Dünya Basınından Özetler | 07 Haziran 2013

 > -

İngiltere Basınından Özetler

İngiltere Basınından Özetler

İngiliz Economist dergisi 'Demokrat mı sultan mı?" başlıklı kapağında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, gelecek seçimlerde AKP liderliği ve icra yetkilerini Abdullah Gül'e devretmeye çağırıyor.

Dergi, "Türkiye, Osmanlı sultanları gibi davranan orta sınıf demokratlara artık tahammül etmeyecek. Erdoğan iktidarda kalırsa, ülkesini artan bir biçimde yönetilemez halde bulabilir" diyor.

Derginin kapağında Erdoğan, kaftan giymiş, bir elinde tespih diğer elinde gaz maskesi bulunan bir padişah gibi resmediliyor.

Yazıda, Gezi Parkı protestolarında ortaya çıkan görüntülerin Kahire, Trablus ya da acımasız bir diktatörlüğün başkentinde yaşanabilecek manzaralara benzediği savunularak şöyle deniyor:

"Ama burası Tahrir değil, Avrupa'nın en büyük kenti, demokrat Türkiye'nin finans ve ticaret merkezi İstanbul'daki Taksim meydanı. Protestolar, Türkiye'nin Atatürk'ten sonraki en önemli lideri Erdoğan'a karşı artan huzursuzluğun işareti. Ayaklanma, orman yangını gibi ülkeye yayıldı."

"Bazı gözlemcilere göre Türkiye'deki olaylar, İslam ve demokrasinin bir arada olamayacağının başka bir kanıtı. Ama mesele Erdoğan'ın dindarlığı değil. Bu olaylardan çıkarılacak gerçek ders, otoriterlik."

Yazıda Erdoğan'ın iktidarı sırasında birçok başarı elde ettiği, Türkiye'nin Arap Baharı'ndan çıkan ülkeler arasında model ülke olarak görüldüğü, Başbakan'ın özellikle esnaf arasında ve Anadolu'da hala büyük desteği olduğu belirtilerek etkisiz bir muhalefet karşısında AKP'nin pekâlâ yeni seçimleri de kazanabileceği belirtiliyor. Yazı özetle şöyle devam ediyor:

"Ama Erdoğan'la ilgili kaygılar var. Bir keresinde istasyona varınca ineceğiniz bir trene benzetmişti. İstanbul ve İzmir burjuvazisini küçümsüyor. Partisinin İslami kökleri bir çok kişiyi Atatürk'ün laik devletinin İslamlaştırılacağı endişesine sevk ediyor. Alkol satışını sınırlayan yasa bu kaygıları artırdı. Bazıları, AKP'nin bir İslami demokrasi modeli olmadığını aksine bu kavrama ters düstüğünü düşünüyor.

"Dahası partisi içinde Erdoğan'ın otoriter tavrından hoşnut olmayan ve demokrasi anlayışını dar bulan birçok kişi var. Ve Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi mütehakkim davranan Müslüman olmayan liderler var. Sorun İslam'da değil Erdoğan'da. "

"Çoğunlukçu bir siyaset anlayışı var. Seçimi kazanırsa bir sonraki seçime kadar istediğini yapma hakkı olduğuna inanıyor. Sosyal muhafazakârlığı toplum mühendisliğe dönüştü. Şimdi iktidara daha sıkı tutunması riski var. AKP'nin milletvekilliğini üç dönemli sınırlayan kuralları uyarınca Erdoğan'ın 2015'te başbakanlıktan ayrılması gerekecek. Anayasayı değiştirip icra yetkisine sahip güçlü bir başkan olmak, ya da partisini cumhurbaşkanlığı sarayından yönetmek isteyebilir veya kuralları değiştirip iktidarda kalabilir.

"Erdoğan iki nedenle bu fikirlerden vazgeçmeli ve AK Parti'nin liderliğini ve icra yetkisini gelecek seçinde daha bir devlet adamı gibi davranan Gül'e devretmeli. Birincisi 1990'da kelle vergisi isyanının halkın Thatcher'dan usanmasını göstermesi ve 1968'den sonra Fransızların De Gaulle'ü reddetmesi gibi Türkler Erdoğan'dan usanmaya başladı. Ayrıca hâlâ hassas dengelere dayalı olan başarılarını korumak zorunda. Sorunsuz bir iktidar devri sözü vererek Türkiye'yi doğru istikamette tutabilir. Erdoğan kalan zamanını anayasal reformlara, Kürt sorununun çözümüne, AB'yle canlandırılacak görüşmeleri kullanarak demokrasiyi ve ekonomiyi rayına oturtmaya harcarsa Türk tarihindeki yerini alır."

Ekonomist'in yazısı şöyle noktalanıyor:

"Bu haftaki gösteriler sadece göz yaşartıcı gaz ve yaşaran gözlerden ibaret değildi. Sıradan semtlerde sıradan insanlar seslerini duyurmak için tencere tava çalıyor, bayrak asıyorlardı. Birçok Türk, zamanla gerçek ve çoğulcu bir demokrasiyi geliştirecek bir birlik duygusu hissediyor - ama tabii sultan bunu dinlerse. Şimdi her şey büyük oranda Taksim Meydanı'ndaki protestoculara nasıl davranacağına bağlı.

Guardian gazetesi de Erdoğan'ın tartışmalı Gezi Parkı projesine devem edileceğini açıklayarak on binlerce hükümet karşıtı göstericiyle restleştiğini, Tunus’ta yapılan bu açıklamanın gerginliği daha tırmandırabileceğini yazıyor.

Gazete, ‘Siyaset uzmanları Erdoğan’ın İstanbul’dan Ankara’ya ve diğer kentlere yayılan gösterilerin altındaki nedeni yanlış okumaya devam ettiğini söylüyor” diyor.

Financial Times gazetesinde yer alan David Gardner imzalı yazıda “Türkiye’de kriz devam ederken Gül izliyor ve bekliyor’ deniyor. Yazının bir bölümü şöyle:

“Taksim meydanından yayılan öfke ve enerji, başbakanın kendi imajına göre şekillendirmeye çalıştığı Türk toplumunun çeşitliliğini ortaya çıkardı. Ama bu aynı zamanda hiç olmadığı kadar Erdoğan’la Gül’ün tarzlarının farklılıklarını da gözler önüne serdi. Daha önce Avrupa ve diziler konusunda farklı görüşler belirten iki lider hiç bu kadar birbirleriyle ters düşmemişti."

"İki lider şimdi özde ayrılmaya başlıyor. Kutuplaştırıcı bir figür olan Erdoğan sandıktaki olağanüstü hünerinin kendisine Türklerin özel yaşamına müdahale etme hakkı verdiğini düşünüyor. Açık Toplum Vakfı Hakan Altınay’a göre Gül’se ‘Tamam oyların yüzde 50’sini alabiliriz ama bu çoğulcu bir toplum bunu kabul etmeliyiz’ diyor.

BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Bugünkü Alman basınında Avusturya'nın askerlerini Golan Tepeleri'nden çekmesi, Almanya'daki sel felaketi ve eşcinsel çiftlere vergilendirmede kolaylık sağlanması yönündeki mahkeme kararına ilişkin yorumlar öne çıkıyor.

Avusturya, Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne dâhil birliklerini Golan Tepeleri'nden çektiğini açıkladı. Rheinische Post 'un konuyla ilgili yorumu:

“Defalarca kez ateş altında kalan Avusturyalı mavi berelilerin Golan Tepeleri'nden çekilmesiyle, Suriye'deki savaş İsrail'e tehlikeli bir şekilde bir adım daha yaklaşmış oldu. Krizin bölgeye yayılması karanlık emellere sahip aktörlerin işine gelir. ABD ve Suriye konusunda utanç verici bir uzlaşmazlık içindeki AB, beklemenin onarılamaz bir hata olduğunu daha yeni anlamış olmasalar gerek. Çünkü tüm taraflar yurt dışından silah temini sayesinde zamanla o kadar muazzam bir biçimde silahlandı ki örneğin uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gibi bir askerî müdahale çok zorlaştı. BM birliklerine saldırılarla Suriye krizinde bir kırmızı çizgi daha aşılmış oldu. Amerikan Başkanı'nın kimyasal silahlar konusunda yaptığı gibi açık bir şekilde tanımlanmış olmasa da. Uluslararası alanda şaşkınlık söz konusu. Son umut ise haziran ayındaki Suriye barış konferansı. Ancak konferans sadece ABD ve Rusya savaşın taraflarına birlikte baskı uygular ve müzakereye zorlarsa anlamlı olur.“

Westfälische Nachrichten gazetesi ise yorum sütunlarında Almanya'nın günlerdir boğuştuğu sel felaketine yer veriyor:

“Eğer tehlike ilelebet ortadan kaldırılmak isteniyorsa, nehirlerin yağmurda genişleyebileceği kadar yeterli yere sahip olması gerekir. Böyle projelerin yıllarca süreceği, milyarlarca euroya mal olacağı ve direnişe yol açacağı bir gerçek. Çünkü bu durumda bazı çıkarların arka plana atılması lazım. Ancak şu da bir gerçek ki, bir sonraki ‘bin yılın sel felaketi'nin yaşanması için bin yıl daha geçmeyecek.”

Almanya'da evli çiftler bazı vergi avantajlarına sahip. Örneğin eşlerden biri daha düşük bir vergi dilimine geçerek daha az vergi ödeyebiliyor ve böylece aile bütçesine daha fazla katkı sağlayabiliyor. Çiftlerden birinin işsiz kalması durumunda da bazı avantajlar söz konusu. Alman Anayasa Mahkemesi, vergilendirme konusunda eşcinsel çiftlerin, evli çiftlerle eşit tutulması gerektiğine hükmetti. Die Welt gazetesinin konuya ilişkin yorumu şöyle:

“Karar sürpriz değil. Ve iyi ki de böyle. Sonuçta aynı cinsiyetten çiftler için de evli çiftlerle aynı yükümlülükler geçerli. Partnerlerden biri işsiz kalır ya da bakıma muhtaç olursa, diğeri onun masraflarını karşılamak zorunda. Çiftlerin farklı vergi dilimlerine dâhil edilmesiyle devlet bu kapsamlı yükümlülükleri tanımış oluyor. Eşcinsel evlilik konusuyla mücadele etmek yerine Hrıstiyan Demokrat Birlik ve Hrıstiyan Sosyal Birlik partilerinin destekçilerine şunu açıkça anlatması gerekirdi: Geleneksel evlilikleri tehdit eden eşcinsel evlilikler değil, vergilendirmede evli çiftlere tanınan indirim uygulamasını modası geçmiş olarak gören sözümona modernleşme yanlılarıdır. Eşcinsel evliliklere eşit hak tanınmasının ardından, vergi dilimi ayrımını savunanlar gelecekte eşcinselleri de yanlarında bulacaktır.”

Stuttgarter Zeitung da konuyla ilgili bir yoruma yer veriyor:

“Kendilerini muhafazakâr olarak kabul eden bazıları için ideolojilerinin sondan ikinci kalesi de devriliyor. Şimdi eşcinsel çiftlerin klasik çiftlerle tamamen eşit tutulmasındaki tek eksik evlat edinme hakkı. Peki, hetero çiftlerin prensipte daha iyi ebeveyn olacakları inancında muhafazakâr olan nedir? Eşcinsel ya da lezbiyen çiftler, yaşam için bir birliktelik kuruyorsa, bu erkek ve kadının aynı kararı almasından daha az muhafazakar değildir. Devamlılık, bağlılık, birbiri için sorumluluk üstlenme gibi muhafazakâr erdemler, yalnızca 21'inci yüzyıla uygun tercüme edilebilirse varlığını koruyabilir. Hrıstiyan Birlik Partileri'ne kaybedilmiş savaşlara girmemesi tavsiyesi akılıca olur.”

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Başak Sezen

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Haberin Tamamı İçin:

Avrupa Basınından Özetler

Avrupa basını Türkiye'deki hükümeti protesto gösterilerine ve Suriye'deki iç savaşa ağırlık veriyor.

Polonya'dan sol liberal Gazeta Wyborcza gazetesinin, Türkiye'deki gösterilerle ilgili yorumunda şu satırlar göze çarpıyor:

"Türkiye'de bazılarının inandığı gibi Türk Baharı başlamış değil. Türkiye, iktidardaki liderin şiddetle devrilmek zorunda olmadığı, demokratik bir ülke. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tıpkı Macaristan'da Başbakan Viktor Orban gibi, çoğunluğu temsil etmenin, anayasadan daha önemli olduğunu düşünerek, bir demokrasiyi liberal olmayan yöntemlerle yönetmeye çalışmak istiyor. Mısır'da Devlet Başkanı Muhammed Mursi ve Rusya'da Başbakan Vladimir Putin ülkelerini böyle yönetiyorlar."

Danimarka'dan sağ liberal Jylands-Posten gazetesinin aynı konuyla ilgili yorumunun başlığı ise "Erdoğan'ın zamanı daralıyor". Yorumda şu satırları okuyoruz:

"Huzursuzluklar bir Türk Baharı'nın alameti mi? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Mısır'ın devrik Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'le aynı kaderi mi paylaşacak? Şu an durum öyle görünmüyor ama iş bu aşamaya gelebilir. Erdoğan artık güvenilir bir politikacı değil, halkı giderek ondan daha fazla korkuyor. Demokrasiyi, insan haklarını ve düşünce özgürlüğünü değil, tam tersine otoriter bir yönetim tarzını savunuyor. Erdoğan'ın ve Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bütün ulusa İslamcı-muhafazakâr değerleri yerleştirmeye çalıştığı endişesi mevcut. Erdoğan ve partisi şimdi neler olup bittiğini anlamıyorlarsa, o zaman Türkiye'nin ve bizzat Erdoğan'ın ciddi bir sorunu var demektir. Erdoğan'ın verdiği sözleri tutarak halkla işbirliği içinde çalışmasının tam zamanı."

İtalya'dan La Stampa gazetesinde ise konuyla ilgili yorumda şu satırlar göze çarpıyor:

"Türkiye'nin Avrupa'dan mütemadiyen ayrılmasıyla aslında 'Erdoğan'ın İslamı' olarak tanımlanabilecek bu tuzaktaki asıl tehlike ortaya çıkıyor. Bu, diyalog, uzlaşma, hedefler ve kıtalararası birlikte yaşam şeklinde bol sözcükle anlatılan yumuşak bir İslam bu. Ancak diğer yandan hiç kimse Ankara'nın neye çabaladığını ve asıl kimlerle bir yerlere gitmek istediğini bilmiyor. Türkiye'nin geleceği ekonomik ve siyasi açıdan giderek daha bariz bir biçimde ümit vaat ediyor. Türkiye Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'in ardından yükselişte olan bir ulus. Ancak Avrupa ile ilişkilerde durum böyle görünmüyor. Somut bir yakınlaşmadan daha çok belirsiz bir mesafe gözleniyor."

Bugünkü gazeteler Suriye'deki gelişmelere de geniş yer ayırıyor. Fransız Le Midi Libre gazetesi, Suriye'deki iç savaşı şöyle yorumluyor:

"Suriye Mali değil. Fransa Ortadoğu'daki jandarmayı oynama yönündeki bütün diplomatik çabalarına rağmen, bu konuda gerekli çapta değil. Beşar Esad rejiminin önünde, halkına karşı Sarin gazı kullansa dahi, güzel günler var. Diktatör Esad, İran, Rusya ve Lübnan'daki Şii Hizbullah milislerinin desteğini alarak, uluslararası bir askerî müdahaleden korundu. Esad bunu çok iyi biliyor. Şam'ın banliyölerindeki katliamlar Avrupa'da Naziler'in iktidarı ele geçirdiği ya da Bosna Hersek ve Ruanda'daki soykırımları hatırlatıyor. Dert yanıyoruz, kızıyoruz, tehdit ediyoruz ama hiçbir icraatta bulunmuyoruz."

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Hülya Topçu

Editör: Başak Özay

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Abdullah GülAdalet ve Kalkınma PartisiAlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAnkaraAvrupa BirliğiAvusturyaBaşbakanBeşer EsadBirleşmiş MilletlerBrezilyaÇinEşcinselEvlilikFransaGezi ParkıHindistanHizbullahİngiltereİranİsrailİstanbulİtalyaİzmirLübnanMacaristanMısırRecep Tayyip ErdoğanRusyaSavaşSuriyeTunusVladimir Putinvergi
Görüş Bildir