Aşk Bu Dünyayı Çoktan Bırakıp Gitti

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Aşk Bu Dünyayı Çoktan Bırakıp Gitti

Aşk Bu Dünyayı Çoktan Bırakıp Gitti

İlhan İrem, çok uzun bir süre sonra ilk kez röportaj verdi.

İlhan İrem 40'ıncı sanat yılını "Aşk Daima" adlı konseriyle Harbiye Açıkhava'da kutlayacak. Kendisi yıllardır yüz yüze söyleşi vermeyi kabul etmiyor, hatta çoğunlukla medyada yer almayı da tercih etmediğini söylüyor. Milliyet'e yazılı görüşme yapan İlhan İrem samimi açıklamalarda bulundu.

İşte İlhan İrem röportajından bazı başlıklar...

30'uncu sanat yılınızı "Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" albümüyle kutlarken "Her şey şimdi başlıyor" demiştiniz. Aradan 10 yıl geçti ve 40'ıncı yılınızı kutluyorsunuz şimdi. Nasıl değerlendiriyorsunuz aldığınız yolu?

Sessiz sedasız bir değişim yaşandı.

40 yıl önce yalnız başlayan yolculuk giderek yolun kendisi oldu. Duyarsızlık cehennemini reddedenlerin kendi cennetlerine kanatlandığı kalabalık bir yol var şimdi. Hiçbir yapay katkı içermeyen, sadece şarkılarla inşa edilmiş bir yol bu. Düşüncenin sınırsızlığınca, yolcusunu her defasında derinlerdeki başka başka uzak ülkelere götüren şarkılar.

"Her şey şimdi başlıyor" dedim... Çünkü sevginin özü doğanın, ağaçların, çiçeklerin, bulutların yaptığı gibi, hiç durmadan yenilenmenin sırrını keşfetmek. Bu huzurdur... Aşkla, umut ve kavgayla her an yeniden doğmak, metafizikle hiç ilgisi olmayan çok basit bir doğa olayıdır.

40'ıncı yılınızda "Aşk Daima" adlı bir konserle Açıkhava sahnesinde sevenlerinizle buluşacaksınız. Nasıl bir konser tasarlıyorsunuz, "Ayrılıkların da Sonu Var" gibi bir seri mi olacak bu da? Ve 40'ıncı yılda yeni bir albüm düşünüyor musunuuz?

5 bin kişilik bir Melekler Korosu eşliğinde şarkılarımı söyleyeceğim. Özel bir konsept ve özel bir repertuar ile yine çok özel bir buluşma yaşanacak.

21 Eylül'deki "Aşk Daima" konserini tek bir konser olarak planladım. İki albüm projem var. Yeni şarkılardan oluşan bir albüm yayımlayacağım. Ayrıca tüm dönemlere ait klasikleşen bazı şarkılarımı senfonik orkestra eşliğinde yeniden yorumlayacağım bir albüm projem daha var. Senfonik orkestra eşliğinde, büyük şehirlerde bir konser serisi yapmayı da arzu ediyorum. Bu yıl veya önümüzdeki yıl içinde bu projeleri gerçekleştirmek için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Yıllardır uzun aralıklarla albüm yapmanıza, klip çekmemenize, röportaj neredeyse hiç vermemenize rağmen sadece ilk dönem yaptığınız romantik şarkıların değil, senfonik rock'la şekillenen 80 sonrası parçalarınızın da kuşaklardan kuşaklara aktarılmasının sırrı nedir? Sizin kadar az görünüp sizin kadar unutulmamak, hele her şeyin gündelik tüketildiği bir çağda neredeyse imkansız. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Bu şarkılar aşkla yapıldı, yaşanmış hikayeler anlatıyorlar. Canımdan, ruhumdan koparılmış parçaların her bir dizesinde yüreğim atıyor ve soluk alıp başka soluklarla her defasında farklı reaksiyona geçiyorlar. Belirli bir coğrafyaya ve zamana ait olmayan iç döküşlerim hepsi. Geride konuşarak, kendimi ve yazdıklarımı anlatmamı gerektirecek hiçbir alt metine gerek bırakmayacak kadar, kendi dinleyicisini seçip kendi yolculuğunu yaratıyor şarkılar. Ve ben şarkıları söylerken aslında şarkılar beni söylüyor. Ruhlarda kapılar açıp kapatabilen canlı kainat parçaları o şarkılar. Onların dilinden konuşmadıkça, anlamak da, öldürmek de zor, çünkü şarkı değiller. O şarkıların hissedildiği konser, konserden öte bir şey oluyor o yüzden.

Evrensel eşim dediğiniz Hansu İrem'le çok özel, insanın aşka olan umudunu tazeleyen bir tanışma hikayeniz olduğunu okumuştum, bize o tanışmadan söz edebilir misiniz?

Pek çok kez anlattım. Olağanüstü bir öyküdür. Rüyalarda buluşup hatırladık, birbirimizi tanımadan önce tanıştığımızı. Bütün zamanlar için benzersiz bir aşk hikayesidir. Ama sadece şarkılarda ve yüreği ötelerde atan insanların ruhlarında yaşıyor artık aşk. Üzerinde yaşayanların cehenneme çevirdiği bu dünyayı çoktan bırakıp gitti. Aşk dünyayı terk etti.

Doğan Şener'in yaptığı belgeselde en sevdiğiniz şarkınızın "Anlasana" olduğunu söylüyorsunuz. Bir rüyayla gelen bir hikayesi var o şarkının, bundan söz eder misiniz?

1974 yazında, Bursa'nın sayfiyesi Burgaz'daki evimizde sabaha karşı bir rüya gördüm. Deniz kıyısında, "Kireç Ocağı" denilen kayalık bir bölgeye gitmemi fısıldadı bir ses. Söylendiği gibi, gitarımı da yanıma alarak günün ağarmasına yakın, bisikletimle gittim oraya. Dalgalar, rüzgar, uçuşan kağıtlarım, muhteşem bir doğa vardı.

Orada sabaha kadar "Anlasana"yı yazdım. "Anlasana" maviliklerden geldi... Daha sonraki bütün bu sıra dışı yolculuğun ilk habercisi gibiydi.

"Anlasana"dan başka askerlik dönüşü şarkılarınızdan "Olanlar Olmuş"u da müzik yolculuğunuzda bir milat kabul ediyorsunuz. Başka böyle köşetaşı kabul ettiğiniz şarkılarınız var mıdır?

Hepsi, yerçekiminden tamamen kurtulacağım bir yüksekliğe doğru durmaksızın tırmanan bir yolun rampaları. Özellikle "Anlasana"dan başlayarak, bu yola koyduğum her taş benim için mücevher değerindedir.

Michael Kuyucu'ya verdiğiniz röportajda "Şehir efsaneleri gibi dünyadan kopuk, aşırı ciddi, ruhi revan değilim" diyorsunuz. Yıllardır hakkınızda çok az şey bildiğimiz için ister istemez adınızın etrafında şehir efsaneleri üretiliyor. Gündelik hayatınızdan biraz bahseder misiniz? Hangi müzikleri dinlersiniz, nerelere gitmeyi seversiniz, bir gün içinde ne yaparsınız?

Bazı yaklaşımlardan ve adımın etrafında zaman zaman oluşan şehir efsanelerinden duyduğum rahatsızlığı dile getirdiğim cümleler onlar. Şarkıların yarattığı ruhani atmosfer, astral bedenle boşluklarda uçuştuğum izlenimi yaratıyor herhalde. Oysa gitarı duvara asıp, odamın ışıklarını yaktığım anda delidolu bir adamım ben. İçki içmeyi, gülmeyi, geceleri uzun yolda araba kullanmayı, rock dinlemeyi severim. Klasik müzik, caz ve Mevlevi müzikleri, Alevi deyişleri dinlemeyi de severim. Çok kitap okurum; gürültülü tatillerden, kalabalık eğlence yerlerinden hoşlanmam.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AleviAşkBursaKitapKonserTercihaşkmüzik
Görüş Bildir