'Hiçbir Sevgililer Günü'ne Sevgilimle Girmedim'

-

Hiçbir Sevgililer Günü'ne Sevgilimle Girmedim

Hiçbir Sevgililer Günü'ne Sevgilimle Girmedim

“Yalan Dünya”nın Eylem’i... Siz aldanmayın onun siyah rujuna, kolundaki dövmelere ve dizideki suskunluğuna. 26 yaşında olmasına rağmen aşkı çoktan çözmüş! Tek istediği ise huzur... Gonca Vuslateri, şiirlerini, hayal kırıklıklarını, onu büyütenleri ve yeni tiyatro projesini; kısacası küçük dünyasını Marie Claire dergisine anlattı.

Bu hafta yüksek tempolu bir çalışma programım olduğu için yorgunum ama keyfim yerinde. Bir yandan sete bir yandan da Craft Tiyatrosu’yla 16 Şubat’ta başlayacağımız bir oyunun provalarına gidip geliyorum. Geri kalan zamanımda da ya kendimle zaman geçiriyorum ya da arkadaşlarımla. Hayatımın en yoğun dönemi, boş günlerimde canım ne isterse onu yapıyorum.

ARKADAŞLIKLAR VE SOHBETLER Kalabalık masaları çok seviyorum. Bir cumartesi günümü 50 kişiyle birlikte geçirebilirim. Eğer geleceğe dair bir günüm kesin boş ise o gün en az 30 kişiyle plan yaparım. Uzun bir masada yemek eğlenceli geçiyor. Bazen de yağmurlu bir günde çok yakın bir arkadaşıma giderim ve saatlerce sohbet ederiz. O gün ne yapacağım nasıl uyandığımla ilgili.

GÜVEN DUYGUSU

Hayatıma bu kadar çok insan sokmak beni tedirgin etmiyor. Ben güven meselesiyle başa çıkamıyorum. Aslında depresif bir karakter olduğum için güven kısmına kafamı takarsam çok zor arkadaşlık ve samimiyet kurarım. Kimseye karşı çok fazla güvensiz olduğumu söyleyemem. Açıkçası bu duyguyla uğraşmak istemem. Bir süre sonra girdiğiniz ortamlarda arkadaşlarınızla aile gibi oluyorsunuz. Arkadaşlarınızın arkadaşları sizin ailenizin bir parçası haline geliyor.

SOSYAL MEDYAYA BAKIŞI

Bu yıl Twitter’ı çok kullandım. Aklıma bir şey geldiğinde hemen yazıyordum. Twitter’ın yanına şimdi de Instagram eklendi. Fotoğrafla oyalanmayı çok seviyorum. Sette kitap okuyacak zamanım yok, sadece senaryoya konsantre oluyorum, çünkü orası benim laboratuvarım. Ben de boş bulduğum zamanlarda çektiğim fotoğraflarla oynuyorum.

POPÜLERLİK ANLAYIŞI

Tanınıyorum duygusunu genellikle pozitif anlamda taşıyorum. Birinin beni durdurup “Çok güzelsin” demesi, ek bir motivasyon. Bulunduğu ortamın içinde rahat davranışlar sergileyen bir insanım. Popüler meslek yapan bir insanın da evini geçindirdiğini biliyor insanlar artık. Bir İstanbullunun sana sorabileceği sorular işe zamanında gidip gidemediğin ya da iyi dinlenip dinlenemediğin oluyor. Popüler olduğum için bu soruyu sorduklarını düşünmek komik. Neden kendimi böyle gülünç bir duruma sokayım? Bir aktörün çok sevdiğim bir sözü var; “Bir kez ünlü olursun, bir daha ünsüz değil ancak rezil olabilirsin” diye. Ünlülük hali benim için bir işin ne anlattığı ve o işin kaç metrekareye yayıldığı. İyi bir hikâye anlatmazsan seni neden dinlesinler?

İÇİNDEN GELDİĞİ GİBİ YAŞAMAK

Günün hangi saatini içten yaşayabildiğimizin tartışıldığı bu dönemde herkes ne istiyorsa onu yapsın. Yaşayarak öğrenmek çok cesurca. Biz içinden geleni yapmayı cesur buluyoruz. Hayır efendim! Zaten onu yapmak zorunda. Birine yorum yaptıktan sonra nasıl hissediyorum diye sorarım kendime. Ben huzurlu yaşamanın peşindeyim. Oyunculuk sadece benim mesleğim. İyi yaptığım zamanlar da oluyor, beceremediğim zamanlar da ama artık başarısızlıklarım bana çok teknik geliyor.

HAYAL KIRIKLIKLARI

Hayal kırıklığı çok kişisel. Karaktere çok gizli sızar ve insanı değiştirir. Bir gün bir bakmışsın çok öfkelisin, tam düzelmeye kalkacaksın, meğer sekiz yıldır böyleymişsin. Hayal kırıklığı, duman gibi insanın içine yayılır. O havayı soluyorsun ve bir süre sonra ona alışıyorsun. Hayal kırıklıklarıma alışmak beni duyarlı biri haline getirmez, aksine beni üzüntüyü seven biri kılar. Ben de hayalimin kırıklıklarıyla ilgilenmiyorum.

YANLIŞ ANLAŞILMAK

Söylediklerim yanlış algılanabilir, insanlar beni istedikleri gibi anlamakta özgürdürler. Ben hissettiklerimi doğru anlatmakla mükellef değilim. Eğer bir deliğe soktuğunuz fikir hamur gibiyse o fazlasını bırakır zaten, sadece kalıbını doldurursun. Sonra onu kuruyup çıkarttığında oluşturduğun heykelle kendi cümleni kurarsın. İfadede ve üsluptaki yumuşaklık çok önemli, çünkü değişebilme özelliğini de var etmeli. “Seni seviyorum” dersin, “Keşke şimdi söylemesen” der. Bilemezsin insanların iyi bir şeyi nasıl algılayacaklarını...

‘SENİ SEVİYORUM’ DİYEBİLMEK Mesela ben çok kolay “Seni seviyorum” derim. Keşke her gün söyleyebilsem ve bana da söylense. Tiyatrodan, setten çıkarken ya da telefonu kapatırken söylerim. Çok sık duymak isterim. Ben lise zamanında iki tane çocukluk arkadaşımı kaybettim. Ailevi kayıplar yaşadığımda ya da bir sürü aydının kötü koşullarda ölmesi karşısında aklıma ilk gelen birini ne kadar sevdiğimi söyleyebildiğim olmuştur hep. İlişkilerimde de ilk günden itibaren söylerim. Seviyorsanız bu duygu değişmez zaten. O bedenin bir tepkimesi. Ben birini incittiğimde rahat olamıyorum, içimdekini akıtmış olsam da; “Ne kadar kötü bir şey akmış” diyorum. Kötüye de iyi bir şey akıtmak lazım, çünkü kötü değişmez, kötü şaşırır ve şaşırırsa iyileşir. İçimizdeki kötüyü değiştirebilsek de bir insanı değiştiremeyiz. Ne münasebet.

KALP SANCISI VE AŞK

İlişkileri çok fazla anlatmamaya karar verdim kendime ama şöyle bir yere doğru meyil aldım; ilişkilerde kararlar alınamaz. Küçükken kalbinizin ne kadar olduğunu anlatmak için elinizi yumruk yaptırırlardı, ben büyüdüm o vücuduma kıyasla minicik kaldı. Ben de hassas dengelerle onu korumaya çalışıyorum. Hayat bazen çok sert bir aşk veriyor ve söylemek istediğini bu yolla ifade ediyor. Tecrübelerin hepsine sarılmak lazım. Tek bir keyifli ana bakar ilişkileri anlatmak. O an her şey silinir ve hayata yeniden başlanır. İncinmenin de yürünecek bir ton yolu var. Hiç favori sancım olmadı, hepsinde de aynı acıyla kıvrandım. “Bunu çok sevdim” deyip devam etmedim acıya. Karşındaki insanın kendinden ne kadar memnun olduğu çok önemli. Bu çok fazla dile getirilmez.Konuşulsa da ne güzel zaten! Söylenmeyen kendini ilişkinin içinde açığa çıkarır. Tüm ilişkilerim aynı zamanda en büyük sırdaşlıklarımdır. Çünkü en çok ilişkilerimde anlatırım kendimi ne kadar beğenmediğimi... Oluşan hasarlar sadece onların düzeltebileceği alanlardı. Kendimi sevdiren ilişkilerim oldu.

SEVGİLİLER GÜNÜ PLANI

Hiçbir Sevgililer Günü’ne sevgilimle girmedim, denk gelmedi. Allah kahretmesin ki 13 Şubat’ta ayrıldığım bir ilişkim bile oldu. Romantizm seven bir hatunum, dolayısıyla da yaratıcı bir sürpriz çok hoşuma giderdi. Çok kolayımdır. Benim için romantizm de, aşk da, sevmek de kahkahanın kapısını açar. Kulağıma fısıldanan bir ‘iyi ki varsın’ bile çok önemlidir. O an dünyanın en şanslı insanı gibi hissederim.

ROMANTİK HATIRALAR Bir yılbaşı gecesi erkek arkadaşımla tartışmıştık. Ben de eve gitmiştim. Bir ara camı açtım, kafasında melon şapka elinde bir şişe şarapla aşağıdan bana bakıyordu. Apar topar giyinip, apar topar da affettim. Hava hafif karlıydı, hararetli bir şekilde sokakta konuşup yürürken yeni yıla gireceğimizi fark edip bir anda sustuk ve birbirimize sımsıkı sarıldık.

AŞKIN FOTOĞRAFI Çok güzel aşklar yaşadım. O aşklar içinde evlilik de hep hayalini kurduğum bir olgu oldu. Karşılıklı bir duygudan bahsediyorum. Yaşadığım ilişkiler bittiğinde dahi sevdiğim insanla hayat boyu birlikte olabileceğimi keşfettim. Hayatımın aşkını bulmak için, kendimi anlamak için yaşıyorum. Ben eşlikli aşkı çok seviyorum. “Bir ilişki yaşıyorum” demektense; “Bana eşlik ediyor” demek daha çok hoşuma gidiyor. ‘Eşim’ dediğim kişi şu anda yaptığım yolculuğun bir parçası. Ben de ilişkilerimi hayatımın merkezine koyarım ama bütün ilişkiler ay ve dünyanın yaşadığı gibi bir çekim etrafında dönmüyor. Bazı ilişkiler hep ışık alıyor, bazı ilişkilerde de iki gözüm iki çeşme oluyor. Ben tamir etmeyi çok seviyorum, hayatımda da tamir ettiğim bir şeyin fotoğrafını çekmek isterim. Bundan sonra bir tane daha unutmayacağım aşk yaşayacağımı sanmıyorum. Bir de hiç unutmadığım bir barışma öyküsünü kendi tarihime kazımak istiyorum. Bu da o özveriyi uyandıracak yürekte bitiyor.

ANNELİK DUYGUSU

Anne olmayı vücudumda ve kalbimde hissediyorum. Anne olmak dişiliğimin bir parçası. Topluma faydalı bir birey yetiştirmek istiyorum. Toplumlar gelişen yeni neslin eğitimiyle şekil alırlar. Fiziksel bir projeden çok gönlümden istediğim, dualarım içinde yer alan bir dilek.

YALAN DÜNYA Gülse Birsel, zaten Eylem gibi bir karakteri düşünmüştü. Jale (Atabey) Hoca’yla da görüştüler. Biz de Gülse’yle konuşup anlaştık. Yalan Dünya dâhil olmak istediğim bir enerjiye sahipti. Bu aileye katıldığımda hiç yabancılık çekmedim. Dövme ve piercing’lerimle ilgili iki gün provaya gittim. Ekibin de benim rolüme katkısı oldu, provada da hemen kaynaştık. Jale Hoca’yla daha önceden çalışmıştık, enerjisi çok yüksek bir insan. Bu enerjisi ve pozitifliğine rağmen otoriter de.

KİM BU EYLEM? Eylem de içinde bulunduğu her durumun farkında. Uyumsuz olduğunun bilincinde ve ‘Bunun ne önemi var?’ diyor. Gerçekten de zararlı biri değil, sadece toplumun görmeye alışık olmadığı bir karakter. Kocabaş Ailesi de bunu çok iyi temsil ediyor. Eylem Kocabaş ailesinin Orçun’a layık gördüğü karakterin çok dışında. Benim erkek arkadaşımın böyle bir ailesi olsaydı kesinlikle kalamazdım. Bazı durumlarda aslında onlara yardım bile ediyor, Eylem o evin sessiz kahramanı. Zamanla Eylem’in Orçun’u gerçekten sevdiğini anladım, ilerleyen bölümlerde ikisinin birbirine karşı daha korumacı olduğunu da göreceksiniz.

YENİ OYUN, YENİ DOĞUM SANCISI Bu yıl Craft Tiyatro’yla birlikte bir oyuna hazırlanıyorum. Kemal Hamamcıoğlu yazdı. Askerden gelen bir çocukla sevdiği bir kişinin düğününden çıkıp gelen bir kadının kabinde karşılaşması. Bu oyuna çalışırken farklı eğitim tekniklerinden faydalandım. Benim için ciddi anlamda bir laboratuvar ortamıydı. Kendimi çok karıştırdım. En sevdiğim kısmı ise zayıf incecik bedenimle o oyunun karşısında çırılçıplak kalabilmek. Diktikleri deri beni çok ısıtıyor.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkEvlilikInstagramKitapTiyatroTwitteraşkoyunsevgililertattoo
Görüş Bildir