Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Öcalan Ve Birlikte Yaşamak

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Öcalan Ve Birlikte Yaşamak

Öcalan Ve Birlikte Yaşamak

Kürtlerle Osmanlı arasındaki simbiyotik ilişkinin temel taşlarından biri din, diğeri de özerklik olgusudur.

Ortadoğu ’nun kaygan zeminine rağmen devleti olmadan toplumsal bir güç olan Kürtlerin lideri Abdullah Öcalan’ın hangi nedenlerden dolayı Türk–Kürt birlikteliğinin devam etmesi gerektiği fikrini tarihsel açıdan ele alıp günümüzdeki anlamını tartışmak gerek. Bağımsız ve birleşik bir Kürdistan fikri ile ortaya çıkan Öcalan’ın, günümüzde Misak-ı Milli sınırları içinde iki halkın birlikteliğine dayalı stratejik bir ittifak önerisini nasıl yorumlamak gerekir? Kuşkusuz bunu anlamak için Osmanlı / Türk-Kürt ilişkilerine tarihsel açıdan bir göz atmak lazım. Öcalan’ın vizyonu ve birlikte yaşam ideali bu şekilde anlaşılabilir.

İdris-i Bitlisi

Tarihsel açıdan Türk-Kürt birlikteliğini, kökeni Yunanca olan ‘symbiose’ kavramıyla tanımlamak uygun bir tespit olur. Symbiose iç içe geçmek, birlikte yaşamak anlamına gelir. Her ne kadar bu kavram biyoloji alanında kullanılsa da, bunu toplumlar için de kullanmak mümkün. Fakat burada önemli olan, bu simbiyotik ilişkide farklı toplumlar arasında harmoninin olup olmadığıdır. Bir toplumun diğer toplum üzerinde iktidar kurmaya çalışması, toplumsal ilişkilerde orantısız güç kullanması, kuşkusuz simbiyotik ilişkinin bitmesine ve harmoninin yok olmasına yol açar.

Türk-Kürt ittifakı tarihsel açıdan ele alındığında her iki toplum arasındaki simbiyotik ilişkinin özellikle Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasındaki anlaşma sonucunda ortaya çıktığı anlaşılır.Dönemin iki büyük imparatorluğu arasında süren iktidar kavgasında, İdris-i Bitlisi Kürt aşiretlerini mirler önderliğinde Osmanlı devletinin himayesine kazandırdı ve 1514 Çaldıran Savaşı’yla Osmanlı’nın bölgede tek güç olarak hakimiyetini kurmasını sağladı. Böylece Safeviler, Batı’ya ilerleyemedi ve Kürt topraklarının ve aşiretlerinin büyük bir bölümü Osmanlı devletinin hakimiyetine girdi.

Kürt aşiretlerinin desteğini alan Osmanlı, karşılığında yarı özerk / bağımsız bir siyasi statü vermişti Kürtlere. Bu şekilde tarihte ilk defa Kürt aşiretleri, mirler yönetiminde yarı özerk / bağımsız bir siyasi yapı içinde yönetildiler. Bu siyasi yapı ‘Kürt hükümetleri’ ve ‘Akrad beyliği’ olarak bilinir. Fakat Osmanlı’nın ‘merkezileşme projesi’yle birlikte bu siyasi yapı ortadan kaldırıldı. Osmanlı’da sadece Kürtlere tanınan bu yarı özerk / bağımsız yapı, 19. yüzyılın ortalarında tamamen sona erdi. Kürt emirlikleri Osmanlının bu merkezileşme siyasetine başkaldırdı ama başarı elde edemedi.

İdris-i Bitlisi Kürt aşiretlerini Osmanlı hegemonyasına kazandırmasının altında bazı gerçekler var. Bunlardan en önemlisi din faktörü. Safeviler Şii, Osmanlılar ise İslamın Sünni kolunun Hanefi mezhebinden. Kürtler, genelde Şafi mezhebine mensup olmakla birlikte, Şafiliğin de Sünni bir branş olmasından dolayı Osmanlı’yı desteklediler. Çünkü dinsel açıdan Şii olan Safevilerle birlikte hareket etme imkânları yoktu Kürtlerin. Şah İsmail’in tavrı, Sunni Müslümanlara karşı sertti ve bu, Kürtler tarafından yakından biliniyordu. Ayrıca Şah İsmail, Osmanlı’ların aksine adem-i merkeziyetçiliği reddeden ve periferileri merkezden yönetme anlayışına sahipti. Bu da, Kürt emirliklerinin istediği bir şey değildi. Bu bakımdan Kürtlerle Osmanlılar arasındaki simbiyotik ilişkinin temel taşlarından birinin din, diğerinin de özerklik olgusu olduğunu belirtmek gerekir.

Abdullah Öcalan

Sonuçta Kürtlerle Türkler arasındaki simbiyotik ilişki, Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar devam etti. Diasporadaki azınlık Kürt aydınlarının dışında, Kürt toplumunun temel yapısını oluşturan aşiretlerin çoğu Mustafa Kemal’e destek verdi. Genelde Kürtler tarafından ‘ortak vatan’ fikri olarak yorumlanan bu destek, tarihi açıdan Kürtlerin kaderini belirleyen en önemli olaydı. Devletlerin kurulduğu, ulusların inşa edildiği 20. yüzyılda, Kürtler bağımsız bir devlet kuramadılar ve devlet üzerinden ‘ulus’ yaratamadılar.

“Ulusların kendi kaderini tayin hakkı” çağında Kürtler, bağımsız devlet olma yerine Türkler ile birlikte hareket etmeyi tercih ettiler. Bu durum, genel anlamda Kürtlerin Türklerden ayrı bir siyasetinin olmadığını (bazı aydın kesimler dışında) ve bundan dolayı da ciddi bir siyasi ‘kopuş’un yaşanmadığı anlamına gelir. Bu bakımdan Kürtler ile Türkler arasındaki simbiyotik ilişkinin Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar devam ettiğini görürüz. Fakat Cumhuriyet, Kürtler üzerinde güç ve iktidar kurup ulus-devlet araçlarıyla asimile etmeye, yok etmeye çalıştı. Bu da, Kürtler ile yaşanan göreceli armonik ilişkinin ortadan kalkmasına yol açtı. Öcalan’ın fikirlerini belirtilen bu tarihsel arka plan çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

Öcalan’ın vizyonuna bakıldığında, gelinen bu aşamada yitirilen simbiyotik ilişkiyi ve armoniyi yeniden inşaa etme projesi var. Yani bir nevi İdris-i Bitlisi’nin 16. yüzyılda yaptığını günümüze uyarlama projesidir bu. ‘Ortadoğu’nun iki temel stratejik gücünden’ kastı budur Öcalan’ın. Türk-Kürt ittifakı ile Ortadoğu’da yaşanan altüst oluşlarda yeniden konumlanmak. Fakat Öcalan’ın vizyonunun sorunsuz gerçekleşmesi öyle kolay bir şey değil.

Sebahattin Topçuoğlu - Radikal

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Abdullah ÖcalanAydınTerciharka plan
Görüş Bildir