Sağlam Hikayeler: Motor Sporları ile İlgili Araç Tutkunlarına Gaz Verecek 7 Hikaye

0PAYLAŞIM

Adrenalin yükseltici, sağlam hikayeleri seven araç tutkunları için, motor sporları tarihinden unutulmayacak üç hikayeyi derledik.

1. Aston Martin'in ilk (ve tek) yarış şampiyonluğu: Stirling Moss

1959 yılında düzenlenen beşinci "World Sportscar Championship" turnuvasında, senelerdir birincilik kazanamamış olan Aston Martin takımı yine pek umut vadetmiyordu. Playboy hayat tarzıyla nam salmış genç sürücü Stirling Moss ve senelerdir takım menajerliği görevinde bulunan John Wyer, bu şartlarda motor sporları tarihine geçecek bir başarıya imza attılar.

Stirling Moss yarışa önde başladı.

Moss yarışa başlamadan önce, kendi ifadesiyle 'zafer turu atacağından çok emindi'. Ancak yarış esnasında aracın direksiyonunu takım arkadaşlarından birine devrettikten dakikalar sonra, takımını şampiyon yapacak olan aracının alevler içinde kaldığını gördü. Takımın iddialı menajeri Wyer ise pes etmek niyetinde değildi. Yanan aracın hemen yanına bir yedeği getirildi, Moss yeniden direksiyona geçti. Öngörüleceği üzere artık sıralamada epey gerilerdeydi.

Ve zafer!

Moss gerilerden devam etmek durumunda kaldığı yarışı, Aston Martin DBR1 model aracı ile birinci bitirdi. Olay Aston Martin takımının ilk ve tek şampiyonluğu olarak tarihe geçti. Yarışın kahramanı Stirling Moss, geçtiğimiz Nisan ayında hayata gözlerini yumdu.

2. F1 tarihinin en meşhur kazalarından birinin kahramanı: Niki Lauda

1976 yılında düzenlenen Alman Grand Prix yarışında Ferrari takımı adına yarışan Niki Lauda, yarış öncesinde pistin durumundan ve alınan güvenlik önlemlerinin yetersizliğinden doğan kaygılarını dile getirmişti. Dönemin Formula 1 yarışları hakikaten de oldukça tehlikeliydi, öyle ki dönemin meşhur yarışçılarından dördü 1976-1980 yılları arasında düzenlenen yarışlarda hayatını kaybedecekti.

Ancak Lauda onlardan daha şanslıydı.

Sanki olacak kazayı öngörmüş gibi yarıştan önce diğer sürücüleri ve otoriteleri konuyla ilgili uyaran Niki Lauda, 1976'da Nürburgring'de düzenlenen yarış esnasında aracının kontrolünü kaybetti ve büyük bir kaza yaptı. Yarıştaki diğer pilotlar, Lauda'yı alevler içinde kalan aracından ağır yaralı halde çıkardılar. Lauda'nın yüzü ve vücudu, çıkan yangından kalıcı olarak etkilendi. Genç sürücü araçtan çıkarıldıktan kısa süre sonra komaya girdi.

Lauda ise pes etmemeye kararlıydı.

Niki Lauda komadan sağ çıktı ve olaydan sadece 40 gün sonra düzenlenen İtalyan Grand Prix yarışına yüzünde bandajlarla katılarak dördüncü oldu. Kendi deyimiyle, yarış esnasında 'oldukça korkmuştu' ve yüzünü kaplayan bandajlardaki kan lekeleri hala belirgindi. Ancak ünlü pilot kazada oluşan kalıcı hasara rağmen yıllarca yarışmaya devam etti. Olayı ve Lauda'nın bir başka ünlü pilotla, James Hunt'la olan rekabetini anlatan "Rush" filmini de, izlememiş olan okurlarımıza tavsiye ediyoruz.

3. Kimsenin öngöremediği bir şampiyonluk: Rubens Barrichello

2000 yılında düzenlenen Alman Grand Prix yarışının sonucu herkes için sürpriz olmuştu. Yarışın favorisi Michael Schumacher ile McLaren-Mercedes takımından rakibi Mika Hakkinen arasındaki fark tam sekiz puandı. Daha önce girdiği yarışlardan birinci çıkamamış Rubens Barrichello ise yarışa beklenmedik bir yağ sızıntısından kaynaklı olarak 18. sırada başladı.

...Ve kader ağlarını ördü.

Yarışa oldukça geriden başlayan Barrichello'nun şansı, ilk olarak favori konumundaki Schumacher'ın geçirdiği beklenmedik bir viraj kazası sayesinde açıldı. Scuderia Ferrari'nin tüm umutlarını bağladığı Schumacher, aracını kullanılmaz hale getiren bu kaza sonucunda yarışa devam edemedi. Mercedes takımından Mika Hakkinen, Schumacher'ın esas rakibi olarak birinciliği elde edecek gibi görünüyordu.

Barrichello ilk turu 10. sırada tamamladı.

Yarış esnasında değişen hava koşullarından dolayı, önünde yer alan rakipleri teker teker yağmur lastiği takmak için pit'e girerken Barrichello yarışa kuru lastiklerle devam etmeyi tercih etti. Bu tercihi sürücünün hanesine bir artı daha ekledi ve Rubens Barrichello, Mercedes takımının favorisi Hakkinen'i de geçerek yarışı birinci olarak tamamladı. Ünlü pilot, bu zaferini kendisi gibi Brezilyalı olan merhum Ayrton Senna'ya adadı ve F1 tarihine unutulmaz bir zaferin kahramanı olarak geçti.

4. İlk kadın F1 yarışçısı: Maria Teresa de Filippis

Formula 1 yarışlarının zorlu dünyasına giren ilk kadın sürücü, İtalyan bir aristokrat olan Maria Teresa de Filippis'ti. Çocukluğundan beri çeşitli yarışlara katılan, sportmen bir genç kadın olan De Filippis, yirminci yüzyılın başlarındaki erkek egemen motor sporları dünyasına Maserati takımından gelen teklifle giriş yaptı.

Her şey 1958'deki Monaco Grand Prix yarışıyla başladı.

De Filippis kısa süren Formula 1 kariyerinde toplam 5 yarışa katıldı. Bunlardan ilki, Monaco'da düzenlenen Grand Prix yarışı idi. Yarışta başarı elde edemeyen De Filippis bunun hemen ardından katıldığı, Belçika'da düzenlenen turnuvayı onuncu sırada tamamladı.

Ancak 1958 Formula 1 için trajik bir yıldı.

O senenin yarışlarına katılan pilotlardan birkaçı, pistte meydana gelen kazalarda hayatını kaybetti. Bunlardan De Filippis'i en çok etkileyen ölüm, Porsche takımının kaptanı olan Jean Behra'nınki oldu. Yakın arkadaşının vefatı üzerine yıkılan De Filippis, motor yarışlarına bir dahaki yirmi sene boyunca katılmadı. Yaşamının ilerleyen yıllarında Formula 1 dünyasına Maserati takımının yöneticilerinden biri olarak yeniden giren De Filippis, 2016 yılında, 89 yaşında hayatını kaybetti.

5. Geç gelen başarı: Damon Hill

prnt.sc

Damon Hill, İngiltere'nin çıkardığı ünlü yarışçılardan Graham Hill'in oğluydu. Çocukluğu babasının şöhreti nedeniyle maddi refah içinde geçti. Ancak 15 yaşına geldiğinde babasını bir uçak kazasında kaybetti ve devamında gelen sigorta talepleri ailesinin tüm birikimini sıfırladı. Hill eğitimini tamamlayabilmek için kuryelik yaptı, inşaatlarda çalıştı.

Hill'in asıl hayali motosiklet yarışçısı olmaktı.

Ancak maddi imkansızlıklardan dolayı bu hayalini uzun süre gerçekleştiremedi. 25 yaşında, çalışarak biriktirdiği para ile ilk kez motosiklet yarışlarına katıldı ancak soyadının oluşturduğu beklentiyi burada da karşılayamadı. Ta ki 1991'de, tam 31 yaşındayken Williams takımından test pilotluğu teklifi alıncaya kadar.

Hill F1 dünyasında hızla yükseldi.

Ayrton Senna'nın 1994 yılındaki trajik ölümünün ardından Hill, dağılan takımı toparlama görevini üstlendi ve iyi bir takım oyuncusu olduğunu kanıtladı. 1996'daki yarışlarda dünya şampiyonu oldu, yer yer Michael Schumacher ile yaşadığı çekişmelerle de gündeme geldi.

6. Altıncı viteste şampiyon olan bir efsane: Ayrton Senna

Ayrton Senna, 34 yıllık kısacık hayatına çok sayıda etkileyici hikaye sığdırmış gerçek bir efsane. Senna, Formula 1 kariyerine 1984 yılında başladı. Sırasıyla Toleman ve Lotus takımlarında yarışan Senna ilk dünya şampiyonluğunu 1988 yılında, McLaren takımında kazandı; ancak belki de en etkileyici şampiyonluğunu 1991 yılında, Sao Paulo'daki Interlagos pistinde elde etti.

Senna'nın F1 tarihinin en iyi pilotlarından biri olarak anılması boşuna değil.

Senna, memleketi Brezilya'daki pistte McLaren takımında yarışıyordu. İlk turlarda önde götürdüğü yarışın sonuna yaklaştığında en yakın rakibiyle arasını yaklaşık 40 saniye açmıştı. İzleyen herkes Senna'nın birinciliği rahatlıkla elde edeceğinden neredeyse emindi. Ancak yarışın bitimine 10 tur kala, aracın vites kutusunda bir problem çıktı. Sırasıyla altıncı vitese kadarki bütün vitesler etkisini kaybetti. Bu, Senna'nın kalan turlarda aracından tam performans alamayacağı ve yarışı altıncı viteste sonlandırmak durumunda olduğu anlamına geliyordu.

Ancak Senna pes etmeye niyetli değildi.

Senna altıncı viteste götürdüğü aracını gücünün son damlasına kadar zorladı, büyük dezavantajına rağmen kendi ülkesi Brezilya'daki ilk kupasını kaldırmayı başardı. Aracı kontrol altında tutmak için harcadığı efor, kaslarına kramp girmesine ve ateşinin yükselmesine neden olmuştu. Senna'nın o günkü şampiyonluğunu tüm dünya nefesini tutarak izledi. Efsanevi pilotun inişli çıkışlı hayat hikayesini anlatan, 2010 tarihli "Senna" belgeselini de okurlarımıza tavsiye ediyoruz.

7. Trajedinin hemen ardından gelen şampiyonluk: Michael ve Ralf Schumacher

Formula 1'den bahsedip de Schumacher'lardan bahsetmemek olmaz. F1'in son rekortmen şampiyonu Michael Schumacher ve kardeşi Ralf Schumacher, sırasıyla Ferrari ve Williams takımlarında yarıştıkları 2003 senesinde bir aile trajedisiyle sarsıldılar.

Yarıştan bir hafta önce, Schumacher kardeşlerin anneleri Elizabeth rahatsızlanmıştı.

Schumacher'lar, bir Cumartesi akşamı evinde düşüp komaya giren yaşlı annelerinin yanına, Almanya'ya gittiler. Ziyaretin hemen ardından, Pazar günündeki yarışa katılmak üzere Japonya'ya döndüler. Ancak yarıştan sadece birkaç saat önce kötü haberi aldılar: Anneleri hayata gözlerini yummuştu.

Schumacher kardeşler o gün annelerinin anısına yarıştılar.

Michael Schumacher o yarışta tam 65. birinciliğini elde etti. Kardeşi Ralf ise yarışı dördüncü bitirerek takımındaki en iyi dereceyi aldı. Podyuma gözyaşları içinde çıkan Michael, kupayı annesi adına kaldırdı. Yarış sonunda ise şampanya patlatılmadığı gibi şampiyonluk şerefine herhangi bir kutlama da yapılmadı.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
birinci-tekil-birey

Son 10 15 yıldır F1 çok tek düze. 2010'ların başında red bull, son 6 yılda ise mercedes hakimiyeti var. (Hakimiyetten kastım rekabetsiz yarışlar. Yoksa her iki takımın da ekipleri son derece başarılı o ayrı)

erman-kutukcu

7) Yarış San Marino'da oldu, Japonya'ya niye gönderdiniz adamları :)

birinci-tekil-birey

Evet. Benden önce davranmışsınız. Yarış San Marino'da oldu.

birbilenesor

Nerede eski F1 yarışları,Mika,Şumi,Barichello,Montoya ve daha bir sürü adam,efsaneydi bundan 15 sene önce.

umutntm2

Yalnız şampiyonluk ile yarış zaferini karıştırmışsınız. Sezonu lider bitiren şampiyon olur iki maddede yarış zaferi yerine şampiyonluk yazılmış :)

Görüş Bildir