değil. Doktorlar, hocalarım diyeceğim, dilediğim kadar vakit ayırmıyorlardı bana. Sorularımı dinlemekten çok, kendi kafalarındaki söylüyorlardı. '

  • Hastaydınız, doktordunuz, hasta yakınıydınız... Bütün bu konumlarda kanser neydi sizin için? -Hasta olmadan önce kanser benim için herhangi bir hastalık adıydı. Hocalarım kanser tanısı koyuyor, ben de ameliyat ediyordum. Hasta yakını olarak gerek ağabeyimde gerek ablamda en başından sonu görebiliyordum. Elimden geldiği kadar elimizdeki sürenin kaliteli olmasına odaklandım. Çok iyi tedavi gördüler ama olmadı.

Şikayetiniz varsa doktora gidin

  • Hastaların doktorlara tavrı nasıldır genelde? - Çoğu hasta yasakları seviyor. Mesela bir hasta 'Muhallebi yiyebilir miyim?' diye sorabilir. 'Muhallebi yeme, keşkül ye' dediğimde seviniyor.

  • Kanser hastalarının yaptığı tipik hatalar var mı? - Hata demeyelim ama en büyük 'doğru olmayan şey', herhangi bir şikayetleri olduğunda bunu kendilerince açıklamaları. Doktora danıştıkları takdirde gelecek yanıttan korktukları için kendilerince bir açıklama yapıyor ve hata ediyorlar. Benim bütün hastalarıma verdiğim bir örnek vardır: Kanser olmak 2. Şube'de sicilinizin olması gibi bir şeydir. Yani ben ameliyatla bir hastamı yüzde 100 iyi ettiğimi biliyorum. Ama hastam beş yıl sonra 'Benim gözüm normalden daha fazla seğiriyor' diye bana gelip bir şey söylerse benim görevim bunun kansere bağlı olmadığını kanıtlamaktır. Ama hastamın beş yıl sonra sürekli gazı varsa, midesinde bir rahatsızlık hissediyorsa bunu kendi kendine, 'Yağlı yedim, içki içtim, dur bir gaz çıkartıcı alıp geçireyim' dediği anda hata yapmış oluyor. Bir başka yanlış da şu, bir apartmanda biri bir hastalık geçirse bütün mahalle duyuyor. Ve hemen herkesin aynı tür hastalığı geçirmiş bir yakını oluyor. Birbirlerine ilaç öneriyorlar, bu kesinlikle yapılmamalı. - Sağlıklı biri mesela midesi ağrıdığında hemen doktora mı gidecek? - Bir hastam var, tam bir sene idrarı kırmızı. Bir sene geçer diye beklenir mi? İnsanın bir şikayet sonucu doktora gelmesi, kendi vücuduna ne kadar saygı duyduğu ile doğru orantılıdır.

Sayfa

Yahu ben galiba kanserim

  • Kanser olduğunuzu anladığınızda ne hissettiniz? - Semptomlar ortaya çıktıktan sonra geriye doğru düşündüm; 'Yahu ben galiba kanserim' dedim, ertesi gün biyopsi yaptırdım ve kanser olduğumu öğrendim. Kanserimi daha önceden fark etmeliymişim ama etmedim. Ben o zamanlar asistandım. İyi bir asistan olduğum söyleniyordu, ben de kariyer yapmak istiyordum. Önümdeki hayat çok parlak görünüyordu açıkçası. Sabah 06.00'da hastaneye giriyordum ve gece 23.00'e kadar orada kalıyordum. Öyle hızlı kilo veriyordum ki, abartıyorum ama tartıya çıktığımda neredeyse ben üzerindeyken ibre hareket ediyordu. Kendi kendime 'Çok erken hastaneye geliyorum, kahvaltı, öğlen yemeği yok, böyle bir tempo, normal kilo vermem' diyordum. Ama üç ay sonra parçaları birleştirdim ve gerçek ortaya çıktı. Henüz 30 yaşımdaydım, kızım ise iki yaşında. Duvara çarpmış gibi oldum. Çünkü yaşamınızın kontrolü sizden çıkıyor. Her gün 05.00'te kalkıp hastanede olan biri, yine aynı saatte kalkıyor ama hastane yok! Bana dikte edilen bir yaşam vardı artık. Dolayısıyla kızgınlık, korku, 'Kızımın büyüdüğünü görebilecek miyim?' gibi Kerime Nadirvari sorular birbirini kovalıyordu. O duygular o kadar karmaşık yaşanıyor ki duygusuzluk gibi oluyor, çünkü ifade edemiyorsunuz...

Doktor seçerken aileye birini alıyorsunuz

  • Teşhis konuldu, tedavi yapılacak. Herkes bir şey söylüyor. Hasta yakınları ne yapsın ya da yapmasınlar ?

  • Hasta yakını iletişim olayında doktordan daha ön planda. Arabaya, doktor, hasta ve hasta yakını biner. Direksiyonda doktor vardır, sonra o arka koltuğa geçer, direksiyonda artık hasta ve hasta yakını vardır. Hasta yakınları, hastasıyla konuşmalı. Hastasında her zamankinden başka bir şey görüyorsa, mesela rengi daha soluksa bunu doktora söylemeli. Ama 'Çok soluksun, canım sen bugün kalkma' deyip, mutfağa gidip gözleri doluyorsa, bu çok yanlış. Kapalı kapılar ardında ağlamanın hiçbir faydası yok.

  • İlk doktorun söylediğini hemen kabul etmek doğru mu, ikinci bir görüş almak gerekmez mi? - Ben ikinci görüşlere çok açık bir doktorum. Ama bütün kanser hastalarına söylediğim bir şey var; bugün kanser için tedaviler gelişti ve hastalar yaşıyor. Doktor seçerken bir anlamda ailenize birini alıyorsunuz. Benim belirleyici kriterim bu

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriAngelina JolieKanserKitapŞarapSavaşTerciholay
Görüş Bildir