Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ruhun İnsanı Yazdı, Etin İnsanları Okuyacak

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Ruhun İnsanı Yazdı, Etin İnsanları Okuyacak

Ruhun  İnsanı Yazdı, Etin İnsanları Okuyacak

Mircea Cartarescu’nun ‘Travesti’si, bir edebiyat şaheseri değil ancak kıymetli bir kitap. Öğrenmek, anlamak, önyargılardan utanmak için...

Ruhuna oturmayan bir beden onunki. Potluk yapan, üzerinden dökülen, dar gelen. Elbise gibi sıyıramıyor, çıkarıp bir kenara atamıyor. Ruhu bedenini kemiriyor için için, bedeni ruhunu. Aynada gördüğü “güzel, güçlü, dürüst, lekesiz ve ayıpsız bir gencin gözleri.” “Serçe sesli ve altın dallı” sabahlara uyandığı oluyor. Ama “küflenmiş bir duvar” gibi içi. Sükûnetini korumaya çalışsa da “şiddetli, delice bir nefret”in beynine sıçramasına engel olamıyor. Yaşadığı yer “çürüklerin konağı”.

Başındaki “hormonal bela”dan kurtulamıyor. Hissettiği, “içinde delilik çekirdeği taşıyan” bir yalnızlık. “Victor” diyor, “yalnızlığımın beyaz teninde bir çıban bulunduğunu ve bu çıbanın adının Lulu olduğunu biliyor musun?” Aklının ismi Lulu. “Melankolik erkek özellikleri taşıyan” bir kız bu. Kızıyor ona, “köpek, paçoz, sürtük” diyor Lulu’ya. Aklı, ah aklı… “Leş gibi kokan sulu beyninin dışkıları ile dolu kanallar” akıyor aklının binaları arasında.

Yazmak, onun için son çare. Ancak yazarak iyileşebileceğini düşünüyor. Tek okuru Victor. Banyodaki aynanın öteki yanında duran arkadaşı. Hayatı kısa olsun istiyor. Kitabını bitirecek kadar, en fazla kırk sene yaşasa yeter. Bir çatı katı hayal ediyor. Bir sandalyesi, masası ve bir yatağı olan, içinde çürüyeceği bir çatı katı… Ölümünden sonra yanı başında okunaksız bir roman bıraktığını görüyor. “Olmak ve olmamak hakkındaki tüm gerçeklerin, bütün ayrıntıları ve çirkin anlamıyla tüm dünyanın bulunacağı”, “yazabilmek için derisinin yüzülmesine izin vereceği” bir roman. “Yalnızca beyni tarafından değil, bedenindeki bezler tarafından salgılanan, akciğerleri tarafından tükürülen, testislerinden sıkılan, karnından kesilip çıkarılan, boynunun arterlerinden fışkıran” bir kitap bu. “Ruhun insanı” yazacak, “etin insanları” okuyacak.

Bütün yazdıkları Victor’a. “Sen, Victor, benim tek arkadaşım, beyaz yaprakları, yarama sarılmış gazlı bezi, kan ve irinle ıslatıp kirleterek, bu garip sayfaları uğruna yazdığım tek insan olan sen. O günden bugüne hayatımın nasıl geçtiğini sen biliyorsun. Askerlik yılım, ondan sonra üniversite, beni altüst eden başarısı ile öykü kitabım, ondan sonra romanlarım, merkezdeki dairem, Peugeot’m…(…) Zamanın kalınlığında bir yerlerde kalan fakat Savin’inki gibi ölmeyen o mükemmel yaşlarımızın görünümleri.”

“Limon gibi sıkılmış ama iyileşmiş haldeyim”

Travesti ’nin anlatıcısı, on yedi yaşında katıldığı gençlik kampında yaşadıklarını, on yedi yıl öncede kalan o kampın hayatına kazıdıklarını anlatıyor. Olgunluk döneminin ona eziyet ettiğini söylese de, “ergenlik çağını kulaklarda biriken kalın bir kir tabakası gibi dolduran bildiğimiz o pis şarkılar”la beraber silmek istediği sesler, görüntüler var. Ne var ki bu o kadar kolay değil. Okuduğu, yazmayı düşlediği, “kafasında çiğnemeden yutulmuş edebiyattan başka bir şey olmayan bir çocuk” olduğu bu dönemin kapısını açıyor ardına kadar. Muhtemelen ne kadar açık yazar, ne kadar çok anlatırsa o kadar çabuk kurtulacağını düşünüyor.

Sayfalar ilerlerken, “Bir limon gibi sıkılmış fakat iyileşmiş haldeyim” diyor Mircea Cartarescu’nun kahramanı. Yazmanın ona iyi geldiği belli, içini dökerek rahatlıyor. Cesareti artıyor. Victor’la konuşma tonu değişiyor. Soruyor ona: “Acaba her zaman yanımda mı kalacaksın? Ya da yetişkinliğin içinde eriyenleri terk eden tüm gençler gibi gidecek misin?” Anlatıcı inisiyatifi aynadaki çiftine mi bırakacak yoksa ele mi alacak? Bu sorunun cevabını, romanın tek kelimelik son cümlesi veriyor. Bu cevabın anlatıcıyı iyileştirip iyileştirmediğine karar verecek olan ise okur.

Bütün ödülleri aldı

Travesti , Romanyalı yazar Cartarescu’nun çevrildiği ülkelerde ilgiyle karşılanan bir romanı. 2011 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmesiyle bilinirliği artan bir yazar Cartarescu. Türkiye’de de tanınıyor. 2009 yılında “ Türk Edebiyatı Avrupa’da, Avrupa Edebiyatı Türkiye’de” etkinlikleri kapsamında Ankara’ya gelmiş, eserlerini anlatmıştı. 1956 Bükreş doğumlu yazarın çeşitli dillerdeki özgeçmişinde dokuz yıl Rumence öğretmenliği yaptığı, halen Bükreş Üniversitesi’nde profesör olduğu yazıyor. Deneme, hikâye, roman yazarı ve şair olduğu bilgisiyle beraber aldığı şu ödüllere vurgu yapılıyor: 2008 Romen Devlet Ödülü, İtalyan Guiseppe Acerbi Ödülü, Fransız Medici ve Union Latine ödülleri.

Kurumların ona verdiği ödülleri bir yana bırakmalı. Kitaplarının satış rakamları da bir noktaya kadar okurun verdiği ödül olarak değerlendirilebilir. Pazarlama nimetlerinden bağımsız olarak değerlendirmeli Cartarescu’nun yazdıklarını.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AltınAnkaraKitapNobel
Görüş Bildir