Türkiye'nin Yetiştirdiği En Önemli Dermatologlardan Biri: Prof. Dr. Agop Kotoğyan, Nam-ı Diğer 'Kolsuz Agop'un Hikâyesi

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

'Kolsuz Agop' olarak tanınan ünlü dermatoloji doktoru Profesör Agop Kotoğyan hayatını kaybetti. Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli cilt uzmanlarından Agop Kotoğyan, bir çok ülkenin üniversitesinden teklif almasına rağmen Türkiye'de yaşamına devam etti. 'Neden gitmedin' sorusuna ise şu yanıtı vermişti: '' Bir ülkeyi sevmek demek, bu topraklarda geçirdiğin güzel ve iyi günleri sevmek demek değildir. İyi günde ve kötü günde burada olmak, vatanın yanında kalmak demektir yurt sevgisi.''

Tek kolu olmadığı için "Kolsuz Agop" lakabıyla tanınan ünlü profesör, 79 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bir süredir İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören ve durumunun ağırlaşması üzerine yoğun bakım ünitesine alınan Kotoğyan, tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

Kotoğyan için 16 Şubat'ta mezun olduğu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde tören düzenleneceği öğrenildi.

Profesör Agop Kotoğyan'ın vefatını CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, kişisel Twitter hesabından duyurdu 👇

Kolunu pres kaptı

1938 yılında İstanbul’a göç ederek Samatya’ya yerleşen yoksul bir ailenin ilk çocuğu olan 'Cildiyeci Kolsuz Agop'un efsane yaşam hikayesi 13 Şubat 2005 yılında Hürriyet Gazetesi'nde şöyle anlatılmıştı:

Agop’un babası Kirkor Kotoğyan, 1911 doğumlu. Kirkor Bey, 25 yaşındayken Yozgat’ın İğdere Köyü’nde yaşayan Makruhi Hanım’la evlenmiş. Aile 1938’de İstanbul’a gelmiş ve Samatya’ya yerleşmiş. 'Kolsuz Agop', 1939'da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa’daki hastanesinde doğmuş. Agop, daha ilkokuldayken işe başlamış. Mezun olduğu yıl bir gümüş atölyesinde çalışıyormuş. Sıcak, çok sıcak bir yaz günü, gümüş kalıpları plaka haline getirmek için kullanılan presin silindiri iş önlüğünün kolunu kapmış. Sonra da elinin tamamı omuzuna kadar presin altında un ufak olmuş.

1957'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı

Hastaneye vardığında doktorlar, ‘Bu çocuk yaşamaz’ demiş. Ameliyat olmuş, günlerce komada kalmış ve bir gün gözlerini açıp hayata yeniden merhaba demiş. Kaderin cilvesi bu ya, yine Cerrahpaşa Hastanesi’ndeymiş.

Daha sonra eğitim hayatına devam eden Kotoğyan, Ortaokulu ve liseyi başarıyla bitirdikten sonra 1957’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanınca doğduğu, yeniden hayata döndüğü Cerrahpaşa Hastanesi’nde bulmuş kendini.

1964'te asistan olarak göreve başladı

1963’te okul birincisi olarak doktorluk diplomasını almış. Bir yıl Çapa’nın Deri ve Frengi Hastalıkları Kliniği’nde çalışmış. 1964’te Cerrahpaşa’daki Dermatoloji Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başlamış. Uzmanlık tezinin başlığı, ‘İmpetigo Herpetiformis Vak’aları Üzerinde Klinik ve Biyoşimik Araştırmalar.’ Yani uçukla ilgili çalışmış.

Evde ne kadar sökük ve yırtık varsa dikti

Dr. Kotoğyan, 1952’de geçirdiği kazadan önce çoğu kişi gibi sağ elini kullanırmış. Onu kaybedince sol eliyle iş görebilmek için çok çalışmış. En büyük zorluğu da üniversitedeyken çekmiş. Tek eliyle tüplerden şırıngaya ilaç çekmeyi, bu ilacı hastaya enjekte etmeyi öğrenmek için geceleri hastanede nöbete kalmış, evde portakallara su şırınga edermiş. Dikiş atmayı öğrenmek için ise, evde ne kadar sökük ve yırtık varsa dikermiş. İki yıl içinde tüm bu işleri kimseden yardım almadan tek başına yapıyor hale gelmiş.

Dünyanın birçok ülkesinde dersler verdi

Dünyanın birçok ülkesinde dersler, konferanslar vermiş, nam salmış. Özellikle son iki yılda dışarıdan gelen hasta sayısında büyük bir artış olmuş. Uluslararası tıp dergilerinde yayımlanan makalelerinin sayısı 300’ü aşmış, cilt hastalıkları üzerine iki kitap yazmış.

"Doğrudur, dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim. Ama yolumu kaybetmedim."

Birçok ülkenin üniversitesinden teklif almış: Almanya, Fransa, Kanada, Amerika... ‘Burada kal, kürsünün başına geç’ demişler. O, bunların hepsini elinin tersiyle geri çevirmiş. ‘Ermeni olduğun için dedeni, fukara olduğun için kolunu kaybettiğin o ülkede ne işin var’ demişler, gülmüş geçmiş. Peki ne düşünmüş? ‘Evet doğrudur: Ülkemde çok acı çektim. Sefaletin dibinde yaşadım. Doğrudur: Dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim. Ama yolumu kaybetmedim. Bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan hiçbir zaman farklı olmadığımı düşündüm. Bu topraklarda yaşayan tüm insanları kardeşim olarak benimsedim. Bir ülkeyi sevmek demek, bu topraklarda geçirdiğin güzel ve iyi günleri sevmek demek değildir. İyi günde ve kötü günde burada olmak, vatanın yanında kalmak demektir yurt sevgisi."

Sosyal medyadan Kolsuz Agop'a veda mesajları...

Onedio Gündem'i Facebook'tan takip etmeyi unutmayın!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaCumhuriyet Halk PartisiFransaİstanbulKitapTwitterYozgat
Görüş Bildir