Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Çukurova'nın Tozunu Yutmuş, Tarihe Damga Vuran 10 Şahsiyet

-
15 dakikada okuyabilirsiniz

Bu önemli kişileri saymadan önce Çukurova'nın tarihine bir göz atalım...

Adana ve Çukurova bölgesi eski devirlerden beri bir yerleşim merkezi olmuştur. Tarihi belgelerde Kilikya olarak geçen Çukurova'dan, Boğazköy'den çıkarılan Hitit yazılı levhalarında, Uru Adania (Adana ülkesi) diye sözedilmektedir.

Gezgin coğrafyacı Strabon, antik çağlarda Kilikya olarak bilinen bölgeden, "Coracesion'dan (Alanya), Kilikya-Suriye kapısına kadar uzanan Küçük Asya'nın güneydoğu kıyıları." diye sözeder. Herodot, bölgenin Hypachoea diye adlandırıldığını, Fenikeli Age-nor'un oğullarından Cilix'in buraya gelip yerleştiğini ve onun adından dolayı bölgenin Kilikya adını aldığını nakleder. Fakat Kilikya adı ilk kez, Asur yazıtlarında Chilakka olarak görülmüştür. Bu nedenle bugün Kilikya adının Asur kaynaklarında özellikle Dağlık Kilikya için kullanılan Chilakka kelimesinden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Aynı Asur kaynaklarında Ovalık Kilikya ise Que olarak adlandırılmaktadır.

Anadolu ile Suriye ve Mezopotamya arasında ulaşımı sağlayan Gülek ve Sertavul (Kilikya kapıları) ile Belen (Suriye kapısı) gibi önemli geçitler nedeniyle stratejik önem taşıyan bölgenin doğu ve batı kesimleri yeryüzü şekilleri bakımından farklı özellikler gösterir. Bu nedenledir ki Hellenler, batı kesimini Cilicia Tracheia (Dağlık Kilikya), doğu kesimini Cilicia Pedias (Ovalık Kilikya) olarak anmışlardır. Romalılar ise Dağlık Kilikya'ya Cilicia Aspera, Ovalık Kilikya'ya Cilicia Campestris adını vermişlerdir. Dağlık Kilikya kabaca, Alanya ile Mersin arasında kalan, Ovalık Kilikya ise Mersin'den İskenderun Körfezi'ne kadar uzanan kesimlerdir. İki Kilikya'yı ise Lamas (Limonlu) çayının birbirinden ayırdığı kabul edilir. Günümüzde Dağlık Kilikya Taşeli yarımadası, Ovalık Kilikya ise Çukurova olarak adlandırılır.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ukurova

Ayrıca Adana'nın tarihçesi 3.000 yıl kadar öncesine dayanmaktadır; bölgedeki arkeolojik bulgular Paleolitik Çağ'a değin uzanan insan yerleşkelerini gün yüzüne çıkarmıştır. Arkeologların taş bir duvar ve bir şehir merkezi buldukları Tepebağ Höyüğü Neolitik Çağ'da inşa edilmiştir. Adana Çukurova bölgesindeki en eski şehir olarak düşünülmektedir. Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin deltasında verimli sulak arazide kurulu Adana'nın tarihi, coğrafi konumu nedeni ile M.Ö. 6000 yıllarına dek uzanmaktadır. Adana, Antik Kilikya Bölgesi'nin en önemli şehirlerinden birisidir. Hititler'den Osmanlı'ya, gelmiş geçmiş birçok medeniyetlerin beşiğidir. Yaygın görüşe göre Adana, adını Yunan mitolojisine göre Gök tanrısı Uranus'un oğlu Adanus 'dan almıştır. Ancak bu konuda başka muhtelif görüşler de ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre Adana'ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu yarımadasının en köklü uygarlıklarından biri olan Hititlerin kaya kitabelerinde rastlanmaktadır. Boğazköy metinleri olarak bilinen M.Ö. 1650 yıllara tarihlenen bir Hitit tabletinde, Adana havalisinden Uru Adania yani Adana bölgesi olarak bahsedilmektedir. 

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Adana

Bu kadar eski bir bölgede sayısız ünlü isim gelip geçmiştir.

1. Kilikya ( Adana Bölgesi ) Valisi ÇİÇERO

Marcus Tullius Cicero (MÖ 3 Ocak 106 - MÖ 43), (Latin) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini, Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi'ye bağlı Philon'dan almış olan Cicero'nun önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından oluşur.

Hiç kuşkusuz Cicero'yu bu kadar büyük ve ünlü kılan özelliği onun inanılmaz hatipliği idi. Toplam 88 konuşması kayda geçirilmiş, bunlardan sadece 58'i bugüne ulaşabilmiştir.

kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Marcus_Tullius_Cicero

Cicero’nun Kilikya Eyaleti Valiliği ve Parth Krallığı

Dağlık Kilikya ve Doğu Akdeniz’deki korsanlık faaliyetlerini denetlemek amacıyla kurulmuş olan Kilikya Eyaleti, Pompeius’un düzenlemeleri sonucu, tarihinin en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Lentulus Spinther’in valiliği sırasında, Batı Anadolu’dan Suriye’ye ulaşan ana yol üzerindeki Apameia (=Dinar), Cibyra (=Gölhisar) ve Synnada (=Şuhut) diocesliklerinin de eklenmesiyle eyalet, stratejik açıdan daha da önemli hale gelmiştir. Bu nedenle Romalılar, Kilikya Eyaleti’ne ünlü şahsiyetleri vali olarak atamışlardır. Bunlardan birisi de M.Ö. 51-50 yıllarında bu görevde bulunmuş olan Marcus Tullius Cicero’dur. Ona ait çok sayıda yazışma metni, Kilikya Eyaleti’nin politik, idarî ve sosyoekonomik durumuna ışık tutar. Yerel güçler ve iç savaşlar dışında, Romalı proconsulün eyalet yönetiminde etkili olan temel unsurlardan birisi de Parth sorunu olmuştur. Cicero döneminde Kilikya Eyaleti’ne yönelik doğrudan bir Parth istilası olmamakla birlikte, onların eyalet için potansiyel bir tehdit unsuru oluşturdukları anlaşılmaktadır. Cicero’nun henüz eyalete ulaşmadan Parthlar konusunda arkadaşlarına yazmış olduğu korku ve telaş dolu mektuplar, bu durumun açık göstergeleridir. İşte bu makalenin konusunu, söz konusu mektuplar ışığında Cicero’nun Kilikya Eyaleti’ndeki uygulamaları ve Parth Krallığı’nın rolü oluşturmaktadır.

Kaynak: http://acikerisim.aku.edu.tr:8080/xmlui/handle/123456789/3832?locale-attribute=tr

ÇİÇERO'NUN TARİHE KAZINMIŞ BAZI SÖZLERİ 

Malını kaybeden bir şeyini kaybeder, namusunu kaybeden birçok şeyini kaybeder cesaretini kaybeden her şeyini kaybeder.

Bir yerde yaşam varsa orada umut da vardır.

Tarlasını süren kimse, fenalık yapmayı düşünmez.

İçinde kitap olmayan bir oda ruhsuz bir beden gibidir.

Herkes hata işleyebilir, yalnız ahmaklar hatalarında ısrar eder.

Hayat yokuşunu tırmanırken rastladığınız insanlara iyi davranın;inişte yine onlara rastlayacaksınız çünkü.

Bütün savaşlar komutanları servet sahibi yapar; politikacılar da ölen askerlerin kanlarıyla beslenirler.

2. Kizzuwatnalı ( Adana bölgesinde kurulmuş bir hitit prensliği )Kraliçe Puduhepa

Puduhepa, tıpkı kocası gibi üvey oğlu kral Tuthaliya'yı büyük bir başarıyla etki ve baskı altında tutmasını becerdi. Devlet işlerinde, kocasını bir kenara itti, elini kolunu sıvayarak şahsi, resmi her şeye  kendisi bakmaya başladı. Eski çağlarda önemli bir devlet antlaşması üzerine kral yanında mühür basabilen tek kraliçe odur. Kadeş Savaşı'ndan 16 yıl sonra III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında imzalanan ve dünyanın ilk eşit devlet anlaşması olan, bir kopyası New York'taki BM binasında asılı antlaşma metninde, Mısır kaynaklarının yazdığına göre Hattuşili yanında Puduhepa'nın da mühür baskısı yer almaktadır.” 

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/index/ArsivNews.aspx?id=305738

Amerikalı romancı Judith Starkston, üzerinde çalıştığı ve Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın hayatını konu edindiği romanına ilham kaynağı olması için Tatarlı Höyük kazısını ziyaret etti.

Hitit kraliçesi Puduhepa'nın romanı yazılıyorAmerikalı romancı Judith Starkston, üzerinde çalıştığı ve Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın hayatını konu edindiği romanına ilham kaynağı olması için Tatarlı Höyük kazısını ziyaret etti.

Amerikalı romancı Judith Starkston, üzerinde çalıştığı ve Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın hayatını konu edindiği romanına ilham kaynağı olması için Tatarlı Höyük kazısını ziyaret etti.
Starkston, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Çukurova Üniversitesi adına yapılan Tatarlı Höyük kazısını ziyareti sırasında, Kraliçe Puduhepa hakkında yazmaya devam ettiğini ve yaklaşık bir yıl sonra piyasaya süreceği romanının üzerinde halen çalıştığını söyledi. Puduhepa hakkında tarihsel gizemlerin olacağı bir seri düşündüğünü belirten Starkston, “Bu kitaplarda zeki ve bilgili bu yöneticiyi bir dedektif olarak düşünüyorum. İlk gizemli olayda, Lawazantiya’da yaşayan genç Puduhepa II.Ramses ile savaşından dönen ve Tanrıça İştar’a bir teklif yapan III. Hattusili ile buluşuyor. Sonrasında Hattusili onu bitirmek için düzenlenen bir cinayet planına karışıyor ve Puduhepa Hattusili’nin ismini temize çıkarmak zorunda kalıyor. Puduhepa’nın Hattusili’ye aşık olması ve tanrıçasının bu karşı konulmaz adama yardım etmesi için onu desteklediğini hissetmesi yapacakları için ona daha fazla neden veriyor. Bu öykü beni inanılmaz etkiledi” şeklinde konuştu.

ESKİÇAĞ TARİHİNDE MÜSTESNA BİR KARAKTER

Ziyaretle ilgili Çukurova Üniversitesi arkeoloji Bölümü Kurucu Başkanı ve Tatarlı Höyük Kazıları Başkanı Yrd. Doç. Dr. K. Serdar Girginer şu bilgileri verdi:
“Puduhepa eskiçağ tarihinde çok müstesna ve önemli bir karakterdir. Puduhepa, Kadeş Savaşı yıllarında, M.Ö. 13 YY’da Lawazantiya kentinde babası Başrahip Pentipşarri ile yaşarken, Hitit Kralı III. Hattusili’nin rüyasına Tanrıça İştar girer. Ve ona bu akıllı ve nitelikli kadın ile evlenmesini önerir. Bu motif, tabii ki uzun yıllar bağımsız bir şekilde yaşamış olan muazzam ve eşsiz bir bölgede krallık kurmuş olan Kizzuwatna Ülkesini (yaklaşık 4000 yıl önce günümüzün Çukurova Bölgesi) evlilik yoluyla kendilerine bağlama yöntemidir. Gerçekten de Kadeş Savaşı dönüşü III.Hattusili Puduhepa’yı alır ve Başkent Boğazköy’e kraliçe olarak götürür. Bir süre sonra bu akıllı kadın Kizzuwatna bölgesinin tüm kültür özelliklerini Hitit Ülkesine taşımaya başlayacaktır.”

"PUDUHEPA, HİTİT DÖNEMİ’NİN ’HÜRREM SULTANI’"

Puduhepa’yı Hititler’in “Hürrem Sultanı” olarak adlandırmanın yanlış olmayacağını ifade eden Girginer, "Puduhepa Adana’nın marka değerlerinden birisidir. Kazısını yaptığımız Tatarlı Höyük ise son yıllardaki buluntularıyla Lawazantiya kentiyle aynı yerleşme olması olasılığına daha da yaklaşmıştır. Dolayısıyla Lawazantiya da Adana’nın marka değeri olma yolunda ilerlemektedir ve iki marka değerimiz Adana’nın tanıtımında çok büyük roller üstlenmeye başlamıştır" dedi.

KİTABI, ADANA’NIN TANITIMINA KATKI SAĞLAYACAK

Amerikalı yazar Judith Starkston’un Lawazantiya olma olasılığı çok yüksek olan Tatarlı Höyük ve yakın çevresinde bulunan kutsal “7 Pınar”ı ziyaret ettiğini ve yazmaya başladığı romanıyla ilgili Puduhepa’nın gençlik yıllarını geçirdiği mekanları ve konuşmaları kurguladığını kaydeden Girginer, "3 cilt olarak yazmayı düşündüğü romanlarının Türkçe’ye çevrilmesi Adana ve kentin turizm hareketliliği konusunda son derece önemlidir. Unutulmamalıdır ki, Christian Jacq’ın yazdığı Mısır romanları Mısır turizminde bir patlama sağlamıştı" diye konuştu.

Kaynak : http://www.milliyet.com.tr/hitit-kralicesi-puduhepa-nin-romani-adana-yerelhaber-416432/

3. Aziz Pavlus ( Tarsus)

Hristiyanlık dininde İsa’nın on iki havarisinden biri (Tarsus, Kilikya, İ.S. 5-15 arası-Roma, İ.S. 67).Yahudi kökenli bir aileden gelen Paulus ya da Saul, on üç yaşma doğru, hahamlıkla ilgili öğrenim görmesi için Kudüs’e gönderildi. Doğduğu kente döndüğünde, çift yurttaşlık hakkım elde etti, artık hem Tarsus, hem de Roma yurttaşıydı. Kudüs’te gördüğü öğrenim, ona yerleşik Yahudi topluluğu üstünde belirli bir önem kazandırdı. 34’e doğru yeniden Kudüs’e gitti. Bu sırada yeni doğmakta olan Hıristiyan Kilisesi’yle ilk bağlantıları kurdu. Karşılaştığı önemli güçlükler, Helen diyakozlarından (Katoliklerde papazlardan bir aşağı rütbede, takdis edilmiş din adamları) kaynaklandı. Söz konusu din adamlarının, yunanca konuşan Yahudi toplumunun ve din değiştirmemiş Yahudilerin bütünü üstünde büyük bir etkileri vardı. Bunlardan biri olan Stephanus özellikle tehlikeliydi; İsa üstüne vaizi, Yahudileri kızdırdı. Hıristiyan karşıtı vaizlere katılan Saul (bu dönemde henüz Paulus adım almamıştı), Stephanus’un mahkûm edilmesini ve öldürülmesini onayladı. 36 yazı boyunca, giriştiği bu vaizlerden biri sırasında, Şam yolunda, ummadığı bir anda İsa’yla karşılaştı. Bu karşılaşma onda, köklü bir geriye dönüşe neden oldu ve bundan böyle, İsa’nın yolunda ilerleyeceğini açıkladı. Şam Hıristiyan toplumunun önderi onu vaftiz etti ve o sırada kör olan gözlerine elleriyle dokunarak görmesini sağladı.
Hıristiyan inancının temel öğelerini öğrendi. Din değiştirmesinden üç yıl sonra, Aziz Petrus’u görmek için Kudüs’e gitti. Stephanus çevresindeki Helen Yahudilerinden olan Barnabas, Saul’un din değiştirmesini ve Şam’daki vaizini anlattı. Bu sırada, Saul, Stephanus’un görevini üstlendi. Ama, Helen Yahudileri tarafından tehdit edilen Saul, Tarsus’a gitti ve 39’dan 42’ye kadar burada kaldı. Orada ailesinin de içinde yer aldığı bir Hristiyan topluluğu oluşturdu. 43 yılında Bamabas’la yeniden karşılaşan Saul, onunla birlikte, Hıristiyanlığa inananları ziyaret için Kudüs’e gitti. Bu arada Aziz Büyük Yakub’un boynu vurulmuş, Aziz Petrus da tutuklanmıştı. Saul ve Barnabas, yanlarına aldıkları Aziz Markos’la birlikte önce Antakya’ya, 44’te de Kıbrıs’a ve Anadolu’ ya gittiler. Sürekli olarak, yerel havralarla ilişkiye girmenin yollarım arayan Saul, çoğunlukla Yahudilerin düşmanca tutumlarıyla karşılaştı. Ayrıca, Yahudiler ve Hıristiyanlığa inanmış paganların birlikte yaşamaları da güçtü. Bu arada Yahudi yasasının, Hıristiyanlığı benimsemiş paganlara da uygulanmasının zorunlu hale gelmesi üstüne, Antakya’da şiddetli bir tartışma ortaya çıktı. Bu kavga, Saul ve 49’da Kudüs’te ilk Konsüldeki öbür havariler tarafından fazla büyük boyutlara ulaşmadan çözüme bağlandı.Bundan sonra, Yahudi adı olan Saul’ü bırakarak, Roma yurttaşı adı olan Paulus adını aldı ve havari unvanını istedi.
Barnabas ile ayrılan Paulus, ikinci dinsel görevine Silas ve Timotheos ile birlikte çıktı. Suriye’yi, Kilikya’yı ve Anadolu’yu ziyaret ettikten sonra Avrupa’ya geçti. Filibe, Selanik, Pire, Atina ve Korinthos’ta bulundu. Antakya’ya geri dönmeden önce, Efes’e ve Kayseri’ye gitti. Üçüncü dinsel amaçlı yolculuğunda (53-57), Titus’la birlikte daha önce ziyaret ettiği yerlere gitti. Efes, üç yıl boyunca etkinliklerinin merkezi oldu. Daha sonra Yunanistan’a döndü ve yerel Kilise’nin sorunlarını çözümlemek amacıyla iki kez Korinthos’a gitti. Yeniden topluluğun arasına katılmak için Kudüs’e geri döndüğünde, Yahudilerin entrikalarıyla karşı karşıya kaldı ve tutuklandı. Bu sırada Roma mahkemesi tara fından Kayseri’de vali Felix’e gönderildi. Roma yurttaşı olması gereğince Sezar’a başvurdu, 59’da Roma’yı gönderildi. Malta kıyısı yakınında geçirdiği bir deniz kazasından sonra, 6ı yılında imparatorluğun başkentin vardı. Tutuklu olmasına karşın bura da da İncil’i yaymayı sürdürdü. Havarilerin Paulus’un yaşamıyla ilgi] belgeleri burada son bulur. Bundaı sonrası söylentilere dayanır. Bazıla rma göre 62 yılında serbest bırakıl» Girit’e ve hatta İspanya’ya gittikten sonra 66’da yemden tutuklandığı Roma önlerinde idam edildiği söylenir. Bazılarıysa ilk tutuklandığı sıra da idam edildiğini öne sürerler.

4. Aratus ( Mersin, Soli)

İlk çağın, Aratus’u büyük bir Yunanlı şair olarak göstermesine rağmen günümüze onun hakkında çok az bilgi ulaşmıştır. Latince deyişiyle Aratus, ya da yunanca deyişiyle Aratos  İ.Ö. 315-245 yıllarında yaşamış şair ve astronomdur. Muhtemelen Kilikya’da Soli’de doğmuştur. Atina’da Zenon’un kurduğu okulda stoa felsefesi okumuş, zamanının büyük kısmını şüphesiz Makedonya kralı Antigone Gonatas’ın sarayında geçirmiştir. Şair Theocrite’in çağdaşıdır. Astronomi üzerine Yunanlılar tarafından belirtilmiş, bilinen 48 takımyıldızın en eski tasviri olan “les Pronostics et les Phénomènes, Tahminler ve Olaylar ” başlıklı uzun bir şiir yazdı. Çiçero, Germanicus ve Avienus bu eseri şiir şeklinde Latinceye çevirdiler ve Hipparque, Eratosthen ve Theon onu yorumladılar. 

                                 Tahminler

Her ayın başlangıcını işaret eden, Ay’ın batı tarafında ince bir boynuz gibi belirdiğini görmüyor musunuz? Gölgeden bahsedecek kadar ilk ışığının oldukça kuvvetli olduğu zaman, Ay dördüncü günündedir. Sekizinci günde, Ay’ın iki yarıya kesilmiş plağı onu ancak tek olarak gösterir; ama ayın ortasında, yüzünü tamamen gösterir ve batımında, bu safhalar aksine bir dönüşle, her tan sökümünde ayın hangi bölümünün başlayacağını açığa vurur.

Kaynak: http://sunar.canalblog.com/archives/2012/12/23/25980773.html

5. Karacaoğlan

Karacaoğlan (1606-1679). 17'nci yüzyılda yaşamıştır.Yaşadığı yer ile ilgili değişik rivayetler olmasına karşın, Osmaniye ili Düziçi ilçesi Farsak köyünde doğduğu rivayeti ağırlık kazanmaktadır.

Karacaoğlan'ın şiirleri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Birçok şiiri bestelendi.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Karacao%C4%9Flan

Yeşil başlı gövel ördek 
Uçar gider göle karşı 
Eğricesin tel tel etmiş 
Döker gider yare karşı 

Telli turnam sökün gelir 
İnci mercan yükün gelir 
Elvan elvan kokun gelir 
Yar oturmuş yele karşı 

Şahinim var bazlarım var 
Tel alışkın sazlarım var 
Yare gizli sözlerim var 
Diyemiyom ele karşı 

Hani Karac'oğlan hani 
Veren alır tatlı canı 
Yakışmazsa öldür beni 
Yeşil bağla ala karşı

6. Dadaloğlu

Dadaloğlu Osmanlı
Devleti‘nin Anadolu Türkmenlerini iskan 
politikasına tepki olarak doğmuş isyanlarda yer aldığı anlaşılan
tanınmış bir halk ozanıdır. 18.yy’ın son çeyreğinde doğup 19.yy’ın ortalarında
öldüğü bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi
olmamakla beraber eldeki kaynaklar 1785-1868 tarihlerini göstermektedir.
Dadaloğlu Güney illerinde dolaşan ve Toros dağlarında
Kozan ,Erzin, Payas yörelerinde yaşayan göçebe Türkmenlerin
Avşar boyundandır.

Kalktı
göçeyledi Avşar elleri

Ağır ağır
giden eller bizimdir

Arap atlar
yakın eder ırağı

Yüce dağdan
aşan yollar bizimdir

Belimizde
kılıcımız Kirmani

Taşı deler
mızrağımın temreni

Hakkımızda
devlet etmiş fermanı

Ferman
padişahın, dağlar bizimdir

Dadaloğlu’m
bir gün kavga kurulur

Öter tüfek
davlumbazlar vurulur

Nice
koçyiğitler yere serilir

Ölen ölür,
kalan sağlar bizimdir

7. Büyük bilim adamı, Abbasi Halifesi El Memun ( ölüm yeri Tarsus )

Memun veya Abdullâh Memûn, Tam Adı: Ebû `Abbâs el-Memûn Abdullâh bin Hârûn Reşîd (d. 14 Eylül 786, Bağdat - ö. 9 Ağustos833, Tarsus yakınları), 813-833 arasında Abbasi halifesi.

Mezhep çatışmalarını sona erdirmek için çaba göstermiş, sanat ve bilim çalışmalarını destekleyerek İslamı boş inançlardan arındırmaya çalışmıştır.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Memun

Memun'un Ölümü 

Memun 5 yıl doğuda Merv'de bağımsız olarak ve 20 yıl tek Abbası halifesi olarak hüküm sürdükten sonra 833de Tarsus'da 48 yaşındayken 9 Ağustos 833'te öldü. İlk Abbası halifelerinin mezar yerleri saklanmakla beraber Memun'un Tarsus'da gömüldüğü çok muhtemeldir.[4] Ölümü sıcak bir yaz gününde bir dere kenarında kardeşi Ebu İshak'la birlikte otururken oraya gelen bir hayvan yükünden aldığı hurmayı yemesinden sonra çok ateşlenip hastalandıktan sonra olduğu bildirilir. Ölüm yatağında yatarken Memun bir buyruk hazırlatarak yerine kardeşi olan Ebu İshak'ın Mutasım adıyla halife olmasını istemiş ve ölünce yerine halifeliğe Mutasım geçmiştir.

Beytü'l Hikme ( Eğitim Merkezi, akademi )

ABBASİ HALİFESİ MEMUN, tüm uygarlıkların kalan eserlerini Arapça’ya çevirterek, bilim ve felsefe hareketini Bağdat’ ta başlattı.

832’de bağdat’ta Beytül-Hikme “Bilgelik Evi” adlı bir akademi kurdu. Burada Yunanca- Süryanice- Sanskritçe ve Farsça yapıtlar Arapça’ya çevrildi. Hatta uzak ülkelere elçiler göndertilerek, eski bilimsel eserler o ülkeden getirildi. Örneğin Bizans’tan, İslam ülkelerinde bulunmayan önemli yapıtların yazmaları Bağdat’a getirildi.

Bilgelik evi çevirmenlerin  çoğu Hristiyan kökenliydi. Bağdat’a, Bizans, İran, Hindistan’dan  gelen eserlerin, Arapça’ya çevrilmesi bir sektör yaratmıştı. O kadar ki; Abbasi halifesi Memun, savaş tazminatı olarak altının yanı sıra bilimsel kitap da istemiştir.

Bağdat’a gelen bilginlere yemek ve şarap ikram edilir, sofrada bilim ve felsefe tartışılırdı.

Bu çeviriler sonraki yüzyıllarda Endülüs üzerinden Batı’ ya ulaştırıldı ve Batı’nın Rönesansı başladı. Yani batı Rönesansı’nın önemli bir nedeni de  Halife Memun’un eski eserleri  Arapça’ya çevirterek, yok olmamasını sağlamıştır.

Batı, Hristiyan’lığa geçtikten sonra geçmiş dönemden kalan  tüm eserleri yok etmiş, heykel ve anıtlara ciddi zararlar vermiştir. Bugün müzelerde görülen heykellerin başı ya da kollarının olmaması Hristiyan olan halkın bu eserleri putperestlik olarak görüp, onu yok etmek  istemesi yüzünden olmuştur.

Kaynak : http://www.deha20.com/2013/10/25/bilgelik-evi-beytul-hikme/

8. Adana Valisi Ziya Paşa

Ziya Paşa (d. 1825, İstanbul -
ö. 17 Mayıs 1880, Adana), Türk yazar, şair ve devlet adamı. Asıl
ismi "Abdülhamid Ziyaeddin"dir.

19. yüzyıldaOsmanlı Devleti’nin en önemli devlet adamlarından birisidir ve en çok eser veren Tanzimat çağı yazarlarındandır.[1]Şinasi ve Namık
Kemal ile birlikte “batılılaşma” kavramını ilk defa ortaya atan Osmanlı aydınları arasında yer alır.

Sultan Abdülaziz döneminde Avrupa'ya
kaçarak Genç Osmanlılar arasına katılmış ve gazete çıkararak devrin hükûmeti
ile mücadele etmişti; yurda dönüşünde çeşitli valiliklerde bulunmuş ve son
görev yeri olan Adana'da hayatını yitirmiştir.

kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_Pa%C5%9Fa

Ziya Paşa'nın Meşhur sözlerinden bazıları 

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötekti

Âyinesi
iştir kişinin lâfa bakılmaz

Şahsın
görünür rütbe-i aklı eserinde

Bî-baht
olanın bağına bir katresi düşmez

Bârân yerine
dürr ü güher yağsa semâdan

Seyretti
havâ üzre denir taht-ı Süleyman

Ol
saltanatın yeller eser şimdi yerinde

İç bade, güzel sev var ise akl u şu’ûrun

Dünya var imiş ya ki yoğ olmuş ne umûrun

Cânan gide rindân dağıla mey ola rîzan

Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde

Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz

Birkaç kuruşu mürtekibin cây-ı kürektir

(Bu beyit günümüz için yazılmış sanki
.Açıklaması: Yüksek ve şerefli mevkilerdeki güçlerine güvenip milyonları
çalanlar başı dik, alnı açık dolanırken; birkaç kuruş çalan hırsız kürek cezasına
çarptırılır.) 

Bed-asla necâbet mi verir hiç
üniforma

Zer-dûz palan vursan da eşek yine eşektir

 

Sâdıkları tahkir ile red kâide
oldu

Hırsızlara ikram-ü inâyet yeni çıktı

(Açıklaması: Vatanına, milletine bağlı
olanları aşağılamak ve onları reddetmek kural haline geldi, hırsızlara ikramda
bulunmak ve yardım etmek ise yeni çıktı.)

Kalkın ey Felah-ı Vatan dediler,
kalktık; Herkes oturdu biz ayakta kaldık...

Kaynak
http://listelist.com/ziya-pasa-beyitleri/

9. Yaşar Kemal

Yaşar Kemal (d. Kemal Sadık Gökçeli, 1923; Hemite, Osmaniye - ö. 28 Şubat 2015)Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen yazarlarından biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı. Kitaplarının yurt dışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesiydi. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C5%9Far_Kemal

10. ARİF NİHAT ASYA

Arif Nihat Asya (7 Şubat 1904; İnceğiz, Çatalca, İstanbul - 5 Ocak 1975, Ankara),milliyetçi şiirleriyle tanınan ve Adana'nın kurtuluş günü olan 5 Ocak günü yazdığı ünlü "Bayrak" şiirinden dolayı "Bayrak şairi" olarak da anılan Türk şairdir.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
gs4633

Keşke Rasim Dokur'u unutmasaydınız!!!

Başlıklar

AdanaAmerika Birleşik DevletleriAnkaraBilimBirleşmiş MilletlerEvlilikHindistanHititlerİdamİranİspanyaİstanbulKayseriKitapMersinMısırNobelOsmaniyeŞarapSavaşSılaSuriyeYaşar KemalYunanistanaşketgezgintatlı
Görüş Bildir