Yiğit Özşener: Bir Günde Meşhur Olmadım

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Bir Günde Meşhur Olmadım

Bir Günde Meşhur Olmadım

Yiğit Özşener, tiyatroyla başladığı oyunculuk kariyerinde emin adımlarla ilerliyor. Ünlü oyuncu, büyük ses getiren “Ezel” ve “Son” dizilerinin ardından “Esir Şehrin Gözyaşları”yla evlerimize konuk olmaya hazırlanıyor. Özşener, yeni dizisinin de ilgiyle izleneceğinden emin: “Seyirci, alışılmışın dışında bir iş görecek.”

Yiğit Bey, yeni diziniz “Esir Şehrin Gözyaşları” seyirciyle buluşuyor. Öncelikle bu projeyi kabul etmenizin nedenlerini öğrenelim... - Ben iş yaparken, çeşitliliği artırmaya çalışıyorum. Değişik işler yapmaya gayret ediyorum. Aynı işi mümkün olduğu kadar, daha doğrusu piyasa izin verdiği kadar tekrarlamamaya çalışıyorum. “Esir Şehrin Gözyaşları” da benim daha önce yapmadığım şekilde kendimi gösterebileceğim, var olabileceğim bir iş. Bu hem bir aşk, hem gerilim öyküsü, bunun yanı sıra aksiyonlu bir tarafı da var. Daha önce böyle bir işin içinde bulunmadım. Dolayısıyla “Bunu da yapmalıyım, denemeliyim” dedim. Artık zamanı gelmişti böyle bir şey yapmanın...

Nasıl bir hikâye bu peki? - Ferhat ile Şirin’den yola çıkarsak, iki aşığın hikâyesi olarak algılamak mümkün. Ferhat’ın Şirin’le bir geçmişi, eskiden gelen bir aşkı var. Ferhat bu aşk yüzünden suç işler, hapishaneye girer. O, aşka bir aradır. Bu boşluk beş sene sürer. Bu süre boyunca hiçbir iletişimleri olmaz. Ferhat hapishaneden çıkar, bir suç ailesinin yanında işe başlar. Tüm şehre hâkim olan bu suç ailesinin yanında çalışırken geçmişi karşısına çıkar. Ve o gerilimli aşk tekrar alevlenir...

GÜZEL SENARYOLAR BENİM İÇİN ORTAYA ÇIKSIN Sizin için “Başarılı ve yakışıklı ama yer aldığı işlerde hep kaybeden taraf oluyor” diyorlar... - Seyircinin algısıyla alakalı bu. Televizyon çok fazla evlere giriyor, biz de davetsiz misafir olduğumuz için hakkımızdaki algının işleyişi garip tabii. Bir yandan da işinizi çeşitlendirmeye çalışmakla imaj kollamak arasında kalıyorsunuz...

Siz farklı rollerde yer almayı seviyorsunuz ama bu sektörde değişik karakterleri canlandırmak oyuncu açısından riskli olabiliyor. Siz risk almayı seviyorsunuz galiba... - Ben oyunculuğu böyle algılıyorum. Ama yeteri kadar farklı roller oynadığımı da düşünmüyorum. Benim şu ana kadar biriktirdiğim şeyler fazla görünüyorsa çok yazık. Aslında daha fazla olması lazım. Zaman geçiyor çünkü, yaş ilerliyor. Yaşınızın gerektirdiği, bir daha oynayamayacağınız roller var. Zaman geçiyor ve bunun için acele etmek gerekiyor. O yüzden bir yerlerde saklanan güzel senaryolar varsa, benim için ortaya çıksın!

GELDİĞİM NOKTADAN MUTLUYUM AMA DAHA GİDİLECEK ÇOK YOLUM VARSiz çeşitli rollerle kendinizi izleyiciye kabullendirebiliyorsunuz. Fakat bazı oyuncular sadece tek bir rolle seviliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? - Seçimdir bu; oyunculuğu nasıl algıladığınız, neyi riske atıp neyi atamadığınız, imajınızın ne olduğu, imajınızı ne kadar koruduğunuz ve karar mekanizmanızla alakalı... Bunların hepsi profesyonellik ve o işi yaparkenki duruşla ilgili. Ama kimsenin de kimseye ahkâm kesmeye hakkı yok. Ben sadece ne yapmak istediğimi bilirim, onu da en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Bu arada çeşitliliği sevmemden her rolü oynayacağım anlamı çıkmasın. O genellemeleri sevmiyorum.

Aynı zamanda çok iyi sinema projelerinde yer aldınız. Sizce bundaki en büyük faktör şanslı olmanız mı? - Her işte şans faktörü vardır. Ama onun miktarı ve yüzdesi değişir. Benimkinde evet, ben seçiyorum. Ama seçebilmek için size o işlerin gelmesi lazım. Gelmesi için de, insanların o işe sizi düşünmesi gerekiyor. Bu, karşılıklı paslaşmayla oluyor. Aslında zaman içine yapılan yatırımla alakalı bir durum bu. Ben bir günde meşhur olmadım. Benimki daha zamana yayılan, zahmetli bir yol oldu. Şu anda geldiğim noktadan çok mutluyum. Ama daha gidilecek çok yol var.

Sizi nasıl roller heyecanlandırır? - Belirli bir rol yok ama benzer rollere düşmemeye çalışıyorum. Onu da havuzun içindeki işler belirliyor. Ben her yeni işime bir seviye daha eklemek istiyorum. Ve bunu da mümkün olduğu kadar bana işi getirenlerin kurduğu hayal doğrultusunda yapabiliyorum.

BİZİM İŞİMİZDE EGOLAR KONUŞUR Meslek hayatınızdaki dönüm noktası nedir? - Aslında birkaç tane var... Tiyatroya başlayıp Şahika Tekand’la tanışmış olmam benim için önemli bir dönüm noktası mesela. Sonra ilk çektiğim Türk.net reklamı da dönüm noktası. Beni birdenbire ortaya çıkaran Hazırkart reklamı da öyle. Ardından dizilere başladım. Onların gelişi muhteşem oldu diyemem ama gittikçe dikkat çekecek bir şekilde ilerledi. Bu alanda “Dudaktan Kalbe” bir dönüm noktasıdır benim için. Keza “Ezel” de öyledir. Farklı bir senaryo ve hikâye anlatma biçimini getirdiği için. O zamana kadar flashback verimsiz kullanılıyor derken, seyircilerin özellikle flashback’leri izlediği bir dizi haline geldi. Sonrasında oynadığım “Son”, kurgusu itibariyle dönüm noktasıdır. “Kaybedenler Kulübü” filmi de çok özeldi hayatımda. “Aşk Tesadüfleri Sever” de bana hayat tarafından lütfedildi. Bir de bizim işte egolar konuşur. Egosuz bir durum olabileceğine inanmıyorum ama bir üretken ego, bir de üstünüze basmaya çalışan ego vardır. Ben hep dönüp baktığımda üretken egolarla işbirliği yaptığımı görüyorum. Öbürleri zaten hayatımdan çıkmışlar zamanla.

SEYİRCİ BEĞENECEK “Esir Şehrin Gözyaşları”nın diğer dizilerden farkı ne olacak sizce?

  • Ana aksımızdaki gerilim ve aşk hikâyesini, bununla beraber anlatacağımız yan hikâyeleri seyircilerin beğeneceğini düşünüyorum. Dizide kalabalık bir aile var ve hepsinin de kendine has hikâyeleri var. Bunu anlatış biçimimizle seyirciden kabul göreceğimizi düşünüyorum. Bu da yönetmenimiz Çağatay Tosun sayesinde olacak. Seyirci, alışılmışın dışında bir iş görecek.
Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkSinemaaşkdizi
Görüş Bildir