Uludere'de Zaman 28 Aralık'ta Durdu

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

Uludere'de Zaman 28 Aralık'ta Durdu

Uludere'de Zaman 28 Aralık'ta Durdu

Yaklaşık 1 yıl önce sınırda kaçakçılık yapıyorlardı. Jetler üzerlerine bomba yağdırdı. Devlet, grubun terörist sanıldığını açıkladı. Ancak geçen 1 yıla rağmen Uludereliler olayın fail ya da faillerinin bulunmamasını sindiremiyor...

Savaş uçaklarından atılan bombayla 17’si çocuk 34 sakinini kaybeden Uludere’ye bağlı Gülyazı ve Ortasu köyleri hala 2 koca taziye evi. Kadınlar baştan ayağa siyahlar içinde. Erkekler çaresiz ve sessiz. Çocuklar iştahtan kesilmiş. Kimi okulu bırakmış kimi geceleri uyuyamıyor. İlkokul çocukları resim dersinde parçalanmış bedenler çiziyor. Genç kızlar ise çocuk sahibi olmak istemiyor. Kardeşleri Orhan ve Zeydan’ı yitiren 19 yaşındaki Sibel Encü içinde bulunduğu psikolojiyi, “Hiçbirimize hayat diye bir şey kalmadı. Ben kardeşlerimden sonra çocuk istemiyorum. Değil evlenmek, yaşamak bile istemiyorum” sözleriyle özetliyor. Umutsuzluğun ve acının hakim olduğu Uludere’de yakınlarını yitirenlerin artık tek isteği adalet.

Uludere’de 34 kişinin yaşamını yitirdiği olayın yıldönümüne günler kala büyük acının yaşandığı ilçedeyiz. Yakınlarını kaybedenler için hayat 1 yıl öncesinde donmuş gibi. 4 ay önce çocuğunu kucağına alan Semire Encü en büyük acıyı yaşayanlardan; “Sekiz yıl tedavi gördüm çocuğum olmadığı için. Geçen yaz Adana’ya muayeneye gittiğimde öğrendim hamile olduğumu. Eşim sevinçten gözyaşlarına boğuldu. O an öyle cıvıl cıvıl olduk ki... Kız olursa ismini Kader koymak istiyordu.”

Semire Encü’nün kucağındaki 4 aylık oğlu Hüsnü, annesinin gözünün içine bakıyor. Eşinin ismini verdiği bebeğe seslenemem diye oğluna ikinci bir isim daha koymuş: Barış. “Çocuğum barışın simgesi olsun. Biz artık barış istiyoruz” diyor.

Atletini örtmek istedim

Semire Encü (24), eşinin ölüm haberini aldığında 2 aylık hamileymiş. Bir hafta yemek yiyemeyince düşük tehlikesi geçirmiş. Hamileliği boyunca eşi Hüsnü Encü’nün cesedini görüp uykularından bağırarak kalktığı için kayınvalidesiyle uyumuş: “Haberi alınca o kadar acı çektim, ağlamak istedim ama gözümden yaş akmadı. Sonra o kadar ağladım ki yere çakıldım. Vur emrini veren pilotları görsem, inan paramparça ederim. O derece...”

Eşinin cesedini görünce tanıyamamış. Atletinin yukarıya sıyrıldığına nasıl içerlediğini anlatıyor durmadan: “Çenesi kırılmış, kafası paramparça olmuştu. Atleti yukarı çıkmıştı, karnı hep açıktaydı. ‘Sen buna layık değildin’ dedim. Atletini örtmek istedim. İzin vermediler.”

Şırnak Devlet Hastanesi’nde de aklına paramparça bedenler gelince doğum anı zorlandığını anlatıyor Encü; “Çocuğumu kucağıma aldığım zaman o kadar ağladım ki... Yanımda çok insan vardı ama kimse eşimin yerini tutamaz.”

Deli olsak yeri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın Uludere’ye geldiğinde kendisine ev yapılması talimatını vermesi de üzmüş Semire Encü’yü; “Saraylar yapsalar neye yarar” diyor. Her baktığında bebeğine eşini gördüğünü anlatıyor. Geleceğe dair ise hiçbir umudu yok Semire’nin. Tek dileği faillerin bulunması; “Çocuğum büyüyünce babasının mezarına götüreceğim. Öfkeyle büyüyeceğini biliyorum. Sanki babasının öldüğünü biliyor, hiç güldüğünü görmedim inan ki. Ninniyle değil, ağıtlarla uyutuyorum. Acımız çok büyüktür. Yaşadıklarımız çok zor. Psikolog gelse ne yapacak, deli olsak yeridir.”

Okulu bıraktı

Fatma Encü de eşi Selman Encü’yü kaybettiğinde Semire gibi hamileymiş. 12 yaşında evlenmiş, ilk çocuğunu 14’ünde almış kucağına. Henüz 26’sında ama saçlarına aklar düşmüş. Dördüncü çocuğu Nebi’yi Mayıs’ta dünyaya getirmiş. Eşi öldüğünden beri sadece devletten aldıkları 400 liralık yardımla yaşadıklarını anlatıyor. 11 yaşındaki oğlu Ersin, babasının ölümünden sonra 6. sınıfta okurken eğitimini yarıda bırakmış. 7 yaşındaki oğlu Eşref ise, her gün “Babam, babam” diye ağlıyormuş. Eşref dışında diğer çocuklarının babalarının yokluğuna alıştığını belirten Fatma Encü; “Öyle işte, geçiyor günler” diyebiliyor yalnızca.

‘Bu kanı durdursunlar’

Olayda iki kardeşini yitiren Sibel Encü(19) de kardeşleri Orhan (14) ve Zeydan’ı (25) her gece rüyasında gördüğünü söylüyor. Zeydan’ın belden aşağısının paramparça olduğunu anlatırken, kelimeleri seçemiyor; “Hiçbirimize hayat diye bir şey kalmadı. Huzur diye bir şey kalmadı. Ben kardeşlerimden sonra çocuk falan istemiyorum. Değil evlenmek, yaşamak bile istemiyorum.”

Sibel’le konuşurken odaya okuldan dönen Selcan Encü (13) giriyor. Yüzünde donuk bir gülümseme. Ağabeylerini kaybettikten sonra hakim olmaya karar verdiğini anlatıyor. İnsanların hakları yerde kalmasın diye hakim olacağını anlatan Selcan, “Orhan ağabeyimin tek umudu okumamdı. Onun için okula gidiyorum. Bazen okulda sırasını görünce ağlıyorum” diyor.

‘Şimdi koruculuğu bıraksak suçlu duruma düşeriz’

Galatasaray’a hayranlığı ve futbola merakı herkesçe bilinen kardeşi Salih Ürek’i (16) anlatan kız kardeşi Tansu Ürek de devamlı “Çok zor” diyerek iç çekiyor. Annesini her an ağlarken görmeye dayanamadığını anlatıyor genç kız; “Annemi her akşam ağlarken görmek, acı çektiğini görmek, çok dokunuyor. Bir hafta mezarlığa gitmesek kendimizi dünyada yokmuş gibi hissediyoruz. Bir şey çekiyor bizi oraya. Annem mezar taşını kokluyor kardeşimin kokusunu alabilmek için. Bir sene geçti ama biz hala 28 Aralık’tayız. Yaşıyoruz sadece. O kadar...”

Evin tek neşesi ise 2,5 yaşındaki Haci. Annesi onunla huzur buluyormuş. Henüz konuşamıyor ama Salih’in fotoğrafını görünce ‘Abi’ diyor. Anne Medine hanım, haberi alınca yalın ayak sınıra kadar koşmuş. Kızı, “Hastalıkları hep ondan” diyor. Annesinin hastaneye gidememe nedenini de şöyle anlatıyor Tansu; “Cenazeleri Şırnak Devlet Hastanesi’nde teslim ettiler. Annemin astımı, kalp hastalığı ve böbrek taşı var ama ‘Oğlum orada öldü’ diye hastaneye gitmiyor.”

Tek istekleri adalet

Medine hanımın tek isteği var: “Adalet”. Baba Osman Ürek, koruculuk yapıyor. “Devlettir, ne yapalım” diyor da başka bir şey demiyor: “Ne diyelim? Devlettir. Bizi öldürdüler. Şimdi koruculuğu bıraksak suçlu duruma düşeriz. Bırakmak çözüm olsa bırakırız. Bıkmışız. Eline silah veriyorlar. Sen birini öldürüyorsun, biri seni öldürüyor. Başka imkanımız yok. Bu evin dışında hiçbir şeyim yok. İşi bıraksam ne yiyeceğiz? Sonuçta devlettir, ne yapacaksın?”

Son sözü abla Tansu Ürek söylüyor: “O çocuklar o şekilde öldürülmeyi hak etmiyordu. F-16’larla öldürülmeleri, paramparça olmaları... Failler ortaya çıksa biraz içimiz rahatlar. Sahipsiz olduğumuzu düşünüyoruz.”

‘Bu adalet kapısı neden kilitli?’

Sekiz kişilik aileyi geçindiren Yüksel Ürek öldüğünde 16 yaşındaymış. Gün aşırı ağabeyini soran 6 yaşındaki Erdem’e ağabeyinin öldüğünü hala söyleyememiş anne Emine Ürek; “‘Abim nerede’ diyor. İstanbul’a gittiğini söylüyorum. ‘Çağır, özlemişiz’ diyor. Mezarlığa birkaç kez onu da götürdüm. ‘Anne burada kim yatıyor? Bu mezar bizim değil, ağlama’ diyor bana.”

Evladını kaybedince 21 yıldır koruculuk yapan eşine, “Oğluna haksızlık yapma. Devletin parasını yiyeceğimize taş yiyelim” demiş ama aldığı cevap karşısında üsteleyememiş: “Ben de çalışmazsam bu çocuklar ne yiyecekler?” Annesinin, “Evde duramıyor” diye şikayet ettiği oğlu Salih, internet kafede her gün haber takip ediyormuş. Salih’in de tek dileği vur emrini verenlerin açıklanması: “Kötüyüz ama failler açıklansa daha iyi olacağız.”

Anne Emine Ürek de adalet istiyor ancak onun ne güveni ne de inancı var: “Artık devletin hiçbir şeyine güvenmiyorum. Kaç kere Ankara’ya gittik, çıkmadılar karşımıza. Gel bu devlette barın, çocuğunu orduya yolla. Biz de bu devletin insanıyız. Bizim de TC kimlik numaramız var. Ne bir özür ne bir başsağlığı dilediler. Bir sene dolacak, tek kişi görevden alınmadı. Bu adalet kapısı neden kilitli?”

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AdanaAnkaraArda TuranBaşbakanİstanbulRecep Tayyip ErdoğanSavaşŞırnakhamilekadınlar
Görüş Bildir