onedio
İlkokul Öğrencisi Şevval Tevetoğlu Matematik Yarışmasında Dünya Birincileri Arasında Yer Aldı
SAMSUN (AA) - Samsun'un Vezirköprü ilçesinde ilkokul 4. sınıfa giden Şevval Tevetoğlu'nun, uluslararası matematik yarışmasında tüm soruları doğru cevaplayarak kategorisinde birinciler arasında yer aldığı bildirildi.Samsun Bilim ve Sanat Merkezi Destek Programı'nda eğitim gören Vezirköprü Zeki Cevher İlkokulu öğrencilerinden Şevval Tevetoğlu, Kanada merkezli, internet üzerinden düzenlenen Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'nda, 6 bin 542 öğrencinin katıldığı ve 3 ile 4. sınıfların birlikte yarıştığı kategoride, tüm sorulara doğru cevap vermeyi başardı.Samsun Bilim ve Sanat Merkezi Müdürü Civan Çelik, yaptığı yazılı açıklamada, büyük başarı gösteren öğrencisini tebrik etti.Caribou Matematik'in, öğrencilerin severek matematik yapmalarını ve problem çözmeye yönelik keyifli vakit geçirmelerini amaçlayan bir organizasyon olduğunu vurgulayan Çelik, 'Türkiye'deki bilim ve sanat merkezlerinde eğitim gören 6 öğrenci daha binlerce öğrenci arasından tüm sorulara doğru cevap vererek dünya birincisi olmuştur. Matematik alanında başarılı öğrenciler yetiştiriyoruz.' ifadelerini kullandı.Çelik, Şevval Tevetoğlu'nun başarılarının devamını diledi.
Kadıköy'de Kokarca Böceği İstilası: '300 Tarım Ürününe Zarar Verebilir'
Kadıköy'de son zamanlarda artan 'Kahverengi Kokarca Böceği' nedeniyle birçok kişi şikayetçi. Öldürüldüğü zaman 'kötü koku' yayması ile bilinen bu böcek nedeniyle ilaçlama firmalarına talepler de arttı. Öte yandan bu böceğin tarım ürünlerine zararı olduğunu belirten Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Murat Kapıkıran , 'Yüzde 50'ye varan tarımsal zarar oluşturacağı yönünde de çeşitli öngörüler var' dedi.
Hindistan'daki Tar Çölü'nden Yaklaşık 172 Bin Yıl Önce Nehir Geçtiği Belirlendi
ANKARA (AA) - Hindistan'ın kuzeybatısında 'Büyük Hint Çölü' olarak da bilinen Tar Çölü'nden, yaklaşık 172 bin yıl önce nehir geçtiği belirlendi.Almanya'daki Max Planck Bilim ve İnsan Tarihi Enstitüsü, Hindistan'ın Tamil Nadu eyaletindeki Anna Üniversitesi ve Hint Bilim, Eğitim ve Araştırma Enstitüsünden araştırmacılar, Taş Devri'nde Tar Çölü'nün bulunduğu bölgenin şimdikinden çok farklı olduğu sonucuna vardı.Uydu görüntülerini inceleyen uzmanlar, Tar Çölü'nde Nal köyü yakınında nehir kanallarının oluşturduğu ağı saptadı ve ışıma yöntemini kullanarak, nehir yatağında kumdaki kuvars taneciklerinin gömüldükleri zamanı belirledi. Uzmanlar, buna göre, çöldeki nehir hareketliliğinin en güçlü olduğu zamanın yaklaşık 172 bin yıl öncesine denk geldiğini belirterek, yıllar boyunca bu hareketliliğin zayıfladığını ifade etti.Max Planck Bilim ve İnsan Tarihi Enstitüsünden Jimbob Blinkhorn, yaptığı açıklamada, Tar Çölü'nde 172 bin yıl önce nehrin yakınında insanların yaşamış olabileceğini ya da nehir yoluyla göç edebildiklerini dile getirerek, belki de Taş Devri insanlarının Afrika'dan Hindistan'a yayılmasının ilk zamanlarının bu döneme denk geldiğini kaydetti.Araştırmanın sonuçları, 'Quaternary Science Reviews' dergisinde yayımlandı.
Reklam
Kılıçdaroğlu, Ölümünün 21. Yılında Ahmet Taner Kışlalı'yı Andı:
ANKARA (AA) - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gazeteci-yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'yı suikast sonucu ölümünün 21. yılında andı. Kılıçdaroğlu, Twitter'daki paylaşımında, şunları kaydetti:'Atatürk devrimleri ve Cumhuriyet değerleri doğrultusunda mücadele eden ve bu uğurda haince katledilen değerli bilim insanı ve Cumhuriyet aydını Ahmet Taner Kışlalı'yı aramızdan ayrılışının yıl dönümünde saygı, rahmet ve özlemle anıyorum.'
Analiz - ABD'de Hristiyan Grupların Seçim Mücadelesi Kızışıyor
İSTANBUL (AA) -ASLI NUR DÜZGÜN- ABD merkezli araştırma merkezi Pew Research Center tarafından yapılan araştırmaya göre Başkan Donald Trump, ABD’li Hristiyanların favori adayı olmayı sürdürse de, Katolikler, Evanjelik olmayan Protestanlar ve Evanjelik Hristiyanların bir kısmının Trump’a desteği Ağustos’tan bu yana düşüş sergiliyor. Trump desteğinde azalan oranlara karşın Demokratik aday Joe Biden oylarında ise bir yükseliş söz konusu. [1] Başkan Donald Trump’ın yeni tip koronavirüs (Kovid-19) teşhisiyle hastanede kaldığı 30 Eylül-5 Ekim tarihleri arasında yapılan ve 10 bin 543 ABD’li seçmenin katıldığı ankete göre Hispanik Katolikler, Siyah Protestanlar, Yahudiler ve herhangi bir dine mensup olmayan grupların desteğini alan Joe Biden, Evanjelikler arasında yaşanan bölünme ile bir grup Evanjelik Hristiyan tarafından da desteklenmeye başladı. [2]Yapılan araştırmaya göre Beyaz Katolik seçmenler yüzde 52’ye yüzde 44’lük farkla Joe Biden’a karşı Başkan Trump’ı destekliyor ancak bu oran önceki kamuoyu yoklamasına nazaran düşmüş durumda (Temmuz-Ağustos aylarındaki oranlar: Trump yüzde 59, Biden yüzde 30). Benzer şekilde Evanjelist olmayan Protestanlar da yüzde 53 oranla Başkan Trump’ı desteklese de bu oran Ağustos başlarında yüzde 59’du. [3] 2016 seçimlerinde Trump’ı yüzde 81’lik oranla [4] destekleyen Beyaz Evanjelik Hristiyanlar arasındaki bölünme ise en dikkat çekici olanı. Siyah Protestanların yüzde 90’ı, Hispanik Katoliklerin yüzde 67’si, agnostik ve ateistlerin yüzde 62’si ve Amerikan Yahudilerinin yüzde 70’i tarafından desteklenen Biden, Beyaz Evanjelik Hristiyanların belli bir kısmının desteğini de almaya başladı. Ağustos ayı başında yapılan ankette Başkan Trump’tan yana olan yüzde 83’lük Evanjelik destek Ekim ayında yerini yüzde 78’lere bıraktı. [5]ABD seçmenlerinin yüzde 44’ünü oluşturan Katolikler, Evanjelik olmayan Protestanlar ve Evanjelik Hristiyanlardan oluşan üç Beyaz Hristiyan grubun azalan Trump desteğine rağmen, Biden tarafında çok büyük bir sıçrama görülmeme nedeninin, oyların diğer adaylara kaymasından (Jo Jorgensen, Howie Hawkins, Don Blankenship) ya da oy kullanmama tercihinden kaynaklanabileceği de söylenenler arasında. Fakat, oy kullanırken dînî motivasyonla harekete eden seçmenleri etkilemek üzere kurulan Vote Common Good inisiyatifi tarafından Ekim ayı başlarında yapılan bir başka açıklamada, Evanjeliklerin de aralarında bulunduğu bin 600’den fazla inanç lideri, din adamı ve papaz tarafından “İnanç, umut ve sevgiyi Oval Ofis’e geri getirme” taahhüdü imzalanırken, Joe Biden’a destekleri netleşti. Seçimler için kilit önemi haiz bölgelerden din adamlarının yanı sıra aktivistlerin de katıldığı ve Demokrat Biden’a yönelik desteğin artmasına çalışan Vote Common Good’un direktörü Doug Pagitt’e göre bu durum geçmişte görülmemiş ve gelecekte de görülme ihtimali düşük, istisnai bir örnek. [6] İlan edilen Biden desteğinin büyük bir kısmı Katoliklerden, Evanjeliklerden ve Protestanların belli bir kısmından geliyor. Özellikle öne çıkan isimlerin arasında: ünlü televanjelist Billy Graham’ın torunu Jerushah Duford, Evanjelik Sosyal Hareket başkanı Ronald Sider, Evanjelik lider Joel Hunter, Baş Rahip Steven Lindsey, Ulusal Kiliseler Konseyi eski Genel Sekreteri Dr. Michael Kinnamon ve Piskopos Gene Robinson geliyor. Bu isimlerin yanı sıra pek çok üniversiteden dindar bilim adamları ve birçok önde gelen Hristiyan aktivist yer alıyor. Vote Common Good, internet sitesinde Trump’ı “küstah” ve Biden’ı “bilge” olarak tanımladıkları önemli bir propagandayı sürdürürken, bu propagandaya destek amacıyla bağış yapmaya da davet ediyor. [7]Evanjelik gruplar kendi içlerinde bölünüyor mu?ABD'de 89 milyonla [8] en yüksek nüfus oranına sahip dini grup olan Evanjelik Fundamentalistler, 1960’larda görev yapan Katolik Demokrat John F. Kennedy’den bu yana çoğunlukla Cumhuriyetçi Parti’nin seçmen kitlesini oluşturmakta ve nüfuzlarını kullanarak dini taleplerini siyaset arenasına yansıtmaktalar. Cumhuriyetçi seçmen kitlesine kullandıkları medya araçlarıyla hitap ederek, taleplerini Cumhuriyetçi Parti adaylarının gündem konusu haline getirebilmekteler. Medya gücünü etkili kullanan Hristiyan Sağ’ın, bu araçların Evanjelik seçmen kitlesi tarafından yüzde 96’lık takip oranı düşünüldüğünde, ABD’de milyonlarca Evanjelist Hristiyanı etkileme konusunda ciddi bir güce sahip olduğu görülüyor. Dolayısıyla ABD’de özellikle de seçim dönemlerinde Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında Fundamentalist Evanjeliklerin oylarını alma konusunda gözle görünür bir çekişme yaşanır. ABD siyasetinde Evanjelik seçmen kitlesini etkileyebilmek için Demokrat adayların söylem değişiklikleri yaptıkları da önceki başkanın iki döneminde de görülmüştür.Demokrat aday Biden da, tıpkı 2016’da Evanjeliklerin oylarıyla başkanlık yarışını kazanan Donald Trump gibi, Evanjelik seçmen kitlesinin belli bir bölümünün oylarını hedefliyor. Biden Evanjelik oyların çoğunluğunu alamasa da, bir kısmını kendi lehine çevirmek amacıyla kişisel inancını ve sahip olduğu değerleri öne çıkararak, Evanjelik inanç liderleriyle toplantılar yaptı, dinleme oturumları düzenledi ve dinler arası konsey organizasyonlarına katıldı.Biden’a oy vermeyi düşünen Evanjelikler, çoğunluğu teşkil eden gruptan istisnai bir şekilde de olsa ayrıldıkları için bireysel anlamda gerginlik içindeler. Çünkü Evanjelik seçmenler arasında Biden’ı destekleyenlerin (yüzde 22) yakın çevrelerinin Trump’ı destekleme (yüzde 46) ihtimali iki kat daha fazla ve bu oran diğer adaylar bağlamında daha da artıyor. [9] Trump yönetiminin kendilerini derinden üzdüğünü açıklayan bir grup muhafazakâr, dört yıl önce Trump’a verdikleri şansın bittiğini açıklıyor. Evanjelikler Başkan Donald Trump’ı yoksulluk, ırkçılık, sağlık hizmetlerinden yoksunluk ve iklim gibi konularda eleştiriyorlar. Bu ve diğer pek çok konuda Biden’ı, İncil’de var olan değerlere Trump’tan çok daha yakın buluyorlar. Seçimlerde Biden taraftarlarının sürekli olarak “Trump-karşıtı” olarak anılmaları, 2016 seçimlerinde görülen “Clinton-karşıtı” “Trump-yanlısı” bölünmesini hatırlatıyor. Pew Research Center’ın yaptığı ankete göre, Kasım 2020 seçimlerinde yüzde 57 Trump-yanlısı ve yüzde 20 Biden-karşıtı var. [10] Başkan Trump’ın ise Federal Mahkemeye muhafazakâr yargıç atama çabaları sayesinde Evanjelik oyların çoğunluğunu yine de alması bekleniyor. Trump 2016’dan günümüze Evanjeliklerin kürtaj ve eşcinsellik karşıtlığı, İsrail taraftarlığı gibi politik duruşlarını savunan bir pozisyon benimsemişti. Cumhuriyetçilerin kampanya sözcüsü Samantha Zager’e göre, Amerikalılar Trump’ın muhafazakarların temel haklarının savunucusu olmaya devam edeceğini biliyorlar ve Biden iktidar olursa Katolik karşıtı bağnazlık nüksedecek. Bu açıdan Cumhuriyetçiler, Biden’ın Katolikliğini araçsallaştırarak, Evanjeliklerin dini özgürlüklerinin kısıtlanacağı propagandasıyla, Biden’a kayan Evanjelik oyları geri kazanmaya çalışıyorlar.Evanjeliklerin ABD başkanları üzerindeki etkisiABD başkanlarının Evanjelik seçmen kitlesinin desteğini alabilmek için iç politikadaki tavır ve söylemlerinden daha çok dış politikadaki duruşlarına bakmak gerekir. Evanjeliklerin kürtaj ve eşcinsellik-karşıtlığı, sekülerlik tartışmaları ve dini özgürlükleri kapsayan politik talepleri doğrultusunda ABD iç politikasına nüfuz etme çabalarından daha görünür olan, ABD dış politikasında özellikle de İsrail yanlısı politik duruşlarıdır. Bu bağlamda hem iç hem de dış politikada Evanjelik Hristiyanların 2016’dan itibaren ABD Başkanı Trump’ın üzerindeki etkisini açıkça görmek mümkün. Mike Pence, Andrew Craig Brunson, Jim Wallis, Hershael York, Jerry Falwell, John Hagee, Tony Perkins, Billy Graham gibi Evanjelik Hristiyanların da özellikle bu dönemde görünürlük kazandıkları biliniyor.Evanjeliklerin İsrail yanlısı politik talepleri konusunda daha önceki başkanlık dönemlerinde görülmemiş adımlar atan Başkan Trump, Kudüs Büyükelçilik Yasası’nı Kongre’den geçirmeyi bir seçim vaadi olarak sunuyordu. Bilindiği gibi ABD Kongresi “Kudüs Büyükelçilik Yasası”nı ilk kez 1995’te kabul etmiş ancak söz konusu yasa 22 sene boyunca (1995-2017) Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama tarafından her 6 ayda bir sürekli olarak ertelenmişti. 2017’de Başkan Trump döneminde Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararı sonrasında İsrail-Filistin sorunu yeni bir boyut kazandı. Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam ülkeleri tarafından verilen tepkilere rağmen herhangi bir geri adım atılmamış, Golan Tepeleri, sözde Yüzyılın Anlaşması ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’le normalleşme anlaşmaları ile de gerilim tırmandırılmıştı.ABD’de bireysel inancı Evanjelizm olan başkanların yanı sıra Evanjelik inancı taşımayan başkanlar da görev yapmıştır. Bu inancı taşımamalarına rağmen kendi dönemlerinde Evanjelik yanlısı politikalar güttükleri bilinmektedir. Kendisini Cyrus olarak tanımlayan ve “vaad edilen toprakların” Yahudilere verilmesi konusunda tavrı oldukça net olan Başkan Truman (1945–1953), döneminde kurulan İsrail’i ilk tanıyan devlet olan ABD’nin bu politikasını güçlü şekilde destekleyen başkanlardandır. Başkanlığı boyunca, kıyameti yaşayacağını, İsa Peygamberin gelme vaktinin yaklaştığını anlatılarında ortaya koyan Başkan Reagan (1981–1989) için 80’lerde Libya’ya yapılan müdahale dahi İsrail içindir. Evanjelik olmayan başkanlardan, mesela, Richard Nixon (1969-1974) ise Evanjeliklerin tepkilerini çekmemek için isteklerine cevap vermeye çalıştığını itiraf etmiştir. Başkan Clinton döneminde ise İran’la kurulan ilişkilere sert tepkiler veren Evanjelikler, yine bu dönemde uygulanan yumuşak güç politikalarının da karşısında olmuşlardır. Ancak fikir ayrılıklarına rağmen Clinton dönemi Orta Doğu politikası yine İsrail yanlısı örgütlere üye görevliler tarafından şekillendirilmekteydi. Amerikan müdahaleciliğinin zirveye ulaştığı Başkan Bush döneminde ise ABD dış politikasında “Haçlı seferi”, “Şer ekseni” gibi Evanjelik anlatılar ve yeni-muhafazakâr politikalar Orta Doğu politikasında epey baskın bir hale gelmiş, Irak ve Afganistan müdahalelerinde “teröre karşı savaş”ı, “İslam’a karşı savaş” olarak algılayan Evanjeliklerin politikaları iyice görünür olmuştu.Başkan Obama döneminde, ABD’nin Başkan Bush döneminde içine girdiği ekonomik zorluklar nedeniyle Orta Doğu politikasında yumuşak güç stratejisine hız verilmiş, İsrail-Filistin sorununda koşulsuz İsrail yanlısı olan ABD politikasını değiştirmek istediğini ihsas ettiren söylemlerde bulunulmuştur. Obama ABD’nin çıkarları için İsrail’in çıkarlarını arka plana atmak istemiş veya en azından öyle göstermiş ancak bunda başarılı olamamıştır. Konuya dair İslam dünyasını ümitlendiren vaatlerini gerçekleştiremeyen Başkan Obama’nın döneminde, ABD’nin İsrail politikasında büyük değişiklikler görülmemiştir. Obama ve Netanyahu arasındaki tüm gerginliğe rağmen, ABD İsrail’e silah satışına devam kararı vermiş, İsrail füze savunma sistemi denemesi gerçekleştirmiş ve daha geniş bir savunma sistemi için Amerikan Kongresi İsrail’e mâli yardım kararını onaylamıştır. İki ülke ilişkilerinin gerildiği bu dönemde Pentagon’da 15 ay içinde 75 görüşme gerçekleştiği bilgisi oldukça dikkat çekicidir. ABD bu dönemde de önceden olduğu gibi BM kararlarında İsrail yanlısı adımlar atmış, yine İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek fiziksel güvenlik odaklı politikalar geliştirmiş ve askeri, ekonomik desteklerde bulunmuştur. İsrail politikalarının farklılaşacağı düşünülen bu dönemde dahi rutinleşmiş ilişki kalıbının bozulmadığı görülmüştür.[Lisans ve yüksek lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamlamış olan Aslı Nur Düzgün, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora tez çalışmalarına devam etmektedir][1] Gregory A. Smith, “White Christians continue to favor Trump over Biden, but support has slipped”, Pew Research Center, https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/10/13/white-christians-continue-to-favor-trump-over-biden-but-support-has-slipped/, 13 Ekim 2020, Erişim tarihi: 16.10.2020.[2] Gregory A. Smith, “White Christians continue to favor Trump over Biden, but support has slipped”, Pew Research Center, https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/10/13/white-christians-continue-to-favor-trump-over-biden-but-support-has-slipped/, 13 Ekim 2020, Erişim tarihi: 16.10.2020. Ayrıca bkz. Pew Research Center, “In 2020 election, deep divisions between White Christians and everyone else”, https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/10/13/white-christians-continue-to-favor-trump-over-biden-but-support-has-slipped/ft2020-10-13religionparty_01/, 13 Ekim 2020, Erişim tarihi: 16.10.2020.[3] Gregory A. Smith, “White Christians continue to favor Trump over Biden, but support has slipped”, Pew Research Center, https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/10/13/white-christians-continue-to-favor-trump-over-biden-but-support-has-slipped/, 13 Ekim 2020, Erişim tarihi: 16.10.2020.[4] Justine Coleman, “Biden eyes inroads with evangelical voters”, The Hill, https://thehill.com/homenews/campaign/511809-biden-looks-to-make-inroads-with-evangelical-voters, 16 Ağustos 2020, Erişim tarihi: 16.10.2020.[5] Gregory A. Smith, “White Christians continue to favor Trump over Biden, but support has slipped”, Pew Research Center, https://www.pewresearch.org/fact-tank/2020/10/13/white-christians-continue-to-favor-trump-over-biden-but-support-has-slipped/, 13 Ekim 2020, Erişim tarihi: 16.10.2020.[6] Vote Common Good, “Vote Common Good Shares 1600 Faith Leaders’ Endorsement of Biden”, https://www.votecommongood.com/vote-common-good-shares-1600-faith-leaders-endorsement-of-biden/, 9 Ekim 2020, Erişim Tarihi: 18.10.2020[7] Vote Common Good, “Vote Common Good Shares 1600 Faith Leaders’ Endorsement of Biden”, https://www.votecommongood.com/vote-common-good-shares-1600-faith-leaders-endorsement-of-biden/, 9 Ekim 2020, Erişim Tarihi: 18.10.2020.[8] Evanjelik nüfus Amerikan nüfusunun %25.4’üdür. Pew Research Center, “Religious Landscape Study”, https://www.pewforum.org/religious-landscape-study/, Erişim Tarihi: 16.10.2020[9] Kate Shellnutt, “Evangelical Biden Voters Straddle Partisan Divides”, Christianity Today, https://www.christianitytoday.com/news/2020/september/white-evangelical-biden-voter-trump-friends-church-election.html, 14 Ekim 2020, Erişim tarihi: 18.10.2020.[10] Kate Shellnutt, “White Evangelicals Are Actually for Trump in 2020, Not Just Against His Opponent”, Christianity Today, https://www.christianitytoday.com/news/2020/october/white-evangelical-voters-for-trump-pew-lifeway-survey.html, 14 Ekim 2020, Erişim tarihi: 18.10.2020.
Reklam
Selçuk Üniversitesinde Kovid-19 Aşısının Hayvan Deneyleri Tamamlandı
KONYA (AA) - Çin'de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkileyen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede Türkiye'den bilim insanları da çalışmalar yürütüyor.Selçuk Üniversitesi (SÜ) Aşı Geliştirme ve Uygulama Merkezinde sürdürülen Kovid-19 aşı çalışmalarında hayvan deneyleri aşaması tamamlandı.Rektör Prof. Dr. Metin Aksoy, SÜ Aşı Geliştirme ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Erganiş ve ekibini ziyaret etti.Aşı çalışmasındaki gelişmeler hakkında bilgi alan Prof. Dr. Aksoy, 'Üniversite olarak amacımız, Kovid-19'a karşı çözüm üretmek. Ülkemizde ve dünyada derman bekleyen binlerce, hatta milyonlarca hasta var. Böyle bir durum karşısında elbette duyarsız kalamazdık.' dedi.Aksoy, SÜ Veteriner Fakültesinde devam eden aşı çalışmalarını yakından takip ettiklerini söyledi.Türkiye'nin eğitim ve enerji alanında başlattığı seferberliğin sağlık alanında da geçerli olduğunu ifade eden Aksoy, şunları kaydetti:'Selçuk Üniversitesinin bu tür çalışmalarla anılması bizler için gurur verici. Bölgede olmayan Deney Hayvanları Araştırma Merkezimiz var. Buranın alanını ve birimlerini genişletme çabası içerisindeyiz. Gelecek vadeden bilim insanlarını başka yerlere göndermeden üniversitemiz içerisinde çalışmalarına imkan sunmak gayretindeyiz. Üniversitenin, aşı çalışmaları ve sosyal bilimler gibi milli konuların üretimi noktasında bir merkez üssüne dönüşmesini istiyoruz. Biyolojik ve kimyasal saldırılara yönelik merkezlerin olması gerekiyor. Selçuk Üniversitesi merkez olmak için gayret ediyor. Köklü bir üniversite olan SÜ bu alanlarda da öncü olacak.''Aşı çalışmalarımız ülkemizin kazanımıdır'SÜ Aşı Geliştirme ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Erganiş ise aşı çalışmalarına nisan ayında başladıklarını, inaktif aşı yaptıklarını ve 'SARS-CoV-2' virüsünü izole ettiklerini bildirdi.Virüsün, Pendik Veterinerlik Araştırma Enstitüsünde biyogüvenlik seviyesi 3 olan bir laboratuvarda üretilmesi için TÜBİTAK'a proje verdiklerini anlatan Erganiş, şöyle devam etti:'Hazırlanan aşıların fareler üzerindeki denemeleri tamamlandı. 5 farklı formülasyondan 2 formülasyonun çok daha iyi sonuç verdiğini gördük. İkisi de inaktif. Türkiye'de bizim dışımızda yürütülen 12 proje daha var. Yürüttüğümüz bu aşı çalışmalarını ülkemizin en büyük kazanımlarından biri olarak görüyoruz.İstanbul'da Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Pendik Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsünde biyogüvenlikli laboratuvarlarımız olduğu için biyoloji ekibini oradan oluşturduk. Hastalardan aldığımız virüsleri ürettik. Gen dizilerini yaptık. Dünyada en yaygın olan, son bulaşıcılığı artan virüsü genetik olarak seçtik. Şu anda Sağlık Bakanlığının Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna dosyamızın başvuracağı temel değerleri elde ettik.'Erganiş, ocak ayından itibaren Sağlık Bakanlığının FAZ-1 çalışması için müsaade ettiği hastanelere aşıları teslim edecekleri bilgisini vererek, 'Oralardan gelecek sonuçları, verileri bekleyeceğiz. FAZ-1 çalışması bittiğinde FAZ-2 çalışması başlayacak. FAZ-3 aşaması binlerce insan üzerinde test edilmesi demek. 2021'in ilk altı ayında bu sürecin tamamlanacağını tahmin ediyorum.' ifadelerini kullandı.
Nasa'nın Uzay Aracı, Numune Almak İçin Gök Taşı Bennu'ya Temas Etti
ANKARA (AA) - ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) uzay aracı OSIRIS-REx, örnek almak için gök taşı Bennu'ya temas etti.NASA'dan yapılan açıklamada, uzay aracı OSIRIS-REx'in kum ve toz parçacıklarını toplamak için 500 metre çapındaki gök taşı Bennu'nun yüzeyine başarılı şekilde birkaç saniyelik iniş yaptığı bildirildi.Aracın bu kısa sürede gök taşının yüzeyinden 60 gramlık numune toplayıp toplayamadığının henüz belli olmadığı ifade edilen açıklamada, alınan numunenin yeterli olmaması durumunda, aracın ocak ayında Bennu'ya tekrar inmeye çalışacağı kaydedildi.Arizona Üniversitesinden bilim insanı Dante Lauretta, yaptığı açıklamada, uzay aracının kendisinden beklenen her şeyi yaptığını belirtti.NASA'nın uzay aracının toplayacağı örneklerin, Güneş Sistemi'nin oluşumuna ilişkin yeni bulgulara ufuk açması bekleniyor. Aralık 2018'te Bennu'ya ulaşan OSIRIS-REx'in Eylül 2023'te Dünya'ya dönmesi planlanıyor.
Reklam
Doğu Anadolu Gözlemevi Uzaydan Gelecek Işık İçin Gün Sayıyor
ERZURUM (AA) - FAHRETTİN GÖK - Erzurum'da, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Atatürk Üniversitesinin desteğiyle yapımına devam edilen, alt yapısının yüzde 95’i, bina ve kubbelerin de yüzde 90'lık bölümü tamamlanan Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) uzayı gözlemlemek için adeta gün sayıyor.Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) bünyesinde, bilim dünyası açısından son derece önemli bir teknoloji yatırımı olarak değerlendirilerek Erzurum'daki 3 bin 170 rakımlı Konaklı Karakaya Tepeleri'nde 2012 yılında yapımına başlanan DAG'ın tamamlanmasına yönelik çalışmalarda sona gelindi.Uzay bilimlerine çok şey katacağını değerlendirilen ve yol dışındaki alt yapısının yüzde 95’i, binada ve kubbelerin inşasının ise yüzde 90'lık bölümü tamamlanan gözlemevinin, küçük çaplı rötuşlar ile bazı teknik eksiklikleri dışında büyük bölümü tamamlandı. Türkiye'nin 2023 vizyon projeleri arasında bulunan ancak iklim koşulları ile pandemi dolayısıyla küçük çaplı aksaklıklara rağmen çalışmaların büyük hızla sürdürüldüğü gözlemevinde ilk ışığın 2021 yılı sonunda alınması hedefleniyor. Teleskobun testleri tamamlandıATASAM Müdürü ve DAG Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Cahit Yeşilyaprak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gözlemevinde kullanılacak teleskobun İtalya'daki testlerini tamamladıklarını belirtti. Pandemi dolayısıyla bu yılki çalışmalara geç başladıklarını aktaran Yeşilyaprak, 'Teleskobun ülkeye girişinde özel izin için uğraşıyoruz, onları da gerçekleştirir gerçekleştirmez, parça parça ülkeye getireceğiz. Zaten binanın her tarafını ve kubbeyi kapattık. İçeride çalışacak ortamı yarattığımız andan itibaren teleskobun kurulumuna başlayacağız. Beklentimiz de 2021’in sonuna ilk ışığı alabilmek, ufak bir gecikme olursa da yapacak bir şey yok, pandemi hepimizi etkiledi.' dedi.'Doğaya zarar vermeyecek şekilde dizayn yapıldı'Gözlemevi binasının iki aşamadan oluştuğunu, ilkinin teleskopla alakalı kısım, diğerinin de personel alanlarıyla ilgili olduğu dile getiren Yeşilyaprak sözlerini şöyle sürdürdü:'Bunların hemen hemen tamamı bitti. İçeride rötuşlar, ince işler ile uğraşılıyor. İki bina arasında da hem titreşim hem de ısı geçişi açısından yalıtım sağlandı. İnfrared teknolojiye sahip teleskop kızıl ötesinde gözlem yapacağı için bu gerekiyordu. Bina, aynamızı hiç dışarı çıkarmadan, dış ortama temas etmeyecek özel bir şafttan indirip tünel gibi oradan bina içerisine ileride kuracağımız kaplama ünitesine alabileceğimiz bir yapıya da sahip. Aktif ve pasif güneş enerjisi olarak dizayn edildi, bu durum binanın ön tarafından görülebilir. Bunun için de proje sunuldu, kabul edilirse eğer aktif güneş enerjisini de ekleyeceğiz. DAG binası akıllı, çevreci bir bina, su arıtma sistemleri var, doğaya zarar vermeyecek şekilde dizayn yapıldı ve şu anda dizaynı ile de ender gözlem evlerinden bir tanesi.''DAG dünyanın dört gezle beklediği bir teleskop'Çok sayıda toplantı ve fuarlarda sunumu gerçekleştirilen ve uzay bilimlerine büyük katkı vermesi beklenen gözlemevinin dünyadaki sayılı teleskoplar arasında yer alacağını vurgulayan Yeşilyaprak, şu ifadeleri kullandı:'DAG kendi çapında, bu çaptaki teleskoplar içinde dünyadaki en gelişmiş ve en yüksek teknolojiye sahip. O yüzden bu teleskop ile sönüklük anlamında gözlemlenmeyecek gök cismi yok denecek kadar az. Buna biraz da ekipman konusunda destek olunması gerekiyor. Bu konuda da dünyadaki en iyi kameralardan birini aldık, üretiliyor. Şu anda popüler bilimde de yıldızların etrafındaki gezegenleri de ayrıştırabilecek, gözlemleyebilecek koronograf isimli bir alet de söz konusu. Onunda ihalesi yeni bitti. Adapte optik sistemimiz var, atmosferik türbülansı minimum düzeye indiren, gözlem kalitesini de olabildiğince artıran teknolojiyle sahip. O yüzden dünyadaki sayılı teleskoplardan biri olacak. Coğrafik ve stratejik olarak da bulunduğu enlem ve boylamda başka da bu çapta teleskop olmadığı ve büyük bir gözlemsel boşluğu da doldurduğu için dünyanın dört gezle beklediği bir teleskop aslında.'Yeşilyaprak, teleskobun kurulmasında Erzurum'un atmosferik yapısının çok önemli olduğunu, olabildiğince açık gece ve kuru bir havaya ihtiyaç duyulduğunu aktardı. Yeşilyaprak infrared teleskobun kurulması için nemin düşük olmasının da önem arz ettiğini belirtti.'Temel bilimlerde Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarından biri'Erzurum'a kuş uçuşu 15 kilometre mesafede bir dağın zirvesinde, 3 bin 170 metrede gözlemevinin kurulmasının bu coğrafyanın atmosferik yapısı ve astronomi için büyük bir potansiyel anlamı taşıdığını belirten Yeşilyaprak, 'Bu gözlemevi, temel bilimlerde Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarından biri. O anlamda değerli bir AR-GE altyapısı olacak. Barındırdığı teknolojiler açısından evet ama çap açısından daha büyük teleskoplar var. Bu Türkiye'deki en büyük teleskop. Avrupa kıtasına da konuşlanmış en büyük teleskop diye düşünebilirsiniz. Daha büyük çaplı teleskoplar dünyada var, Havai'de, Şili ve diğer gözlemevlerinde. Barındırdığı optik teknolojiler ve atmosfer kalitesinden dolayı ilk ışığını almasını dünyada herkesin dört gözle beklediği teleskop. DAG olarak yabancıların hepsinin hafızalarında yer etmiş durumdayız.' diye konuştu.Yeşilyaprak, Türkiye'de tasarımı yapılan teleskobun parçalarının bir kısmının Belçika'da, bir kısmı İtalya'da gerçekleştirildiğini, teleskobun ana kütlesinin de İtalya'da tamamlandığını bildirerek o nedenle dünyada birkaç ülkenin içinde olduğu büyük bir projenin faaliyete geçirileceğini sözlerine ekledi.
Ercan Altuğ Yılmaz Yazio: Doğanın Matematiği Altın Oran ve Mucidi Fibonacci
etiket
                                                Orantısız sanat olamaz.                        Altın Oran ve Fibonacci Sayıları, Richard A. DunlapDoğada birçok unsurda ilginç bir şekilde tekrar eden bir nümerasyon vardır. Bunu deniz kabuklarından ayçiçeklerine baktığımızda görebiliriz. İlk kez Mısırlılar ve Yunanlar tarafından mimari yapılarda, heykellerde ve diğer sanatsal alanlarda kullanılmıştır. Temel olarak bölünen bir bütünün yan yana getirilen iki parçasının diğer büyük parçayı oluşturması prensibine dayanır ve altın oranın sayısal değeri 1,618’dir.
Kovid-19 Yoğun Bakımdaki Çalışma Şartlarını Da Değiştirdi
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - Türkiye'de ve dünyada yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele eden sağlık çalışanları, daha fazla vakit geçirdikleri yoğun bakım servislerinde salgına karşı mücadele konusunda uzmanlaştı.Kovid-19 hastalığının özellikle akciğerlerde oluşturduğu tahribatla ölümlere sebep olması, yoğun bakım servislerinin öneminin daha da iyi anlaşılmasını sağladı.Daha önce yoğun bakım servislerinde travma, sepsis, trafik kazası, zehirlenme, boğulma vakaları ve büyük ameliyatlara bağlı gelişen sağlık sorunları yaşayan hastaları tedavi eden yoğun bakım çalışanları, Kovid-19 salgını sürecinde ise çok fazla bilinmeyeni olan bir virüsle savaşmaya başladı.Mart ayından itibaren tüm mesailerini yoğun bakım servislerinde geçiren sağlık çalışanları, 2 kat koruyucu elbise, eldiven, maske ve gözlükle görev yapmaya çalışıyor. Henüz ilaç ve aşı bulunamaması, kişiden kişiye farklı belirti ve hasarlar göstermesi nedeniyle doktorlar, Kovid-19'a karşı farklı tedavi yöntemleri geliştiriyor. 'Pandeminin ne olduğunu yaşayarak öğrendik'Meslek hayatının 40 yılını hastanelerin yoğun bakımında geçiren uzman doktor Nagihan Altıncı Karahan da Kovid-19'un mesleklerinde yarattığı değişime dikkat çekiyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kovid-19 Yoğun Bakım Servisi Sorumlu Hekimi olarak görev yapan Karahan, mart ayından bu yana mesaisinin büyük bölümünü Kovid-19'a karşı hayat mücadelesi veren hastaların yanında geçiriyor.Meslek hayatı boyunca bu kadar dinamik ve uzun süren bir dönem yaşamadığını anlatan Karahan, salgının başladığı ilk aylarda İtalyan ve Çinli doktorların önerdiği tedavi yöntemlerinin olumlu sonuç vermediğini gördüklerine dikkat çekti.'Pandeminin ne olduğunu yaşayarak öğrendik. Biz bunu bir seferberlik kabul ettik.' diyen Karahan, Kovid-19'un hiçbir hastalıkla karşılaştırılamayacağını söyledi.Yoğun bakıma gelen her hastada farklı bir deneyim kazandıklarını aktaran Karahan, şöyle devam etti:'Kovid-19 şahsa özgü bir hastalık. Uygulanan tedavi her hastada aynı yanıtı vermiyor. En önemli özelliği de hızlı yayılması. Bizim bir hastamız vardı. Acil servise geldi, 150 metre ilerideki yoğun bakıma aldığımızda bir anda bilinci gitti. Tedaviler uyguladık ama onu kurtaramadık.Daha önce yoğun bakımda bakteri kökenli enfeksiyonlarla uğraşıyorduk. Elimizde bunlara karşı antibiyotikler vardı. Ama Kovid-19'u tedavi eden bir silahımız yok. Hastaları yoğun bakım servisine alınca deneyimlerimiz ve hastalığın organlarda yaptığı hasara yönelik tedavi yürütüyoruz. Bizi sevindiren tek şey ülkemizde Kovid-19'a bağlı ölüm oranlarının dünyaya göre az olması.'Ekip çalışmasının önemi Karahan, yoğun bakım servisine her girdiğinde kendini evine gelmiş gibi hissettiğini, mesai arkadaşlarına bu hastalığın tedavisinin bulunacağını söyleyerek moral verdiğini ifade etti.Kovid-19 ile birlikte tıp biliminde birçok şeyin değişmeye başladığının altını çizen Karahan, 'Bu hastalığın ortaya çıkmasıyla birlikte mesela çok farklı branşların birlikte çalışma ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Ekip çalışmasının tıp biliminde ne kadar önemli olduğunu herkes fark etti. Kovid-19'un yanı sıra akciğer başta olmak üzere diğer organlarda oluşan hasarları da yoğun bakım servisinde tedavi ediyoruz. Bu hastalığın tedavisi bulunsa bile bence sağlık çalışanları uzunca bir süre insanların vücutlarında oluşan hasarları tedavi etmekle ilgilenecek.' ifadelerini kullandı.Bulaşma stresiyle de mücadele ediyorlar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Yoğun Bakım Kliniğinde görevli 33 yıllık hekim Prof. Dr. Mehmet Uyar da yoğun bakıma artık ayrı bir bilim dalı olarak bakıldığına dikkati çekti. Bu hastalığın yoğun bakım tecrübelerini önemli ölçüde değiştirdiğine işaret eden Uyar, 'Bu süreç, özellikle sağlık çalışanlarının hijyen kurallarına eskiye göre daha çok dikkat etmesi gerektiğini öğretti. Salgından önce yoğun bakımlarda görevli sağlık çalışanlarına hastalık bulaşma riski düşüktü.' dedi.Artık 'hastane' denince akla ilk gelen sorulardan birinin yoğun bakım kapasitesi olduğunu ifade eden Uyar, bu virüsün, enfeksiyon hastalıklarının ileride çok büyük sorunlara neden olacağını da gösterdiğine değindi. Daha önce yoğun bakımlara gelen hastaların uygulanan tedaviye nasıl tepki vereceğinin öngörülebildiğini aktaran Prof. Dr. Uyar, 'Şimdi değişken tablolarla karşı karşıyayız. Bazı hastalarımız hızla kötüleşiyor. Bu durum bizi şaşırtıyor. En büyük beklentimiz aşı ya da ilacın bulunması.' değerlendirmesinde bulundu.
Reklam
Aksaray'daki Nora Antik Kenti'nde 30 Yıl Sonra Çalışmalar Yeniden Başladı
AKSARAY (AA) - Aksaray'daki Antik Mokissos Şehri'nde (Nora) yürütülen araştırma, haritalama ve mimari belgeleme çalışmaları tamamlandı.İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde, Aksaray Müze Müdürlüğü başkanlığında, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi (NEVÜ) Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Uyar'ın bilimsel danışmanlığındaki ekip, arkelolojik kazılar öncesinde araştırma, haritalama ve mimari belgeleme çalışmalarını bitirdi. Aksaray Valisi Hamza Aydoğdu, Aksaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Şahin, İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Doğan, Nora Antik Kenti'nde incelemelerde bulundu. Heyet, Doç. Dr. Uyar'dan bilgi aldı. Vali Aydoğdu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Hasandağı eteklerinde kurulan antik kentin, yapılacak arkeolojik kazıların ardından turizme açılması için girişimlerde bulunduklarını söyledi.'Bu antik kente sahip çıkacağız'Bilim insanlarının yaptıkları incelemelerde Nora Antik Kenti'nin Kapadokya bölgesinde geniş alanda kurulan ve kalıcılığını koruyan en önemli ören yerlerinden olduğunun belirlendiğini ifade eden Aydoğdu, 'Kültür Bakanlığımız, hocalarımız ve Valiliğimiz hep beraber bu antik kente sahip çıkacağız. Antik çağ kalıntılarına, tarihine, dokusuna sahip çıkarak gelecek nesillere aktarmamız gerekiyor.' dedi. NEVÜ Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Uyar da antik kentin tarihinin, Helenistik döneme kadar uzandığını söyledi. Bölgede 1990 yılında Alman bir ekip tarafından inceleme yapıldığını anlatan Uyar, 30 yıl sonra antik kentte yeniden çalışma başlatıldığını bildirdi.'Yıkıntı halinde olanlarla birlikte 32 kilise yapısı, 20 sarnıç tespit edildi'Uyar, antik metinlerde adı geçen kentin, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde bölgesel başkentlerden biri olduğunun tespit edildiğini belirterek şunları kaydetti:'Nora Antik Kenti, antik coğrafyası ve tarihi ile 'bölgenin Efes Antik Kenti' olmaya aday bir yer. O dönemde burada bin adet sivil konut inşa edilmiş. Dolayısıyla 5. ve 6. yüzyılın en yoğun nüfuslu kentlerinden bir tanesi Nora Antik Kentiydi. Bu şehir, Kapadokya bölgesinin en geniş ve bugüne kadar en iyi korunmuş ören yerlerinden biri. Bakanlığımızın destekleriyle burada bir kazı çalışması başlatma çabasındayız. 200 hektar alanda kurulan antik kentte konutlar dışında, yıkıntı halinde olanlarla birlikte 32 kilise yapısı, 20 sarnıç tespit edildi.'Mimarileri esas alınarak incelenen kiliselerin yaklaşık 6. yüzyılın ortası ile erken 7. yüzyıl arasında inşa edildiğini ifade eden Uyar, bu yapıların Bizans mimarisinin ortak dönemsel karakterlerinden bazılarını yansıttığını aktardı.
Reklam
Bilim İnsanları, Kafatasında Yeni Bir Organ Bulduklarını Açıkladı
NEW YORK (AA) - Bilim insanları, kafatasında daha önce ne olduğu tanımlanmamış bir organ buldukları bildirildi.Radyoterapi ve Onkoloji dergisinde yayımlanan makalede, insan vücudundaki dokuları yüksek çözünürlüklü bir makine ile tarayan bilim insanlarının, kafatasında burun boşluğunun boğazla birleştiği bölgeye sıkışmış vaziyette bir çift büyük tükürük bezi bulduğu belirtildi.Araştırma ekibinden Hollanda Kanser Enstitüsü Doktoru Matthijs Valstar, ''Herhangi bir modern anatomi kitabında kulaklara yakın, çenenin altında ve dilin altında olmak üzere sadece üç ana tür tükürük bezi vardır. Şimdi dördüncüsünün olduğunu düşünüyoruz.' ifadesini kullandı.Valstar, radyasyon tedavisinde zarar gören tükürük bezleri için yeni bulunan tükürük bezinin bir ''yedek organ'' görevi görebileceğini kaydetti.
Kayseri Şeker'de "66. Pancar Alım Kampanyası" Başladı
KAYSERİ (AA) - Kayseri Şeker Fabrikası, hasada başlayan çiftçiler için '66. Pancar Alım Kampanyası' başlattı.Kayseri Şeker'den yapılan açıklamaya göre, Bünyan ilçesi Tuzhisar Mahallesi'nde pancar üreticileri için hasat etkinliği gerçekleştirildi.Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, etkinlikte, 'C' pancarında taban fiyatın 250 lira olduğunu, bu rakamın küspe, nakliye ve prim ile birlikte 325 lirayı aşacağını belirtti. Türkiye’de henüz şeker ve pancar fiyatları ile ilgili resmi bir açıklama olmadığını belirten Akay, 'Bu sene C pancarına tonda 250 lira fiyat belirledik. Tabi küspesi nakliyesi ve primiyle beraber 300 lirayı aşacak bir rakam ortaya çıkıyor. Çok şükür küspe fiyatları iyi durumda, çiftçinin tonda 40 lira gibi bir geliri oluyor. Ortalama 35 lira gibi bir nakliye ile değerlendirildiğinde ve prim de üzerine eklendiğinde, 250 liralık pancar fiyatı aşağı yukarı 325 lira gibi bir rakama ulaşıyor.' şeklinde konuştu. Bunun çiftçi açısından önemli bir adım olduğunu kaydeden Akay, 'Biz Kayseri Şeker olarak bu manada gücümüzün en son noktasına kadar bu uygulamayı gerçekleştirmiş olacağız. Öncelikle, bunun hayırlı olmasını temenni ediyorum ve inşallah darısı A pancarına ve şeker fiyatının açıklanmasına diyorum.' ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ve beraberindekiler, pancar hasadını izledi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Hammadde ve Şeker Fiyatları Yönetmeliğine göre, yurt içi talebe göre üretilen ve pazarlama yılı içinde iç pazara verilebilen şeker miktarı olarak adlandırılan A kotası ve A kotasının belli bir oranına tekabül eden ve güvenlik payı için bulundurulmak üzere üretilen şeker miktarı olarak tanımlanan B kotası dışında, şeker ham maddesi olarak üretilen ve teslim edilen pancar, C pancarı olarak kabul ediliyor.
Reklam