Avrupa Basınından Özetler | 30.01.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

İngiltere basınında bugün de öne çıkan başlıklar Suriye’deki çatışmalar, Fransa’nın Mali’de sürdürdüğü askeri operasyon ve Mısır’daki istikrarsızlık konularında. Financial Times ise Irak’ın özerk Kürdistan yönetiminin petrol şirketi BP’ye yaptığı uyarıyı iç sayfa manşetine taşımış.

Suriye’nin Halep kentinde bir nehirden 70’i aşkın ceset çıkarıldığını aktaran Daily Telegraph , katliamın izlerini olay yerinde sürmüş.

Gazetenin muhabiri Ruth Sherlock , elleri bağlıyken kafalarına kurşun sıkılarak öldürülen erkeklerin bazılarının çocuk yaşta olduğunu aktarıyor.

Katledilenler arasında iki oğlu bulunan 73 yaşındaki Ebu Muhammed , oğullarının 20 gün önce Bustan ul-Kasr semtinden, Suriye hükümetinin kontrolündeki Halep şehir merkezine gittiğini şöyle anlatıyor:

“Hükümetten korkmaları için bir sebep yok diye düşündüler, bu yüzden kimliklerini yeniletmeye gittiler. Ama geri dönmediler.”

Haberde, 2 yıla yakın süredir devam eden çatışmalar sırasında birçok kez toplu ölümlere rastlandığı, ancak Halep’teki son katliamın en büyük ‘yargısız idam’ vakası olduğu belirtiliyor.

Özgür Suriye Ordusu kaynakları, hükümet güçlerinin ateş açması nedeniyle hâlâ pis su içindeki 30 civarında cesedin çıkarılamadığını dile getiriyor.

Bölgede yaşayanlar, geçen günlerde hükümet güçlerinin Bustan ul-Kasr’ı geri alma girişimi sırasında bazı askerlerin de öldürüldüğünü söylüyor.

İsyancıları suçlayan hükümet kaynakları ise öldürülenlerin “teröristler tarafından alıkonulan” kişiler olduğunu savunuyor.

Times gazetesi, bu katliamı Suriye’deki Beşar Esad iktidarının “zalimliğinin” göstergesi sayıyor.

Öldürülenlerin haftalar önce iktidar yanlısı Şebiha milisleri tarafından kaçırıldığı belirtilen başyazıda şöyle deniliyor:

“Bazı isyancı gruplar da şüphesiz gaddarlık yapabilir. Ancak bu katliamın Esad güçlerinin işi olduğuna dair yaygın kanaat delillere ve geçmiş emsallere dayanıyor.”

Times , Batılı güçlerin Suriye rejimine karşı harekete geçmesi gerektiğini şu ifadelerle öne sürüyor:

“Rusya ve Çin’in inatçılığıyla BM Güvenlik Konseyi’nde önüne taş konulan uluslararası diplomasi, Suriye halkını yarı yolda bıraktı. Fakat, Suriye’nin Dostları grubu ülkeleri, gecikmeli de olsa, kendi başlarına harekete geçebilirler. Esad rejimi yaptırımlara karşı koyuyor; şimdi, Türkiye sınırındaki isyancılara ağır silahlar verilerek, askeri güçle karşı karşıya gelmesi sağlanmalı. Esad iktidarda kaldıkça Suriyeli mülteciler için güvenli bölgeler sadece geçici bir çözümdür. Savunulabilecekleri bir sığınak olduğunu bilmeleri gerek. Şimdiki durumda; psikopat, sabıkalı bir rejim elini kolunu sallayarak toplu katliamı sürdürüyor.”

İngiliz gazetelerinde ayrıca, Suriye lideri Beşar Esad’ın eşi Esma Esad’ın hamile olduğuna ilişkin haberler aktarılıyor.

Haberin kaynağı, Şam hükümeti içindeki haber kaynaklarına ulaşabilen Lübnan gazetesi Al-Akhbar.

Aylardır kamuoyu önüne çıkmayan üç çocuk annesi Esma Esad’ın beş aylık hamile olduğuna ilişkin bir iddia da, Kasım ayında ortaya atılmıştı. Eğer o haber doğruysa, Esma Esad’ın Mart ayında yeniden anne olması bekleniyor.

Times ve Guardian , Esma Esad’ın Londra’da yaşayan ailesinin basına açıklama yapmaktan kaçındığını yazıyor.

İngiltere’de yayınlanan gazetelerde, Batı Afrika ülkesi Mali’de askeri operasyonlarını sürdüren Fransa ordusuna destek için 300 civarında İngiliz askerin gönderileceğine geniş yer veriliyor.

Guardian , Amerika Birleşik Devletleri’nin de, bölge ülkelerindeki El Kaide bağlantılı İslamcı militanlarla etkin mücadele için devreye girdiğini aktarıyor.

ABD’nin Fransa ve İngiltere’ye istihbarat desteği sunmak için, Nijer’de insansız hava araçları üssü kurmaya hazırlandığı belirtiliyor.

Guardian yazarı Simon Jenkins ise, Mali ile Libya ve Cezayir arasındaki Sahra bölgesinin Afganistan’a benzetilmesine şöyle karşı çıkıyor:

“Mali, Afganistan değil. Orada El Kaide olduğu söylenen tehdidin esas olarak, NATO’nun Libya’daki rejim değişikliği ile ortaya yayılan silahlarla donanmış Tuareg’ler, çeteler ve muhaliflerin bir koalisyonu olduğu görülüyor. Zorlukla ulaşılabilen Sahra bölgesini ele geçirebildiler ama ilk ciddi karşı koyuş işaretini gördüklerinde ortadan kayboldular.”

Jenkins, İngiltere Başbakanı’nın Avrupa Birliği’ni ülkenin içişlerine karışan “neo-emperyalist” olarak gördüğünü hatırlatarak, “Dünyadaki birçok devletin ve halkın aynısını İngiltere için düşündüğünü görmemesi garip” diyor.

Financial Times gazetesinde, Mısır’da “Kara Blok” adı altında örgütlenen gençlerin, İslamcı hükümetin emrindeki güvenlik güçleriyle sokak çatışmalarına çağrı yaptığına dikkat çekiyor.

Sayıları birkaç bini bulan bu gençlerin, bir yandan iktidara gelen Müslüman Kardeşler hareketine karşı tepkilerin şiddetini gösterdiği söyleniyor. Diğer yandan da, bu gençlerin hareketinin; liberallerin ve solcuların başını çektiği laiklik yanlısı muhalefetteki bölünmeye işaret ettiği vurgulanıyor.

Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nden siyaset bilimci İzzeddin Çukri ise “Mısır’daki yeni neslin çok daha pragmatik olduğunu ve geçmişin ‘büyük anlatılarını’ küçümsediğini” yazıyor gazetedeki makalesinde.

Çukri, Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık iktidarına son veren devrimin arkasında esasen bu toplumsal değişimin yattığını belirtiyor ve ekliyor:

“Şimdi, Mısır’ın yeni yönetenlerinin eski reimin otoriterliğini tekrar etmesine yönelik her girişimin önüne dikileceklerdir.”

Financial Times ’ın “Şirketler” ekindeyse, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan yönetiminin BP şirketine yaptığı uyarı iç sayfa manşetinde.

Habere göre, Kürt yetkili Aşti Havrami BP’ye, Kürt yönetimiyle merkezi Irak hükümeti arasında anlaşmazlık konusu olan Kerkük petrol bölgesinde çalışmalara başlamaması için mesaj gönderiyor.

BBC Türkçe**

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Mursi’nin Berlin ziyareti, AB'de Kıbrıs’a yardım tartışmaları öne çıkan yorum konuları.

Mısır Devlet Başkanı Mursi’nin Almanya ziyareti, Avrupa Birliği’nde Kıbrıs’a yardım tartışmaları ve Almanya’da iş yerlerindeki stres hakkında hazırlanan resmi rapor, bugünkü Alman gazetelerinden aktaracağımız yorumların konuları.

Muhalif protestocularla güvenlik güçleri arasındaki çatışmalarda çok sayıda kişinin öldüğü Mısır'da gerilim tırmanmaya devam ederken Devlet Başkanı Muhammed Mursi, bugün Berlin’de temaslarda bulunacak. Frankfurter Allgemeine Zeitung , Mursi’nin ziyareti öncesinde Mısır’daki durumu mercek altına alıyor:

"Bitmek bilmeyen protestolar, taşkınlıklar, olağanüstü hal durumu ve sokağa çıkma yasağı. Mısır ordu yönetiminin, devletin çöküş tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu açıklaması zaten an meselesiydi. Dile getirilen uyarıda saklı olan tehdidin, aslında göstericilere ve muhalif gruplara yönelik olduğu da gayet bariz. Sonuçta orduyu yardıma çağıran Devlet Başkanı Mursi’ydi, krizin "devleti çöküşe sürükleyebileceği" uyarısında bulunan Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı General Abdul Fettah el-Sisi’yi göreve getiren de. Mısır’daki İslamcı yönetim ile, Mübarek döneminde rejimin destekçisi olan ordu arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğu yakın bir dönemde ortaya çıkabilir. Belki Mısır’ın Pakistan ya da İran ile aynı rotayı izlediğini söylemek abartı olabilir, ancak Mursi’nin Berlin’e gelirken beraberinde iyi haberler getirdiğini söylemek mümkün değil."

Euro Bölgesi'nin üyesi olan Kıbrıs iflasın eşiğinde. Uluslararası kurumlardan yardım gelip gelmeyeceği ise belirsizliğini koruyor. Münih’te yayımlanan Süddeutsche Zeitung , Avrupa Birliği’nden Kıbrıs‘a olası yardımlar konusuna, Alman iç siyaset penceresinden bakıyor:

"Başbakan Merkel için, ekonomik riskler kadar kendi ülkesindeki siyasi dengeler de tehlike içeriyor. Zira Merkel Kıbrıs’a yardım paketi için Federal Meclis’te gereken çoğunluğu sağlayıp sağlayamayacağını bilmiyor. Koalisyonu oluşturan Hristiyan Birlik Partileri ve Hür Demokrat Parti’den, Merkel’in Euro krizi ile mücadele politikasını onaylamayan milletvekillerinin sayısı iki düzineye yakın. Kıbrıs bankalarında milyarlarca dolarlık serveti yattığı tahmin edilen Rus oligarşisine Alman vergi mükelleflerinin parasının aktarılmaması gerektiğini savunanların sayısı artarken, bunun Federal Meclis’teki dengelere de yansıyacağı tahmin ediliyor. Meclis’e getirilecek bir yardım paketi önerisi, ana muhalefetteki Sosyal Demokratlara da, Merkel’e sonunda ret oyu verme fırsatı doğuracak."

Almanya’da iş yerlerindeki stres yüksek oranda. Federal İş Güvenliği ve İş Sağlığı Dairesi tarafından hazırlanan “Stres Raporu 2012”nin sonuçları açıklandı. Buna göre çalışanların yüzde 43’ü iş yerinde baskı ve stresten şikâyetçi. Rapora ilişkin Mainz kentinde çıkan Allgemeine Zeitung 'un yorumu şöyle:

"Görünüşe göre, Almanya’nın yıllardır kaydettiği ekonomik başarıların faturası bir hayli yüksek. Federal hükümetin hazırlattığı yeni Stres Raporu’nu başka türlü yorumlamak pek mümkün değil. Belli ki işletmelerde, çalışanlar kendi durumlarını, streslerini tabulaştırırken, işverenler de utanç verici bir şekilde duyarsızlar. Sosyal işbirliğinin sadece çalışma saatleri ve maaş konularıyla sınırlı kalmaması gerek. Aksine, bu işbirliğinin çalışan ve işveren arasındaki tüm ilişkilere yansıması zorunlu. Bunu idrak edemeyenler, sadece çalışanlarının sağlığını değil, uzun vadede Almanya'nın ekonomik başarısını da tehlikeye atıyor."

Aynı konuda Reutlinger General-Anzeiger de şu yorumu sunuyor okuyucularına:

"Eğer çalışanların yarısından fazlası, aynı anda farklı görevleri yerine getirmek zorunda olduğunu dile getiriyorsa ve her on kişiden dördü, telefon ya da e-posta gibi etkenlerle çalışmalarının bölündüğünü söylüyorsa, bu bir alarm işaretidir. Alman işletmelerindeki çalışma düzeni galiba hâlâ, postanın günde bir kez geldiği, bilgisayar ve cep telefonunun bilinmediği dönemlerden kalma. Ancak nasıl her şahıs yeni iletişim araçlarını kullanmayı öğrenmek zorundaysa, işletmeler de çalışanlarına, hasta olmalarını gerektirmeyecek bir yapı sunmak zorundadır."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Aydın Üstünel

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Mali’deki askerî operasyonun ikinci etabı, Mısır’da devam eden şiddet olayları ve Hollanda’da tahtın sahibinin değişecek olması bugünkü Avrupa basınının konularını oluşturuyor.

Fransız bölgesel gazetesi Ouest-France , Fransız birliklerinin Mali'deki operasyonun ilk etabında elde ettiği başarılardan sonra yine de fazla iyimser olunmaması yönünde uyarıda bulunuyor:

“Timbuktu'da sadece bir muharebe kazanıldı, şimdi asıl zorlu bölüm başlıyor. Zira askerî açıdan silahlı grupları kentlerden püskürtmek nispeten kolaydır, çölde ya da dağlık bölgelerde mücadele ise zordur. Askerî operasyonun ikinci etabında Mali'nin yeniden bütünlüğünü sağlamasına yardımcı olma görevi bu nedenle oldukça güç. Timbuktu'da sadece iyilerle kötüler arasında bir çatışma yaşandığını sanmak için kör olmak lazım. Şimdi sırada ülkenin kalkınması için verilmesi gereken bir muharebe var. O mücadele ise şüphesiz 17 günden daha fazla zaman alacaktır.”

Liberal İtalyan gazetesi La Stampa ise yorumunda Fransa'nın Mali'de aşırı İslamcı militanlara karşı ilk etapta aldığı zaferin ardından asıl savaşın şimdi başladığına işaret ediyor:

“Mali'deki savaşın ilk bölümü tamamlanmıştır. Fransa'nın tek başına yürüttüğü, bölge ülkelerinin de sadece temkinli destek verdiği askerî operasyon tartışmasız başarılıdır. Böylece Fransa'nın Afrika kıtasındaki etkisinin önemli olduğunu söyleyen güçlerin itibarı arttı. Ancak asıl savaş şimdi başlıyor ve riske girmemek için Fransızlar savaşı Afrikalılaştırmak istiyor. Zira şimdiki etapta senaryo değişiyor ve mücadele aşırı İslamcı militanlar için elverişli şartlar sunan Mali'nin kuzeyine, dağlık bölgeye kayıyor. Ve o dağlık bölgede yeni bir Afganistan oluşması ihtimali bulunuyor.”

Muhafazakar Norveç gazetesi Aftenposten ise Mısır'da şiddetin tırmanmasının perde arkasını irdelediği yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Mısır'da iktidar İslamcılar ile askerler arasında paylaşılmıştır. Anlaşılan o ki, taraflar arasında sıkı bir siyasî pazarlık yapılmış. Askerler Muhammed Mursi'nin devlet başkanlığını kabul edecek, buna karşılık İslamcılar da askerlerin imtiyazlı pozisyonlarında kalmalarına ses çıkarmayacak. İşte üzerinde sessiz sedasız varılan bu uzlaşma sonunda ortaya çıkan iktidar dengesi, ülkede gerekli reformların yapılmasını engelliyor. Öte yandan devrim hareketinin geçen iki yılda beklentilerin yerine getirilmemiş olması, Mısırlıları patlamaya hazır siyasî bir buhar kazanı haline getirdi. Mursi'nin bu krize bugüne kadar verdiği tepki ise güven tazelemiyor.”

Hollanda'da Kraliçe Beatrix'in tahttan çekileceğini ve saltanatı oğlu Willem-Alexander'a bırakacağını açıklaması kapsamında Belçika gazetesi De Standaard , saltanatın aile içinde bir kişiden diğerine bırakılmasının artık çağa uymadığının altını çiziyor. Hollanda gazetesi De Volkskrant ise Hollanda'da tahta geçecek yeni Kral'a ilişkin şunları yazıyor:

“Siyaset, kamuoyu ve Kraliyet arasındaki kırılgan dengeler, tahta yeni geçecek Kral için herhalde en büyük tuzağı oluşturuyor. Willem-Alexander kimi zaman fazla siyasî hassaslık göstermiyor. Böylesi durumlarda kendisine sunulan nasihatları bir kenara atıyor, çünkü siyasî müdahaleler olmadan kendi seçimini yapabileceğini sanıyor. Alexander'ın meşruti monarşi yönetimindeki pozisyonuna daha alışması gerekiyor. Bu noktada kamusal alandan henüz çekilme niyetinde olmayan annesi Beatrix'in tecrübelerinden yararlanabilir. Eğer Willem-Alexander 30 yıl kadar sonra, hükümdarlık yıllarına annesi kadar hoşnut bir biçimde bakabilirse, onun için en büyük bahtiyarlık bu olur.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen Çelik Akpınar

Editör: Hülya Köylü Schenk

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAngela MerkelAvrupa BirliğiAydınBaşbakanBelçikaBeşer EsadBirleşmiş MilletlerÇinDiyetFransaGenelkurmay BaşkanıİdamİngiltereIrakİranLübnanMısırNATONorveçOlağanüstü HalSavaşSherlockSuriyehamileolayvergi
Görüş Bildir