şeyh Haberleri

şeyh ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. şeyh ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Kim bu Haşhaşiler?
Başbakan Erdoğan'ın parti grup toplantısında konuşmasında Cemaat yapılanmasını Haşhaşiler'e benzetti. Peki kim bu Haşhaşiler? Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy'da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye'ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur. Tarihçe İslam'daki ilk kırılma peygamber Hz. Muhammed'in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed'den sonra dini ve siyasi liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şia ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şia ise Arap olmayan muhalif müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Böylece Şia'nın dini akideleri Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden etkilenmiştir.Şia mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es-Sadık'ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır. Ilımlı gruplar Cafer'in küçük oğlu Musa Kazım'ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On iki İmam Şiası'dır. Aşırılıkçı uç gruplar ise Cafer'in büyük oğlu İsmail'i yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup ise İsmaililik olarak adlandırılır. İslam içindeki en uç ve farklı mezhep olan İsmaililik Neo-Platoncu felsefeden etkilenen, ezoterik bir mezheptir. Öğreti açısından İslam'daki en zengin, sistematik ve felsefi mezhep olarak görülür. İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısır'ı kontrol altında tutan bir imparatorluk kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El-Ezher Medresesi'ni kurup burayı dini öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi haline getirmişlerdir. Fatımilerin sekizinci halifesi El-Mustansır'ın ölümünden sonra ortaya çıkan yeni halife tartışmaları neticesinde İsmaililer iki kola ayrılmış, Fatımileri yöneten askeri diktatörlük halifenin küçük oğlu el Mustali'yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler'deki dini hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar'ı halife olarak tanımışlardır. Mustali kolu Fatımiler çöktükten sonra ortadan kalkmıştır. Nizariler ise İsmaililiğin esas kolu olarak Haşhaşinler aracılığıyla devam etmiştir. Haşhaşinlerin tarihi Alamut Kalesi'nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem'de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı. Hasan Sabbah'ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:' Ve sonra Kazvin'den Alamut'a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler. ' Bundan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kaleye alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi'ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşinler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır. Haşhaşiler Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rol oynamışlardır. Büyük Selçuklu Devleti'nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine ve Sencer, Berkyaruk, Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarına önemli etkide bulunmuşlardır. Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olan Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri Moğolların İran'ı ve Bağdat'ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmış, sonrasında ise son liderleri Rükneddin'in Hülagü'nün isteklerine uymasıyla tüm kaleler boşaltılmış (1256 Alamut, 1258 Lemeser, 1270 Girdkuh) ve Moğollar başta Alamut olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. Suriye Haşhaşileri Haçlı Seferleri sırasında siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır. Râşidüddin Sinan el-İsmâili döneminde siyasal ve öğretisel olarak en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Baybars'a teslim etmişlerdir. Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatı sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanmaktadır. Tarikat kendi örgütlenmesini da've (Farsça davet) olarak adlandırmıştır. Tarikatın temsicileri 'davetçiler' anlamındaki dai lerdir. Dailerin en alt kademesinde 'davete cevap veren' anlamına gelen müstecip ler, en üst kademede ise 'delil' manasına gelen hücce yani baş dai yer almaktadır. Cezire , dainin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dini liderlerine şeyh, pir, ata gibi ünvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise 'yoldaş' anlamına gelen refik tir. Sıklıkla 'fedai' olarak bilinen suikastçiler ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır. Hasan Sabbah Kimdir?- Vikipedi Alamut - Vikipedi Kaynak: Vikipedi
Osmanlı Hanedan Evlilikleri Üzerine Bazı Notlar
Siyasi evlilikler, ilkçağlardan günümüze birçok devletin başvurduğu önemli bir vasıtaydı. Bu uygulamayı yapan devletlerden biri de Osmanlılar idi. Erken dönemden itibaren yerli ve yabancı hanedanlarla akrabalık kuran Osmanlılar için politik evlilikler önemli bir aracı anlamına gelmekteydi. Bu vasıta, bazen Osmanlıların rakiplerine karşı bir başka devletle müşterek hareket edebilmesini sağlayan bir aracı, devletler arasında haberleşmeyi sağlayan bir vasıta, bazen de gelecekte olabilecek büyük musibetlerin engelleyicisi fonksiyonunu ihtiva etmiştir. Osmanlıların da akrabalık bağlarının önemini çok iyi kavrayan bir devlet olduğunu tarih sahnesi ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma ile Osmanlıların yapmış oldukları politik evliliklere dayanarak kurdukları siyasi rabıtaların etkilerini, iç ve dış politikadaki yansımalarını ortaya koymak amaçlanmaktadır.Selim PARLAZ Arş. Gör. Dr., Pamukkale Üniversitesi Tarih Bölümü. Tarih Okulu Dergisi (TOD) 1. Giriş Tarih boyunca kurulan siyasi ilişkiler ve yapılan mücadeleler, devletler ve toplumlar arasında siyasi evlilikler olarak nitelendirdiğimiz birliktelikleri ortaya çıkarmıştır. Eskiçağda kurulan Babil, Akad ve Asur devletlerinde görülen bu uygulama1 ortaçağda da aynı şekilde devam etmiştir. Nitekim, ortaçağda hanedanlar arası siyasi evliliklerin yapılması bu dönemin genel karakteristik özelliklerinden biridir. Bu evliliklerde ana rolü oynayan kadınlar ise iki ülkenin müttefik kuvvetler olmasını, yapılan mücadelelerin durdurulması ve barış yapılmasını, devletler arasında haberleşmenin sağlanması ve devletlerin nüfuzlarının artmasına aracı olmaktadırlar. Siyasi izdivaçlara sadece Türkler başvurmamış, Bizans2, Avusturya-Macaristan, Sırbistan ve Ceneviz3 gibi yabancı hanedanlar da menfaatleri doğrultusunda bu tür evlilikler yapmışlardır. Bu işlevsel vasıtaya başvuran hanedanlardan birisi de Osmanlılardı. Osmanlılarda erken dönemlerden itibaren siyasi evlilikler yapılmıştır. Bu evlilikleri özelliklerine göre ayırmamız gerekirse yerli hanedanlarla, yabancı hanedanlarla ve aristokrat ailelerle yapılanlar şeklinde sınıflandırabiliriz. Bu çalışmada yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Osmanlı hanedanının siyasi evliliklere başvurma sebepleri üzerinde durulacaktır. Bu hususta cevaplandırılması gereken birçok soru bulunmaktadır: Osmanlıların siyasi izdivaçlardan beklentileri neydi? Yaptıkları evlilikler beklentileri karşılamış mıdır? Beklentileri zamanla gerçekleşti mi? Gerçekleşmedi ise sebepleri nelerdir? 2. Yerli Hanedanlarla Yapılan Evlilikler Osmanlıların erken dönemde yaptıkları siyasal evliliklerin genelde hanedanlar arası bir özellik taşıdığını görmekteyiz. Bunlar içerisinde özellikle XIV. ve XV. yüzyıllarda yerli hanedanlar ile yapılan evliliklerin sayısı oldukça fazladır. Osmanlı sultanları Anadolu'nun Müslüman güçlerinin kızlarını hanedana gelin yaptığı gibi Anadolu beyliklerine sultan kızları da gelin olarak verilmiştir. Nitekim, Karamanoğullarından I. Alaeddin Ali Bey, I. Murad'ın kızı Sultan Hatun ünvanlı Melek Hatun'la evlenerek Osmanlılarla akrabalık tesis etmiştir. Henüz kuruluş aşamasında olan Osmanlılar için Karamanoğulları gibi güçlü bir beylikle akrabalık kurmak önemli bir gelişme idi. II. Murad zamanında Karamanoğulları ile bir başka siyasi izdivaç daha yapılmıştır. Karamanoğullarının içişlerine karışma fırsatı veren bu evlilik Sultan Murad'ın üç kız kardeşiyle Karamanoğullarından İbrahim, İsa ve Alaeddin Ali Bey arasında gerçekleşmiştir. İsa ve Alaeddin Ali Bey'ler Osmanlı Devleti hizmetinde alıkonarak kendilerine Rumeli'nden birer sancak verildi. İbrahim Bey'e de yardımcı kuvvet verilerek Karaman'a gönderildi. Osmanlı Devleti, böylece siyasi evlilikler yoluyla Karamanoğullarının içişlerine karışma fırsatı bularak taht kavgasında belirleyici rol oynamıştır. Ayrıca, Osmanlı Devleti aynı zamanda daha önce kendilerinde olan ancak Timur tarafından Karamanoğullarına verilmiş olan Isparta ve Eğridir taraflarını ve Otluk'u geri alarak toprak kazanıyor ve sınırlarını genişletiyordu. Yani, Osmanlılar bu dönemde yapmış olduğu siyasi izdivaçlar aracılığıyla amacına ulaşmıştır. Karamanoğulları ile yapılan bazı izdivaçlar daha önce yapılan evliliklere nazaran farklı özellikler taşımaktaydı. Karamanoğulları açısından değerlendirdiğimizde bazı izdivaçların siyasi yönden etkisinin sınırlı olduğu görülmektedir. Nitekim, sultan II. Mehmed'in oğlu II. Bayezid ile Karamanoğullarından Nasuh Bey'in kızı Hüsnüşah Hatun'un evlilikleri bu özelliği taşımaktadır. Karamanoğlu Nasuh Bey, kurulan akrabalığa rağmen hiçbir zaman Karaman beyliğinin başına geçememiştir. Osmanlıların akrabalık tesis ettiği devletlerden bir diğeri Dulkadir beyliğiydi. Osmanlılar, Memlüklerle Dulkadiroğullarının çarpışmasından istifade ederek Dulkadir Beyliği ile akrabalık bağını tesis etmişlerdir. Dulkadir Beyliği'nin ise bu evlilikten beklentisi, Memlüklere karşı vermiş oldukları mücadelede kendilerine güçlü bir müttefik bulmaktı. Çünkü, Dulkadir Beyliği kuruluş tarihi olan 1337'den beri Memlüklere tabii idi ve bağımsızlığını kazanmak istiyordu. Bu nedenle Osmanlı Devleti'yle siyasi nedenlerden dolayı akrabalık bağı kurmayı çıkarlarına uygun bulmuştur. Ancak, Şa'ban Süli Bey zamanında da Dulkadir Beyliği Memlüklülerin himayesinden çıkamamıştır. Bu durumdan ancak 1399 yılında kurtulabilmişlerdir ve böylece tabiiyetleri yaklaşık altmış iki sene devam etmiş oldu. Siyasi evlilik açısından dikkatimizi çeken bir başka konu ise 1399'da Yıldırım Bayezıd'ın yardımıyla amcasının oğlu Sadaka'yı tahttan indirerek beyliğin başına geçen Nasırüddin Mehmed Bey'in zamanında yaşanmıştır. Nasırüddin Mehmed Bey, Osmanlılarla dostluk münasebeti kurma amacını taşıyordu. Bu sırada Osmanlı Devleti de Timur felaketinden sonra I. Bayezıd'ın oğulları arasında yaşanan taht mücadelesine sahne olmaktaydı. Bu mücadeleye müdahale eden Nasırüddin Mehmed Bey, Çelebi Mehmed'in, kardeşi İsa Bey'i yenmesinden sonra tebrik etmek için elçilik heyeti göndermiştir4. Asıl önemli olan husus ise bu dostluk münasebetinin akabinde 1403 yılında meydana gelen Çelebi Mehmed'in Nasırüddin Bey'in kızı Emine ile evlenmesidir5. İki hanedan arasında akrabalık bağının kurulması sayesinde Çelebi Mehmed kardeşlerine karşı yapmış olduğu taht mücadelesinde bir müttefik bulmuş oluyordu. Nitekim Çelebi Mehmed, 1412'de İnceğiz'de kardeşi Musa'ya yenilerek Bursa'ya çekilince kayınpederi Nasırüddin Mehmed Bey'den yardım istemiştir6. Nasırüddin Mehmed Bey de oğlu Süleyman'ı maiyetindeki Türkmenlerle göndererek damadının isteğini yerine getirmiş ve Çelebi Mehmed kardeşi Musa ile Rumeli'de yaptığı mücadeleyi kazanarak devletin başına geçmiştir. Ayrıca, bu evlilikle akrabalık bağı kuran Nasırüddin Mehmed Bey, damadı Çelebi Mehmed'in ölümünden sonra onun oğlu olup Osmanlı Devleti'nin başına geçen II. Murad'dan Karamanoğullarına ve Memlüklere karşı yapmış olduğu mücadelede destek görmüştür. Osmanlı Devleti'nin bu yardımı sayesinde Karamanoğullarından Kayseri şehrini geri almıştır. Görüldüğü üzere yapılan bu evlilik tamamen siyasi bir özellik arz etmektedir. Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlılar ile Dulkadirliler arasında başlayıp sonraki devirlerde de devam eden bu siyasi evliliklere II. Murad zamanında da rastlanmaktadır. II. Murad, 1448'de ikinci Kosova zaferini kazandıktan sonra Karamanoğullarının muhtemel bir hıyanetini önlemek için Dulkadiroğulları ile akrabalık kurma kararı almıştır. Bu doğrultuda oğlu Mehmed'i 1450 yılında Dulkadiroğlu Süleyman Bey'in kızı Sitti Mükerreme Hatun ile evlendirmiştir7. Osmanlı Devleti böylelikle hem Karamanoğullarına hem de Karakoyunlulara karşı bir müttefik bulmuş oluyordu8. Bununla birlikte Fatih, Dulkadir beyliği ile kurduğu akrabalık neticesinde beyliğin içişlerine yani taht mücadelelerine karışma fırsatını da bulmuş oluyordu. Bunun örneğini de Süleyman Bey'in oğulları arasında yaşanan mücadelede kayını Şehsüvar Bey'i diğer kayını Melik Arslan'ın yerine beyliğin başına geçirmesinde görüyoruz. Dulkadir beyliği ise bu evlilik sayesinde batıda Karamanoğullarından gelecek tehlikeye karşı Dulkadirli ülkesini koruyacak olan devrin güçlü devletinin dostluk ve ittifakını garanti etmiş oluyordu9. Bu evlilik aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin Memluk Devleti'ne karşı da Dulkadirli Beyliği'ni himaye etmesine vesile oldu. Bir diğer hanedanlar arası evliliğe yine Fatih döneminde şahid olmaktayız. Fatih'in oğlu şehzade II. Bayezid ile Dulkadiroğullarından Alaüddevle'nin (Bozkurt) kızı Ayşe Hatun, 1467'de Amasya'da evlenmişlerdir. Kurulan bu rabıta sayesinde Alaüddevle Bey, dünürü Fatih'in yardımıyla kardeşi Şahbudak'ı yenerek 1480 yılında Dulkadirli tahtını ele geçirmiştir. Osmanlı Devleti ise bu evlilik sayesinde 1468'de Akkoyunlulara karşı girişeceği doğu seferine hazırlık olarak Dulkadiroğullarının tarafsızlığını güvence altına almış oluyordu10. II. Bayezid ile Ayşe Hatun'un izdivaçlarıyla birlikte iki devletin rakiplerine karşı ortak hareket ettiğini görmekteyiz. Bunlardan birinde Osmanlı tahtını kardeşi sultan II. Bayezıd'ın elinden almak isteyen Cem'e karşı Alaüddevle Bey damadının yardım çağrısına olumlu cevap vermiş ve yardımda bulunmuştur. Memlüklere karşı da ortak hareket edilmesinin neticesinde 1484'te Memlük ordusu yenilgiye uğratıldı. Ayrıca Alaüddevle Bey, damadı II. Bayezıd'ın Modon seferine de yardımcı kuvvet göndererek dostluğunu devam ettirmiştir. Evliliğin getirmiş olduğu en önemli gelişmelerden birisi de bu izdivaçtan, ileride Osmanlı Devletinin dokuzuncu padişahı olacak olan ve yapmış olduğu doğu seferleriyle Memlükleri ve Dulkadir beyliğini ortadan kaldıran Yavuz Sultan Selim'in dünyaya gelmesidir11. Osmanlı hanedan evliliklerinin bir diğer örneklerini Memlüklüler ile yapılan izdivaçlar oluşturmaktadır. Süleyman Çelebi'nin oğlu Orhan Çelebi'nin kızı Fatma Hundi12 Hatun ile Memlüklerden Sultan Barsbay 1438 yılında evlenmişler ve evlilikleri birkaç ay gibi kısa bir sürede sona ermiştir. Fatma Hatun ikinci evliliğini de 1438'de yine Memlüklerden Sultan Çakmak ile yapmış ve izdivaçları dört yıl sürmüştür. İki devlet arasında yapılan son evlilik sultan Cem'in kızı Gevher-melik sultan ile Memlük sultanı Kayıtbay'ın oğlu Nasirüddin Muhammed13 arasında yapılan izdivaçtır. 1495 yılında Kahire'de yapılan düğünle başlayan evlilikleri üç yıl sürmüştür. İki devlet arasında yapılan üç evlilikten birincisi kısa sürmesi nedeniyle ilişkilerin üzerinde pek tesiri olmamıştır. İkinci evlilik birincisine nazaran daha uzun sürse de iki devlet arasındaki mücadeleye yol açan sebeplerin ilişkiler üzerinde belirleyici olması nedeniyle mücadeleleri geçici bir süreliğine durdursa da tamamen sona erdirememiştir. Son evlilik ise yine kısa sürmesi ve Cem Sultan'ın Osmanlı Devleti üzerinde etkisinin olmaması nedeniyle iki hanedan arasındaki ilişkilere olumlu yönde tesir edememiştir. Görüldüğü üzere yapılan siyasi evlilikler her zaman ileride zuhur edebilecek musibetleri önleyememiştir. Osmanlı hanedanlığının akrabalık kurduğu devletlerden biri de Akkoyunlular idi. Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu'da hâkimiyet mücadelesine girdiği Akkoyunlu devletinin en önemli şahsı hiç şüphesiz otuz sene yönetimde bulunan Uzun Hasan'dır. Onun zamanında Osmanlıların Anadolu'daki işlerine karışmaya başlanılması, Candaroğullarından Kızıl Ahmed'i ve Karaman beylerini Osmanlılara karşı himaye etmeleri iki hanedan arasındaki ilişkilerin bozulma sebebidir. Bu nedenlerden dolayı gerginleşen ilişkiler 1473 yılında Otlukbeli savaşının çıkmasına neden olmuştur. Yapılan bu savaşı Osmanlılar kazanmış ve Uzun Hasan elini batıdan çekmek zorunda kalmıştır14. Bizim için asıl önemlisi ise bu savaştan sonra meydana gelen izdivaçtır. Akkoyunlu Uğurlu Mehmed Bey, babası Uzun Hasan'la kavga edip Osmanlı Devleti'ne iltica edince Fatih'in Gülbahar Hatun'dan doğan kızı Gevherhan Sultan ile 1474 yılında evlenmiştir. Böylece iki hanedan arasında kurulan akrabalık bağı sayesinde Fatih, damadı vasıtasıyla Akkoyunlu devletinin içişlerine karışma fırsatı bulmuştur. Belki de oğlunu babası Uzun Hasan'a karşı bir koz olarak kullanarak Akkoyunlu yönetiminde söz sahibi olmayı düşünmüş olabilir. Tabii ki aynı zamanda Osmanlı kuvvetlerini yenen ve başarılı gördüğü birinden de istifade etmeyi uygun görmüştür15. Uğurlu Mehmed Bey sultanın kızı ile evlenerek ileride Akkoyunlu yönetimine geçmeyi tasavvur etmiş olabilir. İleride yaşanacak bir taht mücadelesinde arkasına Osmanlılar gibi bir desteği alması ona şüphesiz büyük bir avantaj sağlayacaktı. Fatih de damadını Sivas beylerbeyliğine tayin etmiş bulunmaktaydı. Ancak izdivaçtan daha üç yıl geçmişti ki Uğurlu Mehmed Bey 1477'de İran'da öldürülmüştür. Bu nedenle belki de yapmış olduğu evlilikten dolayı girmiş olduğu beklentileri beyhude çıkmıştır. Gevherhan Sultan ile Uğurlu Mehmed'in evliliklerinden Göde Ahmed Bey dünyaya gelmiştir. O da dayısı II. Bayezid'in kızı Aynişah Sultan ile 1490 yılında evlenerek iki hanedan arasındaki ikinci izdivacı yapmıştır. Göde Ahmed Bey, Aynişah Sultan'la evlenerek Osmanlıların desteğini arkasına alma fırsatına ulaşmış ve nitekim dayısı aynı zamanda kayınpederi II. Bayezid'in desteğiyle 1496'da Akkoyunlu hükümdarı olmuş ancak bu durum sadece bir yıl sürmüştür. Tahttan indikten bir sene sonra da vefat etmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere Akkoyunlu devletinin yöneticilerini artık akrabaları Osmanlılar belirliyordu. Osmanlı sultanının destek verdiği kişi saltanatı ele geçiriyordu. Yine görüyoruz ki Ahmed Bey'in ölümünden sonra da Akkoyunlu Murad Bey, Osmanlılara iltica etmiş ve Yavuz'un İran seferine katılmıştır. Çaldıran muharebesinden sonra Yavuz'un verdiği kuvvetle Diyarbekir'i ele geçirmeye çalışmış ancak bu mücadelede maktul düşmüştür. Bu olay da gösteriyor ki Osmanlılar Akkoyunlu hanedanıyla kurmuş oldukları ilk sıhriyetten itibaren Akkoyunluların hemen hemen her olayına müdahil olmuşlar ve belirleyici bir rol oynamışlardır. Akkoyunluların yanı sıra Osmanlılarla akrabalık kuran devletlerden bir diğeri de Kırım Hanlığı idi. İki hanedan arasında kurulan akrabalık bağının Osmanlı Devleti'nin iç meselelerinden birinde belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Osmanlı sultanı II. Bayezid'in saltanatının sonlarına doğru oğulları arasında taht için mücadele baş göstermişti. Ahmed, Korkud, Şehinşah ve Selim adında dört oğlu vardı ve bunlardan Şehinşah bu mücadeleye katılmamıştı. II. Bayezıd'ın son zamanlarında Korkud Saruhan, Ahmed Amasya ve Selim Trabzon sancakbeyi olarak görev yapmaktaydılar. Oğullardan Korkud taht için ilk harekete geçen şehzade olmakla birlikte Ahmed de Amasya'da Anadolu'nun felakete sürüklenmesine neden olacak Kızılbaş tehlikesini göremeyerek Şahkulu isyanının çıkmasına neden olmuşlardır16. Selim ise olayların ciddiyetinin farkındaydı ve harekete geçerek oğlu Süleyman'ın Kefe'ye sancakbeyi olmasıyla 1510 yılında onun yanına giderek bir faaliyet merkezine ulaşmış oluyordu. Ancak onun asıl amacı oğlu Süleyman'ı görmekten ziyade kardeşleri ile yaptığı taht mücadelesinde kayınpederi Mengli Giray Han'dan yardım almaktı17. Selim'in Kefe'ye geçtiğini öğrenen Ahmed, Kırım Hanına ve babasına mektuplar yazarak onun Trabzon'a geri gönderilmesini istemiştir. Selim ise daha da ileriye giderek Kırım Hanının oğlu Saadet Giray ve Tatar askerleriyle birlikte Kefe'den yola çıkarak babasıyla görüşmeye gitmiştir. Babasının Ahmed'in tahta geçirilmeyeceğine dair söz vermesine rağmen onu saltanatın başına getirmek istemesi nedeniyle Selim babasıyla çarpışmış ve mücadeleyi kaybederek 1511'de Kefe'ye geri dönmek zorunda kalmıştır. Böylece şehzade Selim kayınpederinin desteğini alarak kardeşleri ile yaptığı taht mücadelesini18 kazanmış ve yapmış olduğu izdivacın siyasi açıdan faydalarını en iyi şekilde kullanmıştır. 3. Yabancı Hanedanlarla Yapılan Evlilikler Osmanlı Devleti'nin XIV. ve XV. yüzyılda yaptığı hanedanlar arası evlilikler düşman devletlerin tehditlerine karşı koyma stratejileriyle uyum içindeydi. Bu doğrultuda yerli hanedanlar ile olduğu gibi yabancı hanedanlarla da izdivaçlar yapıldı. Osmanlılar evlilik ittifaklarını iktidar için yarıştıkları Rumeli ve Anadolu devletleriyle sınırlamayı kendileri için uygun görmüşlerdi. Çünkü bunlar bir sonraki dönemeçte müttefik kuvvetler de olabilecek potansiyel düşmanlardı. Osmanlıların bu doğrultuda özellikle XIV. yüzyılda evlilik bağı kurduğu yabancı hanedanlar arasında Hıristiyan Bizans, Sırp ve Bulgar hanedanları vardı. Osmanlı hanedanı sultanlarının ve oğullarının yabancı hanedanlar ile izdivaç yaptığını görmekteyiz. Bunun nedeni tamamen taktik amaçlardı, çok kaygan bir ortamda devletin askeri ve diplomatik konumunu güçlendirmeye elverişli ittifakları sürdürmek temel amaçtı. Aynı zamanda bu evlilikler karşı tarafın boyun eğişinin de bir göstergesi durumundaydı. Osmanlıların yabancı hanedanlarla kurdukları akrabalığın çoğunluğunu Bizans İmparatorluğu ile yapılan evlilikler oluşturuyordu. Osmanlı'nın beylikten devlet sürecine geçiş aşamasındaki mücadelelerin yanı sıra Avrupa'ya geçiş için de devamlı rekabet içerisinde olduğu Bizans ile ilişkiler bazı dönemlerde müttefik kuvvetler olarak kendini gösterdi. Bu müttefikliğin temelinde de aralarında kurmuş oldukları akrabalığın etkisi vardı. Siyasi evlilikler yoluyla her iki devlet de ortak rakiplerine karşı birlikte hareket etme zemini bulmuşlardı. Osmanlılar ile Bizans arasındaki ilk akrabalığın sultan Osman Gazi zamanında kurulduğunu görmekteyiz. Osman Gazi'nin oğlu şehzade Orhan Hıristiyanlarla evlilik yapan ilk padişah çocuğudur. Yarhisar tekfurunun kızı olup adı Holofira olan Nilüfer19 Hatun ile Orhan Bey evlenmişlerdir. Evliliğin altında yatan siyasi sebep ise bu izdivaçla beraber Nilüfer'in babasının sahip olduğu yerlerin Osmanlılara ilhakının bir göstergesi olmuş oluyordu. Bu durum ise Anadolu'daki beyliklere ve Bizans'a karşı Osmanlı'nın saygınlığının daha da artmasına vesile olmuştur. Orhan Bey'in şehzadeliği döneminde Bizanslılarla kurulan evliliklerin devam ettiğine şahid olmaktayız. Orhan Bey, Bizans imparatoru III. Andronikos ile Fransız eşi Anna'nın kızı Asporça Hatun'la ikinci evliliğini yapmıştır. Asporça Hatun'la hangi tarihte evlendiği kesin olmamakla birlikte Nilüfer Hatun'dan sonra izdivaçlarının gerçekleştiği belirtilir. Böylece Orhan Bey, Paleolog hanedanına damad olarak Bizans'ın içişlerine müdahil olma fırsatını yakalamış ve onların iç politikalarının ana belirleyicisi unsurlarından biri haline gelmiştir. III. Andronikos, kızı Asporça'yı Osmanlılara gelin ederek bir takım beklentiler içerisine girmişti. Henüz kuruluş aşamasında olan ancak hızla büyüyen Osmanlıların desteğini alarak Sırplara ve Bulgarlara karşı mücadelesinde onların desteğini almak istemiştir. Ancak şehzade Orhan'ın babası Osman'ın yerine tahta geçmesiyle Osmanlı ile Bizans arasındaki ilişkiler gerginleşmeye başladı. Bursa'nın ele geçirilmesi ve İznik'in muhasara edilmesi üzerine Bizans Osmanlılara savaş açmıştır. Ancak 1329'da Pelekanon'da yapılan mücadeleyi damad Orhan Bey kayınpederi III. Andronikos'a karşı kazanmıştır. Burada görüldüğü üzere yapılan siyasi evliliklerin bazen istenilen sonucu vermediğine şahid olmaktayız. Osmanlılar, Orhan Bey ile Asporça arasındaki evlilikten dolayı bir takım beklentiler içerisine girdi. Beklentilerden biri de kurulan akrabalık bağı sayesinde Rumeli'ye geçişin imkân dahiline alınmasıydı. Nitekim bu beklenti boşa çıkmadı ve ileride gerçekleşti. Ayrıca Bizans tahtına karışma amacına da yönelik bir politika takip edilmeye başlandı. Osmanlı Devleti ile Bizans Devleti arasındaki üçüncü siyasi evlilik olayı Sultan Orhan ile İmparator VI. İoannes Kantakuzen ve eşi İmparatoriçe (Bulgaristan prensesi) İrene'nin kızları olan Theodora (Maria) arasında meydana gelmiştir. XV. yüzyılda Bizans Devletini yöneten en köklü ve nüfuzlu ailelerden biri olan Kantakuzenoslardan VI. İoannes imparatorluk mücadelesi için önce Aydınoğlu Gazi Umur Bey'den yardım istemişti. Gazi Umur Bey ise VI. İoannes'i Orhan Bey'e müracaat etmesi için yönlendirmiştir. Bu gelişmelerin sonucunda İmparator, Orhan Bey'den aldığı yardım sayesinde Karadeniz bölgesindeki bir çok yeri ele geçirdiği gibi bütün sahil bölgesini de rakibi küçük imparatorun annesi ve vasisi Anna de Savoie'nin elinden almıştır20. Yine Osmanlı'nın gönderdiği yardımcı kuvvetlerle Edirne'yi zabt etmiştir. Bir rivayete göre de Kantakuzen, Orhan Gazi'yi kendisine bağlamak için kızını ona vermeyi vaad etmiş ve bunun karşılığında 5000 kişilik bir kuvvet almış idi21. Gerçekten de bütün bu yardımların karşılığı olarak 1346 yılında kızı Theodora'yı Orhan Bey'e vererek yapmış olduğu antlaşmayı mühürlemiştir. Orhan Bey ile Theodora'nın evlenmelerinden sonra Osmanlı Devleti ile Bizans İmparatorluğu arasındaki ilişkilerin dostane devam ettiğini ve müttefik kuvvetler olarak hareket ettiklerine şahid olmaktayız. Kantakuzen, 1347'de damadı Orhan Bey'in verdiği yardımcı kuvvetler ile İstanbul'u almaya teşebbüs etmiş, Bizans'taki iç savaşa son vermiş ve Trakya ile Makedonya'daki hakimiyetini kuvvetlendirmiştir. Böylelikle, imparatorluğun Anadolu'da kalan son yerleri olan Ereğli ve Amasya Türk akınlarına karşı güvence altına alınmıştır. Bizans, böylece bu evlilikteki amaçlarından biri olan Osmanlıları güvenli bir mesafede tutmayı başarmıştır. Ayrıca Orhan Gazi'nin bir donanma ve zevcesi Theodora'yla birlikte Üsküdar'a gelerek kayınpederi ile görüştüğünü ve Sırplara karşı hareket etmek üzere Bizans ordusuna 6000 kişiden mürekkeb bir kuvvet göndermeyi vaad ettiğini ve bunu da yerine getirdiğini görüyoruz22. Kantakuzen, başı daraldıkça damadı Orhan Bey'e başvurarak zor durumundan kurtuluyordu. Nitekim 1349'da Sırbistan kralı Stefan Duşan, Selanik şehrini ele geçirmek üzere iken Kantakuzen, Orhan Bey'e müracaat ederek oğlu Süleyman Paşa'nın kumandasında 20000 kişilik bir kuvvet ve Osmanlı deniz kuvvetleri sayesinde vaziyeti kurtarabilmiştir. Yine VI. İoannes Kantakuzen'un V. İoannes Kantakuzen ile mücadelesinde de yardımcı kuvvetler göndererek onun Edirne'de muhasara altında bulunan oğlu Mateos'u kurtarmış diğer taraftan da Dimetoka'da Sırp ve Bulgarlara karşı mühim bir galibiyet elde edilmiştir. Görüldüğü gibi VI. Kantakuzen, Osmanlılarla kurmuş olduğu akrabalık bağı neticesinde bu evlilikten azami şekilde yararlanmayı bilmiştir. Osmanlı Devleti sultanı Orhan, Bizans ile kurmuş olduğu akrabalık bağının meyvelerini toplamaya başlamıştı. Osmanlı Devleti, 1345'ten beri Bizans'taki taht ve saltanat mücadelelerine karışarak içişlerinde söz sahibi olmaya başlamış ve başa geçecek kişinin belirleyicisi olmuştur. Kantakuzen, 1353'te kendisine yapılan yardımlara mukabil Gelibolu yarımadasındaki Çimpe Kalesini akrabası olan Osmanlılara vermiştir. Osmanlı Devleti, böylece Rumeli'ye geçişlerde kendilerine önemli bir üs kazandığı gibi buraya yerleşmeye başlamış ve ileride kendi hesaplarına yapacakları fetihler için tecrübe kazanmışlardır. Orhan Bey ile Theodora arasındaki evliliğin bir diğer önemli sonucu da şehzade Halil'in dünyaya gelmesidir. Halil ise ileride Bizanslılarla bir başka akrabalığın aracısı olmuş ve V. İoannes Kantakuzen ve imparatoriçe Eleni Kantakuzina'nın kızı İrene ile evlenmiştir. İrene'nin henüz 11 yaşlarında iken yapılan bu izdivaç kızın yaşından da anlaşılacağı üzere siyasi bir evlilik özelliğine haizdir. Babası V. İoannes, kurmuş olduğu bu aile bağı ile hükümdarlığı için barış dolu bir geleceği güvence altına almayı düşünmüştür. Onun beklentisi Orhan Bey'den sonra tahta damadı Halil'in geçeceği ve akrabalıktan dolayı da Osmanlıların Bizanslılarla dostça geçinerek kendi topraklarına saldırmayacağını ve böylelikle rahat bir ortamda ülkesini yöneteceğini düşünüyordu. Ancak, evliliğin üç yıl gibi kısa bir sürede sona ermesi ve tahta da Halil'in yerine ağabeyi I. Murad'ın geçmesi nedeniyle beklentilerine ulaşamamıştır. Osmanlı Devleti'nde fetret devrinin yaşandığı dönemde Bizans ile akrabalık bağlarının kurulmasına devam edilmiştir. Yıldırım Bayezıd'ın oğlu şehzade Süleyman Çelebi, evlilik olayı olmadan önce Bizans imparatoru II. Manuel Paleologos ile anlaşarak rehin olarak kardeşleri Kasım, Yusuf ve Fatma'yı İstanbul'da bırakmıştı. Bu olaydan bir sene sonra 1403'te Mora despotu Theodoros ile Nerio I Acciajuoli'nin kızı Bartholomea'nın23 evliliklerinden doğan kızlarıyla Süleyman Çelebi izdivaç yapmışlardır. Süleyman Çelebi, böylece arasının iyi olduğu imparatorla ilişkilerini daha da sağlamlaştırarak kardeşlerine karşı yaptığı taht mücadelesinde onun desteğini almayı düşünmüştür. Ancak, Süleyman Çelebi Osmanlı tahtına geçemeden 1411 yılında vefat etmiştir. II. Murad'ın yerine tahta geçen oğlu sultan II. Mehmed zamanında Bizans'la yapılan evliliklere devam edilmiştir. II. Mehmed, 1454 yılında Edirne'de Paleologoslarla akraba olan Enez, Semadirek ve İmroz beyi I. Dorino Gattilusio'nun adı bilinmeyen bir kızıyla evlenmiştir24. Bu izdivaçtan sonra kayınpederi Fatih'e Enez bölgesini bırakmıştır. Böylece Fatih, hâkim olduğu alanların sınırını biraz daha genişletmiştir. Bizanslılarla yapılan ikinci evlilik, Mora despotu Demetrius Paleologos ile Bulgar prensesi Zoe Asan'ın kızları olan Helen ile yapılan izdivaçtır. Fatih, 1458'de çıkmış olduğu Mora seferinden Tebai'ye dönerken Helen'i haremine göndermiştir25. 1458 yılında gerçekleşen bu evlilikle26 Dimitrios hızla güçlenen ve İstanbul'u da ele geçirerek Bizans Devletine son veren Fatih'e karşı kendini güvence altına almayı amaçlamış olabilir. Ancak Fatih, kayınpederinin sahip olduğu Mora bölgesini 1460'ta Osmanlı toprakları içerisine katarak onun beklentilerini boşa çıkarmıştır. Görüldüğü üzere Osmanlılar ile Bizanslılar çağın şartlarına ve gereklerine göre hareket etmişler ve aralarında akrabalık tesis etmişlerdir. Osmanlılar, uluslar arası ve gerçek politikanın esnekliğini göze alarak bir başka Hıristiyan devlete karşı yabancı bir hanedanla ittifak yapmaktan çekinmemiştir. Osmanlılar, her iki hanedan için de ayrı ayrı gerekçeleri ve beklentileri olan bu evliliklerden istifade edebilme konusunda Bizans'a göre daha başarılı olmuşlar ve menfaatleri doğrultusunda kullanmışlardır. Osmanlıların akrabalık kurduğu bir diğer yabancı hanedanlık Bulgarlar idi. Osmanlı Devleti ile Bulgarlar arasında yapılan ilk evlilik sultan I. Murad ile Bulgaristan kralı İvan Aleksandr ve Braide'nin kızları Mara Tamara arasında yapılan izdivaçtır. Çar Tırnova'lı Şişman'ın kız kardeşi olan ve tam tarihi belli olmayan bir zamanda27 yapılan evlilikle birlikte Bulgar çarlığı Osmanlı Devleti'nin vasalı durumuna gelmiştir. Tamara Şişman'ın yaptığı bu evlilik kardeşi Şişman namına yeni bir hamiye yapılmış sadakat yemini niteliğindeydi. I. Murad ise yapmış olduğu izdivaç vasıtasıyla Şişman'ı vasal statüsüne indirerek kendisine bağımlı kılmakla evliliği bir tahakküm aracı haline getirmiştir. Aynı zamanda Sultan I. Murad, kendi ordusuna asker temin ederek kuvvetlerini arttırma imkânına da ulaşmış oluyordu. I. Murad Han'ın Bulgar Kralı Şişman'ın kız kardeşi Tamara (Maria) ile evlenmesi ise bu krallığın, tabiiyet altında tutulabilmesinin bir gereği olarak görülebilir. Zira Sultan Murad 1368'den sonra sırasıyla Bulgarlardan Aydos, Karinabad, Süzeboli, Pınarhisar ve Vize'yi zapt etmişti. Kral Şişman mukavemete muvaffak olamayınca sulh yaparak vergi vermeyi kabul ederek kız kardeşini de Osmanlı hükümdarına vererek dostluğunu pekiştirmek istemişti. İki hanedan arasında akrabalık bağının oluşmasından sonra ilişkiler bir süreliğine dostane devam etmiştir. Ancak I. Murad'ın Balkanlarda Bulgaristan aleyhine genişlemeye devam etmesi ve Osmanlıların 1387'de Anadolu'da Karaman Beyi Alaaddin Ali ile uğraşmasını fırsat bilerek Murad'ın kayını III. İoannes Şişman'ın da içinde bulunduğu Bulgar vasalları Osmanlı hükümranlığından bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine ilişkiler tekrar bozulmaya başlamış ve I. Murad, vezir Çandarlı Ali Paşa'yı ve ordusunu Şişman'ın üzerine göndererek Kuzey Bulgaristan'daki Şumnu, Silistre ve Tırnova'yı ele geçirmiştir. Fakat, bu yerler Şişman'a geri verilmiş ve 1388 yılında artık kendisinin Murad'ın vasalı olduğu bir kez daha teyit ettirilmiştir. Osmanlıların akrabalık kurduğu bir diğer yabancı hanedanlık Sırplar idi. Kosova savaşının neticesinde bağımsızlığını kaybeden Sırplarla ilk evlilik sultan I. Bayezıd zamanında gerçekleşti. I. Bayezıd, Anadolu'ya geçmeden evvel Rumeli işlerini düzeltmeye girişmiştir. Bu nedenle, Sırp Kralı Lazar'ın oğlu Stefan ile müzakereye girişerek harac vermek, muharebelerde bütün askerleri ile birlikte padişahın maiyetinde bulunmak ve kardeşi Maria Olivera Despina Hatun'u sultana tezvic etmek şartı ile Sırplarla bir muahede yapılmış ve Stefan sadakat yemini etmiştir28. Osmanlı Devleti'nin Sırplarla yapmış olduğu evlilikten birtakım beklentileri vardı. Böylelikle Osmanlıların şöhreti daha da yükselme fırsatı bulduğu gibi, kendilerine Rumeli'de yapacağı fetihler için de müttefik bir kuvvet bulmuş oluyorlardı. Nitekim bu evlilik 1402 Ankara savaşında Sırp askerlerinin hazır bulunmasının da garantisiydi. Sırbistan'ı ele geçirerek Sırbistan'ın kuzeyinde bulunan Macar Krallığıyla mücadele ederek bu devleti de hâkimiyeti altına almak istemiştir. Sırplar'ın da Osmanlılarla kurmuş olduğu akrabalıktan farklı beklentileri vardı. Onlar, Çar Stefan Duşan'ın hâkimiyeti devrinde zirvesine ulaştıkları ve şimdi gerilemeye yüz tutan devletlerini Osmanlı'nın yardımıyla tekrar eski parlak günlerine ulaştırmayı hedeflemişlerdir. Bununla beraber topraklarına göz diken ve mücadele içerisinde oldukları Macarlara karşı da Osmanlıların desteğini sağlamak arzusunda idiler. Sırbistan I. Kosova meydan muharebesinden sonra sınırlarını tehdit eden iki düşmanla karşı karşıya kalmıştı. Biri kuzeyde Macaristan krallığı diğeri de güney ile doğuda Osmanlı Devleti'ydi. Birinden destek sağlamak için ötekinin metbuluğunu kabul etmesi gerekiyordu. Bu yüzden Lazar'ın oğlu Stefan Lazareviç de Bayezid'i Macaristan kralı Sigusmund yerine tercih ediyordu. Varılan antlaşmaya resmiyet kazandırmak için de kardeşi Olivera'yı29 Bayezid'e vererek, Osmanlı hünkârının vasalı olmuştur ve hayatının sonuna kadar da sadık bir müttefik olarak kalmıştır. Böylece Stefan, Osmanlı sultanının yapacağı seferlere asker göndermek ve vergi vermekle mükellef olmuştur. Sırp kızı Olivera ile ilgili belirtilmesi gereken önemli bir başka husus Osmanlı kroniklerine konu olmasıdır. Bu eserlerin çoğunda Hıristiyan kızlardan sadece Olivera ile yapılan izdivaçtan bahsedilmektedir. Osmanlı tarihçileri, Olivera'nın Bayezıd'ı içkiye, zevk-ü sefaya alıştırdığını bunda vezir-i azam Çandarlı Ali Paşa'nın da büyük rolü olduğunu yazarlar30. Diğer Hıristiyan hanedanlarla yapılan evlilikler hakkında kaynaklar suskun kalmaktadır. Osmanlılar ile Sırplar izdivacın hâsıl olmasıyla birlikte 1390'dan 1402 yılına kadar iyi münasebetler içerisinde bulunmuşlardır. Sırp prenses Miliça ve oğlu prens Stefan Lazareviç, muhalifleri olan Sırp derebeylerinden Vuk Brankoviç'i Bayezıd'ın yardımları sayesinde mağlup etmişlerdir. Buna karşılık Timur'a karşı yapılan Ankara savaşında prens Stefan Osmanlı Devleti'nin vasalı olduğunu göstererek askerleriyle Bayezıd'ın yanında yer alarak Balkan yarımadasının kuzeyinde sadık bir vasal olduğunu göstermiştir. Hatta prens Stefan'ın bir Türk vasalı olduğu halde Kosova savaşından önceki Sırbistan'dan daha geniş bölgelere hükmettiği belirtilir31. Ayrıca bu evlilikle birlikte Sırp Devleti, Osmanlı'nın Balkanları fethetmeye başladıkları bir dönemde bir süre daha müstakil kalma fırsatına sahip oldu. Osmanlı Devleti ile Sırplar arasındaki ilişkiler aradaki evlilik bağının da etkisiyle bir süre iyi giderken tahta çıkan II. Murad'ın ilk yıllarında bozulduğunu görmekteyiz. Sırbistan bölgesine kimin hâkim olacağı konusu Osmanlı Devleti ile Macar krallığı arasındaki mücadelenin asıl sebebiydi. Son dönemlerini yaşayan prens Stefan ise akraba oldukları Osmanlılar yerine Macar kralı Sigismund'a bağlı olduğunu bildirmiş ve ayrıca Tuna üzerindeki Golubats (Güvercinlik) kalesini ona bırakmaya söz vermiştir. Bunun üzerine II. Murad harekete geçmiş fakat bu sırada 1427'de Stefan vefat etmiştir. Bu olayla birlikte Osmanlılar ile Macarlar arasında savaş patlak vermiş ve Sigismund Belgrad'ı ele geçirmiştir. Sigismund, bu fethi Macaristan'ın sınırlarını güvence altına almak ve Sırp Devletini korumak için yaptığını belirtmiştir32. Bunun üzerine II. Murad da misilleme olarak Golubats kalesini zapt etmiştir. Bu yüzden yeni Sırp despotu George Brankoviç iki devlet arasında sıkışıp kalmıştır. George Brankoviç, Osmanlı Devleti ile Macar Krallığı arasındaki zor durumundan siyasi evlilik yoluyla kurtulmayı düşünmüş ve bu doğrultuda kırk beş yıl önce başvurdukları taktiğe dönerek 1435'te kızı Mara'yı Sultan II. Murad'a zevce olarak vermiştir33. Böylelikle kendisini Osmanlı Devleti ile Macaristan'ın baskısından kurtarmayı düşünmüş ancak tarih tekerrür etmeyerek herhangi bir başarı elde edememiştir. George Brankoviç'in Osmanlıların akınlarını önlemek için yaptığı bu girişim sonuçsuz kalmıştır. Osmanlı Devleti, Arnavutluk bölgesini ele geçirdikten sonra hâkimiyetini daha da genişleterek Sırbistan bölgesine de yaymak istemiştir. Ancak bunu ilk aşamada Sırbistan'la mücadele ederek değil izdivaç yoluyla yapmayı uygun görmüştür. II. Murad, George Brankoviç'in kızı Mara'yla evlenmiş ve babasını da vasalı yapmıştır. Bu evlilik sayesinde Sırbistan'ın ele geçirilmesi doğrultusunda önemli bir adım daha atılmış oluyordu. Sırp Devleti, Osmanlılarla kurmuş olduğu akrabalık bağından beklediği faydayı görememiştir. Daha önce Despina'nın evliliği vasıtasıyla Osmanlılarla kurulan akrabalığın getirdiği neticelerle karşılaştırıldığında istenilen neticeyi vermediği görülmektedir. George Brankoviç'in sahip olduğu ve tek güvencesi olan 'sultanın harac veren devletler Osmanlı için onları ilhak etmekten daha kârlıdır' inancı da boşa çıkmıştır34. Nitekim, II. Murad, izdivaçtan üç yıl sonra 1438 yılında Sırbistan üzerine sefer yaparak, Sırbistan'ın kuzeyindeki Boraç şehrini, Transilvanya'yı, Bosna sınırındaki İzvornik ve Serebrenica'yı ve en önemlisi de 1439 yılında Tuna kıyısındaki Sırpların son başkenti ve savunma hattı durumunda olan Semendire'yi alarak kuzey Sırbistan'ın fethini tamamlamıştır. Görüldüğü gibi yapılan bu evlilik, Osmanlıların Sırbistan bölgesini ele geçirme düşüncesine, onların takip ettikleri siyasetin gereklerini yapmasına engel olamamıştır. Kızını II. Murad ile evlendiren George Brankoviç, ona Osmanlılarla bağlantı kurabilmesini sağlayacak güven veren faydalı bir aracı olarak görüyordu. Nitekim, bu beklentisi de Macarlarla yapılan 1444 Edirne Segedin antlaşmasında kızının önemli bir görev ifa etmesiyle gerçekleşmiştir. Macar kralı Hunyadi Yanoş'un Sırbistan'a girmesi nedeniyle yapılan savaşta Osmanlılar İzladi Derbendinde Macarları durdurmayı başarmıştı. Ancak her iki taraf da ağır kış şartlarından dolayı Mara'nın da katılıp antlaşmanın şartlarının belirlendiği Edirne Segedin muahedesini yaparak savaşa son vermişlerdir. Buna göre Golubats, Semendire ve diğer kaleler George Brankoviç'e bırakılmıştır. Bu antlaşmanın imzalanmasında babasına bir Rum keşişi göndererek müzakerelerin devam etmesini sağlayan Mara önemli bir rol oynamıştır35. Bu antlaşmanın bizi ilgilendiren asıl özelliği Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda zor duruma düştüğü bir dönemde Mara'nın aracılığıyla barışın sağlanması ve böylece II. Murad'a toparlanma imkânı kazandırmasıdır36. Sultan II. Murad ile Mara'nın izdivaçları önemli bir özelliğe de haizdi. Bu evlilik, bir Osmanlı sultanı tarafından yapılan son hanedanlar arası evlilik olmasıyla da önemlidir. 1435 yılında yapılan bu izdivaçtan sonra hanedanlar arası evliliklere devam edildiyse de bunlar padişahın kendisi için değil, Anadolu beylikleriyle yapılan evliliklerde belirtildiği gibi şehzadeler için yapılmıştır. 4. Aristokrat Ailelerle Yapılan Evlilikler Osmanlı Devleti'nin ilk iki yüz yıllık sürecinde yerli ve yabancı hanedanlar ile evlilikler yapılmıştı. Bununla beraber önde gelen ailelerle de siyasi akrabalıklar kurulmuştu. Ancak XVI. yüzyıla gelindiğinde evlilikler açısından Osmanlı Devleti'nde farklı bir tablonun ortaya çıktığı görülmektedir. Yerli ve yabancı hanedanlarla yapılan evlilikler yerini cariyelerle yapılan evliliklere ve sultan kızlarının padişahın kulları olan devlet adamlarıyla evlendirilmesine bırakmıştır. Osmanlılar, devlet yönetiminde nasıl büyük dikkat ve ihtiyat gösteriyorlarsa hanedan kadınlarının evliliklerinde de aynı durum geçerli idi. Çünkü kendileri yönetemedikleri halde gücün onlar kanalıyla dışarı akabileceği kabul ediliyordu. Bu durum ise XV. yüzyılın sonuna doğru sultan kızlarını ve torunlarını, devlet adamlarıyla evlendirme politikasının benimsenmesiyle çözümlenmiş görünmektedir. Hanedan ata mirasının dağılıp yok olmasını ve kadınlar aracılığıyla denetimin ele geçirilmesini engelleme gereği hep mevcuttu. Bu yüzden kadınlar üzerindeki denetim ve kontrol mekanizması devamlı işlemiştir. Kadınlar üzerindeki bu denetimin sağlanması da onların hangi erkeklerle evlenmeleri gerektiği ve dışardan kimlerin damad olarak aileyle birleşmesi gerektiği konularıyla ilgili kararların alınmasıyla ilgilidir. Osmanlı hanedanının henüz Anadolu'daki beyliklerden kız alıp vermediği bir dönemde akrabalık tesis ettiği kişilerin önde gelen ailelere mensup olduğu görülmektedir. Beyliğin kuruluş döneminde rol oynayan ve Vefaiyye halifesi olan Şeyh Edebali de en nüfuzlu Ahi reislerinden olup Eskişehir ile Söğüd arasındaki İtburnu mevkiinde tekkesi bulunmakla beraber o havalinin en itibarlı ve sözü geçen ulularındandı. Özellikle F. Giese'nin belirttiği gibi Osmanlı Devleti'nin kuruluşu sırasında yani XIV. yüzyılın ilk yarısında Anadolu şehir ve kasabalarında mühim nüfuzları olan Ahilerin bu devletin teessüsünde önemli rolleri vardı37. Osmanlı Beyliği'nin kuruluş döneminde hükümdarlar dervişleri kendi patrimonyal devlet sistemiyle bütünleştirmeye çabalamışlardır. Dervişler, hanedanın halk gözünde otorite ve egemenliğini meşrulaştıran en etkin aracılar konumundaydılar. Babaiyye/Vefaiyye halifesi olan Şeyh Edebali'nin de Osman Gazi ve ailesine sağladığı ilahi meşruiyet hanedanın kurulmasında en önemli faktör olarak anılmıştır38. Bunun halk rivayetinde aldığı folklorik ifade biçimi olan rüya hikâyesi bu ilişkinin gerçek tarihi olgu niteliğini değiştirmez. Konumuz itibariyle bizim için önemli olan husus Şeyh Edebali'nin kızı ile Osmanlı Beyliği'nin kurucusu ve ilk hükümdarı Osman Gazi'nin yapmış oldukları izdivaçtır39. Osmanlı tarihleri Osman Gazi'nin oğlu Orhan Bey'in annesinin Şeyh Edebali'nin kızı Malhun Hatun olduğunu belirtirler40. Osman Bey ile ahilerin namlı şeyhi Edebali'nin kızı Malhun'un (Rabia ya da Bala Hatun) evlendikleri tarih belli olmamakla birlikte41 bu izdivacın tamamen siyasi bir kazanç elde etmek için yapıldığı aşikârdır. Hanedan bu evlilik sayesinde kutsal adamlarla bağlarını ilk defa özenle sağlamlaştırma imkânı buldu. Aynı zamanda Osman Bey için kuvvetli dini zümrelerden biri olan ahi teşkilatının en nüfuzlu kişilerinden olan Şeyh Edebali'nin kızı ile evlenmek şüphesiz ona Anadolu'da yaşayan halk nazarında önemli bir meşruiyet kazandırmıştır. Aynı zamanda henüz yeni teşekkül etmiş olan beyliğinin büyümesinde de kendisine destek verecek bir teşkilatın yardımlarını elde etme imkânına kavuşmuş ve yapacağı işlerde kayınpederine danışarak onun nüfuzundan önemli ölçüde istifade etmiştir. Şeyh Edebali ise damadı tarafından verilen Bilecik'in yönetimi görevini üstlenmiştir. İlki Osmanlı'nın kuruluş döneminde yapılan ulema ile evliliklerden bir diğerine de 1396 yılında rastlamaktayız. Osmanlı sultanı I. Bayezid'in kızı Hundi Hatun ile devrin büyük din bilginlerinden Şeyh Emir Buhari Niğbolu zaferinden sonra evlenmişlerdir42. Bu evliliğe Yıldırım Bayezid başta karşı çıkmışsa da ileriki günlerde kızını vermeye razı olmuştur. Bu izdivaçtan Emir Buhari ile iki kızları doğmuş olmakla birlikte onlar da annelerinden önce vefat etmişlerdir. XVI. yüzyıldan itibaren Anadolu'daki beyliklerin tamamen ortadan kalkması ve harem-i hümayunun iyice kurumlaşması ile beraber padişah ve şehzadelerin sadece cariyelerle evlenmesi adet haline gelmiştir. Bu durumu ilk defa bozan ise Şeyhülislam Esad Efendi'nin karşı çıkmasına rağmen kızı ile evlenen II. Osman olmuştur. II. Osman'ın reformist bir padişah olmasına paralel yapmış olduğu bu evlilik yani padişahın saray dışından, cariye olmayan ve hür doğmuş bir Türk kızıyla evlenmesi halk ve devlet adamları tarafından hoş karşılanmamıştır43. O, bu davranışı ile padişahın sadece cariyelerle evlenme geleneğini yıkıyordu. Oysa Osmanlı İmparatorluğu gelenekçi bir devlet idi ve gelenek haline gelmiş bir durumun değişmesine iyi gözle bakılmazdı. Osmanlı Devleti'nde hanedanlar arası evlilik artık yararlı bir politika olarak görülmekten çıktığı zaman hanedan, kızlarına uygun eşler bulmak için kendi yönetici sınıfına dönmüştü. Ancak yine de hanedan kendi sınırları içindeki hanedanlardan uzak durmaya çalışmıştı. Evrenosoğulları, Mihailoğulları ve Turahanoğulları gibi askeri hanedanlardan ya da ulema-idareci sınıftan gelenlerden uzak durularak evlilik ittifakından kaçınıldığı görülüyor44. Ancak bu durumun dışında birkaç istisnanın yaşandığına da şahid olmaktayız. Bunlardan biri I. Mehmed'in kızı Hafsa Hatun'un yönetici elit tabakadan Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa'nın oğlu Mahmud Bey ile evlendirilmesiyle yaşanmıştır. Çandarlılar, Orhan Gazi döneminden başlayarak II. Selim'in tahta çıkışına kadar birçok ilmiye ricali ve devlet adamı yetiştirmiş bir Türk ailesidir. Ailenin reisi Halil Hayreddin Paşa45 ilk Osmanlı sultanı Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali ile akraba olup Osmanlı Beyliği'nin kuruluşunda ve büyümesinde önemli rol oynayan ahi teşkilatına mensuptu. Daha o devirde aile seçkin şahsiyetlere sahip olmakla beraber tanınmış ailelerle akrabalık tesis etmiştir46. Nitekim Osmanlı Devleti'nde önemli bir mevki iştigal eden Çandarlı vezir ailesinden Çandarlızade I. İbrahim Paşa'nın küçük oğlu ve aynı zamanda vezir-i azam Çandarlı Halil Paşa'nın kardeşi olan Mahmud Çelebi ile II. Murad'ın kız kardeşi Hafsa Hatun evlenmişlerdir. Sultan II. Murad 1423 yılında Candaroğulları'ndan İbrahim Bey'in kızını aldığı zaman Çelebi Mehmed'in kızı ve kız kardeşi olan Hafsa Hatun'u47 da Mahmud Çelebi'ye vermiştir. Mahmud Bey, o sırada Osmanlı Devleti ümerasından biriydi ve sancakbeyi olarak görev yapıyordu. Mahmud Bey, Bolu sancakbeyliğinde bulunduğu sırada Macarlarla 1444 yılında yapılan mücadele sırasında esir düşmüştür. Daha sonra Macarlar tarafından Osmanlıların evlilikler yoluyla akraba oldukları Sırplara teslim edilmiştir. Sırp despotu George Brankoviç tarafından harp müzakereleri yapılmak üzere Edirne'ye gelen Macar temsilcilerle birlikte gönderilmiştir. Sultan II. Murad Haçlılarla Edirne-Segedin muahedesini imzaladığı sırada kabul edilen maddelerden birisi de eniştesi Mahmud Bey'in esaretten kurtulmasına mukabil verilecek fidye-i necat idi48. II. Murad Mahmud Bey için yetmiş bin duka altın vermek suretiyle de bu sorunu çözmüş ve kardeşinin eşini esaretten kurtarmıştır. Osmanlı Devleti'nde hanedanlar arası evliliğin nihayete ermesiyle sultan kızları, kardeşleri ya da torunları önemli devlet adamlarına eş olarak verilmeye başlamıştı. Bu uygulamanın örneklerinden birine de Osmanlı tarihinde Çandarlılarla birlikte en çok sadrazamı çıkaran Köprülü ailesiyle yapılan evliliklerde görüyoruz. Osmanlıların akrabalık kurduğu önde gelen ailelerden biri de Köprülüler idi. Sultan IV. Mehmed'in kızı Emetullah Ümmi Küçük Sultan'la Köprülülerden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ilk izdivaca imza atmışlardır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa aynı zamanda Köprülü Mehmed Paşa'nın kızı Saliha Hanım ile evlenerek damadı olmuştu. Daha sonra ise IV. Mehmed'in kızı Emetullah Ümmi Küçük Sultan'la evlenerek Osmanlı hanedanına damad olmuştur. 1675 yılında Edirne'de onu taltif için yapılan bu izdivaçtan sonra kayınpederi IV. Mehmed tarafından sadrazamlık görevine tayin olmuştur. Böylece sultan başarılı olarak addettiği Köprülüler sülalesinden bir kişiyi daha atayarak aynı zamanda onların nüfuzundan yararlanmayı düşünmüştür. Köprülüler sülalesiyle yapılan ikinci evlilik sultan II. Mustafa'nın kızı Ayşe Sultan ile Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa'nın oğlu Hacı-Fazıl Numan Paşa arasında meydana gelmiştir. Bu izdivacın çok önceden kararlaştırılmasına rağmen uzun bir zamandan sonra yapılması gibi bir özelliği vardır. 1703 senesinde yapılması planlanan düğün Edirne vak'asının ortaya çıkması nedeniyle ertelenmiştir49. Düğün tarihleri kesin olmamakla birlikte 1710 olarak kabul edilir ve izdivaçları yedi yıl sürmüştür50. İzdivaçlarından sonra kısa bir süre de olsa iki aylığına sadrazamlık yapmıştır. Son görevi olan Girit valiliği sırasında vefat etmiştir. Köprülü vezir ailesi ile yapılan son evlilik yine II. Mustafa'nın kızlarından Safiye Sultan ile damad Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın oğlu Ali Paşa arasında yapılmıştır. Düğünleri II. Mustafa'nın tahttan indirilmesiyle gecikmeli de olsa 1710 yılında mutantan bir şekilde yapılmıştır51. Yaklaşık olarak on üç yıl süren evliliklerinden Ebu-Bekr Bey ve Zahide Sultan dünyaya gelmiştir. Zahide Hanımsultan Hacı Süleyman Paşa ile evlenmiş ve 1790 yılında vefat etmiştir. Ebu-Bekr'in akıbeti hakkında ise yeterli bilgimiz yoktur. Osmanlı hanedanı içerisinde yapılan ve genelde sultan kızlarının veya torunlarının başarılı devlet adamlarıyla yaptıkları evliliklerdir. Devletin ilk iki yüzyılı içerisindeki evlilikleri genelde yerli ve yabancı hanedanlarla yapılan siyasi izdivaçlardan müteşekkildi. Bu süre içerisinde sultan kızları veya torunlarının devlet adamlarıyla yaptıkları evliliklerin sayısı oldukça azdı. Ancak XVI. yüzyıla doğru devlet adamlarıyla yapılan evliliklerin sayısının artmaya başladığı gözlemlenmektedir. Osmanlıların Anadolu'da birliğini temin etmesinden sonra etrafta kızlarını verecek hanedan kalmadığından sultanları büyük devlet adamlarıyla evlendirmeye başlamışlardı. Bu evliliklerde de siyasi çıkarlar gözetilmeye ve güçlü devlet adamlarını böylece hanedana bağlamaya devam edilmiştir. Damad ünvanı vererek sevdiği devlet adamını taltif etmek padişahların sık başvurduğu bir yoldu. Devlet adamları ise hanedana damad olarak nüfuzlarını arttırma imkânına sahip olmuş oluyorlardı. II. Mehmed döneminden önce sultan kızları ile devlet adamları arasında birkaç evlilik olsa da asıl artış bu dönemle birlikte yaşanmaya başlamıştır. Çünkü Fatih'le birlikte imparatorluğun sonuna kadar sürecek yeni bir ittifaklar örüntüsü yani devletin en üst görevlilerinin Osmanlı hanedanına evlilik yoluyla bağlanışı başlamıştır. Bu uygulamanın ortaya çıkmasında Bizans ve Sırbistan devletleriyle Karaman, Germiyan, Candaroğlu gibi Anadolu beyliklerinin Osmanlı ülkesine katılması yani devletler havuzunun kurumasının etkisi vardır. Böyle olunca padişahlar ve onların aile üyeleri için uygun eş adayları azalmıştır. II. Mehmed'in şehzadeliği döneminde yapılan sultan kızı devlet adamı evliliklerinden biri II. Murad'ın kızı Fatma Sultan ile Zağanos Mehmed Paşa arasında meydana gelmiştir. Zağanos Mehmed Paşa II. Murad'ın kızı ile evlenmek suretiyle onun damadı, kızı Hadice Hatun'u da şehzade Mehmed'e vererek onun kayınpederi olmuş ve böylelikle Osmanlı hanedanıyla çift başlı bir akrabalık kurmuştur. Fatma sultan ile evliliklerinden Ahmed Çelebi ve Hamza Bey adlarında iki oğulları olmuştur. Ahmed Çelebi Osmanlıların hizmetinde defterdarlık yapmıştır. Hamza Bey ile ilgili ise yeterli bilgimiz yoktur. Zağanos Mehmed Paşa, 1443 yılında vezir olarak Osmanlı Devleti'nde önemli görevler ifa etmiş ve Fatih'in lalalığı görevinde bulunarak da onun yetişmesinde rol almıştır. İstanbul'un fethinde önemli görevler üstlenmiş ve fethin gerçekleşmesinde damadı Fatih'e yardımcı olmuştur. Aynı zamanda Mora isyanının bastırılmasında ve Fatih'in Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine yaptığı seferde yer almıştır. Böylece II. Murad'ın kızını vererek kendisine damad yaptığı ve daha sonra da Fatih'in kayınpederi olan Zağanos Mehmed Paşa hanedana önemli hizmetlerde bulunmuştur. Padişah da önemli ve güçlü bir devlet adamını kendi ekibinin içerisine dahil ederek yapacağı işlerde yardımcı olacak bir görevliyi kazanıyordu. XVI. yüzyıla geldiğimizde artık hanedanlar arası evlilikten ziyade sultan kızlarının devlet hizmetinde bulunan askeri ve mülki ricalden kişilerle izdivaçlar yaptığını görmekteyiz. Bu evliliklerden biri de II. Bayezid'in Bülbül Hatun'dan doğan kızı Hundi Sultan ile Hersekzade Ahmed Paşa arasında yapılmıştır52. Hersekzade Ahmed Paşa'nın Anadolu beylerbeyi iken 1484 yılında yapılan evlilik yaklaşık olarak otuz yıl sürmüştür. Hundi Sultan'ın eşi bu süre zarfında şehzadeler mücadelesinde taraf tutmasından dolayı sık sık sadrazamlıktan atılmıştır. Bu durum da Hundi Sultan'ın Bursalılarla arasının açılmasına neden olmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde de sultan kızları ile devlet adamları arasındaki evliliklerin devam ettiğine şahit olmaktayız. Yavuz'un kızlarından Hatice Sultan ile ilk eşi Ağrıboz sancakbeyi İskender Paşa 1509 yılında evlenmişlerdir. Bu birliktelikten Mehmed, Süleyman, Ali, Kara Osmanşah ve Nefise adlarında beş çocukları olmuştur. Kanuni 1520'de tahta çıkınca Osmanşah'a kayd-ı hayat ile Mora, İnebahtı ve Teselya sancaklarını vermiş ve o da ölünceye dek buraları idare etmiştir53. Hatice Sultan ikinci evliliğini 1524'te meşhur vezir-i azam Makbul İbrahim Paşa ile yapmıştır. Düğünleri İstanbul'da İbrahim Paşa sarayında 15 gün süreyle devam etmiş ve çok mutantan bir şekilde yapılmıştır54. Evlilikleri on iki yıl sürmekle birlikte Mehmet Şah, Hanım Sultan ve adı bilinmeyen bir kızları olmak üzere üç çocukları olmuştur. Osmanlı tarihinde seçkin bir devlet adamı olan Makbul İbrahim Paşa özellikle Kanuni zamanında önemli vazifelerde bulunmuştu. Daha Hatice Sultan55 ile evlenmeden önce Kanuni Manisa'da sancakbeyi iken onunla tanışma imkânına nail olarak onun nedimi olmuştu. Zamanla mesleğinde yükselmiş ve Enderun'da görev yaparken 1523 yılında Kanuni tarafından vezir-i azamlık görevine atanmıştır56. Vezir-i azamlık göreviyle beraber Rumeli Beylerbeyliğinin de bahşedilmesi İbrahim Paşa'ya muazzam bir güç sağlamıştı. Sefer-i hümayunlara katılarak da bu gücün daha da artmasını sağlamıştır. Mohaç savaşında Budapeşte'nin, 1534-1535 doğu seferinde Safevilerle yapılan mücadelede Tebriz'in ve Bağdad'ın alınmasında Kanuni'ye refakat etmiştir. Ancak artan nüfuzu ve iktidarı tekeline almaya başlaması, her istediğinin yerine getirilmesi ve onun oluru alınmadan hiçbir şeyin yapılmaması yani kendisinin bir nevi padişah gibi hareket etmesi sonunu hazırlamaya yeterli olan etkenlerden biridir. İbrahim Paşa'nın yavaş yavaş kariyerinin sonuna gelmesinde hanedan içerisinde meydana gelen iktidarı ele geçirme kavgasının etkisi olmuştur. İbrahim Paşa'nın özellikle şehzade Mustafa ve annesi Mahidevran ile arasının iyi olduğunu yazışmalarından görebiliyoruz. Bu durum ise aralarının açık olduğu sultanın nikahlı hasekisi Hurrem Sultan'ın hoşnutsuzluğunu daha da arttırmıştı. Hurrem'in de amacı sultan öldükten sonra kendi oğullarından birini Mehmed veya Bayezid'i tahta çıkartmaktı. Bu yüzden İbrahim Paşa'ya karşı sultanı etki altına alarak onun idam edilmesinde rol oynamış olabilir. İbrahim Paşa'nın57, kaynanası Hafsa Sultan'ın 1534 yılında ölümünden hemen sonra ilk fırsatta doğu seferinden döner dönmez 1536'da idam edilmesi de bunu doğrular niteliktedir. Çünkü Hafsa Sultan'ın kızı ve damadı ile doğal olarak yakın bağları vardı. Yani İbrahim Paşa'nın düşüşünde en büyük âmilin Hurrem Sultan olduğu görülmektedir. Hurrem de böylece Mustafa'ya yakın olan güçlü sadrazamı ortadan kaldırarak kendi oğullarından birinin tahta geçmesi için zemin hazırlamaya başlamıştır. Yavuz'un kızı Şah Sultan ile sancakbeyi Lütfi Paşa bir başka sultan kızı ve devlet adamı evliliğine imza atmışlardır58. Lütfi Paşa Yavuz'un Çaldıran ve Mısır seferlerine katılmış, görevinde zamanla yükselerek sancakbeyliğinden vezir-i azamlık mertebesine ulaşmıştır. Ancak zamanla eşiyle arası açılmış ve 1541 yılında on dokuz yıl süren izdivaçları boşanma suretiyle sona ermiş, vezir-i azamlık görevinden de azledilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında sultan kızlarının önde gelen devlet adamları ile izdivaçlarına devam edilmiştir. Kanuni'nin Hurrem Sultan'dan doğan kızı Mihrimah Sultan ile Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa 1539 yılında evlenmişlerdir59. Düğünleri Şehzade Bayezid ile Cihangir'in sünnet düğünleriyle birlikte tantanalı bir şekilde yapılmıştır. Yirmi iki yıl süren izdivaçlarından Ayşe Hümaşah ile Osman Bey doğmuştur. Ayşe Hümaşah önce sadrazam Semiz Ahmed Paşa ile daha sonra da Nişancı Feridun Paşa ile evlenmiş ve 1594 yılında kardeşi Osman Bey de 1576 yılında vefat etmiştir. Damad Rüstem Paşa, Kanuni döneminin önemli şahsiyetlerinden biri olup hanedan içerisinde oldukça etkili olmuştur. Diyarbakır Beylerbeyi iken hanedana damad olmuş ve ilerleyen zamanda 1544 yılında vezir-i azam olarak etkisini arttırmaya başlamıştır. Bu yükselişinde ise kaynanası Hurrem Sultan'ın büyük desteğini görmüştür. Hurrem Sultan, kızı Mihrimah ve damadı Rüstem Paşa üçlü ittifakı Kanuni'nin diğer eşi Mahidevran ve oğlu Mustafa'yı tasfiye etmeye çalışmışlar ve entrikaları neticesinde 1553 yılında şehzade Mustafa'nın öldürülmesine neden olmuşlardır. Yeniçeriler çok sevdikleri60 Mustafa'nın öldürülmesinden Hurrem ve Rüstem'i sorumlu tutmuşlar, bunun üzerine de Kanuni damadını görevinden azletmiştir. Ancak Rüstem Paşa iki yıl süren bu durumun sonucunda 1555 yılında tekrar vezir-i azamlık görevine dönmüştür. Bu gelişmede de yine Hurrem Sultan'ın etkisi olmuştur. Rüstem Paşa'nın görevden alınmasından sonra Hurrem, sultana yazarak onun için şefaatte bulunmuştur61. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus da sultan kızı damad evliliğinden sadece sultanların değil anneleri ve hasekilerinin de büyük yarar sağlamasıdır. Bunun ilk örneğini de sultan Süleyman'ın eşi Hurrem ile Rüstem Paşa'nın ittifaklarında görmekteyiz. Böylece Hurrem şehzade Mustafa'yı ortadan kaldırtarak kendi oğullarının tahta geçmesi için bir adım öne geçmiştir. Kanuni'den sonra tahta geçen II. Selim, kızlarını devlet adamlarıyla evlendiren bir diğer sultandır. Nurbânû Sultan'dan doğan İsmihan adlı kızını Sokullu Mehmed Paşa'ya vermiştir. Şehzade Selim ile Bayezid mücadelesinde Selim'in üstünlüğünü temin eden Sokullu'ya başarısına mükâfaten 1562 yılında nikâh edilmiştir. Ancak bu sırada iki hanımla evli bulunan Sokullu, eşlerini boşamak zorunda kalmıştır. İsmihan Sultan ile evliliklerinden İbrahim Han dünyaya gelmiştir. Damad Sokullu Mehmed Paşa Kanuni tarafından 1565 yılında vezir-i azamlık görevine getirilmiş ve II. Selim'in saltanatı boyunca ve III. Murad'ın hükümdarlığının ilk beş yılında görevine devam etmiş ve 1579 yılında suikast sonucu öldürülmüştür. Osmanlı sultanlarından I. Ahmed hükümdarlığı süresince kızlarını devlet adamlarıyla evlendiren padişahlardan biridir. Özellikle kızlarından Ayşe Sultan'ın vezir İbşir Mustafa Paşa ile yaptığı evlilik oldukça ilginçtir. İbşir Mustafa Paşa, 1655 yılında Ayşe Sultan ile kısa süreliğine de olsa izdivaç yapmıştır. Evlenmeden önce İbşir Mustafa Paşa devrinin kötü geçmişli vezirlerinden biri olarak ün yapmıştı. Ancak Ayşe Sultan ile evlenmesinden sonra onun ısrarlarıyla belalı bir soyguncu ve eşkıya olan vezir sadrazam yapılmıştır62. IV. Mehmed ve Valide Turhan Sultan onu damad yapmak ve sadrazam tayin etmek stratejisini benimsediler. Bu göreve gelmesinde eşinin telkinleri etkili olsa da asıl neden onun eşkıyalıklarına ve soygunlarına son vermektir. Hanedan böylece bir paşayı damad olarak sultan ailesi içerisine dahil ederek fesadı kontrol altına almayı amaç edinmiştir. Paşa'nın İstanbul'a gelmesi ve orada karısının sarayında yaşaması gerekeceğinden yeri sabitleşecekti ve devlet onu denetim altında tutabilecekti. İstanbul'a gelişinden henüz kısa bir zaman geçmişti ki burada çıkan bir ayaklanmada öldürülmüştür. Bu evlilik aynı zamanda hoşnutsuz paşayı onurlandırma ve hükümdar hanesiyle birleştirme işlevi görmüştür. Sultan İbrahim döneminde özellikle küçük yaştaki sultan kızları devlet adamlarıyla evlenmeye başlamışlardır. Onlardan biri de henüz üç yaşında Silahdar Yusuf Paşa ile evlenen İbrahim'in kızı Fatma Sultandır. İlk evliliği kocasının idamı nedeniyle bir sene sürmüş ve dört yaşında musahib Fazlı Paşa'ya verilmiştir. Fazlı Paşa sultan kızı ile evliliğinden sonra kaptan-ı derya olmuştur. Ancak bu görevinde uzun kalamamış, azledilerek dış vazifelere tayin edilmiştir. Burada bizim için önemli olan husus niçin küçük yaştaki sultan kızlarının devlet adamlarıyla erken bir dönemde evlendirilmesine ihtiyaç duyulduğudur. Sultan kızı vezir birleşmesiyle yaratılan iktidar bağları sultan kızının yaşamı süresince birden fazla evlilik yapılabilmesiyle güçleniyordu. Kendilerinden yaş itibariyle oldukça büyük olan vezir, sadrazam ve kaptan-derya gibi devlet görevlisi eşlerinin devamlı sefer-i hümayunlarda olmaları, her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları, idam ve doğal nedenlerden dolayı ölmeleri gibi durumlarda sık sık eş değiştirmek zorunda kalıyorlardı. Bu nedenle bir sultan kızının ölene kadar en az beş veya altı kez evlendiği görülüyordu63 IV. Mehmed'in hükümdarlığı döneminde sultan kızlarının evliliklerine devam ettiklerini görmekteyiz. Kızlarından Hatice Sultan, 1675 yılında ikinci vezir Mustafa Paşa ile evlenmiştir. Edirne'de yapılan düğünleri yirmi gün sürmüş ve debdebeli bir şekilde yapılmıştır. Düğün esnasında Hatice Sultan'ın kardeşi Ümmi Sultan ile Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın da nikâhları kıyılmıştır. On bir yıl süren izdivaçlarından Mehmed, Hasan, Vasıf, Abdullah ve Ayşe adlarında beş çocukları olmuştur. Çocuklar hakkında yeterli bilgimiz bulunmamaktadır. Hatice Sultan ikinci evliliğini 1691 yılında yapmış ve II. Ahmed kız kardeşini Silahdar Moralı Hasan Paşa'ya vermiştir. Hasan Paşa hanedana damad olmasının nimetlerinden faydalanmış ve 1703'te vezir-i azamlık görevine atanmıştır. Ancak, kısa süren bu görevinden sonra İzmit'e sürülmüştür. Eşi Hatice Sultan ise sultanların taşraya çıkmaları yasak olduğu halde padişah III. Ahmed'ten izin alarak kocasının yanına gitmiştir. Hasan Paşa'nın 1713'te ölümü üzerine izdivaçları sona ermiştir. Burada üzerinde durmamız gereken önemli konulardan biri önceki dönemlere nispeten neden XVII. yüzyılda sultan kızı damad evliliklerinde bu kadar fazla artış yaşanmıştır. Bu durumun ortaya çıkmasında en büyük amilin valide sultanların çabalarının olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Evli sultan kızları anne ve babalarının yaşadığı hareme kolay ulaşma imkânına sahiptiler ve bilgi verme, kuryelik yapma ve politik strateji belirleme görevi yapabiliyorlardı. Valide sultanlar evli kızlarının sahip oldukları bu özellikleri göz önünde bulundurarak onların yapacakları evliliklere karışıp kiminle izdivaç yapacaklarına karar veriyorlardı. Sultan kızları ile annelerinin çıkarları genelde birbiriyle örtüşüyordu. Sultan kızlarının hedefi eşlerinin politik kariyerlerini ve buna bağlı olarak ömürlerini uzatmak, annelerininki ise harem dışından kendilerine sadık ve politik müttefikler bulunmasını garanti altına almaktı. Bu nedenlerden dolayı sultan kızlarının evlilikleri aracılığıyla kurulan ilişki ağları büyük önem taşıyordu. Valide sultanlar bütün bunları hesaba katarak gerek sultan kızlarının gerekse de torunlarının izdivaçlarında belirleyici bir rol oynamışlardır. Osmanlı hanedanına XVIII. ve daha sonraki dönemlerde devlet adamları damad olmaya devam etmişlerdir. Ancak bu yapılan evlilikler daha önce yapılan izdivaçlara nazaran siyasi yönden geri planda kalmıştır. Çünkü, önceki yüzyıllarda yapılan evliliklerde sultan kızlarının evlenecekleri kişiler hakkındaki kararı valide sultan ve padişah belirliyorken artık sultan kızları istedikleri kişilerle evlenmeye başlamışlardır. Evliliklerde daha titiz ve seçici olunurken bu durumun giderek kaybolduğunu görüyoruz. Tabi ki bunda güçlü valide sultanların devrinin sona ermesi de önemli bir etkendir. Bu da gösteriyor ki hanedanın siyasi menfaatlerinden önce başka istekler devreye girmeye başlamıştır. 5. Sonuç Osmanlı Devleti'nin kurulduğu dönemde Anadolu'da birçok beyliğin ve devletin varlığını görmekteyiz. Osmanlıların onlarla mücadele etmesi ve Anadolu'da hâkimiyeti ele geçirmesi şüphesiz kolay bir iş değildi. Ancak küçük bir beylikten cihan devletine giden yolda takip ettiği politikalar o zamanın şartlarına göre oldukça mükemmeldi. Bu politikalardan biri de Anadolu'daki beyliklerle ve Rumeli'deki Hıristiyan devletlerle kurmuş olduğu sıhriyet ilişkileriydi. Özellikle evlilik olayını kendi lehine çevirme konusunda son derece başarılı olduklarını yapmış oldukları izdivaçlarla göstermişlerdir. Her bir devletin siyasi evlilikler yoluyla elde etmek istediği amaçlar görülmektedir. Bu yola başvuran devletlerden biri olarak Osmanlı Devleti'nin de kendi menfaatleri doğrultusunda farklı beklentileri vardı. Bazı evlilikler, Anadolu ve Rumeli'de hâkimiyetini tesis etmek için müttefik kuvvetler bularak kuvvetini arttırmak, yani ittifak ilişkilerinin göstergesi diğerleri de Anadolu'nun farklı bölgelerinden gelebilecek tehlikelere karşı bertaraf edici bir özellik taşıyordu. Görüldüğü üzere de siyasi evliliklerden azami şekilde faydalanmasını bilen taraf da Osmanlı Devleti olmuştur. Bu makale, Osmanlı hanedanının erken dönemden itibaren yapmış oldukları politik evliliklerin iç ve dış politikaya yansımaları hakkında dikkate değer bilgiler sunarak katkıda bulunmaktadır. Onların yerli ve yabancı hanedanlar ile aristokrat ailelerle yaptıkları evlilikler örnekler üzerinden anlatılmaktadır. Erken dönemde yerli ve yabancı hanedanlarla yapılan evliliklerin XVI. yüzyılla beraber şekil değiştirerek aristokrat önde gelen nüfuzlu ailelerle yapılan evliliklere dönüşümünü ortaya koymaktadır. DİPNOTLAR 1 Eskiçağda Doğu'da yapılan siyasi evlilikler hakkında daha tafsilâtlı bilgi için bkz. H. H. Duymuş, Antik Doğu'da Siyasi Evlilikler, Cinius Yayınları, İstanbul 2009. 2 Bizanslıların yapmış oldukları siyasi evlilikler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Sandra Origone, 'Marriage connections between Byzantium and the West in the age of the palaiologoi', Mediterranean Historical Review, Volume 10, Issue 1-2, June 1995, pp. 226-241. 3 Cenevizlilerin akrabalık kurduğu devletlerden biri de Bizanslılar idi. Nitekim, Bizans yönetiminde bulunan Midilli adası 1335 yılında Bizans İmparatoru V. Paleologos tarafından kız kardeşi Maria'nın çeyizi olarak Cenevizli Francesco Gattilusio'ya bırakıldı. Cenevizli ailenin adadaki egemenliği de 1462'ye kadar devam etti. Wilhelm Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, C.I, Çev. Enver Ziya Karal, TTK Basımevi, Ankara 2000, s.571-572. 4 Mehmet Neşri, Kitab-ı Cihannüma, C. I, Haz. Faik Reşit Unat, Mehmet Altay Köymen, T.T.K. Yay., Ankara 1995, s.445, Hoca Sadettin Efendi, Tacü't-Tevarih, C. I, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999, s.232. 5 Refet Yinanç, Dulkadir Beyliği, TTK Yay., Ankara 1989, s.41, Faruk Söylemez, 'XVIII. Yüzyıl Başlarından XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Maraş ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri', Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.22, 2007, s.70. 6 Mehmet Neşri, a.g.e., s.501. 7 Bu evlilik hakkında daha tafsilâtlı bilgi için bkz. Feridun M. Emecen, Fetih ve Kıyamet 1453, İstanbul 2012, s.133-134, 163-164. 8 Halil İnalcık'a göre II. Murad, 1450'deki ikinci Arnavutluk seferinin mağlubiyetini unutturmak için Şehzade Mehmed için muazzam bir düğün tertip ettirmiştir. Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, TTK Yay., Ankara 1987, s.108. 9 Refet Yinanç, 'Dulkadiroğulları', İslam Ansiklopedisi, C. IX, DİA Yay., İstanbul 1994, s.555. 10 Leslie P. Peirce, Harem-i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu'nda Hükümranlık ve Kadınlar, Çev. Ayşe Berktay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2002, s. 36. 11 Çağatay Uluçay, 'II. Bayezid'in Ailesi', Tarih Dergisi, S. 14, 1959, s.105-110. 12 Hundi, Memlük sultanlarının nikahlı eşleri haseki sultanlara verilen ünvanın adıdır. Öztuna, a.g.e., s.1149. 13 Jorga, Memlük sultanı Kayıtbay'ın oğlunun adını Mehmed olarak belirtmiştir. Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Çev. Nilüfer Epçeli, C. II, Yeditepe Yay., İstanbul 2005, s.212 14 Uzun Hasan hakkında daha geniş bilgi için Bkz. Şehabeddin Tekindağ, Uzun Hasan, İslam Ansiklopedisi, C. XIII, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.91-96. 15 Öztuna, Uğurlu Mehmed Bey'in Otlukbeli savaşından 38 gün önce yapılan mücadelede vezir Has Murad Paşa idaresindeki Osmanlı öncü kuvvetlerini yendiğini belirtir. Öztuna, a.g.e., 132. 16 Şahkulu isyanı hakkında geniş bilgi için Bkz. Çağatay Uluçay, 'Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu?', İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, C. VI, S. 9, 1954, s.55-74. 17 Yılmaz Öztuna, Yavuz Sultan Selim, Babıali Kültür Yay., İstanbul 2006, s.28. 18 II. Bayezıd'ın oğullarının saltanat mücadelesi için Bkz. Uluçay, a.g.m., S. 9-12, s.53-90, 117-142, 185-200 19 Aşıkpaşazade'de Ülüfer Hatun ve Neşri'de Lülüfer Hatun olarak geçmektedir. Aşıkpaşazade, a.g.e., s.17., Mehmet Neşri, a.g.e., s.104. Ünlü Arap seyyah İbn Batuta Sultan Orhan'ın eşi Nilüfer Hatun'u ziyaret etmiş ve onun kendisine ikramlarda bulunup yardım ettiğini belirtmiştir. İbn Battuta, İbn Battuta Seyahatnamesi I, Çev. A. Sait Aykut, Yapı Kredi Yay., İstanbul 2004, s.430, vd. 20 Bizans imparatoriçesi Anna tahtını gasp eden İoannes Kantakuzenos'a karşı 1340'ların başında Orhan'dan yardım istemişti. Ancak Orhan Gazi ile ittifak girişimi başarısızlığa uğramıştır. L. Peirce, a.g.e., s.46. Anna aynı zamanda Osman ile ittifak halinde olan Kantakuzenos'a karşı Anadolu Türk Beyliklerinden Saruhanoğulları ile ittifak yapmıştır. Feridun M. Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Kitabevi Yay.,İstanbul 2003, s.111, 118. 21 M. Tayyib Gökbilgin, 'Orhan', İslam Ansiklopedisi, C. IX, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.402. 22 Uzunçarşılı, a.g.e., s.136. Kantakuzenos'a karşı Anadolu Türk Beyliklerinden Saruhanoğulları ile ittifak yapmıştır. Feridun M. Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Kitabevi Yay., İstanbul 2003, s.111, 118. 21 M. Tayyib Gökbilgin, 'Orhan', İslam Ansiklopedisi, C. IX, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.402. 22 Uzunçarşılı, a.g.e., s.136. 23 Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, T.T.K. Yay., Ankara 1995, s.533. 24 Alderson, Fatih'in bu kızdan başka I. Dorino Gattilusio'nun Maria adında bir başka kızıyla da evlendiğini belirtir. Alderson, a.g.e., s.239. 25 Uzunçarşılı, a.g.e., s.188-189. 26 Uluçay, Fatih'in Helen'le kendisini zehirleme korkusundan dolayı evlenmediğini belirtir. Uluçay, Padişahların Kadınları, s.20. 27 Öztuna 1370 yılında, Uluçay 1376 yılında, İmber 1371'den sonra olduğunu belirtir. Öztuna, a.g.e., s.107, Uluçay, Padişahların Kadınları, s.6, Imber, a.g.e., s.121. 28 M. H. Yinanç, 'I. Bayezid', İslam Ansiklopedisi, C.II, MEB Yayınları, Eskişehir 1997, s.370. 29 Yorga eserinde bu kızın adını Maria veya Milevas olarak belirtir. Jorga, a.g.e., s.248. 30 'Laz (Lazar) kim gitti vilayetine Bayazıd Han: 'Benümdür' dedi. Vılk oğlu dahi Bayazıd Han'a elçi gönderdi mübalağa armağanlar ile ve hem tahtı kutlu olsun dedi. Ve hem anası ağzından dahi bir mektup yazdı. Ve anasının bir küçük kızkardeşi vardı hem o da Laz'ın kızıydı: Bayazıd Han'a vermeğe ahdetmişlerdi. Bayazıd Han'a Cariyeni al, varsun hizmetin etsün' dedi. Bayazıd Han da elçi gönderdi, kızı götürdüler. Kız kim geldi, Han ile buluştu, maksut ne ise hasıl oldu. Kız kendü töresince duru geldi, hizmeti ne ise etti. Ayıttı kim kız: 'Kardeşim halayıkına Semendre'yi sadaka et' dedi. Han dahi kabul etti. Güvercin'liği (Golubats) bile verdiler. Niğbolı'yı (Novobırdo) vermediler. Ve bu kavl-i karar üzerine mukarrer olundu. Ta Timur vartasına değin Bayazıd Han sohbet esbabını Laz kızından öğrendi Ali Paşa muavenetilen', Aşıkpaşazade, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Haz. Nihal Atsız, MEB Yayınları, İstanbul 1992, s.62-63, Mehmet Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ Neşrî Tarihi, Haz. Faik Reşit Unat-Mehmet A. Köymen, C. I, Ankara 1995, s.331-333. 31 Olga Ziroyeviç, 'İki Osmanlı Padişahı İle Evlenen İki Sırp Prensesi', Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 1968, S.II/9, s.52. 32 Jorga, a.g.e., s.348. 33 Jorga eserinde kayınpederin damadına çeyiz olarak 400.000 altın değerinde bir arazi ile 200.000 altın değerinde eşya hediye ettiğini belirtir. N. Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, C. I, s.349. Kenneth Meyer Setton, The Papacy and The Levant (1204-1571), Volume II, The American Philosophical Society, Philadelphia 1978, s.184 34 A. D. Alderson, Bütün Yönleriyle Osmanlı Hanedanı, Çev. Şefaettin Severcan, İstanbul 1999, s.142. 35 İnalcık, a.g.e., s.8-11 vd. 36 Uluçay, Padişahların Kadınları, s.16. 37 Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, TTK Yay., Ankara 1999, s.13. 38 Halil İnalcık, 'Otman Baba ve Fatih Sultan Mehmed', Makaleler I, Doğu Batı Yay., Ankara 2005, s.142. 39 Şeyh Edebalı'nın kızı ile Osman Gazi'nin evlilikleri ile ilgili menkıbe şöyledir.'Osman Şeyh Edebalı'nın kızını ister, Şeyh iki sene buna muvafakat vermez. Osman bir gece Şeyh'in evinde uyurken bir rüya görür: Edebalı'nın koynundan bir ay çıkarak Osman'ın göğsüne girer. Bunun üzerine Osman'ın göbeğinden bir ağaç çıkar. Dallarının gölgesiyle bütün dünyayı örter. Edebalı, rüyayı tabir ederek Osman sülalesinin dünyaya hakim olacağını söyler ve kızını ona verir.' Osmanlı sülalesine Küçük Asya'daki diğer Türk devletleri üzerinde hegemonyasını kurmak için ilahi bir meşruiyyet vermek arzusu görülebilir. Köprülü, a.g.e., s.6. 40 Aşıkpaşazade, Neşri ve Müneccimbaşı Tarihi'nde Malhun Hatun, Oruç Bey tarihinde ise Rabia Hatun olarak geçer. Atsız, Aşıkpaşaoğlu, s.16, 37; Mehmet Neşri, a.g.e., s.82, 83, Müneccimbaşı Ahmet Dede, Müneccimbaşı Tarihi, Çev. İsmail Erünsal, C. I, Tercüman Yay., Ankara 1978, s.61; Oruç Beğ, (1972), a.g.e., s.25, 28. 41 Öztuna, emin olmamakla birlikte 1289 yılını verir. Öztuna, a.g.e., s.101. 42 Öztuna Hundi Hatun'un Erhondu Hatun ile aynı kişi olabileceğini Erhondu Hatun'un önce Yakup Bey ile evlendiğini ikinci olarak da Emir Buhari ile evlenmiş olabileceğini belirtir. Uluçay ise Hundi Hatun ile Erhondu Hatun'un farklı kişiler olduğunu belirtmiştir. Öztuna, (1990), a.g.e., s.112, Uluçay, (1992), a.g.e., s.9-10 43 Reşad Ekrem Koçu, II. Osman'ın saray geleneklerine aykırı olarak 600.000 altın üzerine nikâh kıyarak İstanbul âdetlerince bir düğün yaptığını belirtir. Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları, Doğan Kitapçılık Yay, İstanbul 2002, s.250. 44 Caroline Finkel, bu uç beylerinin Osmanlı hanedanının üstünlüğüne meydan okuma cesaretini kendilerinde bulabilecek olmalarından dolayı onlarla akrabalık kurulmadığını belirtir. Caroline Finkel, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Öyküsü 1300-1923, Çev. Zülal Kılıç, Timaş Yay., İstanbul 2007, s.20.45 Geniş bilgi için Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 'Çandarlı (Cenderli) Kara Halil Hayreddin Paşa, Menşe'i-Tahsili-Kadılığı-Kazaskerliği-Vezirliği ve Kumandanlığı', Belleten, XXIII/91, Ankara 1959, s.457-477. 46 Münir Aktepe, 'Çandarlı', İslam Ansiklopedisi, C. VIII, DİA Yay., İstanbul 1993, s.210. 47 Alderson ismini Hace olarak vermiştir. Alderson, a.g.e., s.236. 48 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, TTK Yay., Ankara 1974, s.97, Mehmet Neşri, Kitab-ı Cihannüma, C. II, Haz. Faik Reşit Unat, Mehmet Altay Köymen, TTK. Yay., Ankara 1995, s.647 49 Edirne olayı ile ilgili daha tafsilâtlı bilgi için Bkz. Orhan Fuad Köprülü, 'Feyzullah Efendi', İslam Ansiklopedisi, C. IV, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.593-600. 50 Uluçay nişanlandıklarını ancak II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi nedeniyle düğünün gerçekleşmediğini belirtir. Uluçay, (1992), a.g.e., s.75, Tayyip Gökbilgin ise nikah ve düğün merasimlerinin 1708'de yapıldığını belirtir. M. Tayyib Gökbilgin, 'Köprülüler', İslam Ansiklopedisi, C. VI, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.906. 51 Bu düğün töreni hakkında daha geniş bilgi için Bkz. Çağatay Uluçay, 'Fatma ve Safiye Sultanların Düğünlerine Ait Bir Araştırma', İstanbul Enstitüsü Mecmuası, S. 4, İstanbul 1958, s.148-152. 52 II. Bayezid, babası II. Mehmed'in ölümünden sonra çıkan taht mücadelesinde kardeşi Cem'e karşı kendisini destekleyen Hersekzade Ahmed Paşa'yı kızıyla evlendirerek onu taltif etmiştir. C. Finkel, a.g.e., s.74. 53 Öztuna, a.g.e., s.151. 54 Uluçay, bu düğünü Osmanlı hanedanının İstanbul'da yaptırdığı ilk muhteşem düğün şeklinde tavsif etmektedir. Uluçay, Padişahların Kadınları, s.32. 55 İbrahim Paşa'nın eşinin adı Hatice Sultan ile Muhsine Hatun arasında münakaşa konusu olmuştur. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, yayınlamış olduğu makalede Kanuni'nin veziriazamı Makbul İbrahim Paşa'nın padişah damadı olmadığını belirtmiştir. Buna gerekçe olarak da muasır tarihçilerden Celalzade, Lütfi Paşa ve Ali'nin karısının adından bahsetmemelerini, Hatice Sultan'ın kocasının İskender Paşa ve oğulları Osmanşah Bey olmasını, İbrahim Paşa'nın eşine yazdığı mektuplardaki elfazın Sultanlara yazılması icap eden kelimeler olmamasını gösterir. Ayrıca İbrahim Paşa'nın eşinin adının Muhsine olduğunu gösteren bir mektup da ortaya çıkmıştır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 'Kanuni Sultan Süleyman'ın Vezir-i Azamı Makbul ve Maktul İbrahim Paşa Padişah Damadı Değildi', Belleten, XXIX/114, Ankara 1965, s.355-361, Çağatay Uluçay ise bu duruma farklı bir bakış açısı getiriyor. Hükümdarın ve ailesinin nefretini kazanmış ve Kanuni hanedanı arasında lanetle anılan birinin eşinin sultan olduğunu yazmaya kimsenin cesaret edemediğini ve bu yüzden de gerek Celalzade'nin gerekse Lütfi Paşa'nın düğünü etraflıca anlattıkları halde gelinin adını veremediklerini belirtmiştir. Oysa Peçevi ve Müneccimbaşı açık olarak İbrahim Paşa'nın padişah kızıyla evlendiğini yazarlar. Uluçay'a göre debdebeli bir düğün ancak bir sultan kızı ile yapılan düğünlerde yapılabilirdi. Diğer gerekçeleri de açıklayarak İbrahim Paşa'nın Hatice Sultan ile evlendiğini belirtmiştir. Çağatay Uluçay, 'Kanuni Sultan Süleyman ve Ailesi İle İlgili Bazı Notlar ve Vesikalar', Kanuni Armağanı, TTK Yay., Ankara 1970, s.233-237 56 Peirce, vezirliğe yükselmenin belirlenmiş bir kariyer sıralaması sonucunda oluştuğunu yani sarayın Enderun bölümünde görev yapan birinin daha sonra birun bölümüne gerçek yeniçeri ağası, miralem veya mirahur olarak görevine devam ettiğini buradan sancakbeyliğine sonra da Rumeli ve Anadolu beylerbeyliklerinin birine en sonunda da vezirlik payesini alarak dördüncü vezirlikten sadrazamlığa kadar devam eden bir hiyerarşinin olduğunu belirtmiştir. Oysa İbrahim Paşa, bu hiyerarşik sıralamaya uymamış, doğrudan Enderun'dan sadrazamlığa yükseltilmiştir. Peirce, a.g.e., s.97. 57 İbrahim Paşa hakkında geniş bilgi için Bkz. M. Tayyib Gökbilgin, 'İbrahim Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. V/II, MEB Yay., s.908-915.58 Gökbilgin bu evlenmenin Lütfi Paşa'nın vezir-i azamlığı esnasında olduğunu yazsa da bu bilginin doğru olmaması gerekir. Çünkü, bu izdivacın 1523 yılından önce olduğu bilinmektedir. Lütfi Paşa ise 1539'da vezir-i azam olmuştur. Tayyib Gökbilgin, 'Lütfi Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. VII, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.99. 59 Kanuni kızını Rüstem Paşa'ya vermek istediğinde onu sevmeyenler cüzzamlı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kanuni bunun üzerine hekimbaşını Diyarbakır'a göndermiş ve hekimbaşının cüzzamlı birinde bit olmayacağını ama Rüstem Paşa'da bit gördüğünü bu yüzden cüzzamlı olmadığını belirtmesi üzerine kızını ona vermiştir. Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi I, Haz. Bekir Sıtkı Baykal, Kültür Bak. Yay., Ankara 1999, s.23. 60 Peçevi'nin deyişiyle Mustafa 'şan ve unvan sahibiydi, bilgisi, serbest fikirliliği, adilliği ve cömertliği ile tüm şehzadeleri kıskandırıyordu, askerlerin de hemen hemen hepsi onu tek vücut, tek yürek gibi seviyorlardı', Peçevi, a.g.e., s.300. 61 'Rüstem Paşa kölenizdir. Asil teveccühünüzü ondan esirgemeyin bahtı güzel sultanım. Kimsenin sözlerine kulak asmayın. Bu defalık, köleniz Mihrimah'ın başı için bırakın, benim bahtı güzel hünkârım, kendi başınız ve benim başım için de yüce sultanım' M. Çağatay Uluçay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, Tarih Dünyası Mecmuası Yayını, İstanbul 1950, s.43. 62 Uluçay, Padişahların Kadınları, s.51. 63 Küçük çocukları nişanlama ya da evlendirmek sadece sultan ailesine mahsus değildi. Bu tür evlilikler XVI. yüzyıl Anadolu kayıtlarında da görülmektedir. İlber Ortaylı, 'Anadolu'da XVI. Yüzyılda Evlilik İlişkileri Üzerine Bazı Gözlemler', Osmanlı Araştırmaları, S. I, İstanbul 1980, s.33-40. KAYNAKÇA Alderson, A. D., Bütün Yönleriyle Osmanlı Hanedanı, Çev. Şefaettin Severcan, Yeni Şafak Yayınları, İstanbul 1999. Aşıkpaşazade, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Haz. Nihal Atsız, MEB Yayınları, İstanbul 1992. Duymuş, H. H., Antik Doğu'da Siyasi Evlilikler, Cinius Yayınları, İstanbul 2009. Emecen, Feridun M., İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Kitabevi Yay., İstanbul 2003. Fetih ve Kıyamet 1453, İstanbul 2012. Finkel, C., Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Öyküsü 1300-1923, Çev. Zülal Kılıç, Timaş Yayınları, İstanbul 2007. Gökbilgin, T., 'Lütfi Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. VII, MEB Yay., Eskişehir 1997. 'İbrahim Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. V/II, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.908-915. 'Köprülüler', İslam Ansiklopedisi, C. VI, MEB Yay., Eskişehir 1997. Heyd, Wilhelm, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, C.I, Çev. Enver Ziya Karal, TTK Basımevi, Ankara 2000. Hoca Sadettin Efendi, Tacü't-Tevarih, C. I, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999. Imber, C., Osmanlı İmparatorluğu 1300-1650, Çev. Şiar Yalçın, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2006. İbn Battuta, İbn Battuta Seyahatnamesi I, Çev. A. Sait Aykut, Yapı Kredi Yay., İstanbul 2004. İnalcık, H., Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, 2. Baskı, TTK Yay., Ankara 1987. 'Otman Baba ve Fatih Sultan Mehmed', Makaleler I, Doğu Batı Yay., Ankara 2005. Jorga, N. Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Çev. Nilüfer Epçeli, C. I-II, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005. Köprülü, Fuad, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, TTK Yay., Ankara 1999. 'Feyzullah Efendi', İslam Ansiklopedisi, C. IV, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.593-600. Mehmet Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ Neşrî Tarihi, Haz. Faik Reşit Unat-Mehmet A. Köymen, C. I-II, Ankara 1995. Müneccimbaşı Ahmet Dede, Müneccimbaşı Tarihi, Çev. İsmail Erünsal, C. I, Tercüman Yay., Ankara 1978. Origone, Sandra, 'Marriage connections between Byzantium and the West in the age of the palaiologoi', Mediterranean Historical Review, Volume 10, Issue 1-2, June 1995, pp. 226-241. Ortaylı, İ., 'Anadolu'da XVI. Yüzyılda Evlilik İlişkileri Üzerine Bazı Gözlemler', Osmanlı Araştırmaları, S. I, İstanbul 1980, s. 33-40. Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, T.T.K. Yay., Ankara 1995. Öztuna, Y, Devletler ve Hanedanlar Türkiye (1074-1990), C. II, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990. Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi I, Haz. Bekir Sıtkı Baykal, 3. Baskı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999. Peirce, L. P., Harem-i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu'nda Hükümranlık ve Kadınlar, Çev. Ayşe Berktay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2002. Setton, Kenneth M., The Papacy and The Levant (1204-1571), Volume II, The American Philosophical Society, Philadelphia 1978. Söylemez, Faruk, 'XVIII. Yüzyıl Başlarından XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Maraş ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri', Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.22, 2007, s.69-85. Tekindağ, Şehabeddin, Uzun Hasan, İslam Ansiklopedisi, C. XIII, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.91-96. Uluçay, M. Çağatay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, Tarih Dünyası Mecmuası Yayını, İstanbul 1950. 'Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu?', İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, C. VI, S. 9-12, 1954, s.53-90, 117-142, 185-200. 'Fatma ve Safiye Sultanların Düğünlerine Ait Bir Araştırma', İstanbul Enstitüsü Mecmuası, S. 4, İstanbul 1958, s.148-152. 'II. Bayezid'in Ailesi', Tarih Dergisi, S. 14, 1959, s.105-110. 'Kanuni Sultan Süleyman ve Ailesi İle İlgili Bazı Notlar ve Vesikalar', Kanuni Armağanı, TTK Yay., Ankara 1970, s.233-237. Padişahların Kadınları ve Kızları, 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1992. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, 'Çandarlı (Cenderli) Kara Halil Hayreddin Paşa, Menşe'i-Tahsili-Kadılığı-Kazaskerliği-Vezirliği ve Kumandanlığı', Belleten, XXIII/91, Ankara 1959, s.457-477. 'Kanuni Sultan Süleyman'ın Vezir-i Azamı Makbul ve Maktul İbrahim Paşa Padişah Damadı Değildi', Belleten, XXIX/114, Ankara 1965, s.355-361. Çandarlı Vezir Ailesi, TTK Yay., Ankara 1974. Yinanç, M. H., I. Bayezid, İslam Ansiklopedisi, C. II, MEB Yayınları, Eskişehir 1997. Yinanç, Refet, Dulkadir Beyliği, TTK Yay., Ankara 1989. Ziroyeviç, O., 'İki Osmanlı Padişahı İle Evlenen İki Sırp Prensesi', Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, C. II, S. 9, 1968, s.52-56.
Ankara'nın İlçe ve Semt İsimleri Nereden Geliyor?
Başkent Ankara’nın ilçelerine verilen isimlerin her biri ayrı bir hikayeyi barındırıyor. Binlerce yıllık tarihinde çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan Anadolu, tarihi ve doğal güzellerinin yanı sıra mitolojik zenginliğiyle de insanoğlunu hayran bırakacak özellikler taşıyor. Anadolu’nun kalbi Ankara’nın tarihinde de yaşanan olaylar ve coğrafi konumu, ilçe isimlerine de yansıyor. İlçe isimlerinin nereden geldiğine dair kulaktan dolma bilgiler bilinse de, tam anlamıyla doğru bilgiler bulunmuyor. Ancak halk arasında ilçe isimleriyle ilgili çeşitli anlatımlar dikkat çekiyor. AA muhabirinin ilçe belediyeleri ile çeşitli kaynaklardan Ankara’nın 25 ilçesinin isimlerinin nasıl ortaya çıktığına ilişkin elde ettiği bilgiler şöyle: Kazan: Kazan ismine ilk defa 1530 tarihli Tapu Tahrir kayıtlarında rastlanıyor. Kazan’da, İlhanlıların Ankara’ya egemenlikleri zamanında 'Gazan Han' adına basılmış sikkelerin buluntuları dikkat çekiyor. Bu rivayete dayanarak 'Gazan' isminin zaman aşımına uğradığı ve 'Kazan' olarak değiştiği bilgiler arasında yer alıyor. Ayrıca yapılan Ankara Savaşı esnasında Osmanlı ordusunun yemek ihtiyacını karşılamak üzere bölgeye dev kazanlar kurulmasından dolayı ilçeye bu ismin verildiği rivayet ediliyor. Akyurt: Ankara’nın kuzey doğusunda yer alan Akyurt (Ravlı), Cumhuriyet döneminde ilçe merkezi olan köylerimizden birisidir. 'Ravlı' adıyla bilinen bu köy, 1463 yılı kayıtlarında 30 haneli olduğu bilinir. Ravlı köyünün tamamı 1. Murad döneminde yaşamış hayırsever Melike (Melek, Meleki) Hatun’un Medresesinin vakfına aittir. 21 köyün bağlı olduğu nahiye merkezi olan Ravlı köyü 1990 yılında resmi gazete yayımlanan kanunla Akyurt olarak ilçe merkezi olur. Beypazarı: Beypazarı’nın tarihinde Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar’ın egemenliği altında kaldığı bilinmektedir. Rivayetlere göre, M.S 491-518 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru Anastasios’un döneminde piskoposluk merkezi olarak bilinen Beypazarı (Lagania) ziyaretinde şehrin adını 'Lagania-Anastasiopolis' yani 'Anastasios Kenti Kaya Doruğu Ülkesi' olarak değiştirir. Başka bir bilgide, Beypazarı’nın, ilk fatihi Kütahya beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hezar’ın olduğu ve onun için şehre 'Germiyan Hezar' da denildiğinden bahsedilir. Bölge, Osmanlı Devleti’nin toprak rejimi ve Tımarlı Sipahi merkezlerinde ticari ve ekonomik hayatın yoğunluğundan dolayı 'Beğ Bazarı' olarak da adlandırılmıştır. Ayaş: Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Ayaş, Ankara’nın kuzeybatısında yer alıyor. İpek yolunun durağı olan Ayaş, bir Türkmen Oymağı adı olduğunu bilinmesiyle birlikte Öztürkçe kökenli 'Parlak, aydınlık gece' anlamına da geliyor. Gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan büyük Türk Seyyahı Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Ayaş’tan bahsedilmektedir. Polatlı: Menteşe köyünün 1860 yılında Sivritepe eteğine kurulan Polatlı, 1 Ağustos 1926 tarihinde 877 sayılı kanunla ilçe oldu. Frigya krallarından Pulat’ın, bu bölgeye yerleşmesinden dolayı kendi isminin bölgeye verildiği ileri sürülmektedir. Farsça kökenli Pulat, çelik ya da kuvvetli anlamına gelmesinden dolayı Polat olarak türetilmesi ihtimaller arasında yer alıyor. Bir diğer iddia ise şehrin adını bu bölgede yaşayan ve atlarıyla meşhur olan Yakup Ağa’dan aldığıdır. Yakup Ağa’dan bahsedenlerin kendisine 'Bol Atlı Yakup Ağa' dedikleri ve bunu daha sonra 'Bol-atlı' şeklinde kısaltarak zaman içerisinde 'Polatlı' olarak kaldığı halk arasında söylenir. Etimesgut: Tarihi kaynaklarda Etimesgut değişik adlar almıştır. Bölge, Amaksyz, Amaksis, Amaksuz, Akmasuz, Ahi Mesud, Etimesud ve Etimesgut olarak en son haline gelmiştir. Etimesgut Belediyesi’nin verdiği bilgilere göre, Atatürk’ün örnek nahiye olarak 1929 yılında kurduğu Etimesgut’un, eski adı Ahimesud’dur. Bölgede Ahi Mesud ismiyle bir ahinin yaşamasından dolayı bu ismi aldığı bilinir. Pursaklar: Pursaklar isminin doğuşunda bir çok rivayet bulunmaktadır. Pursaklar Eski Muhtarı Kemal Çelik, eski zamanlarda Pursaklar’ın ormanlık alan olması nedeniyle Pür-saklar (yapraksaklar) denildiği bilgisini veriyor. Bir başka görüşe göre, Pursaklar isminin 1463 yılında Osmanlı dönemindeki kayıtlarda 'Busaklar' olarak geçtiği belirtiliyor. 17. yüzyılda 'Busaklar' isminin 'Pursaklar'a dönüştürülüp, Ankara’nın merkez köylerinden birisi haline getirildiği anlatılıyor. Ankara Savaşı’nın yapıldığı yer olarak bilinen Pursaklar, Moğolların fil ordusunun bu bölgede saklandığı konusunda iddialarda, önceleri 'Filsaklar' olan bu bölgenin isminin, zamanla değişerek ilk önce 'Pirsaklar' daha sonra da günümüzdeki adı ile 'Pursaklar' olduğunu söyleniyor. Kızılcahamam: Kızılcahamam, ilk çağlara kadar uzanan tarihinde, Yabanabat, Çorba ve son olarak da Kızılcahamam ismini aldığı iddia ediliyor. Ayrıca, 'Kızılcahamam' isminin yöre toprağının rengi ile yörede bulunan şifalı kaplıcalarından aldığı tahmin edilmektedir. Çubuk: 'Çubuk' kelimesi, Türklerde erkek ismi, aşiret ismi ve yer adı olarak kullanılmıştır. Çubuk’un isminin de 11. yüzyılda Selçukluların, Sultan Melikşah devrinde Anadolu’daki fetih hareketlerine katılan Türk Beyi, yani Çubuk Bey’den almış olduğu biliniyor. Başka bir rivayete göre, Çubuk yöresinin bulunduğu ovanın suyu oldukça boldur. Bundan dolayı yerleşim alanı çayırlık, çimenlik, kavak, söğüt ve bağ çubuklarıyla kaplıdır. Daha önce çayırlık olan bölgeye, çubuğu bol olmasından dolayı 'Çubuk' adı verilir. Bala: Farsça kökenli olan Bala, yüksek, yukarı anlamına geliyor. Bala’nın 600 yıl önce Kara Ali adında bir Türk tarafından veya Süleyman Gürbüz Han tarafından kurulduğuna dair söylemler bulunuyor. Aynı zamanda ilçe, tarih boyunca 'Kasaba-i Bala, Bozulus Sancağı, Tabanlı Kazası' olarak adlandırılmıştır. Mamak: 1983 yılına kadar Çankaya ilçesinin bir semti olan Mamak, daha sonra Ankara’nın merkez ilçelerinden bir haline geldi. Geçmiş zamanlarda Ankara’da uzun zaman hüküm süren Ahiler, bölgeyi kuran ve yönetenlerin isimlerini yaşatmak için mekanların adına yönetenlerin adını verirdi. Bu bölgeler, orayı idare eden Ahi büyüklerinin isimleriyle anılırdı. Örneğin Ahi Mamak, Ahi Mesud, Ahi Tura gibi... Ahi Mamak, bölge olarak idaresi altında olduğu için buraya ismini verdiği iddia ediliyor. Ankara’nın Osmanlılara geçmesinden sonra burada bulunan çiftliğe Tahir komutan atanmasından dolayı bölgeye Tahir Mamak da denildiği rivayet ediliyor. Nallıhan: Nallıhan adını nasıl aldığı hususunda ise iki söylenti var. İsminin, bölgedeki han ve yakınlarından geçen Nallı Suyu’ndan veya bölgede bulunan önemli bir hanın kapısındaki naldan aldığı yönündedir. Bir diğer söylenti ise, halk kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklar, ertesi gün ayrılırken hanın bahçe kısmında atının nalı düşer. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılır ve buradan da Nallıhan ismi çıkar. Keçiören: Tarihte Keçiören adının nereden geldiği hakkında bir çok rivayet bulunmaktadır. Keçiören ismi ilk olarak 1463’te 'Ankara Mufassal Tahrir Defteri'nde Karye-i Kiçiviran tabi-i Kasaba' (Kasaba’ya bağlı Kiçiviran köyü) olarak geçer. Kiçiviran kelimesi 'Küçük Viran' anlamına gelir. 1530’lu yıllarda bölge Keçi-viran olarak zikredilir. 1955’li yıllardan önce son derece temiz havası ve ünlü bağlarıyla adeta bir dinlenme yeri olan bu bölge, bahçeleri, çeşit çeşit meyve ağaçları, bağları, havuzları, kuyuları ile meşhurdu. İnsanlar meyve sebzelerini kendileri yetiştirir, özellikle üzüm ve armuda önem verirlerdi. Bu nedenle de Keçiören bağlarında yetişen üzümler ayrı bir lezzette olurdu. Bölgenin meşhur zümrüt yeşili alanlarla kaplı olduğu ve bu bağlarda otuzun üzerinde üzüm çeşidi yetiştirildiği söylenmektedir. Ankara’nın en geç olgunlaşan üzüm çeşitleri bu bölgede yetiştiği için 'geç veren' bağları denilmesinden kaynaklı olarak, zamanla bugünün Keçiören’ine dönüşmüştür. Bir başka rivayete göre, Keçiören ismi söylenip yazıldığı gibi 'Keçi’lerin ören yeri' kelimelerinin birleşmesiyle oluşur. Keçiören, Ankara Keçisi’nin otlak yeri olmasıyla birlikte tarihi yerleşim yeri anlamında ören kelimesiyle birleşmiştir. Haymana: Osmanlı Devletinin Kurucusu Osman Gazi’nin annesi Hayme Ana, ilçe merkezinde vefat etmesi ve buraya defnedilmesinden dolayı bölgeye 'Hayme Ana' adı verildiği doğrultusunda söylemler vardır. Haymana kelimesi, Divan-ı Lügatit Türk’te mera, otlak ve yeşillik anlamına gelir. Güdül:  İlçe, Anadolu Selçuklu hükümdarlarından I. Mesut’un eniştesi ve Ankara Emiri olan Şehabüldevle Güdül Bey tarafından şimdiki yerinde, tahminen 850 yıl önce kurulmuştur. 1 Eylül 1957 yılına kadar Ayaş ilçesine bağlı bir nahiye olduğunu bilinmektedir. İlçe isminin Güdül Bey tarafından geldiği tahmin ediliyor. Sincan: 17. yüzyılda arşivlerinde yer alan Sincan köyü, İpek Yolu’na yakın oluşundan ötürü tarihi çağlarda önem kazanmıştır. Etimolojik bakıldığında da Sincan, şen, canlı insanların yurdu anlamına gelmektedir. Sincan, Atatürk’ün önerileriyle Romanya Köseabdi’den gelen soydaşların buraya yerleştirilmeleriyle tipik bir göçmen köyü görünümünü almıştır. Nüfusu hızla artan Sincan, 30 Kasım 1983 tarihinde çıkartılan 2963 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir. Altındağ:  Milat önce ve sonra yerleşmelerin bulunduğu ilçeyi ilk Frig Kralı Midas kurar. İlçe, 'Antik ve Osmanlı Ankara’sı' olarak bilinmesinin yanı sıra Anadolu Selçuklu’sunun 'melik' şehri olmuş ve Osmanlı’nın eyalet merkezliğini yapmıştır. Zengin bir tarihe ve kültür mirasına sahip olan ilçe, başkentin ilk yerleşim alanı olması nedeniyle tarihi açıdan çok önemli eserlere ev sahipliği yapar. Bu yüzden bölge olarak değerli arsalara, evlere sahiptir. Bölgede yaşamanın pahalılığından ve değerli mekanların, arsaların olması, altın gibi değerli görülmesi ve ilçede yer yer yüksek kesimlerinin olmasından dolayı bölgeye 'Altındağ' adını verildiği rivayetler arasında bulunuyor. Çamlıdere: Kuruluşu eski zamanlara dayanan Çamlıdere, eski yıllarda 'Kuzviran' olarak anıldığı bilgiler arasında yer alıyor. İlçede türbesi bulunan Ömer’ül Faruk’un 4’üncü soyundan Şeyh Ali Semerkandi’nin yöreye gelip yerleşmesiyle bölge Şeyh Ali Köyü (Kuzviran) olarak anılmaya başlar, daha sonra da 'Şeyhler' olarak değiştirilir. Bölge, Şeyh Ali Semerkandi Diyarı olarak ta bilinmektedir. 1953 tarihinde çıkarılan 6191 sayılı kanunla ilçe statüsünü kazanan Çamlıdere, bölgede bulunan dere ve etrafındaki çamlardan dolayı bugünkü ismini aldı. Çankaya: Çankaya ilçe ismiyle ilgili olarak çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bölgedeki bir su pınarının üzeri tamamen yeşil yosunlarla kaplanmış havuza benzer bir kayanın üzerinden geçmesi ve bu suyun bir çok hastalıklara şifa canlara can olmasından dolayı bölgeye 'Can-Kaya' ismi verildiği sanılıyor. Rivayete göre, zaman içerisinde harplerde yıkılan suyun geldiği gözü kapanır, daha sonra suyun gözü açılır, ama eskisi gibi dertlere deva, hastalara şifa olmaz. Lakin 'Cankaya' adı bugüne kadar gelmiştir. Başka bir rivayette, ilçede bulunan Papaz Bağı bölgesinde eski zamanlarda bir kilisenin olduğu ve bu kilisenin tapınma saatlerinde buradaki çanın sürekli çaldığı doğrultusunda söylemler bulunuyor. Bölgede eskiden çengi oynatılmasından dolayı 'Çengikayası' olarak da zikredildiği öne sürülüyor. Elmadağ: 1530 yılı belgelerinde Kasaba nahiyesine bağlı bölge, 'yozgad köyü' olarak bilinir. Köy, Osmanlı Devleti döneminde 'Hac Yolu' üzerinde bulunması dolayısıyla bir derbent (karakol) görevi görür. Daha sonraki yıllarda Bala kazasına bağlı bir köy olan 'yozgad', milli mücadele yıllarında önem kazanmasından dolayı 'küçük yozgad' adı ile nahiye merkezi olur. 1934 yılından itibaren kurulan fabrikalardan dolayı belde gelişerek büyümeye başlar. Küçük Yozgad, 27 Mart 1944 tarihinde Çankaya ilçesine bağlı Elmadağ isimli nahiye teşkilatı haline gelir. Bölgede bulunan elma ağaçları ile dolu olan tepe ve dağlarından bu adı aldığı rivayet edilmektedir. Gölbaşı: 1923 yılında kadar Örencik köyüne bağlı 10 haneli 'Gölhanı' adıyla anılan bir mahalle iken, Bucak Müdürlüğü ve Jandarma Karakolu’nun bu bölgeye taşınması sonucunda ismi 'Gölbaşı' olarak değişir ve bucak merkezi olur. Aynı zamanda ilçe bünyesinde bulunan gölden ismini almıştır. 30 Kasım 1983 tarihinde 2963 sayılı kanunla Gölbaşı, ilçe haline gelir. Kalecik: Kalecik Kalesi’nin, Romalılar devrinde Bursa Tekfuru tarafından kızına çeyiz olarak yaptırıldığı bilinmektedir. İlçe ismini bölge ortasında, çevreye hakim tepe üzerinde bulunan küçük kaleden almıştır. Şereflikoçhisar: İsminin kökeni bölgeye Türkler yerleşmeden önceki ismi Archelais Garsaura idi. Osmanlı kaynaklarında adı, 'Koşhisar' olarak geçen ilçe ismi, 'Çift Kale' anlamına geldiği sanılmaktadır. Bu sözcük zamanla Koçhisar’a dönüşmüştür. Rivayete göre, Şerefli aşiretinden ve buradaki kaleler bağlantısından ötürü de isminin başına şerefli sözcüğü konmuştur. Ancak, burada yaşayanlar Balkan, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarında çok şehit vermesinden ötürü de Şerefli sözcüğü yasa ile bölgeye verilmiştir. Yenimahalle: Artan konut sıkıntısı yüzünden yeni bir mahalle oluşturulması için 1946-1949’lı yıllarda Ankara’nın 9. Belediye Başkanı Dr. Ragıp Tüzün’ün girişimleriyle Yenimahalle kurulmuştur. Saimekadın: Mamak’a bağlı Saimekadın Mahallesi’nin isminin 1402’de Çubuk Ovası’nda yapılan Ankara Savaşı’ndaOsmanlı ordusuna yardım eden bir kadından geldiği biliniyor. Kaynaklarda, Osmanlı askerine yardım eden Saime Kadın’ın isminin oturduğu bölgeyle anılmaya başladığı ifade ediliyor. Bir başka kaynakta ise Hacı Bayram Veli’nin soyundan gelen ve bölgede bahçeleri bulunan 'Saime Hatun'un semte adını verdiği belirtiliyor. Halk arasında anlatılan bir başka öykü ise şöyle: 'Saime kadınla alışverişte bulunan biri aldığının karşılığını getirip vermiş. Saime kadın eline tutuşturulan bir tomar parayı saymaya başlayınca parayı veren eksiksiz olarak ödemede bulunduğunu anlatmak üzere, ’sayma kadın, sayma kadın’ diye uyarmış. Böylece kadının adı ’sayma’dan türeyerek Saime olmuş ve bölgenin ismi de böyle anılmaya başlanmış.' Solfasol: Hacı Bayram Veli’nin doğup büyüdüğü yer olarak bilinen Solfasol semtinin gerçek adının zülfazıl (faziletli, erdem sahibi kişi) olduğu çeşitli kaynaklarda yer alıyor. Balgat: Ankara’nın gözde mekanlardan Balgat’ın isminin öyküsü ise şöyle: 'Kat/gat' kelimesinin öz Türkçe’de şehir anlamına geldiği ve Balgat’ın 'balşehir' olduğu kaynaklarda yer alıyor. Balgat ismiyle ilgili halk arasındaki yaygın inanış ise şöyle: 'Mustafa Kemal Atatürk’ün yolu bir zamanlar şehrin dışında kalan Balgat köyüne düşer. Köyde soluklandığı evde çay içmek isteyen isteyen Atatürk’e gelen çayda şeker yoktur. Atatürk, ’Şeker yok mu?’ diye sorunca oradakiler de Ankara şivesiyle 'Şeker yok amma bal var, bal gat Atam, bal gat' der. Atatürk de bunun üzerine bölgenin ismini ’Balgat’ koyar.' Cebeci: Kelimenin sözlük anlamı, Osmanlı’nın yeniçeri ordusunda silah yapan ve bakımıyla görevlendirilen, savaşta silah ve cephaneyi orduya ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf askerdir. Osmanlı dönemindeki Cebeci kışlalarının bugünkü Cebeci semtinde kurulmasından dolayı bölgenin ismi de buradan geliyor. Dikmen: Sözlüklerde koni biçimindeki tepe, dikilerek oluşturulan ağaçlık, dik arazide orman olarak belirtilir. Ankara’nın yüksek tepelerinden biri olan Dikmen’in artık koni biçimli olup olmadığı anlaşılmamaktadır ancak semtin tepe sırtlarında kara çam ormanı bulunmasından dolayı bölgeye bu isim verilmiştir. Kasalar mevkisi, meyve ve sebze kasalarının geniş bir arazide depolanmasından dolayı bu adı almıştır. Ayrancı: Eskiden yoğun olarak görülen Rumlara Ayrancı denilmesinden dolayı bu bölgenin isminin Ayrancı olduğu söylenir. Bentderesi: Ankara’nın su ihtiyacının karşılanması amacıyla Hatip Çayı üzerine bent kurulması, bu bölgenin Bentderesi olarak anılmasına neden olmuştur. Dikimevi: Giysi ve çamaşır dikilen iş yeri, terzi bulunan bölgeye Dikimevi denilmiştir. Kırkkonaklar: Başlangıçta 40 hane bulunan semt, Kırkkonaklar adıyla anılmıştır. Dışkapı semti, Ankara’nın giriş ve çıkış kapısı olarak nitelendirildiği için bu ismi almıştır. Akköprü: Bugün büyük bir alışveriş merkezi ve metro istasyonunun bulunduğu Akköprü semti, adını Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayı’nın birleştiği noktada 1222’de Selçuklu Komutanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış, 3’ü büyük toplam 7 kemerli köprüden almıştır. Yüzüncü Yıl: Yapılaşmaya 1980’li yıllarda başlanan Yüzüncü Yıl Mahallesi’ne, 1981’de Atatürk’ün doğumunun 100. yılı kutlamalarında Yüzüncü Yıl adı verilmiştir. -Günümüze kadar değişen semt isimleri- Esenboğa kelimesi aslında bir şahıs ismidir. Ankara Savaşı’nda başarı gösteren Timur’un generallerinden İsen Buga’nın (mutlu, kutlu, güzel, iyi ve sağlıklı öküz) ismi zaman içerisinde Esenboğa olarak günümüze gelmiştir. Evliyalar semti olarak nitelendirilen Bağlum, 1530’da Anadolu vilayetinin Ankara kazasına bağlı bir köy olup Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı 438 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (937-1530) isimli eserin 354. sayfasında katip hatası olarak 'Yavlum' diye kaydedilmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda 'Bavlum' olarak değiştirmiştir. Haymana sözcüğünün anlamı, başıboş hayvanların salındığı çayırlık, halk ağzında ise tembel demektir. Bir de 'Haymana beygiri gibi dolaşmak' yani 'işsiz, güçsüz dolaşmak' deyimi vardır. Çayıra salınan hayvanlar, ovanın bu adla anılmasına yol açmıştır. Halk arasında anlatılan öykü ise şöyle: 'Mana' ismindeki kızının burada intihar etmesine üzülen Timur Sultanı’nın acı acı 'Hey Mana, Hey Mana!' diye bağırması üzerine bölgedekiler artık bu semte 'Heymana' derler. Telsizler bölgesindeki Türk Telekom Kültür Merkezi olarak kullanılan yapılar, 1928’de telsiz istasyonu olarak yapılmış ve 1951’e kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu olarak hizmet vermiştir. Çok sayıda telsiz direği olmasından dolayı semte Telsizler adını vermiştir. Gökçegöl olarak da anılan Mogan Gölü’nün adı söylentiye göre, tarikat önderi anlamına gelen 'Mugan'dan gelmiş ve zamanla Mogan’a dönüşmüştür. Elvankent, adını, Ahi Elvan Hazretleri’nin türbesinden almıştır. Peçenek mevkisinin adı, Oğuzlar’ın 24 boyundan Gökhan kolu olan 'Beçene'den gelmiştir. Peçenek sözcüğünün kökü olan Beçene kelimesinin sözlük anlamı 'çalışkan, gayretli'dir. Adliye Sarayı’nın olduğu alana geçmişte Çaputçu Çayırı denilmiştir. Hayvanların otlağı ve çocukların oyun yeri olan Çaputçu çayırının özelliği mahalle kavgalarının burada yapılmasıdır. -Adını coğrafik özelliklerinden alan mekanlar- Ankara’nın yüksek yerlerinden Etlik, yapılaşmanın olmadığı dönemlerde çok fazla rüzgar alan semt olmasıyla bilinirdi. Hava akımına maruz kalan bu bölgede kesilen hayvanların etleri burada muhafaza edilmiş ve bölgeye coğrafi koşullarından ötürü Etlik ismi verilmiştir. Öveçlerin sözlük anlamı '2-3 yaşındaki erkek koyun'dur. Ancak 'öveçler' kelimesi, kitaplarda yer alan bilgiye göre, 'keklikten ufak, keklik gibi öten, avcıları peşinden koşturan sevimli kuş' anlamına gelir ve bu kuşların bölgede çoğunlukla bulunmasından dolayı buraya Öveçler denilmiştir. Dilimize Farsça’dan geçmiş 'seyran' sözcüğü 'gezinme ve bakıp görme, geçirme' demektir. Üzüm bağlarının da bulunduğu Ankara’nın yüksek kesimi Seyran Bağları, zamanında gezinti yeri ve çevreyi görme imkanı veren bir alan olmasından dolayı 'Seyran' ismini almıştır. Ankara Hukuk Fakültesi ile Siyasal Bilgiler Fakültesinin arka tarafları olan Topraklık’ın da ilginç bir hikayesi var. İşi olmayan kimseler, bölgeden aldıkları killi toprağı eşeklerle mahallelerde dolaştırarak 'bebe toprağı' satarlardı. Tahta beşiklere serilen toprağın bebeği daha iyi uyuttuğu ve geliştirdiği söylenirdi. Bu hikmetli toprak, bölgeye ismini vermiştir. Önceleri Keltepe olarak anılan Hacettepe, ağaçlandırma çalışmalarının ardından 17. yüzyıl başlarında Hacıtepesi Mahallesi olmuş ve ağızlarda 'Hacettepe'ye dönüşmüştür. Fransızca kökenli bir kelime olan Şose’nin anlamı ise 'taş kırıkları veya kum kullanılarak yapılan yol' demektir. Eski zamanlarda taşlı ve kıvrımlı yollarının olması nedeniyle bu ismi almıştır. Tınaztepe’nin sözlük anlamı, dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığınıdır. Buna bağlı olarak, mahallede ekin yığınlarının bulunmasından dolayı bölge bu adla anılmıştır. Gaziosmanpaşa Kuleli Sokak’ta bulunan ve şimdi Kuloğlu tarafından satın alınan üzüm bağı, eskiden Ermeni bir papaza ait olmasından dolayı bu isimle anılmıştır.
Aslında Hangi Dünya Şehrine Aitsin?
Gördüğümüz en harika mavi top olan Dünyamızın, mimarileri, insanları, yemekleri ve daha pek çok ayrıntıları ile her biri ayrı ayrı karaktere dönüşmüş şehirlerinden hangisisin hiç merak ettin mi? Testi çöz ait olduğun şehri öğren. Kimbilir belki yakında ziyaret de edersin.
Daha Okumadıysanız!.. Türk Edebiyatı'na Damga Vuran 20 Büyük Eser
Edebiyatımızın önde gelen dergilerinden Notos, her yıl farklı bir konuda düzenlediği geleneksel yıllık soruşturmalarının sekizincisinin sonuçlarını Şubat-Mart, 44. sayısında açıkladı. 249 yazarın katıldığı bu geniş soruşturma sonunda ortaya çıkan 40 kitaplık liste, bir belge olma niteliğinde. Edebiyatımızın ve toplumumuzun en değerli nesneleri olma özelliğindeki bu eserlerin listesi; hem meraklısı, hem de edebiyatla yeni tanışanlar için başvurulacaklar arasında. Not: Bu liste de diğer tüm listeler gibi kimisine eksik gelebilir. Doğaldır da; çünkü edebiyat çok kişisel bir şeydir. Yorumlarınızla bu listeyi tamamlada  yardımcı olursanız sevinirim. İşte ilk 20: _Kaynak: http://notoskitap.com/notos-44/_
11 Mart Salı Akşamı Berkin Elvan Protestoları ve Müdahaleler
Gezi olaylarında yaralanan ve 269 günlük yaşam mücadelesini kaybeden Berkin Elvan için 28 ilde düzenlenen gösterilere polis müdahale etti. Gözaltılar var.İstanbul Gezi Parkı olaylarının yaşandığı dönemde evden ekmek almak için çıkan ve başına gaz fişeği isabet eden Berkin Elvan dün hayatını kaybetti. 269 gündür İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaşam mücadelesi veren 15 yaşındaki Berkin Elvan dün Sabah 07.00'de hayata gözlerini kapadı ve tüm yurt yasa boğuldu.BUGÜN TOPRAĞA VERİLECEKBerkin Elvan'ın hayatını kaybetmesinden sonra annesinin feryadı yürekleri dağlarken siyasilerden de çok sert tepkiler geldi. İstanbul Valisi'nin mesajı da tepkiler çekerken küçük Berkin'in cenazesi bugün Okmeydanı'ndaki cemevinde düzenlenecek törenden sonra toprağa verilecek.POLİS MÜDAHALE ETTİElvan'ın ölümü tüm yurdu derin yasa boğdu ve 28 ilde Berkin Elvan için protesto gösterileri düzenledi. Polis göstericilere müdahale ederken çok sayıda eylemcide gözaltına alındı.İşte yurt genelinde yapılan protestolarda yaşanan gelişmelerİSTANBULTAKSİMGezi eylemlerinde başından vurularak yaralanan ve 269 gün sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan'ın ölümünü protesto eden yüzlerce kişi Taksim'de toplandı.İstiklal Caddesi'nde polis müdahalesi sırasında bir gösterici akrepin altında kalmaktan son anda kurtuldu. Akrepin İstiklal Caddesi'nde ilerlediği an bir grup göstericin bağırışları duyuldu. Akrep durdu, kendinden geçmiş bir gösterici arkadaşlarının yardımı ile akrebin önünden kaldırıldı. Olay yerinden uzaklaştırılarak bir kafeye götürülen gösterici daha sonra ambulansla konuldu.BEŞİKTAŞBeşiktaş Çarşı'da Kartal heykeli önünde toplanan kalabalık slogan atarak eylem yaptı. Kalabalık, Ak Parti'nin bir hafta önce açılan seçim bürosunu dağıttı. Daha sonra Şişli tarafından Taksim'e doğru yürüyüş başladı. Kalabalığa Harbiye Orduevi önünde polis gazlı müdahalede bulundu.NİŞANTAŞIBeşiktaş'tan Taksim'e doğru yürüyüşe geçen kalabalık grup, Nişantaşı Valikonağı Caddesi üzerinde polis tarafından durduruldu. Grubun yürüyüşe devam etmek istemesi üzerine, polis göstericilere gaz bombası ve tazyikli suyla müdahale etti. Ana cadde bir anda gaz bulutu altında kaldı. Çevredeki esnaf ve yoldan geçenlerin de gazdan etkilendiği görüldü. Bazı göstericiler caddeye barikat kurarak ateşe verdi. Polis grubu dağıtırken, barikatlardaki ateşler de TOMA'dan sıkılan tazyikli suyla söndürüldü.Olaylar sırasında, cadde üzerindeki apartmanların pencerelerine çıkan vatandaşlar da tencere-tava çalarak eylemcilere destek verdi. Polisin kovaladığı göstericiler ara sokaklara kaçarak dağıldı. Ancak bir süre sonra Ergenekon Caddesi üzerinde toplanmalar başladı.KADIKÖYKadıköy Altıyol'daki Boğa Heykeli önünde toplanan yaklaşık bin kişilik kalabalık, sloganlar atarak Berkin Elvan'ın ölümünü protesto etti.Protestocular arasından bir grup ise Söğütlüçeşme Caddesi üzerinden Ak Parti Kadıköy İlçe Merkezi'ne doğru yürüyüşe geçti. Ancak polis ekipleri göstericilere tazyikli su ve gaz bombasıyla müdahale etmeye başladı. Gruptan bazı kişiler de polise taş, şişe ve havaifişekle karşılık verdi. Bu sırada, çevredeki çok sayıda kişi gazdan etkilendi. Çatışmanın ortasında kalan gözleri görmeyen bir kişi ise, polisler tarafından olay yerinden uzaklaştırıldı.AVCILARAvcılar'da da Ak Parti'ye ait bir seçim aracı yakıldı. Polisin yoğun gazla müdahalede bulunduğu olaylarda bir kadının yaralandığı öne sürüldü. Avcılar'da polisin çok sayıda eylemciyi gözaltına aldığı belirtiliyor.ANKARAİstanbul'daki Gezi Parkı gösterileri sırasında yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Berkin Elvan için Ankara'da eylemler yapıldı. Kızılay Güvenpark'ta toplanan gruba polis gazlı sulu müdahale etti.Eylemciler ise havai fişeklerle polislere karşılık verdi. Eylemcilerin bir kısmı ara sokaklara kaçarken; bir kısmı ise yakındaki AVM ve işyerlerine sığındı. Müdahele sırasında gazdan etkilenenler de ambulansla hastaneye kaldırıldı.İZMİR269 gün sonra dün Sabah yaşamını yitiren 15 yaşındaki Berkin Elvan, İzmir'de yere bırakılan ekmeklerle anıldı.İzmir Konak Meydanı'nda ve Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde protesto için oturan İzmir Liseli Meclisleri adlı grup eylemde Elvan'ın fotoğrafları ile yere bıraktıkları ekmekler dikkat çekti. Liseli öğrenciler ellerinde, 'Hüznünüzü isyana dönüştürün', 'Hocam düşünüyorum yok yazmayın', 'Berkin Elvan ölümsüzdür', 'Haziran'ın en güzel çocuğu' yazılı' dövizler taşıyıp sloganlar attı.KOCAELİKocaeli Üniversitesi'nde Berkin Elvan için düzenlenen eylemde çıkan arbede sonucu 3 kişi gözaltına alınırken, 4 polis memuru ise yaralandı.Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Kampüsü'nde toplanan bir grup öğrenci, Gezi olayları sırasında yaralanan ve bugün hayatını kaybeden Berkin Elvan için eylem düzenledi. Rektörlük binası önünde toplanan öğrenciler, bina önünde barikat kuran güvenlik görevlileri ile tartıştı. Tartışma sonrası Rektörlük binasına girmek isteyen öğrencilere güvenlik görevlileri izin vermeyince arbede yaşandı. Güvenlik görevlilerine taş atan grup, olay yerine gelen çok sayıda Çevik Kuvvet ekibinin müdahalesiyle kampüs içine dağıldı.Polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahalede bulundu. Öğrenciler ise taş atarak karşılık verdi. Çıkan karışıklıkta 4 polis memuru yaralanırken, 3 öğrenci gözaltına alındı.TUNCELİTunceli'de Berkin Elvan için düzenlenen yürüyüşün ardından bir grup, polis araçlarına taş atınca, polis de tazyikli suyla müdahalede bulundu.Tunceli'de Berkin Elvan için düzenlenen yürüyüş nedeniyle bir araya gelen yüzlerce kişi Cumhuriyet Caddesi üzerindeki yürüyüşün ardından yolu trafiğe kapatarak, oturma eylemi yaptı. Eylemin ardından grupta bulunan yüzleri maskeli bazı şahısların Şehit Nahit Polis Karakolu önünde güvenlik önlemi alan polis araçlarına taş atması üzerine polis, tazyikli suyla göstericilere müdahalede bulundu. Polisin müdahalesiyle ara sokaklara kaçan göstericiler buradan da taş ve sopalarla polis araçlarına saldırdı.ADANABerkin Elvan için Adana'da araya gelen bir grup ile polis arasında arbede çıktı. Polis, tazyikli su ve gaz bombasıyla göstericileri dağıttı.Adana Atatürk Parkı'nda yaklaşık 500 kişilik bir grup, Berkin Elvan için bir araya geldi. Eylemciler Atatürk Caddesi'nden yürüyüşe geçerek Ak Parti Il Başkanlığı binasının olduğu bölgeye gitmek istedi. Ancak bu noktada göstericiler polisle karşı karşıya geldi. Polis, Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) ile tazyikli su sıkarak ve gaz bombası atarak gruba müdahale etti. Göstericilerin taş ve sopa dışında havai fişek de kullandıkları görüldü. Caddede ateş yakan eylemciler çevredeki çöp konteynerlerini devirdi.KAYSERİKayseri'de bazı siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Gezi Parkı eylemleri sırasında ekmek almaya gittiği sırada başından biber gazı fişeğiyle vurulan Berkin Elvan için Ak Parti il binasına yürüdü. 'Hırsız var, katil var' sloganları ile yürüyen kalabalık, Ak Parti il binası önünde basın açıklaması yaptıktan sonra temsili olarak somun ekmeği bıraktı.Gezi Parkı eylemleri sırasında ekmek almaya gittiği sırada başından biber gazı fişeğiyle vurulan Berkin Elvan, 269 gün sonunda yaşam mücadelesini kaybetti. Berkin Elvan'ın ölümü nedeniyle Kayseri'de de tepki eylemi vardı. Sivas Caddesi'nde bir araya gelen sivil toplum ve siyasi parti temsilcileri daha sonra Ak Parti İl binasına doğru yürüyüşe geçti. Grup, 'Hırsız var, katil var', 'Berkin'in katili AKP'nin polisi', 'Hükümet istifa', 'Berkin Elvan burada Bilal nerede?', 'Anaların öfkesi katilleri boğacak' sloganları attı. Berkin Elvan'ın fotoğraflarının yer aldığı dövizleri taşıyan yaklaşık 2 bin kişi için Kayseri polisi de geniş güvenlik önemleri aldı. Kalabalığı Ak Parti İl Binası önünde TOMA ve çevik kuvvet ekipleri karşılayıp, grubun binaya yaklaşmasına engel oldu. Bu sırada kalabalık ıslıklarla durumu protesto etti.Daha sonra siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden oluşan bir heyet Ak Parti İl Binası önünde basın açıklaması yaptı. KESK Şubeler Platformu adına açıklamayı yapan Büro Emekçileri Sendikası (BES) Kayseri Şube Başkanı Fatmagül Bayat, 'Bugün aramızdan ayrılan Berkin Elvan 269 gün boyunca hepimize sadece benim uyanmam yetmez. Bu ülkedeki adaletsizlikten, hukuksuzluktan beslenen faşizan sisteme karşı halkın yani hepimizin uyanması gerekir, mesajını vermiştir. Berkin'in ölümü uyuyanları sarsan, bir deprem karanlığını aydınlatan ışık olacaktır. Berkin'in 269 günlük yaşam mücadelesini ile verdiği bu mesajının gereğini yerine getirmek boynumuzun borcudur.' dedi. Kalabalık daha sonra olaysız şekilde dağıldı.TEKİRDAĞTekirdağ'da lise öğrencilerinin yaşamını yitiren 15 yaşındaki Berkin Elvan için düzenlediği yürüyüş polis ekiplerince engellendi. Yürüyüşten vazgeçerek basın açıklaması yapan liseliler daha sonra dağıldı.Tekirdağ'da yaklaşık 200 lise öğrencisi ellerinde döviz ve afişlerle Tuğlalı Park'ta toplandı. Gezi Parkı eylemleri sırasında gaz fişeğiyle yaralanan ve 269 gün yoğum bakımda tedavi gördükten sonra hayatını kaybeden 15 yaşındaki Berkin Elvan için Ak Parti binasına yürümek istedi. Hükümet Caddesi üzerinde kaldırımdan yürüyen öğrencileri polis ekipleri durdurarak yürümelerine izin vermedi. Bunun üzerine parka geri dönen liseliler burada basın açıklaması yaptıktan sonra dağıldı.DÜZCEDüzce'nin Akçakoca İlçesi'nde üniversite öğrencileri Berkin Elvan'ın ölümünün üzüntüsünü yaşarken, ellerindeki ekmeklerle protestoda bulundu.Düzce Üniversitesi öğrencisi yaklaşık 50 kişi, Akçakoca Merkez Camii'nin karşısında bulunan alanda toplanarak protestoda bulundu. Gezi eylemleri sırasında ekmek almaya giderken başına isabet eden gaz kapsülü ile yaralanan Berkin Elvan'ın tedavi gördüğü hastanede ölmesinin üzüntüsünü yaşayan öğrenciler, ellerinde ekmekler ve 'Hiçbir ekmek bu kadar pahalı olmamıştı', 'Eylemci olmanıza gerek yok, ekmek almakta yeter', 'Katiller halka hesap verecek', 'Çocuklar ile cellatlar aynı evrende yaşamamalı, ya cellatlar ölmeli, ya çocuklar hiç doğmamalı', 'Katiller halka hesap verecek' yazılı dövizler taşıdı. Öğrenciler, 'Gün gelecek devran dönecek, katiller halka hesap verecek', 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' sloganları atarken, öğrencilerden Mert Erkin yaptığı konuşmada, 'Berkin Elvan'ın yaşamını yitirmesinin en büyük sorumlusu 'Emri ben verdim' diyenlerdir. Bu ülkede ölmek için eylemci olmaya gerek yoktur, zaten ekmek almaya gitmeniz yeterli olacaktır. Gençlik olarak onu öldürenlere inat Berkin'imizi yaşatacağız. Silivri zindanlarını yıktığımız gibi, tertiplerini bozduğumuz gibi Berkin'in de, devrim şehitlerinin de hesabını soracağız' dedi. Gençler basın açıklamasının ardından dağıldı.BALIKESİRBalıkesir'de Demokrasi ve Emek Platformu (BALDEP), Gezi Parkı olayları sırasında başına isabet eden gaz fişeğiyle ağır yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede dün Sabah hayatını kaybeden Berkin Elvan için yürüyüş düzenledi.BALDEP üyesi kalabalık bir grup akşam saatlerinde Yeşilli Meydanı'nda toplanarak yağmur altında oturma eylemi yaptı. Gezi Parkı olayları sırasında başına isabet eden gaz fişeğiyle yaralanan ve 269 gündür SSK Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'de yoğun bakımda tedavi gören Berkin Elvan'ın ölümü Balıkesir'de protesto edildi. Önce oturma eylemi yapan grup sık sık hükümet ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aleyhinde slogan attı. Üzerinde Berkin Elvan'ın resimleri ve çeşitli yazıların bulunduğu pankartlar taşıdı.Bir süre meydanda oturan grup daha sonra Mekik Sokak üzerinden slogan atarak Milli Kuvvetler Caddesi üzerinden Ali Hikmet Paşa Meydanı'na kadar yürüdü. Binlerce kişinin katıldığı yürüyüş esnasında sık sık 'Berkin Elvan ölümsüzdür', 'Hükümet istifa', 'Katil Tayyip', 'Katil var' şeklinde slogan attı. Burada basın açıklaması yapan grup daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.DENİZLİDenizli'de Delikliçınar Meydanı'ndaki Denizli Belediyesi Hizmet Binası'nın yan cephesindeki Aile Sağlık Merkezi'nin terasına çıkan 4 kişi, 'Berkin'in hesabı sorulacak' yazılı afiş astı. Ardından da 'Berkin'in hesabı sorulacak', 'Katiller hesap verecek' sloganları atmaya başladı. Polis, kamuya ait binada eylem yapılamayacağını belirtip, sonlandırılmasını istedi. Ancak uyarılara aldırmayıp, slogan atmayı sürdüren 4 kişi, polisler tarafından yaka paça terastan indirildi. Gözaltına alınıp, zorla ekip otosuna bindirilen eylemciler, Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Polis, bu sırada gözaltılara tepki gösterin 2 kişiyi daha gözaltına aldı. Yaşananları şaşkınlıkla izleyen çevredekiler, polisin tutumunu eleştirdi. İsim vermek istemeyen vatandaşlar, 'Asıl gözaltına alınması gerekenleri almıyorsunuz, gençlerden ne istiyorsunuz?' diyerek, tepkilerini dile getirdi. Polisin meydandan ayrılmasının ardından, gerginlik sona erdi.ADIYAMANAdıyaman'da Berkin Elvan için protesto gösterisi düzenleyen öğrenciler protestolarını yağmurun şiddetini artırmasıyla sonlandırarak dağıldı.SİVASTürkiye Gençlik Birliği üyeleri, Gezi Parkı eylemleri sırasında yaralanan ve 269 gün sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan için Sivas'ta toplandı.Kent meydanından toplanan grup açtıkları pankartlarla 'Berkin Elvan ölümsüzdür, Berkin Elvan onurumuz' sloganları atarak Gezi olaylarında yaralanan ve daha sonra hayatını kaybeden 15 yaşındaki Berkin Elvan'ın ölümünü protesto ettiler.Ekmek almaya giderken yaralanan Berkin Elvan'ı temsilen ekmek getiren grup daha sonra mum yaktı. Basın açıklamasının ardından grup olaysız bir şekilde dağıldı.ZONGULDAKZonguldak'ın Ereğli ilçesinde Gezi olaylarında ağır yaralanarak 269 gün kaldığı yoğun bakımda hayatını kaybeden Berkin Elvan için protesto yürüyüşü gerçekleştirildi. Ereğli Eğitim Fakültesi öğrencilerinin gerçekleştirdiği eyleme katılan Ülkü Ocakları üyeleri, Berkin Elvan için Fatiha okudu. Bazı protestocular alana ekmek bıraktı.Gezi olaylarında ağır yaralanması sonucu tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 269 gün sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan için Ereğli'de protesto eylemi gerçekleştirildi. Çeşitli bölgelerde toplanan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi ve Yüksekokul öğrencileri, Atatürk Anıtı önünde bir araya gelerek Berkin'in ölümüyle ilgili çeşitli sloganlar attı.  Eylem sırasında alana giren ve Ereğli Ülkü Ocaklarından geldikleri öğrenilen bir grup ile polis kısa süreli görüşme yaptı. Aynı sırada eyleme katılanlardan tepki gösterilmesi üzerine, ülkücü grup içinde yer alan Sertan Kuzu, eyleme destek amacıyla geldiklerini, Berkin için Fatiha okumak istediklerini söyledi. Bunun üzerine öğrencilere yanaşan grup, Fatiha okuduktan sonra alandan ayrıldı.Fakülte öğrencisi olduğu öğrenilen Yağmur Erkan, burada yaptığı konuşmada, Berkin Elvan'ın, Gezi Parkı eylemleri sırasında evine ekmek almaya gittiğini söyledi. Erken, Berkin'in Okmeydanı'ndan geçtiği sırada polisin attığı gaz fişeği ile başından yaralandığını hatırlatarak, 'Berkin Elvan bugün hayata gözlerini yumdu. 15 yaşında, 16 kilo olarak bizlere veda etti. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 269 gündür yaşam mücadelesi veren Berkin Elvan, 16 kiloya kadar düştü. Bizler çocukların oyun oynamasını istiyoruz, ölmesini değil. Çocuklar öldürülmemeli. Siyaseti unutun. Bizler vicdan azabımızı alıp buraya geldik. Bizler vicdanımızla buraya geldik. Hiçbir siyasi kuruluşun altında kalmadan, bağımsız bir biçimde burada, Berkin'i savunmaya geldik. Çocukları hatırlayın. Ekmek almaya giden çocukları. Onları bakkala göndermeyin. Bu ülke bakkala gidecek bir çocuğu bile öldürecek kadar zalimdir. Berkin Elvan ölmedi, ölmeyecektir.' dedi.Konuşmaların ardından Berkin için alkış tutuldu. Bu arada bazı öğrenciler beraberinde getirdikleri poşet içerisindeki ekmekleri alanın ortasına bıraktı. Polisin çevrede güvenlik oluşturduğu eylem bir süre daha atılan sloganların ardından olaysız sona erdi.TRABZONTrabzon Dayanışma Platformu çatısı altında toplanan sivil toplum örgütü temsilcilerinden oluşan yaklaşık 250 kişi, Atatürk Alanı'nda toplandı. Gösterinin başlangıcına CHP Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu da katıldı. Uzunsokak'tan yürüyerek Merkez Postane önüne gelen grup, hükümet aleyhine sloganlar attı. Grup, 'Hoşçakal Güzel Çocuk', 'Onların çocukları çalıyor, bizim çocuklarımız ölüyor', 'Milyon dolarları bir günde eritemeyenler Berkin'i eritti', 'Berkin uyanamadı, uyan Türkiye', 'Berkin sana söz, alamadığın ekmeği Bilal'e yedirmeyeceğiz' yazılı pankartlar taşıdı. Merkez Postane önünde yapılan basın açıklamasını okuyan Muhammet İkinci şunları söyledi:'Bugün kara bir sabaha uyandık. Berkin Elvan kardeşimizi kaybettik. Acımız sonsuz ve tarifsizdir. İktidarın faşizan baskılarının giderek yoğunlaşması, yaşam alanlarına müdühaleyi, tahammülsüzlüğü, kin ve nefreti slogan haline getirmesi sonucu patlak veren Gezi direnişinde yitirdiğimiz canlarımıza Berkin Elvan kardeşimiz de eklendi. Onların çocukları çalıyor, bizim çocuklarımız ekmek almaya giderken öldürülüyor. Onlar için kefen siyaset yapma aracı, bizim için hayatın çıplak yüzü. 14 yaşında vurulan bir çocuğu 15 yaşında toprağa veriyoruz. O 269 gün yoğun bakımda direndi. Berkin Elvan, Haziran direnişimizde yitirdiğimiz sekizinci canımız oldu. Onu vuranlar bulunamadı çünkü Berkin Elvan milyonları çalan iktidar partisi üyelerinin değil, emekçi çocuğuydu. Berkin Elvan'ı vuranları gizliyorlar çünkü AKP iktidarı için polisin çocukları vurması destan, hırsızları yakalaması darbe girişimidir. Berkin bugün onun arkasından derslerini boykot eden kardeşleriyle sokakları dolduran yüz binlerle ve onun acısını yüreğinin en derinlerinde hisseden milyonlarla sonsuz bir geleceği yürümeye devam edecektir.'  Yürüyüşün ardından dağılan grup Ak Parti seçim bürosunun önünden geçerken camlara vurup slogan atınca tartışma çıktı. Seçim bürosundan çıkan Ak Partililerle gruptaki CHP'liler kısa süre tartıştı, ancak gerginlik çevredekiler tarafından büyümeden önlendi.SAMSUNBerkin Elvan için Öğretmenevinde toplanan bir grup, İstiklal Caddesi'nden yürüyüşe geçti. Sloganlar atan grup, Ak Parti belediye başkan adaylarının seçim bürolarına ve reklam panolarına zarar verdi.Lise Caddesi'ni takip eden grup, Cumhuriyet Meydanı'ndan Ak Parti Samsun İl Başkanlığına yürümek istedi. Grup, çevik kuvvet ekipleri, TOMA ve panzerlerin kapattığı yoldan ilerlemek istedi. Polisin dağılın uyarısına uymayan, taş, pet şişe ve sopalarla saldıran gruba müdahale edildi.Çıkan olaylarda 20 kişi gözaltına alındı. Gruptakiler daha sonra ara sokaklara ve caddelere girerek dağıldı.KONYAKültürpark'ta bir araya gelen grup, 'Berkin Elvan ölümsüzdür' sloganları eşliğinde oturma eylemi yaptı. Burada bir süre, hükümet ve polis aleyhine sloganlar atan gruptakiler Gedavet Parkı'na doğru yürüyüşe geçti.Grubun Gedavet Parkı'na gidişi sırasında trafik bir süre aksadı. Burada bir süre sloganlar atan gruptakiler daha sonra dağıldı.ÇANAKKALEİskele Meydanı'nda sivil toplum kuruluşlarının üyeleriyle öğrencilerden oluşan kalabalık basın açıklaması yaptı.Daha sonra yürüyüşe geçen yaklaşık 3 bin kişi, İnönü Caddesi'ndeki Ak Parti seçim koordinasyon merkezine geldi. 'Katil Polis', 'Polis Simit Sat Onurlu Yaşa' ve 'Hükümet İstifa' sloganları atan grup, bir polis aracını sprey boya ile boyadı, seçim koordinasyon merkezine yumurta ve tuvalet kağıdı attı.Grup daha sonra aynı cadde üzerindeki emniyet müdürlüğünün binasının duvarlarına sprey boya ile yazılar yazdı. Buradan Ak Parti İl Başkanlığı binasına gelen gruptakiler slogan atarak İskele Meydanı'nı geçiçi bir süre trafiğe kapadı.Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı yürüyüşe CHP Çanakkale milletvekilleri Ali Sarıbaş ve Serdar Soydan ile Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan destek verdi.ESKİŞEHİRBerkin Elvan için protesto yapan ve yolu trafiğe kapatan gruba, polis müdahale etti.Yenibağlar Mahallesi Üniversite Caddesi'nde toplanan grup, yürüyerek Kurtuluş Mahallesi Yunusemre Caddesi'ne geldi. Bu sırada polis, gruba dağılmaları yönünde uyarı bulundu.Dağılmayan grup, yolda barikat kurup, polise taşlı, şişeli ve havai fişekli saldırıda bulundu. Bunun üzerine polis, tazyikli su ve biber gazıyla müdahalede bulundu. Göstericiler ara sokaklara dağıldı.AYDIN269 gün sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan Aydın’da da anıldı.Sevgi yolunda bir araya gelen grup, slogan atarak Adnan Menderes Bulvarı boyunca ellerinde meşale, pankart ve döviz ile slogan atarak yürüyüş yaptı. Yürüyüş sırasında bazı apartmanlarda vatandaşlar, gruba ışıklarını söndürerek bazıları da tencere çalarak destek verdi. Berkin Elvan için düzenlenen yürüyüş, Kent Meydanı’nda son buldu.Polisin geniş güvenlik önlemi aldığı protesto yürüyüşüne katılanlar hükümet aleyhine slogan attılar. Ak Parti Aydın il binası önünden geçerken yuh çeken grup, basın açıklamasının ardından olaysız şekilde dağıldı.GAZİANTEPGaziantep'te, Gezi olayları sırasında hayatını kaybeden 15 yaşındaki Berkin Elvan'ın ölümünü yaklaşık bin kişilik kalabalık tarafından protesto edildi. Gruptakui bazı kişilerin Ak Parti seçim bürosuna saldırmak istemesi üzerine müdaha eden polisle aralarında kısa süreli arbede yaşandı. .Gezi Parkı olayları sırasında başından yaralanan Berkin Elvan'ın 269 gün süren tedavi sonrası yaşamını yitirmesinin ardından Gaziantep Üniversitesi önünde toplanan yaklaşık bin kişilik kalabalık, sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti. '14 yaşında direnen, 15'inde bir kahraman olan çocuklarız', 'Ben lafa değil, cinayete bakarım', 'Berkin Elvan, kokar artık bütün ekmekler' yazılı pankartları taşıyan gruptakiler, sık sık 'Berkin'in katili AKP'nin polisi', 'Faşizme karşı omuz omuza' ve 'Berkin Elvan onurumuzdur' sloganları attı.Yürüyüşe katılan kalabalıktaki bazı kişiler, Karataş Mahallesi'ndeki Ak Parti seçim bürosuna saldırmak istedi. Seçim bürosundaki bayrak ve afişleri indirmek isteyen kişiler ile polis arasında kısa süreli arbede yaşandı. Arbedenin ardından bölgeye çevik kuvvet ekipleri takviye olarak gönderildi. Takviye kuvvetler, yürüyüş güzergahındaki siyasi partilerin seçim büroları önünde önlem aldı. Yaklaşık 2 kilometre yürüyüş yapan grup, tekrar Gaziantep Üniversitesi önünde gelip, olaysız şekilde dağıldı.MERSİNBerkin Evlan'ın ölümünü protesto etmek için saat 19.00 sıralarında ellerinde dövizlerle Forum Alışveriş ve Yaşam Merkezi önünde toplanan yaklaşık 2 bin kişi daha sonra Ak Parti Yenişehir İlçe binasına doğru yürüyüşe başladı. Gazi Mustafa Kemal Bulvarı'nı takiben Tulumba köprüsü kesimine ulaşan eylemci grubun önü parti binasına yaklaşık 150 metre kala Çevik Kuvvet polisi, panzer ve TOMA'lar tarafından kesildi. Grup burada Ak Parti binasına yürümekte ısrar edince polis araçlarından eylemin kanunsuz olduğu ve dağılmaları yönünde sürekli uyarı anonsları yapıldı. Ancak grubun içinden polislerin üzerine taş, yumurta ve havai fişeklerin atılması ve güvenlik güçlerinin de karşılık vermesiyle ortalık birden savaş alanına döndü. Eylemcilerle polisler arasında yaşanan kovalamacalar sonunda çok sayıda eylemci gözaltına alınırken, grubun parti binasına ulaşmaması için olay yerine takviye olarak gönderilen çok sayıda polis çevrede güvenlik önlemleri aldı.Polisin müdahalesiyle gruptakiler ara sokaklara kaçmaya başlarken, atılan taşlar nedeniyle de 2 polisin yaralandığı ve götürüldükleri Mersin Devlet Hastanesi'ne tedavi altına alındığı belirtildi. Halk Bankası ile Ak Parti'nin tüm seçim bürolarında polis yoğun güvenlik önlemi aldı.MUĞLABerkin Elvan için Muğla’da da protesto gösterisi düzenlendi.Sınırsızlık Meydanı'nda akşam saatlerinde bir araya gelen binlerce üniversite öğrencisi, çeşitli sloganlar attı. Daha sonra Cumhuriyet Meydanı'ndan hareket geçen kalabalık grup, Recai Güreli, Baki Ünlü, Hasan Ercan, Hasan Ali Yücel ve Cumhuriyet caddelerinde yürüyerek, 'Katil Erdoğan', 'Hükümet istifa', 'Muğla uyuma katillerden hesap sor', 'Katil polis hesap verecek' şeklinde sloganlar attı. Ardından Sınırsızlık Meydanı'na tekrar gelen grup, burada da sloganlar atmaya devam etti. Emniyet güçlerinin, Ak Parti Il Başkanlığı ve Ak Parti seçim bürolarında geniş güvenlik önlemleri aldığı gözlendi.UŞAKBelediye Meydanı'nda toplanan CHP, ÖDP, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Eğitim-Sen ve Uşak Barosu üyelerinden oluşan yaklaşık bin kişilik grup, ellerinde Türk Bayrağı, dövizler ve ekmeklerle Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Anıtı'na yürüdü. Polis ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aleyhinde sloganlar atarak ilerleyen grup, Atatürk Anıtı önünde durmayıp, Atapark'a yöneldi. İsmetpaşa Caddesi ve Orhan Dengiz Bulvarı grubun yürüyüşü nedeniyle trafiğe kapandı. Orhan Dengiz Bulvarı'nda gruptan bazı kişiler, elektrik direklerine bağlı olan Ak Parti bayraklarını kopardı.Grup adına Atapark'ta basın açıklaması yapan Eğitim Sen Uşak Şube Başkanı Burak Yavaş, 'Polisin attığı gaz bombası fişeğinin başına isabet etmesiyle ağır yaralanan Berkin Elvan, adına yakışır bir mücadele örneği sergiledi. Ülkenin her yanından yükselen 'Uyan Berkin' çığlığına 269 gün süren mücadelesi ile cevap vermeye çalışan küçük bedeni bu yorgunluğa daha fazla dayanamadı. Berkin Elvan, 269 gün boyunca hepimize 'Sadece benim uyanmam yetmez. Bu ülkedeki adaletsizlikten, hukuksuzluktan beslenen faşizan sisteme karşı halkın, hepimizin uyanması gerekir' mesajını vermiştir. Berkin'in yaşam mücadelesi ile verdiği bu mesajın gereğini yerine getirmek boynumuzun borcudur' dedi.Grup, basın açıklamasının ardından olaysız dağıldı.ANTALYAAntalya'da akşam saatlerinde Berkin Elvan için toplanan grupla polis arasında gerginlik yaşandı. Polisin TOMA ve biber gazıyla müdahale ettiği gruptakilerden bazıları ise polise havai fişek attı.Gezi Parkı eylemleri sırasında ekmek almaya giderken kafasına isabet eden biber gazı kapsülü nedeniyle 269 gün komada kaldıktan sonra Sabah saatlerinde hayatını kaybeden Berkin Elvan için öğle saatlerinde Akdeniz Üniversitesi'nde başlayan eylem, akşam saatlerinde Kazım Özalp Caddesi, ardından Cumhuriyet Meydanı'nda devam etti. Kapalı Yol girişinde toplanan yüzlerce kişi 'Berkin Elvan Ölümsüzdür' pankartları ve Berkin Elvan fotoğraflarıyla yürüdü. Cumhuriyet Meydanı'na doğru yapılan yürüyüş sırasında polisin yakın bölgelerde barikat kurduğunu gören grup, duruma tepki gösterdi.Sonrasında gruptan bazıları polise taş attı, bazıları da çevredeki dükkanlardan eline geçirdiği masa ve sandalyeleri fırlattı.Biber gazı kullanarak grubu dağıtmaya çalışan polis geri çekilmek zorunda kaldı. Grup daha sonra yürüyüşüne devam etti. Atılan taşlardan dolayı iki polisin hafif şekilde yaralandığı belirtildi. Gruptakilerden bazıları ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğraflarının bulunduğu billboardları karaladı, afişlerin üzerine 'Hırsız var', 'Katil var' diye yazdı.Cumhuriyet Meydanı'nda toplanan grup, burada eylemini sürdürdü. Hükümet ve polis aleyhine slogan atan gruba bir süre sonra polis müdahale etti. Gruptakilerden bazıları polise havai fişek attı. Polis ise TOMA'lar ve biber gazıyla gruba müdahale etti.BURDURBurdur'da bir grup, Berkin Elvan için oturma eylemi yaptı.Gezi olaylarında yaralanan ve bugün Sabah saatlerinde hayatını kaybeden Berkin Elvan'ın fotoğrafının bulunduğu afişe karanfiller koyan öğrenciler, Cumhuriyet Parkı girişinde oturma eylemi yaptı. Öğrenciler kaval eşliğinde ağıt yaktı. Fikir Kulübü Federasyonu öğrencileri tarafından düzenlenen oturma eyleminde CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç Yıldız da destek verdi. Oturma eyleminin devam ettiği öğrenildi.BİLECİKİstanbul'daki Gezi Parkı gösterileri sırasında yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Berkin Elvan için Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi öğrencileri eylem yaptı.Akşam saatlerinde Bilecik Şehitler Parkı önünde toplanan Bilecik Üniversitesi öğrencileri sağanak yağışın altında mum yakıp yerde oturan öğrenciler birçok pankart açtı.Bilecik Üniversitesi Şeyh Edebali Üniversitesi öğrencilerinden olan İslam Ergül, yaptığı konuşmasında ekmek almaya giderken polis gaz fişeği ile başından vurulan Berkin Elvan için toplandıklarını belirtti.Ergül, konuşmasının ardından gezi eylemleri sırasında ölen Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Abdullah Cömert ve Ethem Sarısülük'ün isimleri söylenerek, öğrenciler 'Burada' diye bağırdılar. Bazı öğrenciler göz yaşlarını tutamadılar.Öğrenciler eylemlerinden sonra Berkin Elvan'ın fotoğrafını çiçeklerin arasına koyarak, fotoğrafın yanına mum diktiler ve olaysız bir şekilde dağıldılar.AFYONKARAHİSARAfyonkarahisar'da bir grup, Gezi Parkı olaylarında yaralanan ve bugün hayatını kaybeden Berkin Elvan için eylem yaptı.Türkiye Liseliler Birliği (TLB) Afyonkarahisar Temsilciliği üyeleri, Merkez PTT binası önünde toplandı. Grup adına basın açıklamasını okuyan Zeren Alatepe, 269 günlük yaşam mücadelesini kaybeden Berkin Elvan'ın, acısının çok büyük olduğunu, Berkin Elvan'ı ölüme mahkum edenlerden hesabının sorulması gerektiğini söyledi. Alatepe, ayrıca Berkin Elvan'ın ölümünü protesto için bir süre derslere girmeyeceklerini de kaydetti. Grup açıklamanın ardından olaysız bir şekilde dağıldı.haberler.com
Üniversite Taban Puanları ve Bölümleri
2013-2014 yılında YGS ve sonrasına LYS'ye giren adayların en çok ihtiyacı olan bilgileri bu sayfamızda değerli üniversite adaylarına aktarıyoruz. İncelemek istediğiniz üniversitenin bağlantısına tıklayarak sitemizdeki bağlantılı sayfaya geçiş yapabilirsiniz. Kaynak: Üniversite Taban Puanları ve Bölümleri Avrasya Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Atılım Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Atatürk Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Abdullah Gül Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Artvin Çoruh Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Ardahan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Ankara Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Anadolu Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Amasya Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Aksaray Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Akdeniz Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Ahi Evran Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Afyon Kocatepe Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Adnan Menderes Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Adıyaman Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Acıbadem Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bülent Ecevit Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bursa Teknik Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bursa Orhangazi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bozok Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Boğaziçi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bitlis Eren Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bingöl Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bilkent Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bayburt Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Batman Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Başkent Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bartın Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Balıkesir Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Bahçeşehir Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Cumhuriyet Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Celal Bayar Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Canik Başarı Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Çukurova Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Çankırı Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Çankaya Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Çağ Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Düzce Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Dumlupınar Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Dokuz Eylül Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Doğuş Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Dicle Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Erzincan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Erciyes Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Ege Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Fırat Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Fatih Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Gümüşhane Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Giresun Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Gediz Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Gedik Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri GATA Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Gaziosmanpaşa Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Gazi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Gaziantep Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Galatasaray Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Erzurum Teknik Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Hitit Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Hasan Kalyoncu (Gazikent) Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Harran Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Haliç Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Hakkari Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Hacettepe Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Işık Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Iğdır Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İzmir Ekonomi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İzmir Üniversitesi 2014 Taban Puanları ve Bölümleri Yıldız Teknik Üniversitesi 2014 Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Ticaret Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Şehir Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Medipol Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Medeniyet Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Kültür Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Kavram MYO Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Gelişim Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Bilim Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Bilgi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Aydın Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Arel Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İstanbul Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri İnönü Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri KTO Karatay Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Koç Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kocaeli Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kilis 7 Aralık Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kırklareli Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kırıkkale Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kastamonu Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri (KTÜ) Karadeniz Teknik Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Karabük Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kafkas Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Kadir Has Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Muş Alparslan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Mustafa Kemal Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Sıtkı Koçman Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Mimar Sinan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Mevlana Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Mersin Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Melikşah Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Marmara Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Artuklu Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Maltepe Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Nişantaşı Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Niğde Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Nevşehir Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Necmettin Erbakan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Namık Kemal Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri ODTÜ Orta Doğu Teknik Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Özyeğin Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Piri Reis Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Pamukkale Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Süleyman Şah Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Süleyman Demirel Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Sinop Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Siirt Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Selçuk Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Sakarya Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Sabancı Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Şırnak Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Şifa Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Türk Hava Kurumu Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Turgut Özal Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Tunceli Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Trakya Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Toros Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri TED Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Uşak Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Uluslararası Balkan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Uluslararası Antalya Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Uludağ Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Ufuk Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Üsküdar Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Yüzüncü Yıl Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Yeni Yüzyıl Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Yeditepe Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Yalova Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Manas Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Yakın Doğu Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Lefke Avrupa Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Girne Amerikan Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri Zirve Üniversitesi Taban Puanları ve Bölümleri
Çerkesler Hakkında Yanlış Bilinenler
Yakın zaman da ulusal bir kanalda sokaktaki insanlara bu soru yöneltilmiş ve ilginç cevaplar alınmıştı.Türk olduklarından tutun da, kızları,yemekleri,dansları gibi ezbere yada alakasız birçok sözler edildi.150 yılı aşkın bu topraklarda yaşayan ,Osmanlı ve anadolu tarihinde önemli yeri olan bu halk hakkında neden bu kadar bilgisiz bu halk azçok tahmin edebiliyorum. Gelin kısa olarak yanlışlara ve bilinmeyenlere değinelim.1- ÇERKES, ADIGE HALKINA VERİLEN BİR İSİMDİR.Bugün Çerkes dediğimiz halk, ülkelerine verilen Çerkesya adı ;Kuzeybatı Kafkaslarda bir halkın ve ülkesinin adı olarak 13. y.y.’dan itibaren Avrupa,!!Ermeni,Gürcü,Arap,Pers,Türk!! ve diğer tarihi kaynaklarda ortaya çıkar. Genel olarak Avrupa ve Rus kaynaklarında ‘Çerkes’ adının kullanılması ise 13.- 18 y.y.lardır ve halen bu adlandırma devam etmektedir.Aynı zamanda yerli halk kendini değişmez bir şekilde Adıge olarak adlandırmıştır. Yani Çerkes adı bilinenin aksine Adıge halkını tarif etmektedir.Ülkemizde ise tüm Kuzeykafkas göçmenlerine Osmanlı döneminde ilk sürgün yıllarında ortak giyim kuşamları,gelenlerin büyük çoğunluğunun Adıge olması ve Çerkes adının popularitesi nedeniyle 'Çerkes' denmiştir ancak, birkaç yıl sonra bu tanım doğru anlamına kavuşmuştur.Çeçenler,Osetler,Abhazlar,Karaçaylar v.s. Çerkesler ile komşu,boydan boya değişen bir ortak kültür ve tarihe sahip halklardır ve kendi isimleri ile anılırlar.2- ŞEYH ŞAMİL ÇERKES DEĞİLDİR,TÜRK VE ÇEÇEN'DE DEĞİLDİR. Şamil, Kafkas-Rus savaşları dönemine damga vurmuş,Çerkeslerin özgürlükçü,devletçi savaşı aksine daha çok dini ve cihadçı anlayışı benimseyerek İslamı bayraklaştırarak Ruslara karşı din savaşı vermiş savaşçı bir kişiliktir,önderdir.Kendisi Dağıstan-Avar kökenlidir; Kafkas Avarları Türk değildirler,Çeçen de değildirler.Dilleri farklı bir halktır. Çeçenler ile adının anılmasının nedeni ise Şamil'in Rus yanlısı Dağıstan beylerine karşı çıkarak Çeçen halkının bağımsızlık savaşında onlara önderlik ettiği için Çeçenlerin Lideri olarak görülmüş olmasındandır.Çerkesler ile alakası ise gönderdiği Naiblerin İslamı yaymaya çalışması ve kısmen bundan  başarılı olup,bir kaç Çerkes kabilesini bu sefer İslam bayrağı altında ruslara karşı savaşmaya ikna etmesi ile alakalıdır.Bir kaç Çerkes kabilesi bu savaşlar da Şamilin Naibi Muhammed Emini önder kabul ederek Ruslara karşı bu sefer İslam bayrağı altında mücadele etmeye devam etmişlerdir.Aynı zaman da Şamil'in kız torunlarından Nefiset Şamil bir Çerkes(Adıge-Ubıh) paşası ile evlendiğinden Çerkesler ile akrabalık kurulmuştur.3- ÇERKES KIZI, ÇERKES TAVUĞU,CARİYELİK VE ÇERKES KÖLELİĞİ HAKKINDA: Çerkes adı 18-19 yüzyıllarda daha çok dönemin avrupalı kaynakların da masalsı,oryantalizme hizmet eden populer bir isim haline gelmişti. Çerkesya'ya gelen yabancı seyyahların ve diplomatların,komutanların anıları ve kitapları, dönemin gazetelerin de Çerkes kızları,Çerkes savaşçıları ve ülkesi hakkında çokça iltifat ve hayranlık ifadeleri ve anlatımlar yayınlanmıştır.Çerkes kızları soluk beyaz tenli,ince belli, uzun boylu ve dik duruşları ile bahsedilir olduğundan ; Çerkes adı bu özellikleri sahip insanlara,yemeklere dahi isim olarak konulmaya başlanmış, bir Çerkes modası meydana gelmiştir.Hatta ilgi çektiğinden ticari anlamda bir marka isim haline getirilmiştir. Bizim yemekler ile alakası olmayan Çerkes tavuğu olarak bilinen yemek bile bu beyaz, yumuşak, soluk görüntüsü sebebiyle Çerkes adı ile anılmıştır. Köle ticaretinin çok yoğun olduğu dönemlerden geçildi.Çerkes tüccarlar da bu avantajı kendi lehlerine kullanarak çeşitli bakım ürünleri ve eğitimle Çerkes kızlarına benzettikleri savaş ganimeti olan köle kızları dönemin köle pazarlarında yüksek fiyatlara 'Çerkes Kızı' adı ile satmışlardır. Çünkü o dönemler Çerkes adı marka olduğundan bu isimle anılan kızlar çok yüksek fiyata satılıyorlardı.Osmanlı sarayı gibi saraylara cariye olan kızlar bu türden kızlardı(Çakma Çerkeslerdi yani).Ancak herkes onları Çerkes olarak bilmekte, hatta çerkeslerin öz kızlarını sattıkları bile yazılmış,çizilmiştir..Oysa Osmanlı padişahlarına, Kırım hanlarına,Rus çarlarına eş olan,nikahlı eşleri olan soylu ailelerden Çerkes prensesleri hariç hiçbir cariye aslen Çerkes kökenli değildi.(Azda olsa Çerkes kökenli olanları, Çerkes Xabzesi sonucu cezaya çaptırılan ,ailesi sürgün edilen ,toplumdan dışlanan Çerkes ailelerinin kızları ve çocukları idiler,bunlar köle sınıfına düşürülerek köle pazarlarında satılmışlardır.)Bunun yanında kırım tatarları tarafından köylerden kaçırılan özgür Çerkes kızları ve erkek çocukları da olmuştur.Bu nedenle Tatar-Çerkes savaşları kafkas tarihinin önemli bir bölümünü teşkil eder.)- Mesela Kanuni sultan Süleymanın eşi Mahidevran Sultan Çerkes Prensi İdar Temruko'nun Kırım Giray Prensesi Nazcan Hatundan olma kızıdır.Padişahlar köle pazarlarından satın alınan kızlarla nikahlanmazlardı.Bunun gibi Çerkes prenslerinin kız ve erkek çocukları birçok hanlık,imparatorluk,beylik ve hanedanlığa gelin ve damat olmuş,böylece siyasi bağlar,akrabalık kurulmuştur.Şimdilik bu kadar değerli arkadaşlar, devam edeceğiz!NOT: Sizlerden ricam şudur. Bu ülkede yaşayan hiçbir halk birbirinden üstün değildir..Tanıdıkça herkesin güzelliklerinin farkına varacaksınız, bu ülke halklarının ne kadar da asil,soylu,savaşçı,özgürlükçü bir karaktere sahip olduğunu anlayacaksınız. bu anadolu bu boyun eğmez insanların göç ettiği, birleştiği , toplandığı bir coğrafyadır.Tarih bilimi eğer ilgili ve tarafsız olursanız sizler,bizler için çok önemli bir ilim dalıdır ve yaşadığımız coğrafyayı,kimliğimizi anlamamıza çok büyük yardımcı olacaktır.Saygılarımla,