Avrupa Basınından Özetler | 22.01.2013

 > -

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz Basınından Özetler

İngiliz gazetelerinde, Fransa’nın Mali’de İslamcı militanlara karşı sürdürdüğü askeri operasyon, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama’nın ikinci dönemi, İsrail’deki genel seçimler ve Türkiye’nin Batılı müzelerdeki sanat eserlerini geri almak için bastırmasıyla ilgili yorum ve haberlere yer veriliyor.

Independent gazetesindeki analizde John Lichfield , “Neden Fransızlar Mali’deki savaşa müdahale etmekten başka şansları olmadığını düşündü?” sorusuna yanıt arıyor.

Analizde, eski bir Fransız sömürgesi olan Mali’nin Sahraaltı Afrika kabileleri ile Kuzeybatı Afrika’daki Tuareg ve Arap halklarına ev sahipliği yaptığı hatırlatılıyor.

Siyahi Mali halkları başkent Bamako merkezli sulak güney bölgesinde yaşarken, Cezayir ve Moritanya arasında kalan kuzeydeki geniş bölgede çöl halkları ve Araplar bulunuyor.

Yazar, Libya’da Muammer Kaddafi iktidarının Fransa ve İngiltere yardımıyla çöktüğü 2011 yılında, büyük miktarda silahın Sahra bölgesine geçmesine Batılı ülkelerin göz yummasını eleştiriyor.

Daha sonraki gelişmeleri ise özetle şöyle anlatıyor:

“Bamako’daki yolsuzluk ve ihmalkârlık geçen yıl kuzeydeki Tuareg ayaklanmasını ateşledi. Bu ilk başta İslamcı değil ayrılıkçı bir hareketti. Ayaklanma Bamako’da bir darbeyi tetikleyince Mali devleti ve ordusu çökme noktasına geldi.

Nisan ayında Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi yeni bir Tuareg devleti ilan etti; fakat hemen ardından, kendisinden kopan İslamcı kanat ve iki ayrı İslamcı grup tarafından bozguna uğratıldı.

Bu grupların en büyüğü, Cezayirli sürgünlerin liderlik ettiği, dünyanın her yanından cihatçılardan oluşan İslami Mağrip’teki El Kaide örgütüydü. Mali’nin güneyine yönelik saldırıya liderlik edip Fransa’yı savaşın içine çeken bu gruptu. (Cezayir’de) BP gaz tesisine saldıran ise onlardan ayrılan bir gruptu. Her iki olayda da esas dürtünün, Batılı hükümetleri Sahra’da ‘yeni bir Afganistan’a çekerek ün ve eleman toplama gücünü artırmak olduğu anlaşılıyor. Bu durumda Batı Mali’ye müdahale ederse de belaya batacak, girmezse de.”

Lichfield, ayrıca, Mali ordusunun kuzeye girmesiyle birlikte etnik gruplar arasında misilleme saldırıları olabileceği kaygısını dile getiriyor.

Times gazetesinin başyazısı, yemin ederek ikinci dönemine başlayan ABD Başkanı Barack Obama’ya sesleniyor.

Obama’nın “küresel liderlik yapmak veya dünya sahnesinde tutuk bir figür olarak kalmak” arasında seçim yapması gerektiği belirtilen başyazıda şöyle deniyor:

“Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Amerikalılar, onun dünyadaki rolü konusunda bölündüler. Devrimle yoğrulmuş özgürlükleri tüm insanlığa götürme misyonu var mı? Yoksa görkemli, fevkalade ama yalnız mı yaşamalı? Obama bu tartışmayı tek bir kişide cisimleştiriyor. Büyük Amerikan sorusuna cevabını hiçbir zaman kendi zihninde tatmin edici biçimde netleştiremedi veya başkalarına ifade edemedi.”

Lideri Usame Bin Ladin’in ölümüne rağmen El Kaide’nin Afrika’da meydan okuduğunu; Pakistan ve Kuzey Kore’nin nükleer silahı olduğunu, İran’ın ise nükleer programını sürdürdüğünü sıralayan Times, “Amerika’nın, Soğuk Savaş’ın bitmesinden payına düşeni nasıl harcayacağını tartıştığı günler geride kaldı” yorumunu yapıyor.

Amerikan yönetiminin Libya krizi sırasında “geriden liderlik” stratejisini ortaya attığını hatırlatan gazete, “Yazık ki çoğu zaman Başkan hiç liderlik etmemeyi tercih ediyor. Umarın yarın işler değişir” diye yazıyor.

Financial Times ise Obama’nın 2008’deki yemin töreni konuşmasına oranla “daha gerçekçi” bir ton kullandığına işaret ediyor.

İlk döneminde ekonomik krizden çıkış, sosyal güvenlik ve iklim değişimi gibi konularda “çok fazla vaat vermekle” eleştirilen Obama’nın, “siyasetin olasılıklar sanatı olduğunu” kavradığını yazıyor gazete.

Başyazıda, Obama’nın izleyeceği politikaların ayrınıtlarını, önümüzdeki ay yapacağı ‘ulusa sesleniş’ konuşmasına sakladığı belirtiliyor.

Guardian gazetesinde yer alan bir haberde Türk hükümetinin, dünyanın önde gelen müzelerine “şantaj” yaptığı iddia ediliyor.

Habere göre; Berlin, Paris ve New York’taki kültür işleri yetkilileri, Türkiye’nin yasadışı yollarla götürüldüğünü iddia ettiği binlerce sanat eserinin geri verilmemesini gerekçe göstererek, yabancı arkeologların kazı izinlerini iptal etmekle tehdit etmesinden şikayetçi.

Haberde, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün 3300 yılık bir Hitit sfenksinin iade edilmemesi halinde kazı izinlerinin iptaliyle karşı karşıya kaldığı anlatılıyor. Enstitünün iddiasına göre, sefenksin iadesinin ardından restorasyon izinleri yenilenmiş ancak yeni kazı izinleri askıda kalmaya devam etmiş.

Berlin’deki Bergama Müzesi’ni yöneten Prusya Kültürel Miras Kurumu’nun Başkanı Hermann Parzinger , “Türklerin agresif bir politika izlediğini” öne sürerek şöyle diyor:

“Bize ve diğerlerine yabancı arkeologları kovma şantajı yapıyorlar. Yeni taktikleri, bizi kazılara yeterli yatırım yapmamakla suçlamak.”

Türkiye’nin Bergama Müzesi’ndeki üç eseri daha istediği belirtilirken, Parzinger, “bir asırdan önce yasal yollarla elde edilen eserleri geri vermeleri için hiçbir yasal yükümlülükleri olmadığını” savunuyor.

Paris’teki Louvre Müzesi’nde bulunan bazı sanat eserleri iade edilmediği için Fransız arkeologlara yasak geldiğini belirten Guardian, Türkiye’nin Londra’daki British Museum’dan MÖ. Birinci Yüzyıl’dan kalma Samsat Steli’ni ve New York’taki Metropolitan Museum’dan da 18 sanat eserini talep ettiğini kaydediyor.

Haberde, Türkiye Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ’ın, Türkiye’nin hakkı olan eserleri geri istediği yönündeki sözleri de aktarılıyor.

Bakanın 10 yılda dört binin üzerinde eseri geri almakla ve tarihe en çok yatırım yapan Avrupa ülkesi olmakla övündüğünü belirten Guardian, bazı Türk arkeologların ise bununla çelişen şeyler söylediğine dikkat çekiyor.

Gazeteye konuşan Trakya Üniversitesi arkeoloğu Ahmet Yaraş , baraj inşaatı altında kalmaması için uğraştığı Bergama’daki antik kaplıca kenti Allianoi’de kazı izni verilmemesini eleştiriyor.

Daily Telegraph gazetesinde Peter Oborne , bugün İsrail’de yapılacak genel seçimlerle ilgili yorumunun başlığında, “İsrail’in ılımlı sesleri nerede?” diye soruyor.

Seçimin, koalisyon ortağı olan sağcı ve daha sağcı partiler arasında yarışa sahne olduğuna değinen Oborne, Filistinlilerle barış arayışı çabalarının ise iyice gündem dışında kalacağı uyarısı yapıyor.

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Merkel’i zora sokan seçim sonuçları ve Obama’nın ikinci dönemi öne çıkan konular.

Alman basınında Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyaleti’nde hafta sonu yapılan seçimler ile ABD Başkanı Barack Obama’nın yemin törenine ilişkin yorumlar dikkat çekiyor.

Berliner Zeitung gazetesi yorum köşesinde Aşağı Saksonya Eyaleti’ndeki seçimlere yer veriyor. Gazete, eyalet seçimlerindeki sonuçları eylül ayında yapılacak genel seçimler açısından şöyle değerlendiriyor:

“En azından seçim kampanyası boyunca bazı koalisyon olasılıkları ortadan kalkmış oldu: Hrıstiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ile Birlik 90/Yeşiller ya da Sosyal Demokrat (SPD) - Hür Demokrat ( FDP) - Yeşiller olasılıkları gözükmüyor. Artık seçimlerden sadece Birlik partileri ile Hür Demokrat ortaklığı ya da Sosyal Demokrat - Yeşiller koalisyonu çıkabilir. Bu durumu seçmenlerin tayin ettiğini sonuçlar açıkça gösteriyor: Zira çok sayıda Hrıstiyan Demokrat seçmen ikinci oyunu, bu kritik durum nedeniyle partinin sırtında kambura dönüşen küçük ortağı Hür Demokratlara vermeyi tercih etti."

Nordkurier gazetesi de seçim sonuçlarının Merkel’in başkanlık yarışı açısından değerlendiriyor:

“Hrıstiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Hür Demokrat Parti’nin (FDP) Aşağı Saksonya Eyaleti’ndeki yenilgisinden sonra Başbakan Merkel, Hür Demokratların Hrıstiyan Demokratlar açısından gerçekten iyi bir ortak olup olmadığını kendine defalarca sormalı. Sosyal Demokrat Parti ile Yeşiller ittifakı, seçim sonuçlarıyla birlikte Eyalet Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde geçirmiş oldu. Bu sebeple bir sonraki federal hükümet Sosyal Demokratlarla uzlaşmak zorunda kalacak. Hür Demokratlar ise artık yük olmaktan öteye gitmiyor. Başbakan Merkel muhtemelen eyalet seçimlerindeki Hür Demokratlara 'ödünç oy verme efekti'nin genel seçimlerde de tekrarlanmaması için elinden geleni yapacaktır. Çünkü Merkel’in, olası büyük koalisyona ağırlığını koymak için şimdiden her oya ihtiyacı var.“

Märkische Oderzeitung gazetesi Obama’nın Kongre bahçesinde yemin ederek ikinci başkanlık dönemine başlamasını konu alıyor:

“Acaba Obama bugün de Nobel Barış Ödülü’ne layık görülür müydü? Yanıt ‘evet‘ ise acaba ödülü kabul eder miydi? Barack Obama, ABD Başkanlığı görevini sürdürdüğü ilk dört yılda değişti. Saçları beyazladı, yüz hatları derinleşti. Dünyanın bu mütevazı pragmatiste önceden duyduğu peşin güven de miladını doldurdu. Washington’da yeniden mükemmel bir şekilde sergilenen seçim zaferi sahnesi de bu gerçeği gizleyemedi. Obama’nın partiler üstü bir konumda olmak, ulusun refahı için akılcı uzlaşılar sağlama arzusu, Demokratlar ile Cumhuriyetçilerin arasındaki kavgaların kurbanı oldu. Obama’nın ‘Yes, we can - Evet, başarabiliriz!‘ sözleri de artık ‘Yes, we must - Evet, yapmalıyız!’a dönüştü.”

Schweriner Volkszeitung adlı gazete de Obama ile ilgili şu görüşlere yer veriyor:

“O sıradan bir Başkan’a dönüşüyor. Barack Obama dört yıl önce daha iyi bir geleceğin sembolüydü. Ancak onun yapabileceklerine dair umutlar hızla azaldı. Böylece gelecek dört yıllık görev süresine ilişkin tahminde bulunmak da kolaylaşıyor. İzleyeceği çizgi şimdiye kadarki kriz yönetimi politikalarına devam etmek olacak. ABD Başkanı sorunların üzerine giderken temkinli davranarak zaman kazanmaya çalışacak ve hata yapmaktansa hiçbir şey yapmama yoluna gidecektir. Tedirgin bir 'süper güç' için bu çok da kötü bir yönetim tarzı sayılmaz.“

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Deniz Eğilmez

Editör: Hülya Köylü Schenk

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa basınında Cezayir'deki kanlı rehine eylemi ve Fransa'nın Mali'de başlattığı askerî operasyonla ilgili yorumlar dikkat çekiyor.

Fransa'dan Sud-Ouest , Cezayir'de teröristlerin Mali'deki operasyonların son bulması için düzenlediği rehine eylemini yorum sütunlarına taşıyor:

"Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın dediği gibi burada bir savaş eylemi söz konusu. Hollande bu açıklamasında haksız değil. Bu, sadece Mali operasyonunun bir parçası değil. Ayrıca bu eylemin Mali'deki çatışmaların bir sonucu olarak düzenlendiği de kesin değil. Rehine eyleminin hazırlanması, saldırganlara doğalgaz tesislerinde Batılı çalışanları nerede bulabileceğini ve güvenlik sisteminin zayıf noktalarını söyleyen suç ortaklarının varlığı, buna hiçbir şüphe bırakmıyor. Bu plan çok büyük bir titizlikle hazırlandı. Hem de Fransa'nın Mali'ye askerî operasyon düzenlemesinden çok daha önce."

İspanya'dan El Pais, Cezayir hükümetinin müdahale ettiği, çok sayıda rehinenin yaşamını yitirdiği saldırıyla ilgili yorumunda şu satırlara yer veriyor:

"Cezayir Ordusu'nun, rehine eylemini sona erdirmek için düzenlediği operasyon, kestirilebiliyordu. Ülke, ordunun ne yapacağını hükümetin belirlediği on yıllık bir iç savaşı arkasında bıraktı. Sahel Bölgesi'nde İslamcı terörizm, zayıf ve başarısız olmuş ülkelerde giderek güçleniyor. Bu durum, bölgede terörizmin giderek yayılmasını uzun süre hiçbir şey yapmadan seyreden Avrupa için de tehlikeli. Mali ve Cezayir'deki kriz Avrupa Birliği'nin acilen harekete geçmesi gerektiğini gösteriyor. AB hükümetleri, değişen koşullara hızlı biçimde adapte olan terörizmin üzerine daha enerjik biçimde gitmeli."

Fransa'dan Le Figaro ise Fransız-Alman dostluğunun doğuşunu simgeleyen Elysee Antlaşması'nın imzalanmasının 50. yıldönümü vesilesiyle iki ülke ilişkilerini ele alıyor. Yorum şöyle:

"Angela Merkel ve François Hollande Berlin'de Alman-Fransız ilişkilerini öven sözler söyleyeceklerdir. Ancak 50 yılda iki ülkenin ilişkisi hiç bu kadar zor olmamıştı. Avrupa'nın 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en ağır krizi yaşadığı bir dönemde Paris ve Berlin farklı yönlere doğru ilerliyorlar. Angela Merkel'in bütçe disiplini için temel kuralların getirilmesini zorla kabul ettirerek, AB içinde ekonominin canlanmasına yardım etmek için sergilediği kararlılık, Paris hükümeti içinde gizli bir Alman düşmanlığı uyandırdı. Hayır, Almanya komşusunu bunaltmak istemiyor. Ve Fransa izleyeceği politikanın Ren'in diğer tarafındaki ekonomi uzmanları tarafından dikte edilmesine izin vermemeli! Ama herkes kendi ev ödevini yapmak zorunda."

İsviçre'den Neue Zürcher Zeitung Almanya'nın Aşağı Saksonya'da dün yapılan, özellikle liberal Hür Demokrat Parti ve Yeşillerin oy oranını artırdığı seçimleri değerlendiriyor. Gazete Sosyal Demokratların bekledikleri zaferi elde edemediğini belirterek bunun sorumlusu olarak Başbakan adayı Peer Steinbrück'ü gösteriyor. Gazeteye göre Sosyal Demokrat Parti'nin Başbakan adayı Peer Steinbrück üst üste yaptığı tepki çeken açıklamalar nedeniyle, Hrıstiyan Demokrat Birlik Partili Başbakan Angela Merkel'ın şansını artırıyor:

"Sosyal Demokratlar son gelişmenin nedenini arıyorlarsa, bunu kısa sürede bulacaklardır. Başbakan adayları Peer Steinbrück ölçüp biçmeden yaptığı açıklamalar nedeniyle Sosyal Demokrat Parti'nin önümüzdeki birkaç seçim kampanyasına yetecek kadar olumsuz başlıkla gündeme gelmesine neden oldu. Gerçi Sosyal Demokratlar bu nedenle Steinbrück'ü partiden uzaklaştırmayacaktır, ama Başbakan adayı, partinin yeni seneye kötü bir başlangıç yapmasına yol açtı. Bütün bunlar Angela Merkel için iyi haber. Merkel yeni yıla güçlenerek girdi. Almanların çoğu, şimdiden eski Başbakan'ın (Merkel'in) yeni başbakanları olmasını temenni ediyor."

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAngela MerkelAvrupa BirliğiBarack ObamaBaşbakanErtuğrul GünayFransaİngiltereİranİspanyaİsrailİsviçreKoreNobelSavaşTercihgündem
Görüş Bildir