Dünya Basınından Özetler | 03.04.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

Financial Times gazetesi, Kuzey Kore ile bir savaşın önlenmesi için, bu ülkeyle iletişim kanallarının açık tutulması gerektiğini belirtiyor.

Gazete başyazısında, Kuzey Kore'nin kavgacı bir retorik sürdürmek konusunda uzun bir tarihe sahip olduğunu, bununla amaçlanın da genellikle, bu ülkenin taleplerini Amerika Birleşik Devletleri'nin siyasi gündeminde üst sıralara çıkarmak olduğu tespitini yapıyor.

Ancak Financial Times'a göre, bu tür bir retoriğin gündeme getirildiği bu son durumda, krizi artıran unsurlardan biri ise hem Kuzey hem de Güney Kore'de yeni liderlerin iş başına gelmesi.

Gazete geçmişte Pyongyang'ın saldırılarının savaşa yol açmamasının başlıca nedeninin, Güney'deki liderliğin ihtiyatlı davranması olduğunu da belirtip, son gerilimin düşmesinde diyalogun kilit önemde olduğunu ifade ediyor.

Kuzey Kore'nin başlıca müttefiki Çin'in, yeni yaptırımlara onay vermesine rağmen henüz uygulamaya koymadığının altını çizen gazete, ABD'nin Çin'e, Kim'lerin yıkılması durumunda Kore yarım adasının bir Amerikan üssü haline gelmeyeceği garantisini vermesi gerektiğini belirtiyor.

Financial Times ayrıca, kriz döneminde gerilimin düşürülmesi için, ABD ve Güney Kore'nin diyalog öncesinde Kuzey Kore'ye nükleerden arınma şartını getirmekten geri adım atması gerekebileceğini de ifade ediyor.

Gazetede bir yorum yazısı kaleme alan Kishore Mahbubani ise, Kuzey Kore'nin sakinleştirilmesinin yolunun bir telefon ötede olduğunu belirtiyor.

ABD'nin sahip olduğu Kuzey Kore'yi izole etmeye çalışma ve yaptırımlarla ilerleme yaklaşımının yanlış olduğunu belirten yazar, Kuzey Kore'nin savaş istediğini düşünmenin makul olduğunu ancak, bu ülkenin dikkatleri üzerine çekmenin tek yolu olarak kavgacı bir tarz izlemeyi gördüğünü de ifade ediyor.

Diplomasinin tarihsel olarak, düşmanla konuşmak için icat edildiğini belirten yazar, ABD'nin Pyongyang'la diyalog kurmamasının bu tarihsel gerekliliğe aykırı bir durum olduğunu savunuyor.

Aynı konuda yazan Times gazetesinden Daniel Finkelstein ise Pyongyang'ın tehditlerini içi boş retorik olarak nitelemenin kolay olduğunu ancak Küba füze krizi gibi tarihsel olayların, bu sesleri dikkate almak gerekliliğine işaret ettiğini vurguluyor.

Kuzey Kore'nin nükleer denemelerini bir mesaj olarak okumanın yanı sıra, kullanılma ihtimali olan silahların çalışıp çalışmadığını görmek üzere denendiğinin de düşünülebileceğinin altını çizen yazar, ülke liderliğinin bu silahlara ihtiyaç duyacağını gerçekten düşünmüş olabileceğini de belirtiyor.

Times yazarına göre, Kuzey Kore ikili bir mesaj gönderiyor. Pyongyang bir yandan ABD ile daha sıkı ticari bağlar kurmayı amaçlarken, bir yandan da nükleer savaş tehdidinde bulunuyor.

Finkelstein'e göre, Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Kore elitini, kapana kıstırıldığı kaygısından uzaklaştırmalı ve sonlarının Saddam ve Kaddafi'ye benzemeyeceği konusunda telkin etmeli.

Yazar, Çin'in Vietnam gibi Kuzey Kore'nin de ABD üssü haline gelmesine izin vermeyeceğini ve ABD'nin Vietnam'da sonunda yenildiğini unutmaması gerektiğini de vurguluyor.

Finkelstein şöyle devam ediyor:

"Obama yönetimi, yüzünü Asya'ya çevirmekten söz ettiği bir sırada, Çin'e Kuzey Kore'nin arz ettiği tehlikeyle ilgilenirken, Pekin'in temel çıkarlarına zarar vermeyeceğini göstermesi gerekli.

"Çin, eğer sonunda kendi bakışlarına göre Amerikan etkisi altında bir birleşik Kore'nin doğmasına yol açacaksa, Kuzey Kore rejiminin düşmesine izin vermez. Ve Çin olmadan da Kuzey Kore sorununun çözümü mümkün olamaz. "

Daily Telegraph gazetesi, Libya eski lideri Muammer Kaddafi'nin kızı Ayşe Kaddafi'nin sığındığı Cezayir'de korumalar eşliğinde kaldığı evi birkaç kez yakmaya girişmesi ve Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın portresine zarar vermesi ardından ülke dışına çıkarıldığını yazıyor.

Albay Kaddafi'nin 37 yaşındaki kızı, general olan eşinin Libya'nın bombalanması sırasında öldürülmesinin ardından Cezayir'e sığınmıştı.

Ancak gazeteye göre, Ayşe Kaddafi, babasının ölümünden sonra kendisini korumakla yükümlü görevlilere saldırmaya başlamış ve Cezayir'de durumunu kontrol edilemez hale getirmiş.

Bu ülkeden 2012 yılı Ekim ayında çıkarılan Ayşe Kaddafi, Kaddafi’nin dul eşi Safiye, oğulları Muhammed ve Hanibal ile birlikte bu tarihten beridir Umman'da yaşıyor.

Gazete, Ayşe Kaddafi'nin eşinin bombardıman sırasında iki oğluyla birlikte öldüğünü de hatırlatıyor.

BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

NSU davası tartışmaları çerçevesinde Türk-Alman ilişkileri, Avrupa'da ekonomik kriz ve Hindistan'da jenerik ilaçlara yeşil ışık yakan mahkeme kararı bugünkü Alman basınında öne çıkan yorum konuları.

Almanya'da Neonazi cinayetleriyle ilgili görülecek davanın duruşma salonunda Türk medya temsilcilerine yer ayrılmaması ile ilgili tartışmalar sürüyor. Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi, Türk-Alman ilişkilerini ele alan yorumunda Türk ve Almanların birbirlerine daha fazla yakınlaşması gerektiğini vurguluyor.

"Almanya’daki Türk kökenliler, günlük hayatta sık sık ırkçılıkla karşı karşıya kaldığını düşünüyor. Süpermarkette kasada çalışan görevlinin başörtülü bir müşteriye ters ters bakması ile başlıyor, yabancılar dairesindeki sevimsiz muamele ile devam ediyor, en sonunda da fiziki saldırılarla doruk noktasına ulaşıyor. Bunlar Almanya’da yaşayan Türklerin kollektif hafızalarına kazınmış durumda. Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin NSU davasını kamuoyunun nasıl takip edeceğini düşünürken işte tüm bunları dikkate alması gerekirdi. Türk-Alman ilişkilerine, ayrıca bir takım Türk basını ve politikacılarının nesnel olmayan açıklamaları da zarar veriyor. Almanlar ve Türklerin tam da böyle bir dönemde birbirine daha fazla yakınlaşması gerekiyor."

Münih’te yayımlanan Münchner Merkur gazetesi ise aynı konuya ilişkin yorumunda, Ankara’nın ateşe körükle gitmemesi gerektiğini savunuyor.

"Almanya'da Türkleri etkileyen iki yangının ardından Türk politikacıların Alman soruşturma makamlarına yönelik suçlamalarının tonu kulağa çirkin geliyor. Kaldı ki bu, Alman yargısının Türk basınını NSU davasından uzak tutmaya çalıştığına dair tiz suçlamaların yanında sadece bir yan melodi. Ortada saklanacak bir şey olduğundan mı? Ankara’nın ateşe körükle gitmeye bir son vermesi gerekiyor. Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin basına yer dağıtımı konusundaki beceriksizliğini skandala dönüştürmek, dürüstlükten uzak ve tehlikeli bir eylemdir. Çünkü burada yaşayan milyonlarca Türk kökenli vatandaşın Alman hukuk devletine güvenini sarsmaktadır. Ya da ‘sarsması gerekir’ şeklinde ifade etmek daha mı doğru olur? Zira böylece Başbakan Erdoğan’ın en sevdiği role bürünmesi, yani Almanya’da sıkıntı çeken Türklerin hâmisi rolünü üstlenmesi, bir o kadar kolaylaşır."

Geçiyoruz bir başka sancılı konuya: Ekonomik krizle cebelleşen Euro Bölgesi’ndeki işsizlik oranları, yüzde 12’ye çıkarak yeni bir rekor kırdı. Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung yorum sütunlarında konuya dair şu satırlara yer veriyor.

"Bu istatistiğin ortaya koyduğu en önemli mesaj, rakamlardır ve bu rakamlar, büyük Avrupaî duygulara kesinlikle yer bırakmıyor: Zira daha önce hiç bu kadar insan işsiz kalmamış, hiç bu kadar fazla sayıda genç, geleceğe dair bu kadar az perspektifle yaşamak zorunda kalmamıştı. Kriz, bize, ortak para ve ekonomi birliğinde her şeyin birbirine bağlı olduğunu öğretti. İşte bu nedenle Yunanistan ve İspanya’daki yüzde 26’lık işsizlik oranı Almanya'ya da acı vermek durumunda. Buna karşın Almanya, güçlü istihdamını aynı zamanda kriz ülkelerinin zayıflığına borçlu. Sihirli sözcüğün adı: rekabet gücü. Eğer bu güç, Euro ülkelerinde eşit oranlarda olursa ekonomik dengesizlik ancak o zaman giderilebilir.”

Geçiyoruz yoksulları sevindiren bir habere. Hindistan Yüksek Mahkemesi'nin aldığı kararla, Hindistan gibi yoksul ülkelerde insanlar artık Novartis'in sunduğu ilaçlardan daha ucuz jenerik kanser ilaçları alabilecek. Basın turumuzu Die Welt gazetesinin konuya ilişkin yorumu ile noktalıyoruz:

"İsviçreli ilaç firması Novartis’in Hindistan Yüksek Mahkemesi'nde kanser ilacının patentiyle ilgili davayı kaybetmesi büyük coşku ile karşılandı. Artık kalkınmakta olan ülkelerde milyonlarca insanın kanser ilacına erişmesi mümkün olacak. Peki, insan hayatını kurtarmak söz konusu olunca, telif haklarını çalmaya izin var mı? İlaç üretim aşamasına gelene kadar etken maddeler üzerinde gerçekleştirilen uzun araştırma süreçleri ve harcanan paranın bir şekilde çıkarılması gerekiyor. Belirli bir süre için o şirkete özel pazarlama hakları tanıyan patentler, ilaç sanayisinde tam da araştırma-geliştirme ve yenilikler için önemli bir önkoşul oluşturuyor."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Demir

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Haberin Tamamı İçin:

Dünya Basınından Özetler | 03.04.2013

Le Figaro: Cahuzac: “Af diliyorum…”

Aylarca yalanlamadan sonra Jérôme Cahuzac yirmi yıldır yurtdışında bir banka hesabının olduğunu dün itiraf etti. Eski bakan hakkında hemen “vergi kaçırmak” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

Bir açıklama yaparak vicdan azabı çektiğini söyleyen Cahuzac, “bir yalan sarmalına kapıldığını” ifade etti. Cumhurbaşkanı’ndan, hükümetteki arkadaşlarından, parlamentodan ve seçmenlerinden özür dileyen Cahuzac, açıklamasında “Tarifi olmayan bir hata yaptım” diye yazdı.

Eski Bütçe Bakanı, daha görevde olduğu sırada 5 Aralık günü meclis kürsüsünden “Hiçbir zaman yurtdışında bir banka hesabım olmadı, ne şimdi ne de bundan önce” diye seslenmişti.
Basında çıkan tüm iddiaları yalanlayan Cahuzac, konuyu özellikle yakından takip eden Mediapart internet sitesine de dava açmıştı. Konunun yargıya intikal etmesi üzerine 19 Mart’ta istifa eden Cahuzac, Cumhurbaşkanı’nın sözleriyle “Kendi onurunu korumak için” böyle bir karar vermişti.

Le Figaro: Koh-Lanta: Televizyon programına suçlama

İki ölüm ve bir yığın soru… Koh-Lanta programının yarışmacılarından birinin 22 Mart’ta ölümü üzerine, programın doktorunun intihar etmesi yargıyı harekee geçirdi.

Dün sabah saatlerinde programın görüntü kayıtları savcılığa iletildi. Daha önce başlatılan “istemeden ölüme sebebiyet vermek” suçlamasının devamı olarak 22 Mart günü çekilen tüm kayıtlar incelenecek.
Yarışmacı, oyunun kuralları gereği bir fiziksel aktiviteyi gerçekleştirdiği sırada kalp krizi geçiriyor ve yaşamını yitiriyor. Soruşturma kapsamında en çok dikkat edilen nokta da 25 yaşındaki bu yarışmacının sağlık durumu.
İlk yapılan ön otopside kardiyolojik veya damarlarla ilgili hiçbir anormalliğe rastlanmadı. Savcılık, ikinci bir çalışma talep ederek yarışmacıya toksikoloji tahlilleri yapılmasını istedi. Yarışma programı ise doktorun yarışmacıya müdahale etmesine izin vermemekle suçlanıyor.

‘Guardian: Habis, ahmakça ve utanç verici’: Çocukların hayatını kaybettiği yangının suçlusu ebeveynler!

Mick Philpott ve eşi Maried Philpott, dün sonuçlanan davada geçen yıl Derbyshire’de evlerinde çıkan ve 6 çocuklarının ölümüyle sonuçlanan yangındaki sorumlulukları nedeniyle suçlu bulundular.
Davaya bakan jüri, ebeveynlerin yangını bilerek çıkardıklarına ve çocukların hayatını kaybetmesinden sorumlu olduklarına karar verdi.

Baba Phillot’un yangını kendisini reddeden eski bir sevgilisini suçlamak üzere tezgâhladığı; ancak kontrolden çıkan yangının evdeki 6 çocuğun hayatına mal olduğu mahkeme kayıtlarında yer aldı.
5 ayrı eşten toplam 17 çocuğu olan Phillot, işsizlik ve çocuk yardımlarıyla geçiniyor ve zorbalıkla kendine bağladığı kadınların gelirlerini gasp ederek hayatını sürdürüyordu. Kadına yönelik şiddetten sabıkalı olan suçlu, 1978 yılında kendisini reddeden bir başka sevgilisini bıçakla yaraladığı için tutuklanmıştı.
Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında yaşanan hadise sonrası Phillot, oynadığı mağdur baba rolünü çocukların cenazesi için bağış toplamaya kadar vardırmıştı. Yangın sonrası Phillot ve eşinin bazı hareketlerinden şüphelenen Derbyshire polisinin çifti yerleştirdikleri otel odasında yaptıkları gizli dinleme, olayın ardındaki korkunç gerçeği ortaya çıkarmıştı.

Die Welt: Kıbrıs Maliye Bakanı Sarris istifa etti

Güney Kıbrıs Maliye Bakanı Michalis Sarris’in istifası, bankacılık sektöründeki krize neyin sebep olduğu tartışmalarını yoğunlaştırdı.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, Maliye Bakanının istifasını üzüntüyle kabul ettiğini belirtti ve Sarris’e çalışmalarından ötürü teşekkür etti.
Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Sarris’in yerine Çalışma Bakanı Harris Georgiadis’in getirileceği belirtildi.

Sarris, Anastasiadis tarafından kurulan, Güney Kıbrıs krizinin sebeplerini araştıracak komisyonun göreve başlamasından saatler sonra istifasını açıklamıştı.

TaNea: Akrobasi ve pazarlıklar

Başbakan Samaras bugün hükümet ortakları Venizelos ve Kuvelis ile biraraya gelecek. Görüşmede, taşınmazlardaki vergilere ilişkin olarak hükümet ortakları arasında bir uzlaşı sağlanması için çaba sarf edilecek.

DİMAR Lideri Kuvelis taşınmazlardaki ek verginin elektrik faturaları aracılığı ile tahsil edilmesine karşı çıkıyor. Hükümeti desteklemek ile söz konusu mali tedbiri reddetmek arasında akrobatik hareketler yapıyor.
Başbakanlık ise Troyka ile bir çekişmeden uzak durulması gerektiğini savunuyor. Ayrıca, bugün hükümet ortakları arasında yapılan pazarlığın kabine değişikliği görüşmelerinde yeri olmadığını da vurguluyor.

TRT Türk

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAnkaraBarack ObamaBaşbakanÇinHadiseHindistanİngiltereİntiharİspanyaKanserKoreSavaşTRTYunanistantarifivergi
Görüş Bildir