Sağlık Bakanı Koca: 'Her Vaka Hasta Değildir'
Sağlık Bakanı Koca, gerçek ölüm ve hasta sayılarının açıklanmadığı iddialarına yanıt verdi. Koca, 'Her vaka, hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var ve büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor' dedi. Koca, son 24 saatin koronavirüs verilerini de açıkladı. 65 kişi hayatını kaybederken, bin 391 yeni vaka tespit edildi.
Özgür Akın Yazio: Yapay Zekâ ve Gelecek
Yapay zekâ, doğru amaçlar için kullanıldığı sürece bir tehlike değil insanların yaşam kalitesini arttırmak için kullanılan bir araçtır. Asıl tehlike; insanlığın bu yüksek teknolojiyi, insanlığa zarar verme düşüncesiyle kullanmasıdır.
Uğur Batı Yazio: Yoksa İnsan Varoluşu Tehlikede mi?
Makineler İnsanın Bir Fazlalık Olduğunu Düşünebilir mi? Baştan şunu söylemek gerekirse; yapay zekâ ile ilgilenen bilim insanları bu konuyu kendi aralarında tartışıyorlar ancak bizden biraz farklı. Bir grup bilim insanı, insansı yapay zekânın zaten makine ile beyin seviyesinde birleşmiş şekilde yaşayan, organik-inorganik insan beyni ürünü olacağını ve bundan dolayı bir çatışmanın olmayacağını simbiyotik bir ortak yaşam olacağımızı düşünürken; diğer grup bilim insanı, yapay zekâ ile insanoğlunun tehlikede olduğunu, ancak bu tehlikenin yapay zekâdan kaynaklanmadığını; yapay zekâ için insanların savaşacaklarını ya da yapay zekânın insanlar ile hiç ilgilenmeyeceği için insanoğlunun yine her zamanki gibi kendisine tehlike yaratacağını düşünüyorlar.İki durumda da yapay zekânın filmler de gördüğümüz “insanı yok et” durumu pek de konuşulmuyor. İnsanoğlunun tıpkı teolojide yaptığı gibi bilim kurguda da kendisini bu kadar çok önemsemesi ve kendisini ilginin hedefi olduğunu sanması çok manidardır. Homosapiens yine kendi hadsizliğine yakışır şekilde düşünmektedir.
Ertürk Akşun Yazio: Bir Cumhuriyet Aydını Olarak Reşat Nuri Güntekin
“Ancak bir cahil, toplumu istenilen düzeyde cahilleştirebilir. Bir toplumu, yöneticileri cahil olmadan tam olarak cahilleştirmek çok zordur.”Her okurun hafızasında bir miktar roman, bir miktar romancı ve bir o kadar da roman kahramanı birikmiştir muhakkak. Roman kahramanları önemlidir, çünkü çoğu okur, kendine roman kahramanlarını örnek alarak hayatına yön verir. Yazının ilerleyen bölümlerinde konuyla ilgili örnekler vereceğim merak etmeyin. Edebiyat tarihinde öyle kuvvetli roman karakterleri de vardır ki isimleri artık bir tanımlama oluşturur. Mesela Gonçorov’un Oblomov’u... Tembellik ve asalaklık anlamına gelen bir tanımdır artık “Oblomovluk...” Bazı yazarlar da kendi isimleriyle birer tanıma dönüşmüşlerdir. Sade’nin Sadizmi doğurması gibi... Bu yazıyı yazmamdaki bir diğer neden tamamen kişisel ama her kişisel olgu da toplumun bütününden kopmuş bir yansımadır ne de olsa. Bir kitabı yirmi yaşında okumakla, elli yaşında okumak arasındaki farkı görmek, yirmi yaşımda aynı kitabı okurken bende bıraktığı tortularla, bugün yeniden okuduğumda bana yaşattığı duygular arasındaki farkı saptamak ve elde ettiğim sonuçları sizinle paylaşmak istedim. Aslında teorik olarak neyle karşılaşacağımı biliyorum bu kıyaslama sırasında. Yirmi yaşımdaki bilgi birikimim, elbette romandan alacağım tadı epeyce kısıtlamaktadır. Elli yaşımda yeniden okurken her satırın bende tabii ki bambaşka bir çağrışımı, bilgisi ve göndermesi olacaktır. Bu fırsatla belki de edebiyat eleştirmeniyle okur arasındaki farka da değinmiş olacağız yazıda. Afşar Timuçin, “ESTETİK” adlı kitabında şöyle söyler, “Sanatçı olmasaydı güzel de olmayacaktı, dolayısıyla estetikçi de olmayacaktı. Hiçbir sanatçı bir estetik kuram oluşturma konusunda yükümlü duymaz kendini. Estetikçi olmasaydı (“Estetikçi”kelimesini daha çok edebiyat eleştirmeni olarak düşünmenizi öneririm) yalnızca sanatçı olsaydı güzelin anlamını kavramakta eksik kalacaktık. Estetikçi de sanatçı gibi bizim görmediklerimizi görebilen kişidir, hatta bazen ya da çok zaman sanatçının kendinde görmediklerini görebilen kişidir.” Demek ki sadece bir eseri yaratan yazarın kendisi değil aynı zamanda o eseri yorumlayan kişidir de. Ama bir adım daha ileri gidip aynı kitaptan başka bir alıntı daha yapmak istiyorum. **“İzleyici (“İzleyici kelimesini “okuyucu” olarak sadeleştirin) edilgin alıcılığı ölçüsünde değil etkin değerlendirici kavrayıcılığı ölçüsünde izleyicidir… İzleyici (okuyucu) önemlidir; iktisadi etkinlik gibi sanatsal etkinlik de ancak tüketicisiyle vardır. Üreticisi olmayan bir alanın tüketicisi, tüketicisi olamayan bir alanın üreticisi olmaz.” **Yani kısacası bir romanı değerli kılan yazarı kadar, o romanı eleştiren estetikçi ve o romanı okuyan okuyucunun bilinç düzeyidir de aynı zamanda. Her zaman söylerim ya; ülkemizin iyi yazarlardan çok, iyi okuyucuya ihtiyacı var.
Melih Görgün Yazio: Çocuk, Eğitim ve Siyaset
Bir öğretmenin en büyük marifeti, yaratıcılığa ve bilgiye duyulan hazzı uyandırmaktır. Bu sözler, tarihin en büyük bilim insanlarından Albert Einstein’a ait. “Benim Gözümden Dünya” isimli eserinde, çocuklara verdiği öğütlere şöyle devam ediyor Einstein:“… Unutmayın ki, okullarda öğrendiğimiz muhteşem şeyler, dünyanın farklı ülkelerinde şevkle ve sonsuz bir emek verilerek çalışan farklı nesillerin eseridir. Tüm bunlar size, kabul etmeniz, yüceltmeniz, katkıda bulunmanız ve bir gün kendi çocuklarınıza devretmeniz için emanet edildi. Çünkü biz ölümlüler yalnızca hep beraber yarattığımız kalıcı şeyler sayesinde ölümsüzlüğe ulaşırız…”
Osman Balcıgil Yazio: Ezoterizm Neden Bilenleri Dilsiz Eder?
Dün de söylediğim gibi, “Ezoterist”te zor konular üzerine konuşuyoruz… İsterseniz gelin önce bir tarif yapmaya çalışıp Ezoterizm’in ne olduğuna dilimiz döndüğünce açıklık getirmeye çalışalım: İnanılan, yararlı olduğu düşünülen, herkese değil bir çevreye ait öğretiyi, toplum nezdinde yaygınlaştırmayıp anlama kapasitesi olan kimselerle, bir program dahilinde paylaşmaya ezoterizm denir. Tarif böyle yapıldığında “Neden herkesle paylaşılmıyor?” diye sorulabilir. “Eğer doğru olduğu düşünülüyorsa, yaygınlaştırılmasında ne sakınca olabilir?” diye de yaklaşılabilir. Ezoterist tam da bu sorunun cevaplarını bulmak için tasarlandı.