Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Rakıya Ekmek Doğrayan Adam: Neyzen Tevfik! Hiç'liğin Peşinde Alemleri Gezen Bir Ömür

-
7 dakikada okuyabilirsiniz

Akıl hastanesinde bir deli, meyhanede bir veli, mezhepte bir Bektaşi, dergahta Mevlevi, padişaha karşı bir küfürbaz, Atatürk'ün sofrasında bir Diyojen, sokaklarda bir serseri, han odasında bir derbeder, pir yolunda talip, zor yolunda anarşist. "Hiç'liğin Hükümdarı" Neyzen Tevfik, 139 yaşında...

Rakıya ekmek doğrayıp bir çırpıda yediği doğrudur. Hem de Atatürk'ün sofrasında. Bu muhteşem hikayeye birazdan geleceğiz. Önce rakı denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Neyzen Tevfik'i biraz tanıyalım.

Aslında bütün alkolleri çok severmiş ama rakıyı su gibi içermiş. Onu tanıyanlar ayık gezmediğini söyler. Öyle ki şimdi hemen her şehirde en az 1 tane Neyzen meyhanesi bulunur. Usta'ya saygılar...

Bodrum'daki ünlü Neyzen Tevfik Caddesi'ni bilirsiniz. Bu caddeye isminin verilme sebebi Neyzen'in Bodrum doğumlu olması. İyi ki de burada doğmuş. Çünkü onu hayata bağlayan en büyük şeylerden biri Ege Denizi'ymiş.

Asıl ismi Tevfik Kolaylı. 24 Mart 1879 Bodrum’da dünyaya geldi. Kendi ifadesiyle “Dünya'ya geldiğim zaman, birisi çıkıp da kulağıma yeryüzünde beni bekleyen âkibeleri fısıldamış olsaydı, belki derhal dönmeye yeltenir, fakat aynı zamanda iki tesir altında bundan vazgeçerdim. Birisi anamın ve babamın güzel yüzlerindeki riyasız, mâsum insanlık ifadesi, ikincisi de Ege Denizi’nin, doğduğum andan itibaren bütün hayatımda ruhumu kucaklayan nazlı feşafeşli yeşil enginliği...”

Bir gün babasıyla kahvehaneye gider, henüz 7 yaşındadır. "İşte o gün kafamdan bir tahta eksildi." dediği 'ney' sesini hayatında ilk kez duyar ve kelimenin tam anlamıyla büyülenir.

"Henüz 7 yaşındaydım. Ben babamın dizinin dibinde çocuk ruhumun olanca kudretiyle dikkat kesilmiş, bu düdüğü dinliyordum. Dinledikçe de allahü âlem- bir daha aslıma rücû etmemek üzere kendimden geçmiştim. O gece Ege Denizi’nin cavidani dekoru içinde benliğimi saran o lahuti sestir ki beni bugünkü derbeder, ne aradığını, ne istediği bilinmez, bazen eflatun kadar akıllı, çok kere de tımarhaneye iltica edecek kadar bedmest Neyzen Tevfik yaptı.”

Yine çocukken Neyzen'in kendi tabiriyle kafasındaki birkaç tahtayı eksilttiği diğer olay gerçekleşir. Çarşıda eşkıyaların kesik başlarını sarığa dikilmiş şekilde gezdirilirken görür. Bu olaydan sonra hayatı boyunca sara nöbetleriyle uğraşacaktır. Hatta kendi dengesizliğini biraz da bununla açıklar.

Muğlalı Kel Mülâzım Ağa müfrezesi Bodrum civarında yakaladıkları eşkıyaların kellerini kesmiş sırıkların ucuna takarak halka teşhir etmişlerdir. Eşkıyaların sırıkların ucundaki kesik başlarını gören Tevfik bu olaydan çok etkilenmiş uzun bir müddet olağan dışı bir durgunluk yaşamıştır. Bu hadise ilki 1893'te olmak üzere bambaşka bir rahatsızlığa dönüşür. Sara hastalığı...

Bu hadiseden sonra okula devam etmez ve kendini tümüyle 'ney'e verir. İzmir Mevlevihanesi'ne gider, burada hiciv ustası Şair Eşref ile tanışır. Bu tanışma ona bambaşka bir dünyanın kapısını açar. Hiciv sanatı...

Nüktedanlığı ve söz parlatmayı seven, mizahi yönü ve dil zekası muazzam seviyede olan bu adam hiciv sanatını o kadar iyi icra eder ki Nef'i ve Şair Eşref'ten sonra en iyi heccav (hicveden) olarak anılır.

13 Mart 1898'te ilk şiiri Muktebes dergisinde yayımlanır.

Öyle ki bize küfürü, argoyu, laf sokmayı çerçeveletip duvara astıran tek adamdır :)

19 yaşında bir delikanlı olduğunda babası onu İstanbul'daki Fethiye Medresesi'ne gönderir. Burada ise hayatındaki bir diğer dönüm noktası olan Mehmet Akif Ersoy'la tanışır.

Mehmet Akif'in şiirlerinden çok etkilenir ve bir anlaşma yaparlar. Neyzen Mehmet Akif'e ney üflemeyi öğretir, ünlü şair de ona Farsça ve Fransızca dersi verir. Ne güzel bir dostluk değil mi?

Yine Mehmet Akif'in yardımıyla dönemin seçkin sanatçılarıyla tanışır. Artık saray, köşk, yalı ve konaklara çağrılan meşhur bir 'neyzen'dir.

İbnülemin Mahmut Kemal, Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tevfik Fikret, Tanburi Cemil, Yunus Nadi, Udi Nevres ve Hacı Arif Bey gibi isimlerin arasında kendini geliştirme fırsatı bulur. 1900 yılında Ülkeye gramafonu ilk kez getiren " Hâfız Âşir Bey'le bir plâk kaydederek  “Gülistan Plak Mağazası" na satar. Azâb-ı Mukaddes (1949) kitabının önsözünde belirttiğine göre yüze yakın plak çıkarmış ve pazarlamıştır.

Bir gün cüppe ve şalvar giyilen medresede Akif'in verdiği setre pantolonunu giyince medreseden dışlanır. Mevlevilikten kopar, Bektaşi dervişi olur. Şeyh Mümin Paşa’dan 'nasip' alarak 'melamet hırkası' giyer.

1902 yılında Bektaşi dergâhlarına devam ederek Bektaşi dervişi olur. Sütlüce Bektaşi Tekkesi'ne devam ettiği bu zamanlarda Şeyh Mümin Paşa’dan nasip almıştır. Sirkeci'deki, İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi'nde istibdat’a karşı nutuklar çekmeye ileri geri konuşmaya başlar. İhbar edilip gözaltına alınır. Bektaşi olduktan sonra içkiyi çok arttırmıştır. Zamanının büyük bölümünü Beyoğlu meyhanelerinde geçirmeye başlamıştır.

Sonra bir dönem Şair Eşref'le Mısır'a gider. İki kafadar heccav burada da rahat durmaz. Neyzen, bir olaya karışır ve 6 ay hapse mahkum olur. Bir yandan da Abdülhamit'e yazdığı hiciv dolu bir şiir yüzünden gıyabında idam kararı çıkar. Neyzen bu işte, dilinin kemiği yok ki...

Ağzı bozuk, lafını esirgemeyen, padişah, devletli demeden istediği gibi herkesi eleştiren Neyzen hakkında, yaşamı boyunca pek çok kez tutuklama kararı çıkartılır. Ama edindiği çevre sayesinde hepsinden de paçayı sıyırır.

Meşrutiyet dönemi İstanbul'a döner ve 1919 yılında, ilk kitabı olan “Hiç” kitabını yayınlar. Hatta boynunda hiç yazılı bir yazıyla gezer sokaklarda.

1927 yılında sara nöbetleri çoğalmış, alkol tüketimi de bir o kadar artmıştır. Tedavi görmeye başlar. Hatta 1940'ta Bakırköy Akıl Hastanesi'nde ona özel bir oda tahsil edilir. Arada bir benim vaktim geldi deyip burada dinlenirmiş.

1927 yılında sara nöbetleri çoğalmış, alkol tüketimi de bir o kadar artmıştır. Artık oldukça uygunsuz hallere de girmektedir. Topbaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi'nde tedavi görmeye başlar. Neyzen’in doktoru Dr. Rahmi Duman’ın anılarında yer aldığı şekliyle:  ”Neyzen Tevfik,  elinde içkiyi biberon gibi kullanmaktadır. Onun içişini bilimsel olarak açıklamanın imkânı yoktur.”

Hayatı boyunca sistemi, devleti, yobazlığı eleştiren Neyzen; halkın içinde yaşamış, milletin dertlerini, sıkıntılarını kendine dert edinerek dile getirmiştir.

Cumhuriyet, yobazlara karşı duran bir sistem olduğu için çok benimser. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili methiyeler düzer. Tabii yine kendi usulüyle...

Atatürk demişken gelelim onun Atatürk'le olan meşhur rakı sofrası hikayesine. 1926'da Atatürk'le tanışan Neyzen bir gün Ata'nın isteği üzerine birlikte rakı masasına otururlar...

Atatürk Neyzen'in ününü duymuş olacak ki, çağırtmış köşküne sohbet etmişler, uzun uzun aşkla üflemiş Neyzen.. ardından sormuş Atatürk..
- Senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar, benim kadar içer misin ?
Neyzen düşünüyor, içkinin hududu olmaz.
- Ne kadar içersiniz ?
- İki tane kiloluk rakı içerim.
Ata kelimelere basa basa şu sözleri söylemiştir, Neyzen'in gözünü korkutmak istemiştir.
- Nasıl içersiniz ?
- Canım ne isterse; susuz, mezesiz.
Neyzen:
- Ben de iki kiloluk içerim ama öyle içmem.

Neyzen'in arzusu ile ortaya kocaman bir emaye kase geliyor, iki kiloluk rakıyı Neyzen kaseye boşaltıyor. başını sokup lıkır lıkır içecek zannediyorlar. fakat Neyzen'in isteği daha bitmemiştir, bir somun ekmek ve irice bir kaşık geliyor. Neyzen ekmeği lokma lokma koparıp kasedeki rakının içine bastırıyor. Lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yanaşıyor.
Yine anlatılanlara göre, Ata:
- Pes, pes, diye bağırarak ayağa fırlamış ve elleriyle yüzünü kapamış, ayrılırken de saygılarını sunmuştur.

Ne şiir biter Neyzen'de ne de hikaye. Öyle güzel anıları vardır ki tadından yenmez...

136. Doğum Gününde Tebessüm Ettiren Anıları ile Hiciv ve Ney Üstadı Neyzen Tevfik - onedio.com
136. Doğum Gününde Tebessüm Ettiren Anıları ile Hiciv ve Ney Üstadı Neyzen Tevfik - onedio.com

Neyzen 1953'te vefat etti. Şimdi öyle bir cenaze düşünün ki her cemiyetten insan var. Bir yanda dönemin valisi, profesörler, devlet memurları. Bir yanda bu büyük zatların yanında kendine çeki düzen vermeye çalışan sarhoşlar, sokak serserilerinden oluşan büyük bir kalabalık...

28 Ocak 1953'teki ölümünün ardından Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii'nde cenaze namazı kılındı. Cenazesi büyük bir kalabalığın eşliğinde Barbaros Bulvarı'ndan geçerek defnedildiği yere ulaştırıldı. Mezarı bugün Kartal Merkez Mezarlığı'ndadır.

Geriye ne kaldı? Hayatı; saraylar/yıkıntılar, zengin sofralar/açlık, ünlü insanlar/salaş meyhaneler arasında geçmiş bir garip neyzen. Geriye kalan uçsuz bucaksız, yere göğe sığmayan, ölümsüz bir 'HİÇ'...

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
ahmet-hamdi-birsen

Be Hey Dürzü diye yazilan siir Neyzen Teyfik'in degildir. Siirin yazari Mutlu Celik'tir. Siirin adi da "Cevaben"dir.

ahmet-alp-yilmaz

çok güzel derlenmiş elinize sağlık.

alperen-a.kaya

Adamdır gibi adamdır. Götü başı ayrı oynayan şair bozmalarına taş çıkarır ayrıca Şener Şen'in unutulmaz aşk filmleri yönetmeni filminde rakıyı böyle içmesine gönderme yapılır. Mekanı cennet olsun ne demiş neyzen baba ye kebabı iç şarabı vur karpuz göte bu gidişle yarramı gidersin cennete ... Sahte müslümanları ta o zaman çözmüş.

kadir3

ne guzel uydurmussun mk

Başlıklar

Beşiktaş Jimnastik KulübüBodrumHadiseİdamİstanbulİzmirMısırolay
Görüş Bildir